T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2019/274 Esas
KARAR NO: 2025/1008
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVANIN İLK AÇILDIĞI TARİH: 30/12/2018
MAHKEMEMİZE TEVZİ TARİHİ: 30/09/2019
KARAR TARİHİ: 16/12/2025
----- Karar sayılı Yetkisizlik kararı üzerine davacı vekilinin talebiyle mahkememize tevzi edilen Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacılar vekilinin dava dilekçesinde özetle; Davacı ------ yaşında müşterek çocuk ---- gebe kaldığını, iyi bir uzman olarak kendisine anlatılan, doktor-------- başvurduğunu, gebeliğin en önemli aylarından biri olan 20. Haftada gebelik takibini bu doktora yaptırdığını, müşterek çocuk ---- ---- tarihinde down sendromlu olarak dünyaya geldiğini, davalı sigorta şirketinin kadın doğum uzmanı ----tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi tanzim ettiğini,---- gebeliğin 20. haftasında müşterek çocuk ---- down sendromlu olup olmadığını tespit edilecek ve tespiti halinde istenmeyen gebeliği sonlandırabilme imkanının müvekkile sunabilecekken davacıların bu seçenekten tıbbi özen eksikliği nedeniyle yararlanamadıklarını, küçük --------down sendromu nedeniyle %70 engel raporunun olduğunu, kalbi delik doğduğunu, aynı zamanda tiroit hastasi ve kalça çıkığından muzdarip olduğunu, hala tek başına beslenemediğini, altının bağlandığını, malesef konuşamadığını, davacı küçüğün sürekli doktor kontrolünde olup yaşamı boyunca sayısız ameliyat ve tedaviye maruz kalacağını, normalde çalışan annenin çalışma hayatını bırakıp özel bakıma muhtaç çocuğu yüzünden çalışamadığını, davanın 10 yıllık zamanaşımı süresine bağlı olduğunu, zarar görenin bizzat doktora başvurmadan doktorun bağlı olduğu sigortaya karşı maddi ve manevi zararların giderilmesi bakımından dava açabileceğini, takip yapan hekimlerin down sendromunun tespiti için ikili, üçlü, dörtlü, ense kalınlığı ölçümü gibi pretenal tarama testlerinin yapılması gerektiğini, risk belirlenen gebelikler için kesin tanının cbs veya amniosentez ile konulacağını, amniosentez işleminde kararı verecek olanın kendisine bilgi verilen ve aydınlatılan aile olduğunu, somut dava konusu gebelik takibi ve buna yönelik testler, tüm işlemlerin birer tıbbi müdahale olduğunu, aydınlatma yükümlülüğünün hekimin ana ödevlerinden birisi olduğunu, somut olayda gebelik takibi,testler, tahlil, muayene, ultrason, ve sair müdahalelerde benimsenen tanı çerçevesinde bir tıbbi müdahale olduğundan özellikle aydınlatma şartına tabi olduğunu, olayda hekimin hastasını aydınlatma özel yükümlülüğünü ihlali neticesinde davacıların tahliyeyi seçme ve gebeliği sonlandırma imkanlarının ellerinden alındığını, davacılar açısından doğacak çocuğun down sendromlu olarak doğacağını bilselerdi hamileliği sonlandırabileceklerini,------ özensiz davranışı neticesinde kendilerine yasal olarak tanınmış bu hakkı kullanamadıklarını, davacıların kişisel değerlerinde eksilmeler meydana geldiğini, davacı ----- sürekli iş göremezlik halinin bulunduğunu, belirtilen nedenlerle fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla müdahalelerde benimsenen tanı çerçevesinde bir tıbbi müdahale olduğundan özellikle aydınlatma şartına tabi olduğunu, olayda hekimin hastasını aydınlatma özel yükümlülüğünü ihlali neticesinde davacıların tahliyeyi seçme ve gebeliği sonlandırma imkanlarının ellerinden alındığını, davacılar açısından doğacak çocuğun down sendromlu olarak doğacağını bilselerdi hamileliği sonlandırabileceklerini,----- özensiz davranışı neticesinde kendilerine yasal olarak tanınmış bu hakkı kullanamadıklarını, davacıların kişisel değerlerinde eksilmeler meydana geldiğini, davacı ----- için sürekli iş göremezlik halinin bulunduğunu, belirtilen nedenlerle fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davacı küçük --- 1.000 TL iş göremezlik, bakıcı gideri ücreti, 50.000,00 TL manevi tazminat, davacı anne ve baba için 50.000,00 TL'er manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği görülmüştür. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Zaman aşımı süresinin 2 yıl olup, süresi içerisinde davanın açılmaması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, düzenlemeler karşılığında hekimlik uygulamasının gerçekleştiği tarih değil, hekimin kendisine yahut sigorta şirketine yönelik tazminat talebinde bulunulduğu tarihteki tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali mesuliyet poliçesi tarafından teminat alındığının anlaşılacağını, rizikonun gerçekleşme tarihinin doğru tespit edilebilmesi için davacıların davadan önce hekim -------- başvuruları olup olmadığının tespiti gerektiğini, sigortalı hekimin ve dolayısıyla davalı sigorta şirketin sorumluluğu için hukuki şartların oluşmadığını, davacı hastanın gebelik takip sürecine dahil olduğu aşamada yapılması gereken muayene, tetkik ve müdahalelerin güncel tıp kurallarına uygun olarak gerçekleştirildiğini, hekim uygulamalarında herhangi bir kusur ihmal ya da gecikme olmadığını, ortaya çıkan komplikasyonlardan sorumlu tutulamayacaklarını, gebelik sürecinin sadece sigortalı hekim ------ tarafından takip edilmediğinin davacı yan tarafından da ikrar edildiğini, hekimin tedavi sürecine dahil olduğu aşamanın dikkate alınması gerektiğini, tıbbi uygulama hatası bulunmadığını, günümüz koşullarında down sendromunun anne karnında iken tarama testleri ile kesin olarak tespitinin mümkün olmadığını, tarama testi pozitif olan tüm olgularda dahi hastalığın kesin olarak var olduğunun söylenemediğini, anne karnında down sendromunun tespit edilmesi halinde dahi fetüse müdahale imkanı bulunmadığını, ---- rapor alınmasının zorunlu olduğunu, talep edilen tazminatın haksız ve fahiş olduğunu beyan ederek, davanın ---- ihbarına ve reddine karar verilmesini talep etmiştir.İhbar olunana HMK 61 vd. maddeleri uyarınca ihbar olunana tebligat yapılmıştır.
SAFAHAT
------ Karar sayılı Yetkisizlik kararı üzerine davacı vekilinin talebiyle mahkememize tevzi edilerek iş bu esasa kaydedildiği görüldü.
Deliller
------ Hastanesine yazılan müzekkere cevabı dosya arasına alınmıştır.
------Devlet Hastanesine yazılan müzekkere cevabı dosya arasına alınmıştır.
-------Devlet Hastanesine yazılan müzekkere cevabı dosya arasına alınmıştır.
----- Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabı dosya arasına alınmıştır.
------- raporu dosyaya sunulmuştur.
Kadın doğum-perinatoloji-gebelik uzmanı bilirkişi, tıbbi genetik uzmanı bilirkişi, sağlık hukuku uzmanı, radyoloji uzmanı bilirkişi heyeti kök ve ek raporları dosyaya sunulmuştur.
Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe:
Dava, Tıbbi Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında, manevi tazminat ve HMK 107.maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak iş göremezlik tazminatı davasıdır.Mahkememizce dava dilekçesi, cevap dilekçesi, taraflarca dosyaya sunulan deliller ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirilmiştir.
Dosyada, davalı vekilinin zaman aşımı itirazı ön inceleme duruşmasında değerlendirilmiş, davanın süresinde açıldığı kabul edilerek yargılamaya devam olunmuştur.Davacı küçüğün maluliyetinin tespiti amacıyla --- müzekkere yazılmış, maluliyet raporu dosyaya sunulmuştur.Dosyada, aşamalarda aydınlatılmış onam yönünden rapor alınması amacıyla ara kararlar oluşturulmuş, dosya, kadın doğum-perinatoloji-gebelik uzmanı bilirkişi, tıbbi genetik uzmanı bilirkişi, sağlık hukuku uzmanı, radyoloji uzmanı bilirkişi heyetine tevdi edilmiş; ----- tarihli rapora göre, dosyada mevcut belge ve tibbi kayıtlara bakıldığında, sigortalı hekimin tıbbi müdahalelerinde herhangi bir ihmal ya da hata söz konusu olmayıp aksine tıbbi kayıtlardan sigortalı hekimin görevini güncel tıp standartlarına uygun ve eksiksiz gerçekleştirdiği, meydana geldiği iddia olunan zarar ile sigortalı hekimin fiilleri arasında illiyet bağı bulunmadığı, üstelik, --------sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere, doktor tarafından hastadan mutlaka yazılı bir onam belgesinin alınmasını zorunlu kılan ve bu konuda doktora bir yükümlülük öngören yasal bir düzenleme bulunmadığı, hastanın aydınlatılmasının sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebildiği, ----- kararında da isabetle kabul edildiği üzere, protokol defterine doktor tarafından düşülen kayıtlar aksi ispat edilebilecek karine niteliğinde olduğundan hastanın aydınlatıldığının ispatında delil niteliğinde olduğu, muayene dinamikleri ve mevcut muayenenin içeriği, ayrıca mevcut gebelik parametreleri açısından gerekli ya da elzem olup olmadığı davalı hekim tarafından değerlendirilmeyen/ değerlendirilemeyen ve dolayısı ile yapılmayan tanı testleri (amniosentez ve kordosentez) için onam belgesi alınma zorunluluğu da olmadığı, davacının imzalı aydınlatılmış onam belgesinin yokluğu ile down sendromlu varlığı arasında bir illiyet bağı bulunmadığı, davacının gebeliği ve doğum takibi sırasında sözü edilen hekimin bir kusuru ve özen eksikliği olmadığı rapor edilmiş olup, davacılar vekili tarafından sunulan itirazların değerlendirilmesi amacıyla aynı bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış, itirazlar irdelenerek sunulan ek rapora göre bilirkişilerin kök rapordaki görüş ve kanaatleri ile ek rapordaki görüş ve kanaatlerinin aynı olduğu rapor edilmiştir.------- karar sayılı ilamında: "...
İlk Derece Mahkemesince, her ne kadar --------raporunda doktorun açıkça kusurlu bulunmadığı yönünde rapor düzenlenmiş ise de hastayı takip eden doktorun kişiye sözel ya da yazılı olarak invaziv yöntem önerdiğine ilişkin dosyaya somut delil sunulamadığının anlaşıldığı, bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespiti için kesin tanı yöntemlerine başvurulması gerekmekte, ancak bu yöntemlerin de düşük gibi riskleri beraberinde getirmekte olduğunu, bu durumda hekimin, test sonucunda elde edilen verileri, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye açıklaması ve onu aydınlatması gerektiği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispat yükünün ise hekimde olduğu, sunulan deliller kapsamında sigortalı dava dışı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirdiğinin ispatlanamadığı, bilirkişi raporunda yapılan hesaplama sonucunda davacı küçüğün sürekli iş göremezlik yönünden 3.698.961,31 TL ve bakıcı gideri yönünden 4.426.941,90 TL tazminat bakıcı gideri talep edebileceği, sigortanın teminat limitinin 800.000,00 TL olduğu, buna göre maddi tazminat talebi yönünden davanın ıslah edilmiş haliyle tam kabulünün gerektiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın niteliği, iş göremezlik oranı, davacılarda oluşturduğu elem ve üzüntüye göre davacıların talep ettikleri manevi tazminat tutarlarının makul olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı---- için 760.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat ile davacı anne --- 10.000,00 TL ve baba ----- için 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
------Adliye Mahkemesince, yerel mahkemece verilen kararda usul, yasa ve dosya kapsamı yönlerinden herhangi bir aykırılığın bulunmadığı, davalı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.------ maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin karara yönelik davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2.Davacı çocuk ----------yönünden; Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12 nci maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir. Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünde (h) bendinde, İşbu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup Yaşama Hakkı başlıklı 10 uncu maddesinde, Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, Kişisel Bütünlüğün Korunması başlıklı 17 nci maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta down sendromlu doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “Hekim, zamanında aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmiş olsaydı ölümcül şekilde rahimden tahliye edilecektim, sağ olarak dünyaya gelmemle, hekimin ihmali arasında illiyet bağı bulunuyor" şeklinde tevil edilebilecek bir dava ile geriye dönük ötenazi isteminden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebinde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuk ------yararlanacağı şüphesizdir. Açıklanan bu hususlar doğrultusunda davacı çocuk hakkında kurulan hükmün bozulması gerekmiştir." belirtilmiştir.Yukarıda anılan içtihat uyarınca, davacı küçük-------- maddi ve manevi tazminat davası yönünden; Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12. maddesi, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmesinin ilgili maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, şayet hekim, zamanında aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmiş olsaydı, çocuğun ölümcül şekilde rahimden tahliye edileceği, bu durumda sağ olarak dünyaya gelmesi ile, hekimin ihmali arasında illiyet bağı bulunduğu şeklinde düşünülerek ve buna bağlı dava açılarak geriye dönük ötenazi isteminden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebinde hukuki yarar bulunmadığı, talebin sonuç olarak davacı küçüğün kişilik haklarını özellikle de yaşam hakkını ihlal ettiği kanaatinin Mahkememizde hasıl olduğu anlaşıldığından -16.12.2025 tarihli celsede, "dosyanın geldiği aşama, dosyanın kapsamı, alınan raporlar, rapora karşı tüm savunmaların yapılmış olması, mazeretlerin içeriği, yargılamada hedef sürenin ve usul ekonomisi ilkelerinin sağlanması, tarafların çoğu duruşmaya mazeret sunmuş olması ve ayrıca davanın basit yargılama usulüne tabi bir dava olması hususları bir bütün olarak değerlendirilerek taraf vekilleri ile ihbar olanan vekilinin mazeretlerinin vekil-müvekkil arasında sonuç doğurmak ve talik sebebi olmamak üzere kabulüne karar verilerek tefhim ile açık yargılamaya devam olundu." şeklinde ara karar kurularak tahkikat tamamlanmış olup- davacı küçük ----- maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar vermek gerekmiştir.Davacı küçük dışında diğer davacılar------- de manevi tazminat talebi mevcuttur.Manevi tazminat konusunda belirtmek gerekir ki; Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın "Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği" başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmıştır. Türk Borçlar Kanunu m. 56 gereği de; Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.Manevi tazminat sade bir ifade ile, zarar görenin kişilik değerlerinde iradesi dışında meydana gelen eksilmenin (manevi zararın) giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir----Manevi tazminatta zarar, kişinin iç huzuru ve manevi bütünlüğüne yapılan saldırının mecazi ifadesidir------Manevi tazminata hükmedilirken uygulamaya ------ (Belirtilmelidir ki; --- Birleştirme kararları konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcıdırlar, bkz: 2797 saıyılı Yargıtay kanunu m. 45;"İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda ------, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.)ilkeler ışık tutmaktadır. Manevi tazminat uygulamadaki yerleşen ilkeler ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları da gözetilerek, hakimin takdirinde bir husustur. Mahkemeler kanunen kendilerine tanınan takdir haklarını dikkatlı kullanmalıdırlar. Takdir yetkisi, kanun koyucunun bilerek ve isteyerek, yani bilinçli olarak bıraktığı kural-içi (intra legem) boşlukların; hukuk kurallarını uygulamakla yükümlü olanlarca, olaylardaki özelliklerle toplumdaki ahlâkî düşünceler, hukukun birliği, takdir yetkisini tanıyan kuralın amacı, sosyal adalet gibi hususlar göz önünde tutularak ferdîleştirilip doldurulması yetkisidir. Hukukî niteliği bakımından, MK. m. 4'de tanınmış olan bu yetki, kural-içi boşluğu doldurup doldurmamak bakımından yargıca bir --------vermemiş; tersine, bir ödev yüklemiştir. Gerçekten, MK. m. 4'e göre, «hâkim ... hükmeder». Bu ibareden ödev niteliği kolaylıkla anlaşılmaktadır. Şu halde, hakim, takdirle ilgili şartların gerçekleşmesi halinde, takdir yetkisini kullanmakla yükümlüdür. Aksi takdirde, hakkın dağıtımından kaçınmış olur------Mahkememiz anılan hususların da farkında olarak, dosyaya dönüldüğünde, aydınlatılmış onam yönünden rapor alınması amacıyla ara kararlar oluşturulduğu, sunulan bilirkişi heyet raporuna göre hekime atfedilecek bir kusurun tespit edilemediği, Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurlarının belirtildiği ve hukuka aykırılığın açıklandığı, sonuç olarak davacıların manevi tazminat taleplerinin şartları oluşmadığı kanaatinin Mahkememizde hasıl olduğu anlaşıldığından, diğer davacılar---- manevi tazminat davalarının reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı ----- maddi tazminat davasının REDDİNE,
2-Davacılar ----- manevi tazminat davalarının REDDİNE,
3-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 515,75 TL harcın mahsubu ile 99,65 TL harcın davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irad kaydına,
4-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
5-Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca ----- bütçesinden ödenen 1.360,00 TL arabuluculuk ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irad kaydına,
6-Maddi tazminat davası yönünden davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT 13/4 uyarınca 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ----- tahsili ile davalıya verilmesine,
7-Manevi tazminat davası yönünden davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT 10/3 uyarınca 45.0000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'den tahsili ile davalıya verilmesine,
8-Manevi tazminat davası yönünden davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT 10/3 uyarınca 45.0000,00 TL vekalet ücretinin davacı -----tahsili ile davalıya verilmesine,
9-Manevi tazminat davası yönünden davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT 10/3 uyarınca 45.0000,00 TL vekalet ücretinin davacı ---- tahsili ile davalıya verilmesine,
10-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
11-Karar kesinleştiğinde varsa bakiye gider avansının yatırana iadesine,
Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde----Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesi nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 16/12/2025