T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/231
KARAR NO : 2025/437
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ : 14/04/2021
KARAR TARİHİ : 15/05/2025
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ------. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ----, küçük ------ annesi olduğunu, gebelik takibi dava dışı Dr. ----- tarafından yapıldığını, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi 13/08/2020-13/08/2021 tarihlerinde geçerli olmak üzere ----- no. ile davalı ------ Şirketi tarafından düzenlendiğini, sigortalı doktorun, gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük ------ down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, down sendromu gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtay kararlarında çok kesin bir şekilde down sendromu teşhis yöntemleri konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağının tartışmasız olarak vurgulandığını, arabuluculuk görüşmelerinde de tarafların anlaşmaya varamadığını, arz edilen nedenlerle fazlaya dair talep ve dava hakkı mahfuz kalmak kaydıyla, küçük ------- için 430.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, 40.000 TL manevi tazminat, davacı ----- (anne) için 20.000 TL manevi tazminat, davacı ----- (baba) için 20.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 510.000 TL tazminatın davalıya başvuru tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının iddialarının hem usul hem esas yönünden dayanaksız olduğu ve davanın reddini talep ettiklerini, dava dilekçesinde öncelikle, davacının dayandığı delillerin kendilerine tebliğ edilmediği belirtildiğini ve başta ikili-dörtlü tarama testleri olmak üzere tüm belgelerin tebliği istendiğini, sigorta korumasının kapsamı ve süresi bakımından, hekimin poliçesinin geçerlilik durumu netleştirilmeksizin dava açıldığı belirtildiğini, bu bağlamda hekimin olay tarihinde geçerli bir sigorta poliçesi olup olmadığının TRAMER (SBM) üzerinden araştırılması talep edildiğini, davacı dilekçesinde olayın nasıl geliştiği, hangi tarihlerde hangi hekimlere başvurulduğu gibi önemli bilgiler eksik bırakıldığını, bu nedenle sigortalı hekime davanın ihbar edilmesi gerektiği ileri sürüldüğünü, gebelik sürecinin uzunluğu ve bu süreçte farklı hastanelerde farklı hekimlerin görev alabileceği dikkate alındığında, davacının gebeliğinin hangi aşamasında sigortalı hekime başvurduğunun netleştirilmesi gerektiği ifade edildiğini, sigortalı hekimin takip ettiği dönemde tüm testlerin eksiksiz yapıldığı, mevcut tıbbi imkanlarla down sendromunun %100 tespitinin mümkün olmadığı, ayrıca düşük riskli gruplarda invazif testlerin (amniyosentez, CVS vb.) yapılmasının tıbben uygun olmadığı vurgulandığını, bu tür işlemler yüksek risk içeren cerrahi müdahaleler olduğunu ve ancak ciddi endikasyon halinde perinatologlar tarafından uygulanabileceğini, her hastaya rutin olarak yapılamayacak bu işlemler için hastanın sevk edildiği merkezde muayeneye gitmesi ve sürece aktif katılması gerektiği, aksi halde hekime kusur isnadının haksız olduğu açıklandığı, ayrıca MEDULA kayıtlarının 12 aylık dönemi kapsayacak şekilde SGK’dan celbi, bu kayıtlardan tespit edilecek tüm hastanelerden hasta dosyası, tetkik ve test sonuçlarının temini talep edildiğini, hastanın hangi haftalarda sigortalı hekime başvurduğu ve bu ziyaretlerin tıbbi açıdan anlamlı olup olmadığının belirlenmesi gerektiği vurgulandığını, down sendromu teşhisinde tarama testlerinin tek başına yeterli olmadığı, yüksek risk yoksa invazif test önerilemeyeceği, hekimin bu konuda doğrudan yetkili olmadığı, yalnızca sevk yetkisi bulunduğu, detaylı bilgilendirme ve onamın ise üst basamak sağlık kuruluşundaki perinatolog tarafından yapılması gerektiği ifade edildiğini, sigortalı hekimin tıbbi standartlara uygun hareket ettiği, tıbbi standart uygulanmışsa hekimin kusurlu sayılamayacağı belirtildiği, hasta ve hekim ilişkisine dair öğretide ve Yargıtay kararlarında hekimin özen yükümlülüğü dışında, tıbbi sonucun kesinliğinin garanti edilmediği de vurgulandığını, ayrıca davacının doğumun gerçekleştiği hastaneden doğum raporu ve dosyanın celbi istenmiş, küçük çocuğun down sendromlu olup olmadığının net tespiti için Adli Tıp Kurumu’na sevki ve genetik analiz yapılması talep edildiğini, Mahkemenin re’sen maluliyet oranını ve zarar miktarını tespit etmesi gerektiği ifade edildiğini, tazminat taleplerinin hem hukuki dayanaktan yoksun hem de fahiş olduğu, davalı hekimin kusurlu olmadığını down sendromunun genetik bir rahatsızlık olduğu ve hekimin bu duruma neden olamayacağı belirtildiğini, dava dilekçesinde taleplerin ve olayın ayrıntılı olarak açıklanmadığı, bu nedenle HMK m.119 gereği dava dilekçesinin açıklatılması gerektiği, davanın haksız ve dayanaksız olduğu, dosyaya üniversitelerden kadın doğum, perinatoloji, tıbbi genetik ve tıbbi etik alanlarında öğretim görevlisi (tercihen profesör) bilirkişilerden oluşacak bir heyet atanarak değerlendirme yapılması gerektiği ifade edildiği, manevi tazminat talebinin ise yerleşik Yargıtay kararlarına aykırı olarak zenginleşme aracı haline getirilemeyeceği, bu nedenle reddi gerektiği, dava dilekçesinin açıklatılması, gerekli tüm tıbbi belgelerin celbi ve bilirkişi incelemesi yapılması sonrası davanın reddi ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER : Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Nüfus Kayıt Örneği, Çocuklar için Özel Gereksinim Raporu, Tıbbı Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi, ----- Yüksek İhtisas Hastanesi Kayıtları, ----- Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kayıtları, ----- Devlet Hastanesi Kayıtları, ------ Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Raporu. ------.İhtisas Kurulunun 30/10/2024 tarihli raporu, Hastane Kayıtları, Bilirkişi Raporu, Kadın-Doğum Uzmanı Op.Dr.-----, Perinatolog Prof.Dr.-----, Sağlık Hukukçusu, Prof.Dr. ------ tarafından düzenlenen 20/11/2023 tarihli bilirkişi raporu, Ekonomik ve Sosyal Durum Araştırmaları ve buna ilişkin UYAP Kayıtları, Dosyadaki diğer tüm bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ, VAKIALAR, DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI:
Dava, Tıbbı Kötü Uygulama iddiasına bağlı olarak down sendromlu olarak doğum nedeniyle çocukta ortaya çıkan bedensel zararlar nedeniyle; 6098 Sayılı TBK'nin 54. maddesi gereğince (1.Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar )Tıbbı Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesine dayalı olarak davalıya karşı açılmış Maddi Tazminat ve yine poliçe kapsamında TBK'nin 56. maddesine göre Manevi Tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya davanın açıldığı tarihteki değerine göre Mahkememiz heyeti tarafından tensip zaptı hazırlanarak HMK'nin 118 ilâ 186.maddeleri gereğince yazılı yargılama usulüne göre yargılamaya başlanmış, dilekçeler aşaması tamamlanmış, ön inceleme duruşması icra edilmiş ve tahkikat işlemlerine geçilmiştir. Ne var ki yargılamanın 8.celsesi itibarıyla dava değerinin 510.000 TL olduğu anlaşıldığından 7445 sayılı Kanunun 15. Maddesi ile 5235 sayılı Kanunun 5. Maddesinde yer alan "beş yüz bin" ibaresinin "bir milyon" şeklinde değiştirilmiş olması, bu değişikliğin 05/04/2023 tarihli ----- Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmesi, söz konusu değişikliğin görevin belirlenmesine yönelik etkisi, görev kurallarının derhal etkiye sahip olması ve bu konuda 7445 sayılı Kanunda aksine bir düzenlemeye yer verilmemiş olması ve eldeki davanın değerinin 1.000.000,00 TL'nin altına kalması karşısında iş bölümüne nazaran bundan sonraki yargılamanın Üye Hakim ----- tarafından yürütülmesine karar verilerek dosya üye kalemine ve hakimine tevdi ve teslim edilmiştir. Davanın bulunduğu aşamadan itibaren ise 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne göre tahkikat işlemleri tamamen yerine getirilmiş, deliller incelenmiş ve değerlendirilmiş ve sonuçta tahkikat bitirilerek karar duruşmasına katılan taraf vekillerinin usule ve esasa ilişkin son sözleri de dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.Somut olaya geçmeden önce dava konusu olayın hukuki temeli ve uyuşmazlığın çözümüne etki edecek yasal düzenlemelere kısaca değinmekte yarar vardır. 6102 sayılı TTK'nin 1401. maddesinde ise sigorta sözleşmesi düzenlenmiştir. Aynı yasanın 1483.maddesine göre sigorta şirketlerinin faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bulunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamayacakları, 1409. maddede, sigortacının sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumlu olduğu, 1459. maddede, sigortacının sigortalının uğradığı zararı tazmin edeceği, 1461. maddede, sigortacının sorumluluğunun sigorta bedeli ile sınırlı olduğu hususlarına yer verilmiştir.Türk Borçlar Kanunu'nun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir. Bilindiği üzere Haksız fiil ise öğretide hukuka aykırı zarar verici fiil olarak tanımlanmaktadır. Haksız fiilin unsurları ise eylem, hukuka aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağı olarak gösterilmektedir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için hukuka aykırı bir eylem bulunmalı, bu eylemden bir zararın doğmalı, zararlandırıcı eylemde bulunan kişinin kusurlu bulunması ile zarar ile kusur arasında illiyet bağının olması gerekmektedir. Bu beş unsurun varlığı halinde zarar veren kişi eylemden dolayı zarara uğrayan kişi ya da kişileri maddi ve manevi zararlarını karşılamak durumundadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6 ve 6100 Sayılı HMK'nin 190. maddelerinie göre haksız fiilin unsurlarını ispat etme yükü davacıdadır. Davacı zararı, haksız eylemi ve zarar ile haksız eylem arasındaki illiyet bağını ispat etmek durumundadır. 6098 Sayılı TBK'nin 50.maddesine göre de zarar gören , zararını ve zarar verenini kusurunu ispat yükü altındadır.Yukarıda gösterilen yasal düzenlemeler, yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; öncelikle davacı çocuk ---- gebelik sürecinden itibaren Dr. '----- tıbbı gözetim ve uygulamaları altında 01/08/2013 tarihinde down sendromlu olarak dünyaya geldiği tartışmasızdır. Ayrıca Dr. ------ 13/08/2020-13/08/2021 başlanğıç ve bitiş tarihli 800.000,00 TL limitli maddi ve manevi tazminatı kapsar şekilde Tıbbı Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi bulunduğu ve işbu sigortanın konusuna göre dava konusu olayı da kapsadığı anlaşılmıştır. Mahkememizce taraf teşkili sağlanarak işin esasının incelenmesine geçilmiş, taraf vekillerince gösterilen tüm deliller ve davanın niteliği gereği resen toplanması gereken bilgi, belge ve deliller dosyaya kazandırılmıştır. Buna müteakip Mahkememizce öncelikle uyuşmazlık tıbbi olarak teknik ve özel bilgi gerektirdiğinden hekimin sorumluluğu yönünden rapor düzenlenmesine karar verilmiş ve dosya resen seçilen bilirkişiler; Kadın-Doğum Uzmanı Op.Dr.-----, Perinatolog Prof. Dr. -----, Sağlık Hukukçusu, Prof.Dr. ------ tevdi ve teslim edilmiştir. Heyet tarafından düzenlenen 20/11/2023 tarihli raporda özetle; dava dosyasında, davacı ------- imzasını taşıyan bir onam belgesi yoktur.yapılmayan amniosentez ve kordosentez için onam belgesi alınma zorunluluğu yoktur. davacı ---- imzalı aydınlatılmış onam belgesinin yokluğu ile -davacı ----- down sendromlu-----doğurması arasında bir illiyet bağı yoktur. davacı ----- gebeliği ve doğumu takibi sırasında dava dışı doktorların bir kusuru ve özen eksikliği yoktur. Davacı bebek ------- doğum sonrasında takip ve tedavisini yapan dava dışı doktorların bir kusuru ve özen eksikliği yoktur, şeklinde görüş bildirilmiştir. Buna müteakip dosya çocuğun maluliyet durumunun tespiti için dosya çocuğun adresine göre ------ Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına gönderilmiş ise de, kurum tarafından istenen hususlarda raporun Adli Tıp tarafından verilmesinin uygun olacağı bildirilmiştir. Bunun üzerine aynı konuda ----- ATK'dan rapor düzenlemesi istenmiştir. ----- ATK ------.İhtisas Kurulunun 30/10/2024 tarihli raporunda özetle; 27.02.2013 tarihli üçlü tarama testinde Down Sendromu (Trizomi 21) riskinin 1/50’den büyük olduğunun tespit edilmesi üzerine kişiye amniyosentez önerilmesinin tıbben uygun olduğu, ancak kişinin amniyosentez işlemini yaptırmayı kabul etmediği dikkate alındığında; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, adli tıbbi uygulamalarda tıbbi hata tespit edilmeyen durumlarda dava konusu tıbbi uygulamaya ilişkin maluliyet ve iş gücü kaybı oranı hususlarında tespit yapılmadığı, ancak mahkemenizce bu hususlarda değerlendirme isteniyorsa Adli Tıp Kurumu Adli Tıp ----- İhtisas Kurulundan görüş alınabileceği oy birliği ile mütalaa edilmiştir. Mahkememizce yukarıdan beri sözü edilen raporlar taraf vekillerine tebliğ edilerek vaki beyan ve itirazlar değerlendirilmiştir. Mahkememizce bu verilere göre yapılan inceleme ve değerlendirmede uyuşmazlığa konu hadisenin bir süredir hukuki olarak tartışmalı olduğu ve Yargısal uygulamada ilk derece mahkemeleri, Bölge Adliye Mahkeme ve istinaf daireleri ile Yargıtay tarafından farklı yorum ve kararlara konu olduğu anlaşılmıştır. Davanın taraflarının da farklı yönde yargı kararlarına dayandıkları ve bir kısım örneklerin dosyaya sunulduğu görülmüştür. Ne var ki Mahkememizce; karar tarihine göre en güncel kararlardan olan Yargıtay -----HD.----- sayılı ilamında ve Yargıtay -----HD.10/03/2025 Tarihli -------Sayılı ilamlarında" Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12 nci maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir. Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünde (h) bendinde, İşbu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup Yaşama Hakkı başlıklı 10 uncu maddesinde, Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, Kişisel Bütünlüğün Korunması başlıklı 17 nci maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta down sendromlu doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuğunda yararlanacağı şüphesizdir." tespit ve sonucuna ulaşıldığı bilinmektedir. Buna göre Mahkememizce çabuklu ve usul ekonomisi ilkesi de gözetildiğinde mevcut durum ve delillere göre uyumazlık aydınlandığından başkaca bir araştırma yapılamasına gerek görülmeyerek tahkikat tamamlanmıştır. Binaenaleyh, davaya konu olayda bire bir aynı nitelikte olup mahkememizce de Yüksek Yargıtay'ın mezkur tespit ve değerlendirmelerinin somut olaya, ulusal ve uluslararası hukuka ve özellikle kutsal yaşam hakkına uygun ve yerinde olduğu sonuç ve kanaati hasıl olduğundan davacı çocuk yönünden maddi ve manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerekmiştir.
----- Tazminat davalarına gelince ; 6098 Sayılı TBK'nin 56. maddesinde "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir." hükmüne yer verilmiştir.
4721 Sayılı TMKnin 4.maddesinde ise ' Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir' düzenlemesi bulunmaktadır.
6098 sayılı TBK'nin 56. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür. Bu açıklamalar ışığında tekrar somut olayımıza döndüğümüzde; davacıların sosyal ve ekonomik durumları yanında eğitimleri ve özellikle sağlık süreçlerinde hizmet alanların psikolojik eğilimleri ve beklentilerine göre çocuğun down sendromlu olarak doğumu konusunda yeterince aydınlatılmadığı, insani duygu ve hasletlere göre kimsenin çocuğunun down sendromlu olarak doğmasını istemeyeceği, bunun önceden bilinmesi halinde anne ve babanın tercih hakkının olacağı ve gebeliği sonlandırabilecekleri, çocuğun bu şekilde doğmasından sonra anne ve babanın çocuğa karşı doğumdan ve yaşamı sırasındaki sevgi ve ilgisinin doğmadan önceki his ve beklenti durumlarıya asla karşılaştırılamayacağı ancak ortaya çıkan beklenmeyen ve istenmeyen sonuçtan dolayı Türk örf ve adetleri ile medeniyetimizin çocuğa yüklediği toplumsal anlamlar da gözetildiğinde her halde insani olarak anne ve babanın ömür boyu çeşitli sıkıntılara katlanmak zorunda kalacakları, çocuğun tamamen kendilerinin gözetim ve denetimi altında ve yaşamın sunduğu çoğu haktan ve toplumsal ortamlardan ari olarak yaşamını sürdürmek zorunda olduğundan çocuktan neşet edip açığa çıkacak şefkat duygusu ile birlikte yaşam sevinçlerinin de ister istemez kısmen de olsa olumsuz yönde etkileneceğinden elem ve kedere duçar oldukları ve olacakları kabul edilmiştir. Öyleyse somut olay özelinde gebelik sürecinde sigortalı doktor tarafından annenin yaşı ve geçmişi ile sağlık durumları dikkate alındığında aydınlatma yükümlülüğünün yeterince ve kesin olarak yerine getirilmediği, buna ilişkin dosyaya yeterli bir veri yansımadığı için davalı sigorta şirketinin poliçe kapsam ve limitleri dahilinde anne ve baba yönünden manevi tazminat ile yükümlü tutulması hukukun gereği olup adalet duygusuna da uygun düşeceği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Buna göre somut olayın kendine has özellikleri ve dava tarihindeki ekonomik ve sosyal şartlar, paranın satın alma gücü, manevi tazminatın bir sebepsiz zenginleşme aracı olmaması ilkesi nazarında belirlenen tazminatların davacılarda yaratacağı huzur ve tatmin duygusu ve benzer olaylara ilişkin güncel içtihat ve yargısal uygulamalar ve kararlar ışığında Mahkememizin özellikle davacıların eğitim, sağlık .sosyal ve ekonomik durumları nazarında somut olaya ilişkin oluşan hukuki ve vicdani kanaatine göre davacıların manevi tazminat taleplerinin kabulü ile anne ve baba için ayrı ayrı talep gibi 20.000,00 TL'şer manevi tazminatın (sigorta şirketinin 800.000,00 TL poliçe teminatı limitiyle sınırlı/sorumlu olması kaydıyla) davalıdan alınarak, bu davacılara verilmesine karar verilmiştir.
6100 Sayılı HMK'nın 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden sorumluluk ise dürüstlük kuralı tamelinde yargılamaya matuf giderlerin dosya bütünü için yapılmış olması, davadaki ihtiyari dava arkadaşlığı ve davaların yığılması gibi hukuki durumlar da nazara alındığında kabul ve reddedilen talepler ve miktarlar yönünden tarafların lehinde ve aleyhinde karşılıklı vekalet ücretleri hesap ve takdiri dışında diğer tüm yargılama giderlerinden HMK'nin 326/1,2,3,327/1 maddeleri gereğince taraflar yarı oranında (1/2) sorumlu tutulmuştur. Bu kapsamada ayrıca Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de son tutanağa ve sarf kararına göre taraflar yarı oranında sorumlu tutularak bu oranda taraflardan alınarak hazineye irad kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)DAVANIN KISMEN KABUL; KISMEN REDDİNE,
2-)Davacı (çocuk) ----- maddi ve manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine,
3-)Davacı (anne) ------ manevi tazminat davasının kabulü ile; 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte (sigorta şirketinin 800.000,00 TL poliçe teminatı limitiyle sınırlı/sorumlu olması kaydıyla) davalıdan alınarak, bu davacıya verilmesine,
4-)Davacı (baba) ------ manevi tazminat davasının kabulü ile; 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte (sigorta şirketinin 800.000,00 TL poliçe teminat limitiyle sınırlı/sorumlu olması kaydıyla) davalıdan alınarak, bu davacıya verilmesine,
5-)Harçlar Kanunu gereğince çocuk adına açılan maddi ve manevi tazminat davası yönünden alınması gereken 615,40 TL maktu harcın başlanğıçta alınan 1.741,91 TL nispi peşin harçtan mahsubuyla bakiye 1.126,51 TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacı ------ veya vekiline iadesine,
6-)Harçlar Kanunu gereğince davacılar ----- ve ------- için açılan manevi tazminat davaları yönünden kabul edilen toplam miktar (40.000,00 TL) üzerinden alınması gereken 2.732,40 TL harcın davalıdan alınarak hazine gelir kaydına ,
7-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.360,00 TL arabuluculuk ücretinin 1/2 sorumluluk oranında (680,00'er TL) davacılardan ve davalı sigorta şirketinden ayrı ayrı alınarak hazineye irad kaydına,
8-)Davacılar tarafından yapılan 59,30 TL başvurma harcı 615,40 TL peşin harç olmak üzere toplam 674,70 TL harcın davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
9-)Davacılar tarafından yapılan 896,10 TL posta ücreti yargılama giderinin 1/2 sorumluluk oranında 448,05 TL kısmının davalıdan alınarak davacılara verilmesine, kalan kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına,
10-)Davalı Sigorta şirketi davacı çocuğun açtığı maddi tazminat davasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.13/4 maddesi uyarınca ret edilen miktar üzerinden hesaplanan 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacı ------ alınarak davalıya verilmesine,
11-)Davalı Sigorta şirketi davacı çocuğun açtığı manevi tazminat davasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 10/3 maddesi uyarınca ret edilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacı çocuk ---- alınarak davalıya verilmesine,
12-)Davacı (anne)------- manevi tazminat davasında kendini vekille temsil ettirdiğinden, Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre işbu davacı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 10/1,10/4,13/2 maddeleri uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak bu davacıya verilmesine,
13-)Davacı (baba------ manevi tazminat davasında kendini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre işbu davacı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 10/1,10/4,13/2 maddeleri uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak bu davacıya verilmesine,
14-)Taraflarca yapılan sair tüm yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
15-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle ----- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.