T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/338
KARAR NO : 2025/415
DAVA : Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 13/05/2022
KARAR TARİHİ : 09/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacılar ..., ---- (eski unvanı:------, her biri %10 oranında paya sahip olmak üzere toplamda %30 oranında pay sahibi olduklarını, davalıların şirkette 2014 yılı içerisinde görev yapan yönetim kurulu üyeleri olduklarını, davalı yönetim kurulu üyelerinin özensiz, tedbirsiz ve sadakat yükümüne aykırı yönetim anlayışları ve tasarrufları ile 3.000.000, TL sermayeye sahip olan şirketi 2014 faaliyet yılı içerisinde sermayesinin yaklaşık iki buçuk katı oranında, -7.272.462,68 TL zarara uğrattıklarını, böyle bir tablonun, ancak olağanüstü bir basiretsizlik ve tedbirsizliğin ya da kasıtlı olarak şirket malvarlığını eritme iradesinin bir sonucu olarak ortaya çıkabileceğini, davalıların bu tabloyu son derece bilinçli olarak yarattıklarını, üst düzey yöneticilerin kendilerine şirketten 1.906.255,37 TL tutarında ücret, prim, ikramiye gibi menfaatler sağladıklarını, 07.05.2018 tarihli Genel Kurul toplantısında şirketin sahip olduğu marka değerine sahip unvanının ise ------olarak değiştirildiğini, yönetim kurulu üyeleri olan pay sahiplerinin tüm hisselerini saman adam konumunda olan ----- devrettiğini, şirket merkezini de ------ ikamet ettiği ev olarak değiştirdiklerini; Müvekkilleri tarafından davalılar aleyhine davalıların şirketi uğratmış oldukları zararlar nedeniyle uğramış olduğu zararın tazmini ve şirkete ödenmesi talepli dava açıldığını, ------ Asliye Ticaret Mahkemesi 23.09.20207 ------sayılı kararında özetle; Her üç bilirkişi raporunda yapılan tespitler davalıların sorumlulukları yönünden birbirini desteklemekte olduğunu, davalı yöneticilerinin şirketin zarara uğramasında kusurlarının bulunduğunu, davalılardan ... ve ...'nun da şirket yöneticisi olarak sorumlu olduklarını, davalı yönetim kurulu üyeleri bakımından dış ilişkide bireysel indirim sebeplerinden yararlanma koşullarının oluşmadığı, davacı ortaklarca şirketin uğradığı zararın davalılardan tahsili ile şirkete ödenmesinin talep edilebileceğinin değerlendirildiğini, davacı tarafça dava 100.000, TL üzerinden açılmış olup zarar miktarı yönünden dava ıslah edilmediğinden dava değeri üzerinden davanın kabulüne, 100.000,- TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile dava dışı ------verilmesine dair hükmün tesis edildiğini; Müvekkilleri tarafından -----. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ------sayısı ile açılmış olan TTK m. 531 hükmüne dayanan şirketin haklı nedenle feshi istemli dava nedeniyle müvekkillerine ait payların mahkeme tarafından gerçek değerleri üzerinden şirket tarafından satın alınmasına karar verilmesi ihtimaline karşı davalı yönetim kurulu üyelerinin şirket malvarlığını tamamen eritme ve bitirme yoluna gittiklerini, haklı nedenle fesih davasını kabul eden şirketin ve yönetim kurulu üyelerinin vekili olan Av. ... tarafından davanın İlk Derece Mahkeme'sinde kabul edilmesine ve şirketin feshine karar verilmiş olmasına rağmen tamamen kötü niyetli olarak kararın istinaf edildiğini ve bu sayede kararın kesinleşmesinin ve tasfiye memurunun göreve başlamasının önüne geçildiğini; Davalı yönetim kurulu üyelerinin dava dışı ------ sözleşme süresi sonunda distribütörlük sözleşmesinin yenilenmeyeceğine ilişkin bildirimde bulunmasına karşın anılan firma yerine başka bir firmanın distribütörlüğünü/bayiliğini (temsilciliğini) alma yönünde hiçbir çalışma yapmadıklarını, hiçbir jeneratör üreticisine teklif götürmediklerini, şirketin ülke çapındaki yaygın satış ağının tamamıyla atıl kalarak ortadan kalkmasına neden olduklarını, şirketin 250 personeli, 120 üzerinde aracı, yurt çapında örgün yapılanmasının giderlerini 2014 yılında şirket üzerinde bırakırlarken, gelir sağlayıcı faaliyetlerini kendi diğer şirketleri üzerine aktardıklarını, sorumluluk davasında tespit edilen yıl sonundaki milyonlarca liralık mesnetsiz muhasebe kayıtları ile şirketi kendi şirketlerine borçlu hale getirdiklerini, şirketin yıllara sari yetişmiş tecrübeli ekibini bir günde tamamen kendi şirketlerine aktardıklarını, 2014 yılı sonunda tüm ekibin şirket ile ilişiğini kesip 2015 yılbaşı itibari ile kaydi olarak kendi şirketlerinde başlattıklarını, davalı yönetim kurulu üyelerinin şirketin yurt çapındaki irtibat bürosu ve şubelerini kapatıp tasfiye ederek başka bir firmanın distribütörlüğünün alınmasını fiilen imkânsız hale getirdiklerini, dava dışı ------ paylarının tamamının davalı yönetim kurulu üyelerine ait olduğunu, davalılar bir yandan “-----” markalı jeneratörleri yine tamamı kendilerine ait dava dışı ------ unvanlı bir başka firma üzerinden pazarlamaya devam etmekte bir yandan ise müvekkillerinin de ortağı bulunduğu ------- tamamen atıl ve ticaret yapamaz hale getirip erittiklerini, daha sonra şirketin unvanını dahi değiştirerek sonradan paylarının devredildiği ------ ikametgahına taşıdıklarını, dava dilekçesi ekinde yer alan 31 Mart 2012 tarihli Şirket Değerleme Raporunda; -----değerinin net aktif değeri yöntemine göre 412.332 TL, indirgenmiş nakit akımına göre 42.931.695 TL ve ortalama 43.344.028 TL olduğunun tespit edildiğini, işbu rapor göz önünde tutularak şirketin 2012 yılı itibariyle değerlendirilerek (indirgenmiş nakid akımı sistemine göre) değerinin bulunması ve şirketin %30 una sahip müvekkillerin hisselerinin değerinin tespitini talep ettiklerini, tespit edilecek bu meblağın müvekkillerinin doğrudan zararı olduğunu, bu zararı planlı ve kasıtlı olarak yaratan yönetim kurulu üyelerinin doğrudan müteselsilen sorumlu olduklarını, arabuluculuk sürecinde uzlaşma sağlanamadığını belirterek davalıların ----- içini boşaltarak müvekkillerine ait payların davalıların planlı ve kasıtlı olarak Şirketin faaliyetini sona erdirerek ve içini boşaltarak değerini sıfırlanması sebebiyle müvekkillerin %30 payının eritilmesi sonucu meydana gelen doğrudan zararın tespitine, HMK m.107/f.1'e dayanan belirsiz alacak davası kapsamında şimdilik 10.000,- TL'nin haksız eylemlerin meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek ticari faiziyle davalılardan müteselsilen tahsili ile müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep ettikleri görülmüştür.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacıların ----- Asliye Ticaret Mahkemesi'nin -----ve -----Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ------ Esas sayılı dosyalarından, aynı konuda dava açtıklarını,----Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ------. sayılı dosyasından açılan davanın kabulüne karar verildiğini, karara karşı istinaf yoluna başvurulduğunu, dosyanın halen ----- Bölge Adliye Mahkemesi ---Hukuk Dairesi'nin ------. sayısında istinaf incelemesinde bulunduğundan davacılar tarafından açılan davanın derdest bulunması sebebiyle davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davacılar tarafından aynı gerekçelerle------ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin------sayılı dosyasından dava açıldığını, yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verildiğini, davacılar tarafından istinaf başvurusu yapıldığını, dosyanın ----- Bölge Adliye Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı dosyası ile incelendiğini, davacılar tarafından açılan davanın, bu dava ile de derdest bulunduğundan derdestlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, Açılan davanın Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu davası olduğunu, bu hususun TTK.m.549-561 arasında düzenlenmiş bulunduğundan söz konusu davaya ilişkin öncelikle yasanın söz konusu hükümlerinin esas alınması suretiyle değerlendirme cihetine gidilmesinin gerekli olacağını, TTK.m.560 hükmüne göre; “Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” Davacılar tarafından----.ATM.------. sayılı davasının 05.08.2015 tarihinde açıldığını, davada ileri sürülen hususların aynı içerikte olduğu dikkate alındığında zarar iddialarına en geç bu tarihte muttali oldukları hususunun tartışmasız olduğunu, davacıların iddialarının 2014 yılına ilişkin iddialar olduğu da dikkate alındığında yasanın öngördüğü 5 yıllık süre de dolmuş olduğundan işin esasına girilmeksizin davanın zaman aşımı sebebiyle reddine karar verilmesinin gerektiğini, Açılan davada ..., ..., ..., ... ve ... dışındaki davalıların davalı taraf sıfatları bulunmadığını, isimleri yazılı olan davalılar dışındaki davalıların 2014 faaliyet dönemi içinde ve her hangi bir zaman diliminde ------YK üyesi olarak görev yapmadıklarından isimleri yazılı davalılar dışındaki davalılar aleyhine açılan davanın davalı taraf ehliyetinin bulunmaması sebebiyle reddine karar verilmesinin gerektiğini; TK.m.553/1 hükmü gereğince; “Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler.” davacıların karar altına alınması muhtemel tazminat tutarının kendilerine ödenmesi yönündeki taleplerinin kabulüne olanak bulunmadığını, davacıların mahkemeden yerine getirilmesi hukuken olanaksız bir talebi İleri sürmüş olmaları sebebiyle de davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, A.Ş.'lerde Yönetim Kurulu üyesinin sorumluluğunun kusur sorumluluğu olduğunu, davacı vekili tarafından ısrarla (daha önceki davalarda da bu husus tartışıldığı halde) 6012 sayılı yasanın eski metni yasanın mevcut hali gibi sunulduğunu, TTK.m.553/1 yürürlükte bulunan hükmünün; “Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (...) hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.” şeklinde olduğunu, kusursuzluğun ispatı değil, doğan zarara Yönetim Kurulu Üyelerinin kusurları ile sebebiyet verdiklerinin ispatının gerektiğini, Yönetim Kurulu üyelerinin sorumluluğunun kusurlu sorumluluk olması sebebiyle zarar bulunması halinde hangi yönetim kurulu üyesinin hangi kusurlu eyleminin hangi zararı ortaya çıkarmış olduğunun ayrıntılı olarak tespitinin gerektiğini, TTK.m.557/1 hükmü gereğince; “Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur.” yasa hükmünde de belirtildiği gibi her bir yönetim kurulu üyesinin ancak zararın kendisine yüklenebileceği ölçüde (zararın olması halinde) sorumlu tutulabileceğinden Yönetim Kurulu üyesi olan davalılar bazında da; YK'da bulunan yönetim kurulu üyesinin zarar doğması halinde, bu zararın doğumunda etkili olabilecek yetkiye ve sorumluluğa sahip olması, zararın doğduğu zaman diliminde görevli olması gerektiğini, şirketin 2014 yılındaki Yönetim Kurulu Üyeleri ve Görev sürelerinin: ... 03.01.2013-03.07.2014, ... 01.04.2010-06.12.2014, ... 01.04.2010 yıl sonuna kadar, ... 01.04.2010 yıl sonuna kadar, ... 01.04.2010 yıl sonuna kadar olduğunu, Yönetim Kurulu üyelerinden ...'un bağımsız yönetim kurulu üyesi olduğunu, imza yetkisinin bulunmadığından her hangi bir zarar bulunsa bile doğumuna katkı sağlamasının olanaksız olduğunu, ...'un ------ hissedar olmadığı gibi dava dilekçesinde “Başkaca Şirketler” olarak ifade edilen hiçbir şirkette de ortaklığının bulunmadığından şirketi kendi menfaatine zarara uğratmasının fiilen olanaksız olduğunu, davalılardan ...'nun da ------ ile dava dilekçesinde “Başkaca şirketler” olarak ifade edilen şirketlerde ortaklığı bulunmadığından davacılar aleyhine ve kendi menfaatine işlem gerçekleştirmesinin fiilen olanaksız olduğundan davalı ... ve ...'nun mevcut olsa bile her hangi bir zarardan sorumlu tutulmalarına olanak bulunmadığını; Davalıların 2014 yılı faaliyet dönemine ilişkin yapılan Genel Kurul'da oy hakkına sahip olanlarca ibra edildiklerini, davacıların dava açma haklarının bulunabilmesi için ibraya ilişkin oylamada olumsuz oy kullanmış olmalarının şart olduğunu, davacıların ibraya ilişkin oylamada olumsuz oy kullandıkları hususu tutanak ile sabit olmadığından dava açma ehliyetlerinin de bulunmadığını,-----yıllar itibariyle zarara uğramasına ve gelir kaybına uğramasına davacıların tutum ve davranışlarının sebep olduğunu, 2012 yılından itibaren şirkete karşı açılan haksız ve hukuka aykırılıkları mahkeme kararları ile sabit davalar sebebiyle şirketin piyasa ve banka/müşteri/tedarikçi ve çalışanlar nezdindeki itibarının zedelendiğini, davacıların piyasada yaptığı ve daha önce haksız rekabet şikayetine konu yapılan karalama kampanyaları gibi faaliyetleri sebebiyle şirketin iş yapamaz hale geldiğini, davacıların şirketle işlem ve rekabet yasaklarının devam ettiği (YK üyesi olmaları sebebiyle) dönemde, şirketle rekabet oluşturacak şekilde ----- isimli firmayı kurduklarını, şirketin kilit personelini ve müşteri portföyünü bu şirkete zaman dilimi içinde aktardıklarını, davacıların daha önceki davalarda da ileri sürdüğü YK üyelerine 1.906.255,37 TL menfaat sağlandığı yönündeki iddianın tamamen gerçek dışı olduğunu, bu tutarın YK üyelerine ödenen tutar olmadığını, şirkette mevcut üst düzey yöneticilere ödenmiş olan tutar olduğunu, YK üyesi ...'ya yapılan ödemelerin de YK üyeliği sebebiyle değil aynı zamanda şirketin Genel Müdürü olarak ve profesyonel çalışan olması sebebiyle yapılan ödemeler olduğunu, 2014 yılında genel giderlerin bir önceki yıla göre fahiş artmasının da söz konusu olmadığını, toplam 1.504.738,49.-TL. (2013 yılına göre %18) artış 2014 yılı içinde daha önceki yıllar harcama kalemlerinde bulunmayan veya çok daha az olan ödemelerin yapılmasından kaynaklandığını, neticeten davanın zaman aşımı nedeniyle reddine, davanın derdestlik nedeniyle reddine, davanın davalılar ..., ..., ..., ...------ 2014 faaliyet döneminde YK üyesi olmamaları sebebiyle davalı taraf sıfatı yokluğu sebebiyle reddine, davanın davalı ...'un bağımsız YK üyesi olması ve icraya yönelik yetkilerinin bulunmaması sebebiyle, davalı taraf sıfatı yokluğundan reddine, davacıların hukuken mümkün olmamasına karşın tazminat tutarının kendilerine ödenmesi yönünde talepte bulunmuş olmaları daha sonra neticei talebin değiştirilmesinin de mümkün bulunmaması sebebiyle talebin kabulünün mümkün bulunmaması/talep edilebilir olmama sebebiyle davanın reddine, işin esasına girilmesi halinde davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile yargılama vekalet ücretinin müteselsilen davacılara yüklenmesine karar verilmesini talep ettikleri görülmüştür.
DELİLLER:
-----Asliye Ticaret Mahkemesi -----sayılı dosyası, ----- Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ----- sayılı dosyası,----Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ------ sayılı dosyası, ticaret sicil kayıtları, SGK ve Vergi Dairesi müzekkere cevapları, Bilirkişi incelemesi.
-----Asliye Ticaret Mahkemesi-----sayılı dosyasının incelenmesinde; davanın 05/08/2015 tarihinde Anonim Şirket Yöneticileri hakkında açılmış sorumluluk davası olduğu ve işbu davada talep edilen tazminatın şirkete ödenmesinin talep edildiği, davanın kabulüne karar verildiği, verilen kararın istinaf edildiği ve ilgili istinaf dairesince istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği görülmüştür.-----Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ----. Sayılı dosyasının incelenmesinde; ----Asliye Ticaret Mahkemesi'nin -----sayılı dosyasının incelenmesinde; davanın 31/10/2014 tarihinde ikame edildiği, dava dilekçesi içeriğinin incelenmesinde yine 2011-2014 yılları arasında davalı yönetim kurulu üyelerinin şirkete verdiği zararın tespiti ile hesaplanacak tazminatın şirkete ödenmesinin talep edildiği, davanın reddine karar verildiği, verilen kararın istinaf edildiği ve ilgili istinaf dairesince istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği görülmüştür.
------- Ticaret Sicili Müdürlüğü’nün 26.05.2022 tarihli müzekkere cevabının incelenmesinde; ------sicil numaralı 3.000.000,- TL sermayeli ------ana sözleşmesinin 21.12.1995 tarihinde tescil edildiğini,------ Yönetim Kurulu Başkanı ve münferiden yetkili olduğunu, eski unvanlarının ------olduğunu, son tescilinin 03.03.2022 tarihinde yaptırıldığını bildirdiği görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, şirket yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.
Arabuluculuk dava şartı bakımından yapılan değerlendirmede;
Dosyaya ibraz edilen Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağının incelenmesinde; -----Arabuluculuk Bürosu, ----- arabuluculuk numarası ile yapılan başvurunun taraflarla ilgili olduğu, tarafların görüşmeye katıldığı ve fakat anlaşma sağlanamadığından 13/12/2021 tarihli son tutanağın düzenlendiği, bu haliyle arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş olduğu görülmüştür.
Derdestlik itirazının değerlendirilmesinde;
-----Asliye Ticaret Mahkemesi -----sayılı dosyasının incelenmesinde; Davanın Anonim Şirket Yöneticileri hakkında açılmış sorumluluk davası olduğu ve işbu davada talep edilen tazminatın şirkete ödenmesinin talep edildiği, bu haliyle huzurdaki dava ile işbu davanın neticei talebi aynı olmadığından derdestlik itirazı yerinde görülmemiştir.
----.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ----- sayılı dosyasının incelenmesinde; davanın 2011-2014 yılları arasında davalı yönetim kurulu üyelerinin şirkete verdiği zararın tespiti ile hesaplanacak tazminatın şirkete ödenmesi talebi ile ikame edildiği, bu haliyle huzurdaki dava ile işbu davanın neticei talebi aynı olmadığından derdestlik itirazı yerinde görülmemiştir.
Husumete ilişkin itirazların değerlendirilmesinde;
Huzurdaki davanın yönetim kurulu üyelerinin ----- 2014 faaliyet dönemi içinde verdikleri kararlar nedeniyle şirketin zarara uğramasına neden oldukları gerekçesi ile davacı şirket ortakları nezdinde doğrudan meydana gelen zararın tazmini talebine ilişkin olduğu, ancak davalılar arasında yer alan ..., ..., ..., ... ve ... ın zarara sebebiyet verdiği iddia edilen kararların alındığı zaman diliminde dava dışı şirkette yönetim kurulu üyesi olarak yer almadıkları anlaşılmakla işbu davalılar bakımından davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Zamanaşımı define ilişkin yapılan değerlendirmede;
Davacıların 2011 yılında yönetim kurulunda yer aldıkları, 2012 ve sonrasında yönetimde yer almadığı, ------ 2014 yılı içerisinde görev yaptığı iddia edilen davalı yönetim kurulu üyelerinin özensiz, tedbirsiz ve sadakat yükümlülüğüne aykırı yönetim anlayışları ve tasarrufları nedeniyle şirketin zarara uğradığı, buna bağlı olarak davacı şirket ortaklarının doğrudan zararının oluştuğu, işbu zararın oluşmasında davalı yönetim kurulu üyelerinin planlı ve kasıtlı eylemlerinin neden olduğu, bu nedenle oluşan zarardan davalıların doğrudan ve müteselsilen sorumlu oldukları iddiası ile oluşan zararın tazmini talebi ile huzurdaki davanın ikame edildiği görülmüştür.
----- BAM ---- HD ------ sayılı ilamı; "...şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).
Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.Doğrudan doğruya zarar, şirket ortaklarının ve alacaklıların yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradıkları zarardır. Şirketin ortakları ve alacaklıları, ortaklık zarar görmeden de bir zarara uğrayabilirler. İşte ortaklık malvarlığında herhangi bir azalma meydana gelmeden ortağın ve alacaklının malvarlığında meydana gelen azalmaya anonim şirketler hukukunda doğrudan zarar denilmekte ve bu durumda pay sahibine hükmedilecek tazminatın kendisine ödenmesi talebiyle dava açma imkanı tanınmaktadır. Ortakların veya alacaklıların doğrudan doğruya zararı, yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda bu kimselerin ferdi ve hususi haklarının ihlali şeklinde ortaya çıkar.
Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.
Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır.
...
... bu zarar davacı şirket ortağının yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradığı bir zarar olduğundan doğrudan zarar niteliğindedir. Bu zarardan davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olduğu ve davacının zararı özel denetçi raporu ile öğrendiğinin kabulü gerekir. TTK'nın 560. maddesinde Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar..." Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacıların huzurdaki dava ile ileri sürdükleri tazminat taleplerinin yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradıkları zarara ilişkin olduğu, bu haliyle şirket ortağı olan davacıların mahkemece yapılacak inceleme neticesinde tespit edilmesi halinde oluşan doğrudan zararlarının tazminini talep hakkına sahip oldukları, ancak işbu zarar kalemlerinin oluşup oluşmadığına ilişkin bilirkişi incelemesi yapılmasından evvel değerlendirilmesi gereken öncelikli hususun davalı tarafın zamanaşımı defi olduğu görülmüştür.
Buna göre;----Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ----- Esas sayılı davanın 05/08/2015 tarihinde ve -----Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ----- Esas sayılı dosyasının 31/10/2014 tarihinde ikame edildiği, işbu dava dosyalarındaki bir kısım davalıların ve talebe konu olayların huzurdaki dava dosyası ile müşterek olduğu, huzurdaki davanın neticei talep kısmı ile diğer davalardan ayrıldığı, davacıların dava konusu eylemlere en azından mezkur davaların açıldığı tarih itibariyle muttali oldukları, davalıların sorumlu oldukları iddia edilen eylemlerinin şirketin 2014 yılı faaliyet döneminde alınan kararlara ilişkin olduğu, huzurdaki davanın ise 13/05/2022 tarihinde ikame edildiği, bu haliyle TTK m. 560 gereği 2 ve 5 yıllık zamanaşımı sürelerinin huzurdaki davada dava tarihi itibariyle dolduğu anlaşılmakla zamanaşımına uğrayan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.
Reddi hakim talebine ilişkin yapılan değerlendirmede;
Davacı vekili tarafından 13/03/2025 tarihli dilekçe ile reddi hakim talebinde bulunulduğu, mahkememizce tesis edilen aynı tarihli mütalaa evrakı ile özetle, "... yargılama süresince mahkememizce yapılan tüm işlemlerin yasal ve yargısal uygulamalara uygun ve tamamen dosya kapsamına ve vicdani kanıya uygun olarak yürütüldüğü, hakimin reddi talebi dosyanın taraflarına tanınmış yasal bir hak olup her hak gibi yasalara ve özellikle dürüstlük kuralına uygun olarak kullanılması gerektiği, davacı vekili tarafından sunulan reddi hakim dilekçesinde yer verilen iddiaların soyut ve temelsiz olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin talebinin, HMK 41/1-b maddesi gereği geri çevrilmesine,..." gerekçesi ile talebin geri çevrilmesine esas hükümle birlikte istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Yargılama giderleri bakımından yapılan değerlendirmede;
6100 sayılı HMK'nin 331/1, 332/1 maddeleri gereğince aynı yasanın 323.maddesinde sayılan yargılama giderlerinin, davanın red edilmiş olması nedeniyle HMK m. 326 gereği davacı taraftan tahsili ile davalı tarafa ödenmesine karar verilmiştir.
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yine davanın red edilmiş olması nedeniyle hazineye gelir kaydedilmek üzere davacı taraftan tahsiline karar verilmiştir.
Yasa yolu bakımından yapılan değerlendirmede;
Karar tarihi itibariyle dava değeri miktar itibariyle kesinlik sınırının altında olmasına rağmen, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması karşısında; davanın alacak tam ve kesin olarak belirlenmeden ilk açıldığı bedel üzerinden tümden reddedilmiş olmasına göre muhtemel talep artırımı halinde dava değerinin her zaman kesinlik sınırını aşma ihtimali bulunduğu anlaşılmakla, kesinlik sınırının kamu düzenini ilgilendirmesi, hak arama hürriyeti ve hukuki dinlenilme hakkı da gözetilerek istinaf kanun yolu açık bırakılmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın ..., ..., ..., ... ve ... bakımından zamanaşımı nedeniyle, diğer davalılar bakımından pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,
2-Alınması gereken karar ve ilam harcı 615,40 TL olmakla baştan alınan 170,78 TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 444,62 TL nin davacı taraftan tahsili ile hazineye irad kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalılar tarafından yapılan 265,00 TL yargılama giderinin davacılardan tahsili ile davalılara ödenmesine,
5-Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 3/2, 13/2 maddeleri uyarınca hesaplanan 10.000,00 TL nispi vekalet ücretinın davacılardan tahsili ile davalılara ödenmesine,
6-Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.440,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına,) Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle; ------ Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. E-duruşmaya son verildi.