T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/813
KARAR NO : 2025/439
DAVA : Tazminat (Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 29/11/2023
KARAR TARİHİ : 15/05/2025
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ----- Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Tazminat (Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin 1996 yılından beri kendi araçlarıyla kazı ve hafriyat taşıma işleri yürüttüğünü, inşaat yapım, satım ve inşaat malzemelerini satış ve pazarlaması yaptığını, ------ davacı şirket'e 2012 Şubat ayında aralarındaki ticari ilişki nedeniyle 135.000,00-TL tutarında borçlandığını, ancak ----- borcunu ödemede temerrüde düşmesi nedeniyle davacı şirket tarafından 05.09.2012 tarihinde-----İcra Müdürlüğü'nün ----- Sayılı dosyasında ----- ve dava dışı ------karşı ilamsız icra takibi başlatıldığını, ilamsız icra takibine 135.000,00-TL asıl alacak ve 11.706,16-TL işlemiş faizi olmak üzere toplam 146.706,16-TL konu edilmiş ve takip kesinleştiğini, davalı şirket, 05.09.2012 tarihinde başlatılan ve kesinleşen takibe konu borcu 2023 yılına kadar değişik bahaneler ile ödemediğini, ---- İcra Müdürlüğü'nün ----- Sayılı dosyasında alınan 07.09.2023 tarihli kapak hesabına göre dosya borcu 385.293,08-TL tutarına ulaştığını, söz konusu dosya borcu davalı şirket tarafından 2023/Ağustos ve Eylül aylarında yapılan ödemelerle ödenmiş olup icra dosyasının Müdürlükçe 11.09.2023 tarihi itibarıyla infazen kapatılmasına karar verildiğini, davacı 135.000,00-TL asıl alacak ve 11.706,16-TL işlemiş faizi olmak üzere toplam 146.706,16-TL alacağı için 05.09.2012 tarihinde davalı şirkete karşı başlattığı ilamsız icra takibinin sonucunda yaklaşık 13 yıl sonra 385.293,08-TL alacağı tahsil edebildiğini, Müdürlükçe tahsil ve cezaevi harcı ile icra ücret-i vekaleti düşüldükten sonra müvekkil şirketin hesabına aktarılan ve ödenen tutar 345.677,08-TL olduğunu, munzam zarara ilişkin Anayasa Mahkemesi, ----- başvuru sayılı ve 16.03.2022 tarihli emsal kararında, yıllık enflasyon oranının faiz ile karşılanmayan kısmı bakımından mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirdiğini, Yargıtay -----. HD ve BAM dairelerinin değişik tarihte verdikleri kararlarda da munzam zarara ilişkin davaların kabul edildiği görüldüğünü, somut olayda 05.09.2012 tarihindeki 146.706,16-TL olan alacağına yaklaşık 13 yıl sonra 345.677,08-TL olarak kavuşan davacı şirketin takip dosyasında işleyen faizi aşan bir zarara uğradığı açıkça ortada olduğunu, borcun doğduğu 2012 yılından itibaren ödemenin yapıldığı 2023 yılına kadar olan döviz ve altın kurları ile enflasyon oranları genel olarak karşılaştırıldığında davacının faiz ile karşılanmayan munzam zararının doğduğu kanıtladığını, davacı şirket, 13.04.2011 tarihinde ---- model ----- markalı ---- tipindeki ----- plakalı çekici aracı 179.351,33-TL'ye alabilmişken günümüzde aynı nitelikleri taşıyan ------ model bir çekici aracın rayiç bedeli en az 3- 3.5 milyon-TL civarında olduğunu, davacı şirket, faaliyet alanıyla ilgili kullandığı araç (tır, otobüs), iş makinesi ve inşaat malzemeleri fiyatları karşılaştırıldığında da Müvekkil Şirket'in munzam zararının oluştuğu ortaya çıktığını, davacı şirketin -----. Sayılı dosyası kapsamında 2023 Eylül ayında tahsil ettiği (icra vekalet ücreti ve icra masrafları dahil) 385.293,08-TL alacağını aşan zararını (munzam zarar) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 122. Maddesi uyarınca davalı Şirket ----- tarafından tazmin edilmesini talep etme zorunluluğu hasıl olduğunu, davacı şirket tarafından davalı şirket aleyhine munzam zarara ilişkin alacak talepli olarak ----- Arabuluculuk Merkezi'ne 18.09.2023 tarihinde başvurulduğunu ve 02.10.2023 tarihinde görüşme sonucunda anlaşmama son tutanağı tanzim edildiğini, işbu dava bakımından dava şartı arabuluculuk yerine getirildiğini, izah edilen ve Mahkemece re'sen dikkate alınacak nedenlerle, alacağın miktarı belirlendiğinde arttırılmak kaydıyla şimdilik 1.000,00-TL munzam zararının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalı şirketten tahsili ile davacı şirkete verilmesine, harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEPDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın HMK.m.107 kapsamında belirsiz alacak olarak açılması hukuka aykırı olup davanın bu yönüyle usulden reddini talep ettiklerini, işbu davaya karşı zamanaşımı, yetki, görev ve hak düşürücü süreler yönünden itirazlarını da ileri sürdüklerini, ---- İcra Müdürlüğü'nün ------ Esas sayılı icra takip dosyası dayanağı olan 07.02.2012 tarihli 135.000,00 TL tutarlı banka havalesinin davacı tarafça, dava dışı ---- Şirketi ve davalı ----- Şirketinin kurduğu banka hesabına, 07.02.2012 tarihli banka havalesi ile cari hesabına mahsuben EFT işlemi ile gönderildiği görüldüğünü, ancak munzam zararın tahsili ile açılmış işbu davanın doğrudan davacı şirkete karşı açılması haksız ve hukuka aykırı olduğunu, adi ortaklıkların tüzel kişiliği bulunmadığını, tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklığa karşı açılacak davalarda adi ortaklığın taraf ehliyetinden bahsedilemeyeceğinden, adi ortaklığı oluşturan ortakların davaya taraf olması, uyuşmazlık konusu olan hak ve hukuki ilişki gereği birlikte hareket edilmesi zorunlu olan veya zorunlu olmamakla beraber birlikte hareket edilmesi mümkün olan haller; yani mecburi ve ihtiyari dava arkadaşlığından bahsedileceğini, adi ortaklığa karşı açılacak davaların konusunu elbirliği ile mülkiyet hakkının oluşturduğu hallerde davanın TBK 638/1 maddesi uyarınca, ortaklar, ortak mal üzerinde idare ve tasarruf yetkisine birlikte sahip olduklarından aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunan tüm ortaklara karşı açılması gerektiğini, davacının iddiaları ve dayanakları, munzam zararın ispatını karşılar nitelikte olmadığını, Yargıtay' ın emsal ve istikrar kazanmış içtihatlarına aykırı şekilde açılan bu davada munzam zararın dayandırıldığı gerekçeler hukuka aykırı ve mesnetsiz olup koşulları oluşmadığından munzam zarar taleplerinin açıklanan sebeplerle; öncelikle davanın usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise davacı şirket hakkında açılmış bulunan işbu davanın esastan reddine, davacı vekilinin haksız ve kötü niyetli olan dava konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER : Ticaret Sicil Kayıtları, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, ----- İcra Dairesinin ---- Esas sayılı dosyası, ----Asliye Ticaret Mahkemesi ----- Esas Sayılı Dosyası, Faturalar, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ, VAKIALAR, DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI:
Dava, 6098 Sayılı TBK'nin 122. maddesi uyarınca munzam (aşkın) zararın tahsili istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi yollamasıyla 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak başta zorunlu arabuluculuk olmak üzere dava şartları, taraf sıfatı, hak düşürücü süre gibi resen incelemeye tabi hukuki hususlar denetlerek ön inceleme duruşması icra edilmesine müteakip uyuşmazlık belirlenmiş ve dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığından bu kez sulh teşviki yapılmasına karşın duruşmada hazır bulunan davacı vekilinin beyanına göre tarafların sulh yolunu tercih etmediklerinin anlaşılması üzerine tahkikata geçilerek tahkikat işlemleri ve delillerin incelenmesi tamamlanmış, karar duruşmasına katılan davacı vekilininin son sözleri de dinlenip zapta yazılarak aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır. Dosyaya mübrez Arabuluculuk tutanağına göre de zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği ve anlaşmazlık üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Somut olaya geçmeden önce dava konusu olayın hukuki temeli ve uyuşmazlığın çözümüne etki edecek yasal düzenlemelere ve yargısal uygulamaya değinmekte yarar vardır.
6098 Sayılı TBK’nin 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (------. Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir.
Aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nin 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun------ Tarihli benzer uyuşmazlıkta verdiği emsal karar gerekçesinde işaret edildiği üzere; Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nin 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nin 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.
Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nin 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Mahkememizce davacı vekiline işbu konuda süre verilerek delillerin somutlaştırılması istense de davacı vekili tarafından dava dilekçesinde öne sürülen tezler ve talepler tekrarlanmakla yetinilmiştir. Bu itibarla; davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nin 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır.Yukarıdaki yapılan genel açıklamalar ve yapılan yargılama ışığında somut olaya baktığımızda; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Ne var ki ----- Asliye Ticaret Mahkemesinin ----- Esas sayılı dosyasından davalı-borçlu şirket tarafından hukuki bir hakkın kullanımı ve hak arama hürriyeti kapsamında iflas erteleme davası açıldığı, mahkemece önce şirket borca batık olduğu kabul edilerek iflas kararı verildiği, kararın anılan dosyada davacı, işbu dosyada davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine bozma kararır verildiği ve netice itibarıyla Mahkemenin ---- Esasına yeniden kaydedilen dosya üzerinden bu kez -----Karar sayılı ilamı ile iflas ertele talebinin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı asil müdahillerden biri tarafından temyiz başvurusu yapılması üzerine Yargıtay ------.Hukuk Dairesi tarafından 27/11/2019 tarihinde onanmıştır. Bu karara karşı karar düzeltme kanun yoluna başvurulmamamı nedeniyle karar 03/01/2020 tarihinde kesinleşmiştir. Davacının alacaklı olduğu-----İcra Müdürlüğünün ------ sayılı dosyası ise 11/09/2023 tarihinde davalı -borçlu şirket tarafından kendiliğinden infaz edilmiştir. Yukarıda anılan iflas erteleme davasına bankalar dahil birden çok alacaklı asli müdahil olmasına rağmen davacının bu yönde bir talebi olmadığı gibi icra dosyasında da iki borçlu şirket olduğu halde etkili icra işlemleri yapılmadığı görülmektedir. Davacı tarafın iddiasına göre davalı borçlu şirket tarafından borcun kendiliğinden ödenmesi gerektiği, ekonomik gücü olduğu halde kasten ödenmediğinin ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak öncelikle borçlunun yasal olarak borcu kendiliğinden ödemek gibi bir yükümlülüğü bulunmadığı bilinmekte olup, bu durumda alacaklıya kanun gereği verilen hak ve yetkiler bulunmaktadır. Bu hak ve yetkileri kullanıp kullanmamak ya da ne zaman ne şekilde kullanacağını belirlemek alacaklının uhdesindedir. Kaldı ki mezkur dosyada bankalar dahil birden çok asli müdahilin bulunduğu ve özellikle davacı/davalı şirket tarafından iflas erteme talep edilmesine rağmen mahkemece şirketin borca batık olduğu kabul edilerek önce iflas kararı verildiği, iflasa ve iflas kararına kanun yoluna başvurmak suretiyle direnen tarafın davalı -borçlu şirket olduğu görülmektedir. Bu durumda somut olayda davalının başka alacaklıları da olduğu halde iflası önlemeye çalıştığı, öne sürüldüğü gibi çeşitli bahaneler ile borcu ödemekten kaçındığı söylenemeyecektir. Öte yandan davacı taraf iddiasını temelde işleyen ve tahsil edilen temerrüt faizinin gerçek zararını karşılamadığı ve bu durumun mülkiyet hakkının ihlali olduğu olgularına dayandırmıştır. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada borcun tahsil edilinceye kadar geçen zamana göre, sadece ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir kişinin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. Dolayısıyla davacının iddiasının inşaat makine ve malzemeleri fiyatlarındaki değişime ilişkin verilen örneklerden de anlaşıldığı üzere doğrudan ülkemizdeki yıllara sari enflasyondan ve ekonomik dalgalanmalardan kaynaklandığı, bu iddia ve hesaba göre uyuşmazlığın çözümü için teknik bilgiye ihtiyaç bulunmadığı anlaşılmakla usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek görülmemiştir. Bilindiği üzere tanık ise, davada taraflar arasında çekişmeli olan, geçmişte meydana gelmiş olaylar ve durumlarda ilgili sahip olduğu bilgi ve algılarını mahkemeye aktaran kişidir. Tanık, sadece gördükleri ve duyduklarını aktarır; olayları yorumlayamaz. Bu minvalde tanık ile ispat için gösterilen vakıaların bir kısmının kayıtlara ve belgelere dayandığı, işbu dava konusu uyuşmazlık konusunun ise yukarıda açıklandığı gibi tanıklığa elverişli ve ihtiyaç olmayan herkesçe bilinen hususlar olduğundan çekişme konusu olmadığı açıkça tespit edildiği gibi uyuşmazlığın çözümüne hiçbir etkisi ve katkısı görülmediğinden her iki tarafça gösterilen tanıklar da dinlenmemiştir. Binaenaleyh, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında tahsil edilen temerrüt faizini aşan zararının, davacı tarafından kendi durumuna özgü şekilde ileri sürülmediğinden somut bulgu ve delillerle ispat edilemediği gibi edilemecek olması ve aynı zamanda davalının temerrütünün ve borcun ödenmemesinin yahut ödenememesinin yasadan ve içinde bulunulan hukuki ve ekonomik nedenlerden kaynaklandığı sonuç ve kanaatiyle davanın esastan reddine karar verilmiştir. (AY.9, 36 ,138, 141, TMK, 1/1, 6 , TBK, 122, 117/1, İİK,42 vd, TTK,16/1,18/2, HMK, 25/2, 26, 27/2/b, 29,30, 31,33, 107, 146, 187/1,2, 190, 194, 198, 240 vd 266/1, )-(Bkz; Yargıtay -----.HD.-----Yargıtay -----HD-----Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden aynı yasanın 326/1 maddesi gereğince aleyhinde hüküm verilen davacı taraf sorumlu tutulmuştur. Yine bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen dava şartı arabuluculuk ücretinin de taraflar toplantıya katıldığından az yukarıdaki esaslar çerçevesinde davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmiştir. Mamafih, temlik edilen miktar ve dava değeri miktar itibariyle karar tarihindeki kesinlik sınırının altında olmasına rağmen davanın HMK'nin 107.maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak açılması karşısında ; davanın alacak tam ve kesin olarak belirlenmeden ilk açıldığı bedel üzerinden tümden reddedilmiş olmasına göre muhtemel talep artırımı halinde dava değerinin her zaman kesinlik sınırını aşma ihtimali bulunduğu anlaşılmakla, kesinlik sınırının kamu düzenini ilgilendirmesi, hak arama hürriyeti, mahkemeye erişim hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı hususları gözetilerek istinaf kanun yolu açık bırakılmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Davanın REDDİNE,
2-)Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3-)Harçlar Kanunu gereğince her bir talep yönünden ayrı ayrı alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubuyla bakiye 345,55 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120.00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
5-)Davalı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/2 13/4 maddesi uyarınca hesap ve takdir edilen 1.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-)Davalı tarafından kendisini vekille temsil ettirmek dışında (HMK'nin 323/1/ğ) yapılmış başka yargılama gideri bulunmadığından işbu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
7-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, )
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle ---- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.