T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/91
KARAR NO : 2025/438
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ : 12/02/2021
KARAR TARİHİ : 15/05/2025
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ------. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ---- küçük ----- annesi olduğunu, gebelik takibi dava dışı Dr. ----- tarafından yapıldığını, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi 15/02/2020-15/02/2021 tarihlerinde geçerli olmak üzere ---- no. ile davalı ------ Şirketi tarafından düzenlendiğini, sigortalı doktorun, gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük ----- down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, down sendromu gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtay kararlarında çok kesin bir şekilde down sendromu teşhis yöntemleri konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağının tartışmasız olarak vurgulandığını, arabuluculuk görüşmelerinde de tarafların anlaşmaya varamadığını, arz edilen nedenlerle fazlaya dair talep ve dava hakkı mahfuz kalmak kaydıyla, küçük ----- için 430.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, 40.000 TL manevi tazminat, davacı ---- (anne) için 20.000 TL manevi tazminat, davacı ------ (baba) için 20.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 510.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle davacı tarafın ileri sürdüğü iddiaların hem usul hem de esas yönünden hukuka aykırı olduğunu, dava, davacı------ gebelik sürecinde down sendromu teşhisine yönelik testlerin yapılmadığı ve yeterli bilgilendirmenin yapılmadığı iddiasına dayalı olarak, doğrudan sigorta şirketine yöneltilmiş bir tazminat istemine ilişkin olduğunu, ancak davalı taraf, davacının sigortalı hekim olan Dr. ------ gebeliğin 22-23. haftasında ilk kez başvurduğunu, bu başvurunun ise Down sendromuna ilişkin tarama testlerinin yapılabileceği yasal zaman dilimlerini çoktan geçtiğini, dolayısıyla hekimin bu konuda herhangi bir yönlendirme yapmasının tıbben ve hukuken mümkün olmadığını, sigortalı hekimin yalnızca ileri haftalarda gebelik kontrollerini gerçekleştirdiği, hastanın yaşına uygun şekilde detaylı tarama için perinatolojiye yönlendirildiği, ancak hastanın daha önceden ---- detaylı ultrason yaptırdığını beyan ettiğini, bu aşamada yapılan muayenelerde patolojik bir bulguya rastlanmadığını, hastanın gebelik süreci ilgili branşlara yönlendirme yapılarak takip edildiğini, sigortalı hekimin, takip ettiği dönemde güncel tıp bilgisi ve tıbbi gerekliliklere uygun şekilde davrandığı; dolayısıyla herhangi bir kusurunun bulunmadığı açıkça ifade edildiğini, cevap dilekçesinde ayrıca, davanın usulden reddi gerektiği yönünde ciddi itirazlar öne sürüldüğünü, dava dilekçesinde olayın zamanı, yeri, sağlık kurumu, hekimin hangi tarihlerde hangi testleri yaptırmadığı gibi önemli vakıaların somutlaştırılmadığı, iddiaların ispatına yönelik herhangi bir delil sunulmadığı, dava dilekçesinin HMK m. 119 ve 194 hükümlerine açıkça aykırı olduğu, dolayısıyla dava şartı eksikliklerinin mevcut olduğu belirtildiğini, somutlaştırma ve delillendirme yükünün davacı tarafa ait olduğu, ancak dava dilekçesinin yalnızca emsal Yargıtay kararlarından alıntılarla ve soyut ifadelerle hazırlandığı, bu haliyle yargılamaya elverişli bir dava metninin bulunmadığı savunulduğunu, bu bağlamda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, öte yandan, davanın dayanağı olan sigorta poliçesi kapsamında yalnızca tıbbi uygulama hatası sonucu doğmuş zararların teminat altına alınabileceği; ancak somut olayda böyle bir kusurun ve nedensellik bağının mevcut olmadığı belirtildiğini, davacının gebelik sürecinde sigortalı hekime uygun tarama testlerinin yapılabileceği dönemde başvurmadığı, dolayısıyla ne tarama ne de tanı testlerinin önerilmesine imkan tanımadığı vurgulandığını, hekimin yalnızca gebelik haftasının ilerlediği dönemde hastayı değerlendirdiği, bu süreçte yapılan ultrason ve tetkiklerde herhangi bir bulguya rastlanmadığı, hasta tarafından detaylı ultrasonun başka bir merkezde yapıldığı belirtildiğini ve bu hususlara ilişkin hasta beyanlarına yer verildiğini, ayrıca, tarama testlerinin yalnızca risk saptamaya yaradığı, kesin tanı koymadığı, tanıya yönelik amniyosentez gibi işlemlerin ise gebeliğin 15-20. haftalarında yapılabildiği, ancak bu haftalar geçtikten sonra sonuç alınsa dahi gebeliğin sonlandırılmasının tıbben mümkün olmayacağı ifade edildiğini, bu nedenle, davacıların iddia ettiği zararla hekimin eylemi arasında illiyet bağı kurmanın mümkün olmadığı ileri sürüldüğünü, davalı sigorta şirketi ayrıca, davanın yalnızca sigortacıya yöneltilmesinin, anayasal hakları ihlal ettiğini, sigortalı hekimin doğrudan davada taraf olmadan savunma hakkının zedelendiğini, bu durumun Anayasa’nın 36. ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma ilkesine aykırı olduğunu belirtmiş ve Türk Ticaret Kanunu’nun 1478. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasını talep etiğini, sigorta şirketinin yalnızca bir mali güvence sağladığı, tıbbi bilgiye sahip olmadığı, uygulayıcı olmadığı, sağlık hizmeti sunan kurumun ve hekimin yer almadığı bir davada doğrudan sorumlu tutulmasının hukuken ve hakkaniyete uygun olmadığı açıklandığını, olayın tıbbi boyutunun doğru şekilde değerlendirilebilmesi için dava dışı hekim olan Dr.---- ile ----- Hastanesi’ne ve ayrıca ---- Jinekoloji ve ------ Derneği’ne davanın ihbar edilmesi talep edildiğini, derneğin bilimsel görüşünün alınmasının yargılama açısından önemli olacağı, mesleki uygulamalara yön vereceği ifade edildiğini, aynı zamanda, hasta hakları kapsamında yapılan bilgilendirmelerin yazılı belgeye bağlanmasının her durumda beklenemeyeceği, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin yalnızca belirli durumlarda yazılı rıza formu öngördüğü, bilgilendirmenin genellikle sözlü olduğu, aydınlatma sisteminin kurulmasının ise hastanenin sorumluluğunda olduğu savunulduğunu, Yargıtay kararları ve Prof. Dr. ----- raporuna dayanılarak, bu tür organizasyon eksikliğinin hastane sorumluluğu doğuracağı, hekimin bireysel kusuru olmadıkça sorumlu tutulamayacağı vurgulandığını, davalı sigorta şirketinin sorumluluğuna neden olabilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, tıbbi süreçte hekimin özenli davrandığı, hasta ile ilgili kayıtların incelenmesi, bilirkişi raporlarının alınması ve tüm bu değerlendirmeler sonucunda davanın hem usulden hem de esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca tüm hasta kayıtlarının celbi, Medule ve e-Nabız sistemlerinden başvuruların araştırılması ve Adli Tıp Kurumu ya da üniversite bilirkişilerince inceleme yapılmasını, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacıya yüklenmesini beyan ve talep etmiştir.
İhbar olunan ------ vekili beyan dilekçesinde özetle; Davacının işbu davayı açabilmesi gerekli olan zamanaşımı süresi geçtiğini, dava süresi içerisinde ileri sürülmediğini, bu sebeple davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, bilirkişi raporuna yönelik itirazlarında da belirttikleri üzere düzenlenen rapor hatalı olduğunu, yeni bir rapor alınması gerektiğini, düzenlenen rapor denetime elverişli bir rapor olmadığını, bilirkişiler kök raporda direndiğini ve ek rapor ile herhangi bir yenilik getirmediğini, yargılama aşamasındaki itirazları da dikkate alınmamasından dolayı bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli olmadığını, ihbar olunan şirket hastanenin organizasyonuna ilişkin düzenlemeleri üçüncü kişinin uğrayacağı zararı mümkün olduğu kadar düşük tutabilecek biçimde düzenlediğini, bu bağlamda öncelikle personeller arasında yer alan açık bir yetki düzenlemesi oluşturduğunu, tehlikeli durumlar için gerekli koruyucu düzenlemelerde denetleme boşluğunu içinde barındırmayan bir görev dağılımı yaptığını ve personelin aşırı yük altında kalmasına yol açmayacak akılcı bir istihdam politikası gözettiğini, ihbar olunan şirket, hekimlerin ve hekimler dışındaki personelin seçiminde, eğitiminde ve denetlenmesinde çok hassas bir şekilde özen gösterdiğini, tedavinin her aşamasında gerekli önlemleri alabilecek, gereğince işi yürütebilecek bir başkasını görevlendirebilecek ve yapılacak işlemleri denetleyebilecek nitelikte hekimleri hazır bulundurduğunu, hekimlere hasta bilgilendirme ve rıza onam alma prosedürüne ilişkin kurum içi yönerge hazırladığını ve ilgili tüm onam formlarını ihbar olunan şirketin hastanenin otomasyon sistemine hekimlerin kolaylıkla ulaşabileceği bir şekilde yüklediğini, davalı hekim ------ tarafından 30.01.2017 tarihli yapılan muayenenin epikriz notlarında hastaya Down Sendromu tarama testlerinin(ilk ve 2.Trimester biyokimyasal tarama testleri) tanısal gücü ve hassasiyeti detaylı olarak açıklandığı ifade edildiğini, huzurda görülen davanın öncelikle bu sebepten reddedilmesi gerektiğini, açıklanan bu sebepler ve daha önce ileri sürdükleri hususlar doğrultusunda işbu hukuki mesnetten yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Feri Müdahil ------ ve vekili dilekçesinde özetle; huzurdaki dava ile ilgili olarak, uzun ve zor eğitim süreçlerinden geçerek mesleğe adanmışlık duygusu ile geceli gündüzlü yoğun çalışma saatleri gerektiren ve her gün hizmet verdiği insanlar hakkında faydalı olmak adına en doğru kararları vermek için canla başla çalıştığını, halen ------ çalışmaya devam ettiğini, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlığı adına mesleki gelişimleri ve yeni teknolojileri takip etmek için uzmanlık sonrası eğitimlere ve bilimsel toplantılara aktif olarak katıldığını, 24 yıllık uzmanlık kariyerimde on binlerce hasta muayene ettiğini, binlerce doğum yaptırdığını, huzurdaki davanın tarafı ---- (o tarihteki adıyla ------) kendisinin takibinde olmayan bir hasta olduğunu, rutin gebelik takibinde kendisine geldiğini, yaygın vücut kaşıntısı şikayeti ile başvuran gebe hasta randevusuz olarak acil koşullarda kabul edildiğini, anne ve bebeğin hayatını tehdit edebilecek “gebelik kolestazı “ ön tanısı ile kan tahlillerinin yanı sıra, gebelik rutin takiplerinde istenmeyen batın ultrasonu da istendiğini, sonuçların değerlendirilmesi sonrası hasta şikayetleri sebebiyle ilgili branş olan cildiyeye yönlendirildiğini, ayrıca hastanın gebeliğinde bebeğin sağlığını araştırmak adına, anne adayına ileri anne yaşı ve riskleri anlatıldığını, ultrasonda saptanan gebelik haftası 23 gebelik haftası olduğu için detaylı ultrason yapılıp yapılmadığı sorulduğunu ve gebeliğin bulunduğu hafta sebebiyle sınırlı şekilde yapılabilecek genetik hastalık tanı ve tarama testleri hakkında bilgi verilip önerildiğini, hasta detaylı ultrasonu yaptırdığını ve sorun görülmediğini beyan ettiğini, hasta; doktoruna doğru bilgi vermekle mesul olduğunu, bütün bu bilgiler muayene formunda açıkça belirtildiğini ve hasta dosyasında kayıt altına alındığını, anne adayının acil durum ile ilgili önerileri sonuç- öneri kısmına, gebelik ile ilgili olan ileri anne yaşı ve riskleri hakkında bilgi -detaylı ultrason sorgusu-genetik tarama ve tanı testleri önerisi her takipte önlerine çıkması ve dikkatlerinden kaçmaması için yazılım programının özel bölümlerine yazıldığını, bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu, birçok genetik hastalık tarama ve tanı testlerinin yaşam sınır haftasına ulaşmadan hamileliğin ilk 5 ayında uygulandığını bilmesi gerektiğini, hamileliğinin ilk 5 ayında hiçbir şekilde rutin gebelik muayenesine gitmeden, yaşam sınır haftasını çoktan geçmiş hamileliğinin 6.ayında acil olarak başvurduğu doktorun önerilerini dinlemeyerek, doktoru ihmalle suçlamak ve ------ Down Sendromlu olarak doğmasının sorumlusu olarak göstermeye çalışmak, en hafif tabirle sorumluluğunu başkasına yıkmak olduğun, dava ile ilgili tibbi kayıt ve dokümanlar ayrıntılı şekilde Mahkeme heyeti tarafından incelendiğini, sadece bir doktor olarak neler yaşadığını, hislerini ve tıbbi süreci kendisi ifade etmek istediğini beyan etmiştir.
DELİLLER: Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Nüfus Kayıt Örneği, Çocuklar için özel gereksinim raporu, Tıbbı Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi, Hastane Kayıtları, ----- Hastanesi Kayıtları, Hastane Kayıtları, SGK Kayıtları, ----- Üniversitesi ------ Araştırma Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Bilirkişi Raporu, Kadın-Doğum Uzmanı -----, Perinatolog Prof.Dr.----, Sağlık Hukukçusu, Prof.Dr. ------ tarafından düzenlenen 21/11/2023 tarihli bilirkişi raporu, Nitelikli Hesaplamalar Uzmanı ----- tarafından düzenlenen Bilirkişi raporu, Ekonomik ve Sosyal Durum Araştırmaları ve UYAP Kayıtları, Dosyadaki diğer tüm bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ, VAKIALAR, DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI:
Dava, Tıbbı Kötü Uygulama iddiasına bağlı olarak down sendromlu olarak doğum nedeniyle çocukta ortaya çıkan bedensel zararların tazmini için ; 6098 Sayılı TBK'nin 54. maddesi gereğince (1.Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar )Tıbbı Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesine dayalı olarak davalıya karşı açılmış Maddi Tazminat ve yine poliçe kapsamında TBK'nin 56. maddesine göre Manevi Tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya davanın açıldığı tarihteki değerine göre Mahkememiz heyeti tarafından tensip zaptı hazırlanarak HMK'nin 118 ilâ 186.maddeleri gereğince yazılı yargılama usulüne göre yargılamaya başlanmış, dilekçeler aşaması tamamlanmış, ön inceleme duruşması icra edilmiş ve tahkikat işlemlerine geçilmiştir. Ne var ki yargılamanın 8.celsesi itibarıyla dava değerinin 510.000 TL olduğu anlaşıldığından 7445 sayılı Kanunun 15. Maddesi ile 5235 sayılı Kanunun 5. Maddesinde yer alan "beş yüz bin" ibaresinin "bir milyon" şeklinde değiştirilmiş olması, bu değişikliğin 05/04/2023 tarihli ----- Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmesi, söz konusu değişikliğin görevin belirlenmesine yönelik etkisi, görev kurallarının derhal etkiye sahip olması ve bu konuda 7445 sayılı Kanunda aksine bir düzenlemeye yer verilmemiş olması ve eldeki davanın değerinin 1.000.000,00 TL'nin altına kalması karşısında iş bölümüne nazaran bundan sonraki yargılamanın Üye Hakim ----- tarafından yürütülmesine karar verilerek dosya üye kalemine ve hakimine tevdi ve teslim edilmiştir. Davanın bulunduğu aşamadan itibaren ise 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne göre tahkikat işlemleri tamamen yerine getirilmiş, deliller incelenmiş ve değerlendirilmiş ve sonuçta tahkikat bitirilerek karar duruşmasına katılan taraf vekillerinin usule ve esasa ilişkin son sözleri de dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.
Somut olaya geçmeden önce dava konusu olayın hukuki temeli ve uyuşmazlığın çözümüne etki edecek yasal düzenlemelere kısaca değinmekte yarar vardır.
6102 sayılı TTK'nin 1401. maddesinde ise sigorta sözleşmesi düzenlenmiştir. Aynı yasanın 1483.maddesine göre sigorta şirketlerinin faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bulunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamayacakları, 1409. maddede, sigortacının sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumlu olduğu, 1459. maddede, sigortacının sigortalının uğradığı zararı tazmin edeceği, 1461. maddede, sigortacının sorumluluğunun sigorta bedeli ile sınırlı olduğu hususlarına yer verilmiştir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir. Bilindiği üzere Haksız fiil ise öğretide hukuka aykırı zarar verici fiil olarak tanımlanmaktadır. Haksız fiilin unsurları ise eylem, hukuka aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağı olarak gösterilmektedir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için hukuka aykırı bir eylem bulunmalı, bu eylemden bir zararın doğmalı, zararlandırıcı eylemde bulunan kişinin kusurlu bulunması ile zarar ile kusur arasında illiyet bağının olması gerekmektedir. Bu beş unsurun varlığı halinde zarar veren kişi eylemden dolayı zarara uğrayan kişi ya da kişileri maddi ve manevi zararlarını karşılamak durumundadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6 ve 6100 Sayılı HMK'nin 190. maddelerinie göre haksız fiilin unsurlarını ispat etme yükü davacıdadır. Davacı zararı, haksız eylemi ve zarar ile haksız eylem arasındaki illiyet bağını ispat etmek durumundadır. 6098 Sayılı TBK'nin 50.maddesine göre de zarar gören , zararını ve zarar verenini kusurunu ispat yükü altındadır.
Yukarıda gösterilen yasal düzenlemeler, yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; öncelikle davacı çocuk ----- gebelik sürecinden itibaren ihbar olunan/feri müdahil Dr. ----- tıbbı gözetim ve uygulamaları altında 24/04/2017 tarihinde down sendromlu olarak dünyaya geldiği tartışmasızdır. Ayrıca Dr. ----- 15/02/2020-15/02/2021 başlanğıç ve bitiş tarihli 800.000,00 TL limitli maddi ve manevi tazminatı kapsar şekilde Tıbbı Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi bulunduğu ve işbu sigortanın konusuna göre dava konusu olayı da kapsadığı görülmüştür. Mahkememizce taraf teşkili sağlanarak işin esasının incelenmesine geçilmiş, taraf vekillerince gösterilen tüm deliller ve davanın niteliği gereği resen toplanması gereken bilgi, belge ve deliller dosyaya kazandırılmıştır. Buna müteakip Mahkememizce öncelikle çocuğun maluliyet durumunun tespiti için dosya ---- Üniversitesi------Araştırma Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına gönderilmiştir. Üniversite tarafından düzenlenen 21/07/2023 tarihli raporda özetle ve sonuçta; doğumsal genetik hastalık olan Mozaik Olmayan Down sendromu ile takip edilen anne ve çocuk hakkında düzenlenen belgelerin tetkiki ve tarafımızca yapılan değerlendirmesinde; 1- Yapılacak bilimsel değerlendirme sonucunda, tıbbi hata saptanmaması durumunda maluliyet hesaplamasının gerekmeyeceği,2. Bilirkişi görüşü olarak tıbbi hata saptanması durumunda ve tarafınızdan da kusur olarak kabulü halinde, maluliyet değerlendirmesi; 03.08.2013 tarih ve ---- sayılı ----- Gazetede yayımlanan ve “Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği” hükümlerinden yararlanılmak suretiyle; Meslek grup no. 1 kabul olunarakGrII(IOA...65) A=%100 olduğu, olay tarihindeki yaşı olan 1 yaşına göre %100 (yüzde yüz) meslekte kazanma gücü kayıp oranına sahip olduğu, 20.02.2019 tarihli “Çocuklar için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” hükümlerinden yararlanılmak suretiyle ise; ÇÖZGER Mevzuatla Uyum Arandığında Kullanılacak Tablo” ya göre; Doğumdan itibaren özel koşul gereksinimi olduğu (ÖKGV), engel oranmın %90-99 arası olduğu, oy birliği ile mütalaa olunur, şeklinde rapor verilmiştir. Mahkememizce uyuşmazlık tıbben teknik ve özel bilgi gerektirdiğinden hekimin sorumluluğu yönünden rapor düzenlenmesine karar verilmiş ve dosya resen seçilen bilirkişiler; Kadın-Doğum Uzmanı Op.Dr.------, Perinatolog Prof.Dr.-----Sağlık Hukukçusu, Prof.Dr.------ tevdi ve teslim edilmiştir. Heyet tarafından düzenlenen 21/11/2023 tarihli raporda özetle; davacı hasta -----, 39 yaşında olup,ilk gebeliğidir.down sendromu açısından ,riskli kategoride bulunmaktadır. tüm bunlara karşın kadın doğum uzmanına,gebeliğinin 22-24 haftaları sırasında başvurmuştur.bu durum, ----- resmi olarak evli olmaması ile ilgili olabilir. 22-24 haftalık,39 yaşındaki riskli bir gebenin,non invasif bir yöntem olan,hem anne hemde fetusa bir zararı olmayan,teşhis koyma açısından çok önemli olan:2. düzey ileri ultrasonografiye tabii tutulması gerekmektedir.yaşamış olduğu bölgede,bir perinatolog olmaması ve ileri düzey ultrsonografi yapılacak bir merkeze gitmemesi,davacı hasta gebe ----- nin seçimi olabilir.ama sonuçlarındanda,kadın doğum uzmanını sorumlu tutmak yanlış olur!!!!kadın doğum uzmanı,davacı gebeyi 3. düzey ileri bir merkeze gitmesi konusunda uyarmak dışında bir görevi yoktur.kaldı ki,---- ,39 yaşında,ileri yaş gebeliğine sahip olmanın dışında ilk kez gebe kalması ve evli olmamasi,sonrası,gereken desteği yakınlarından görmemiş olabilir. ileri düzey ultrasonografi sonrasında,down sendromu tespiti yapılması durumunda,24. haftadan sonra,fetusun doğum sonrası viabl olması nedeni ile:gebeliğin tahliyesi gibi bir durum söz konusu olamaz.yani,down sendromunu,24. haftada teşhis edilememesi gibi bir durum,ancak komplikasyon olarak yorumlanabilir. Burada Dr. ---- riskli bir gebe olan----- 2. düzey ultrasonografiyi yaptırmaması üzerine: tedavisini reddetmekten başka yapacak bir olayı yoktur. sorumlu bir doktor olarak hastasının takibini yapmış, hastasını anlamaya çalışmıştır. kendisine 4 kez daha gelmesi sonrasıi ,gebelik bakım ve takibini sürdürmüştür.davacı hasta ----- gebeliği sırasında:dava dışı doktor ----- tarafından yapılan takip ve tedaviler sonrasında bir ihmal ve kusur yoktur. Tıp biliminin bilinen kuralları çerçevesinde gereken işlemler yapılmıştırikinci düzey ultrasonografi yapılmaması sonrasında;down sendromunun farkedilmemesi,bir kusur olmayıp,komplikasyondur.bu komplikasyonun ortaya çıkmasında;davacı hasta ------, payı vardır.ileri bir merkeze gitmemesi,24. haftaya kadar hiç bir gebelik kontrolunde bulunmaması : büyük bir sorumluluktur.down sendromu hakkında yazılı onam alınması yargıtay hukuk genel kurulu kararı sonrasında farklı bir boyut kazanmışdır. yapılmayan bir işlem için ,yapılacak bir işlem için,yapılması istenen bir işlem için yazılı onam alınması gerekmemektedir.sözlü bilgilendirme,önerme,not alma,sisteme kayıt etmek yeterlidir, şeklinde görüş bildirilmiştir. Mahkememizce ----- Bilirkişilik Bölge Kurulu listesinden seçilen nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişi ------ tarafından düzenlenen 02/04/2024 tarihli tazminat raporunda ise; 27.04.2017 tarihinde meydana gelen olayda herhangi bir kusur indirimi yapılmaksızın %100 kusur oranın göre göre davacı ----- a)Sürekli iş göremezlik dönemine ait %100 maluliyeti ile ilgili maddi zararının = 13.611.530,17 TL, b) Ömür boyu bakıcı gideri zararının = 16.037.043,30 TL olduğu, c)Tıbbi Kötü Uygulamaya ilişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçe tarifesine göre davalının maddi ve manevi tazminat ayrımı yapılmaksızın olay başına sorumluluk limiti 800.000,00 TL olduğundan; Davalının sorumluluğunun = 800.000,00 TL limit ile sınırlı olacağı, d)Davalının arabuluculuk sürecinin son bulduğu 04.02.2021 tarihinden önce temerrüde düştüğünün belirlenemediği, e)Hekimin sorumluluğu adi yasal faiz oranlarına göre olduğundan, avans faizi talebine ilişkin takdirin Sayın mahkemeye ait olduğu, sonuç ve kanaati bildirilmiştir. Mahkememizce yukarıdan beri sözü edilen raporlar taraf vekillerine ve ihbar olunan/feri müdahil vekiline tebliğ edilerek vaki beyan ve itirazlar değerlendirilmiştir. Davacılar vekili tarafından çocuk için istenen maddi tazminat talepleri artırılmış ve buna bağlı usul işlemleri tamamlanmıştır. Her şeyden önce davacı çocuğun down sendromlu olarak doğduğu ve yaşamını bu şekilde sürdürdüğü anlaşıldığından çocuğun % 100 maluliyeti bulunduğu açıktır. Mahkememizce bu verilere göre yapılan inceleme ve değerlendirmede uyuşmazlığa konu hadisenin bir süredir hukuki olarak tartışmalı olduğu ve Yargısal uygulamada ilk derece mahkemeleri, Bölge Adliye Mahkeme ve istinaf daireleri ile Yargıtay tarafından farklı yorum kararlara konu olduğu anlaşılmıştır. Davanın taraflarının da farklı yönde yargı kararlarına dayandıkları ve bir kısım örneklerin dosyaya sunulduğu görülmüştür. Ne var ki Mahkememizce; karar tarihine göre en güncel kararlardan olan Yargıtay -----.HD.----sayılı ilamında ve Yargıtay -----.HD.10/03/2025 Tarihli ------Sayılı ilamlarında" Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12 nci maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir. Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünde (h) bendinde, İşbu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup Yaşama Hakkı başlıklı 10 uncu maddesinde, Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, Kişisel Bütünlüğün Korunması başlıklı 17 nci maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta down sendromlu doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuğunda yararlanacağı şüphesizdir." tespit ve sonucuna ulaşıldığı bilinmektedir. Buna göre Mahkememizce çabukluk ve usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek mevcut durum ve delillere göre uyumazlık aydınlandığından tahkikat bitirilmiştir. Binaenaleyh, davaya konu olayda bire bir aynı nitelikte olup mahkememizce de Yüksek Yargıtay'ın mezkur tespit ve değerlendirmelerinin somut olaya, ulusal ve uluslararası hukuka ve özellikle kutsal yaşam hakkına uygun ve yerinde olduğu sonuç ve kanaati hasıl olduğundan davacı çocuk yönünden maddi ve manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Davacı anne ve baba ----- ve ----- 'un Manevi Tazminat davalarına gelince ; 6098 Sayılı TBK'nin 56. maddesinde "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir." hükmüne yer verilmiştir.
4721 Sayılı TMKnin 4.maddesinde ise ' Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir' düzenlemesi bulunmaktadır.
6098 sayılı TBK'nin 56. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür. Bu açıklamalar ışığınd somut olayımıza tekrar döndüğümüzde ise ; manevi tazminat isteyen davacı anne ve babanın eğitim, sağlık, ekonomik ve sosyal durumları da gözetildiğinde feri müdahil doktor tarafından tarama testi dahil bütün tıbbı iş ve işlemlerin yerine getirildiği ve özellikle doktor tarafından hasta muayene formuna ileri anne yaşı dahil çocuğun down sendromlu olarak doğması ihtimaline ilişkin tüm veri, uyarı ve önerilerin yazıldığı görülmüştür. Böylece davacı anne babanın doğumun gerçekleşmesinde veya down sendromlu doğum ihtimali hususunda bilerek ve isteyerek hareket ettikleri değerlendirildiğinde, hiç kimsenin kendi iradesi ya da kusurundan hak elde edemeyeceği ilkesi muvacehesinde manevi tazminat koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanaati ile manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerekmiştir.6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince tamamen aleyhinde hüküm verilen davacılar sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Davacı (çocuk) ------ maddi ve manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine,
2-)Davacı (anne) ------ manevi tazminat davasının reddine,
3-)Davacı (baba) ------ manevi tazminat davasının reddine,
4-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu harcın başlanğıçta alınan 1.741,91 TL nispi peşin harç ve talep artırım için yatırılan 991,00 TL nispi harç olmak üzere toplam 2.732,91 TL harçtan mahsubuyla bakiye 2.117,51 TL harcın karar kasinleştiğinde talep halinde davacılara iadesine,
5-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacılardan alınarak hazineye irad kaydına,
6-)Davalı tarafından yapılan 4.650,00 TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
7-)6100 sayılı HMK'nin 328. Maddesi gereğince feri müdahil tarafından yapılan; 80,70 TL başvurma harcı ve 90,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 170,70 TL yargılama giderinin davacılardan alınarak feri müdahile verilmesine,
8-)Davalı Sigorta şirketi davacı çocuğun açtığı maddi ve manevi tazminat davalarında kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.10/3-4, 13/4 maddeleri uyarınca ret edilen miktarlar üzerinden hesaplanan maddi ve manevi tazminatlar için ayrı ayrı 30.000,00 TL'şer maktu vekalet ücretlerinin davacı ------ alınarak davalıya verilmesine,
9-)Davalı Sigorta şirketi davacı anne------ açtığı manevi tazminat davasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 10/3 13/2 maddeleri uyarınca ret edilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin işbu davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
10-)Davalı Sigorta şirketi davacı baba ------ açtığı manevi tazminat davasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 10/3,13/2 maddeleri uyarınca ret edilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin işbu davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
11-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, davacılar vekilinin, davalı sigorta şirketi vekilinin ve ihbar olunan ---- vekilinin yüzlerine karşı, ihbar olunan --- Hastanesi'nin yokluğunda ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle ------ Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.