T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/541
KARAR NO : 2024/806
DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 14/08/2023
KARAR TARİHİ : 14/11/2024
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ---- Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket -----, uzun yıllardır sektörde hizmet veren, başarıları ve saygınlığı ile ön plana çıkan ve dünya çapında bilinen markalara hizmet veren, alanında başarılı ve tanınmış bir organizasyon şirketi olduğunu, davalı ----, davacı şirkette 01.02.2020 tarihinde yazılı iş sözleşmesi akdederek, çalışmaya başladığını, davalının iş sözleşmesi sona erene kadar davacı şirket bünyesinde müşteri çevresine nüfuz eden konumu sebebi ile üst düzey bir pozisyon olan proje yöneticisi pozisyonunda görev aldığını, bu kapsamda davalı, proje yöneticisi olarak; projelerin başlangıcı, projelerin yürütülmesi ve proje kaynaklarının yönetilmesi hizmetini ifa ettiğini, şirketin ticari sırlarının tümüne hakim olduğunu, davalı çalıştığı süre boyunca şirketin müşterileri ile doğrudan temas halinde; bire bir iletişim içerisinde olduğunu, şirket dışında birine menfaat sağlayacak gizli bilgilerini, ticari sırlarını ve ticari geleceğini koruma altına almaya çalışan davacı şirket ile davalı arasında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 444/1 maddesinde yer alan hükmü kapsamında, 24.02.2020 tarihli gizlilik, sır saklama, rekabet yasağı sözleşmesi imzalandığını, iş sırlarının kullanılması halinde ciddi zarara uğrama tehlikesinin ortadan kaldırılması amacı ile, özellikle iş yerindeki pozisyonu gereğince davacı şirketin ticari sırlarına vakıf olacağı kesin olan davalı ----- ile, iş ilişkisinden kaynaklı ve yasa hükümlerine uygun şekilde serbest iradelerle işbu sözleşme imzalandığını, işçinin işyeri organizasyonuna dahil olduktan sonra iş sırrı niteliği taşıyan birçok bilgiye vakıf olduğunu, davalı ---- ile davacı şirket arasındaki iş ilişkisi, 14.01.2022 tarihinde karşılıklı olarak sonlandırıldığını, bunun akabinde davalı, davacı ile serbest iradeyle imzalamış olduğu 24.02.2020 tarihli sözleşmesine aykırı fiillerde bulunarak, davacı şirketi zarara uğrattığını, dava şartı olan arabulucuya başvurulduğunu, ancak anlaşmaya varılamadığını, davalının, davacı şirket ile aynı sektörde, aynı ilde ve aynı müşterilere hizmet veren diğer davalı rakip firma ---- çalışmaya başladığını, davacı şirket ile aynı sektörde, aynı ilde ve aynı müşteri kitlesi ile çalışmak amacıyla, ------ Şirketi"ni kurduğunu, davalı işçinin, davacı şirkette çalıştığı sürede öğrendiği işletme sırlarını, müşteri bilgilerini açıklayarak, sadakat yükümlülüğünü ihlale yöneltmek ve bu amaçla istihdam etmek de yine, davalı ----- açısından, haksız rekabet hükümlerine aykırılık oluşturduğunu, açıklanan nedenlerle, fazlaya dair tüm hakları saklı kalmak kaydıyla; davanın kabulü ile, davalı işçinin sözleşmeyi ihlal teşkil eden rekabete aykırı fiillerinin tespiti ile buna bağlı olarak hesaplanacak cezai şart alacak tutarının, fazlaya dair haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00-TL'sinin 21.02.2023 İhtarname tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ------ tahsiline, davalı işçinin sözleşmeyi ihlal teşkil eden gizliliğe aykırı filleri nedeni ile 100.000,00-TL cezai şart bedelinin 21.02.2023 İhtarname tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ----- tahsiline, yargılama sürecinde belirlenecek ve sonrasında talep arttırımı yapılacak olan maddi zararın ve yoksun kalınan kârın tazmini olarak bu kısmın belirsiz alacak davası olarak açılması ile şimdilik 100,00-TL'nin müştereken ve müteselsilen davalılardan, Mahkemece tespit edilecek olan haksız rekabete aykırı fiillerin başlangıç tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsil edilmesine, davalı işçinin işvereni davacı şirket ile akdetmiş olduğu sözleşmeye ve yeni işvereni diğer davalı ----- TTK'nın haksız rekabet hükümlerine aykırı fiillerin tespit ve men'ine; yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP:
Davalı -------vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava şartı olan zorunlu arabuluculuk müessesesi amacına uygun yürütülmediğini, dava dilekçesi ekinde yer alan 21.02.2023 tarihli -----. Noterliği'nin ----- yevmiye numaralı ihtarname incelendiğinde davacı yan, cezai şart miktarının 200.000-TL, maruz kalınan zararın ise 7.000.000-TL olduğunu belirttiğini, belirsiz alacak davası istisnai düzenleme olup şartları dahilinde açılabileceğini, her ne kadar davacı yan, davalı ---- davalı şirket tarafından ayartıldığını belirtmişse de bu husus taraflarınca kabul edilemeyeceğini, davalı ---- davalı şirket bünyesinde herhangi bir istihdamı, çalışması, işçi/işveren ilişkisi olmadığını, bu bağlamda mahkemece davalı ---- SGK kayıtlarının celbi için müzekkere yazılmasını talep ettiklerini, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte davalı ------, davalı şirket bünyesinde çalışmış olsaydı bile kendisi, davacı şirket bünyesinden istifa dahi etmediğini, iş akdi sebepsiz şekilde davacı şirket tarafından feshedildiğini, bu husus da davalı ----- SGK kayıtlarının celbi ile ortaya çıkacağını, kendi iradesi dışında iş akdine son verilmiş olan bir işçinin ayartılmış olması hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiğini, davacı şirket ile müvekkil şirket arasındaki tek benzer iş kolu 'organizasyon olduğunu, bunun dışında birçok iş kolu bulunduğunu, davalı şirketin davacı yana ait organizasyon ve görsellerin haksız şekilde kullanmış olduğu iddiası taraflarınca kabul edileceğini, davalı -----, davacı şirket bünyesinden istifa dahi etmediğini, çıkartıldığını, davalı şirketin davalı işçiyi hiçbir şekilde ayartmamış' olması, davalı işçinin davalı şirket bünyesinde herhangi bir çalışması bulunmaması, davalı şirketin dava konusu markalar ile hiçbir şekilde bağlantıya geçmemiş olması ve halihazırda bu markaların kendi iradeleri ile davalı şirket ile ticari ilişkisi bulunması, ilgili markaların davacı şirket ile de ticari ilişkisinin devam ettiğinin sabit olması, davalı şirketin davacı şirketin işlerini kendi işleri gibi üstlenmesinin mümkün olmaması ve davalı şirketin, davalı işçi ile davacı yan arasında akdedilen geçersiz rekabet sözleşmesinin tarafı olmaması sebepleriyle detaylıca açıklandığı üzere mahkemece resen nazara alınacak sebeplerle fazlaya dair haklarımız saklı kalmak üzere mesnetsiz ve haksız davanın reddiyle yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.Davalı---- vekili cevap dilekçesinde özetle; iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra gündeme gelen rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırılık iddiasından doğan davalarda İş Mahkemelerinin mi yoksa Asliye Ticaret Mahkemelerinin mi görevli olduğu hususunda uzun süren tartışmalar yaşandığını ve farklı yönde kararlar tesis edildiğini, ancak bilhassa 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra, rekabet etmeme yükümlülüğünün ihlali iddialarını içeren uyuşmazlıkların İş Mahkemelerinde görülmesi gerektiği kabul edildiğini, davacı işverenlik tarafından dava konusu taleplere ilişkin olarak sunulan “gizlilik, sır saklama ve rekabet yasağı sözleşmesi” isimli belgenin yalnızca son sayfası imza ihtiva etmekle birlikte, davalının son sayfadaki imzanin dahi kendisine ait olmadığı kanaatinde oluğunu, imza incelemesi yapılması gerektiğini, davacı şirket ile davlı arasındaki iş sözleşmesi, davacı şirket tarafından işletmesel sebebe bağlı değişiklik feshi yoluyla ve davalıya herhangi bir kusur atfı söz konusu olmaksızın sona erdirildiğini, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri ve emsal kararlar çerçevesinde, iş sözleşmesinin işverence haklı bir neden olmaksızın sona erdirilmesine bağlı olarak, rekabet yasağı düzenlemesinin hükümsüz kalması sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı şirket ile davalı arasındaki iş ilişkisi süresince davalı, davacı şirketin iş organizasyonunda da aktif olarak rol alan şirket ortağına karşı raporlama işlemi gerçekleştirdiğini, ancak taraflar arasındaki iş sözleşmesinin sona ermesinden 2 -3 ay kadar evvel, davacı şirket bünyesinde yeni bir Genel Müdür'ün yanı sıra yeni çalışanlar da istihdam edilmeye başlanmış olup; davacı şirket tarafından müvekkilimize, bundan sonraki çalışmalarını Genel Müdür'e raporlayacağını, daha önceki dönemde doğrudan şirket ortağına raporlama yapan davalının ise hem şirket hiyerarşisindeki dikey konumunun bir alt kademeye düşmesi (tenzili rütbe) hem de ücret ve yan haklarında aleyhe değişikliğe gidilmesi sebebiyle işverenin bu önerisini kabul etmemiş olup; bunun üzerine davacı işveren tarafından davalının iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshi yoluna gidildiğini, davalının davacı şirketin hangi ticari sırlarına vakıf olduğunu, hangi müşteri grubuna ait ne gibi gizli nitelikteki verileri elde ettiği, dava dilekçesinden anlaşılamadığını, dava dilekçesinde davalının rekabet yasağı hükmüne aykırı olarak hukuki ilişki içerisine girdiği iddia edilen ---- ve ----- isimli müşteriler ve genel olarak davacı işverenliğin hizmet sunduğu diğer müşteriler, davacı işverenlikle yalnızca belirli projeler özelinde sözleşme akdetmekte ve ödemeler de yalnızca bu projeler bazında gerçekleştirildiğini, davacı işverenlik tarafından delil listesi ekinde ibraz edilen fatura içeriklerinde “Organizasyon Hizmet Bedeli” şeklinde açıklamaya yer verilmiş olup; bu husus dahi hukuki ilişki ve ücretlendirmenin organizasyon bazında yapıldığını ortaya koyduğunu, davacı işverenlikle ---- ve ----- isimli şirketler arasında düzenli bir organizasyon / danışmanlık gibi sürekli edimli bir hizmet ilişkisi mevcut olmadığından, esasen bu firmaların davacı işverenliğin müşterileri sıfatını haiz olduklarından dahi bahsedilemeyeceğini, dolayısıyla davacı işverenliğin sürekli müşterisi sıfatı bulunmayan bu şirketler, farklı organizasyonlarda farklı hizmet sunuculardan destek alma özgürlüğüne sahip olduğunu, keza dava dilekçesi incelendiğinde de davacı işverenliğin, bu firmalarla sürekli bir ilişki içerisinde olduğu veyahut ilgili firmaların yalnızca kendisinden hizmet alabileceği hükmünü içeren bir sözleşme ve benzeri belge ibraz edemediği görüleceğini, dava dilekçesinde bahsedilen firmalar ile davacı işverenlik arasında düzenli bir hizmet alım ilişkisi bulunmadığından, bu firmalar davacı işverenlik bakımından TBK m.444 anlamında müşteri sıfatını haiz bulunmayıp; davalının da davacı işverenliğin müşteri çevresine nüfuz ettiğinden bahsedilemeyeceğini, diğer yandan, bizatihi davacı işverenlik tarafından dava dosyasına sunulan ve birer örneklerine işbu dilekçe ekinde yer verilen fatura örnekleri incelendiğinde de davacı işverenlikçe ----- sunulan organizasyon bazlı hizmetin, davalı ile davacı şirket arasındaki iş sözleşmesi sona erdikten sonra da devam ettiği anlaşıldığını, arz ve izah edilen nedenlerle, öncelikle huzurdaki uyuşmazlıkta İş Mahkemelerinin görevli olduğu gözetilerek Mahkemece görevsizlik kararı verilmesine, bu taleplerinin kabul edilmemesi ve davanın esası hakkında inceleme yapılması halinde, 24.02.2020 tarihli Gizlilik, Sır Saklama ve Rekabet Yasağı Sözleşmesindeki imzanın davalıya ait olmadığına yönelik imza itirazı çerçevesinde gerekli usuli işlemlerin yapılmasına, sözleşmedeki imzanın müvekkilimize ait olduğuna kanaat getirilmesi ihtimalinde dahi, belgenin yazılı geçerlilik şartını taşımadığı gözetilerek haksız davanın reddine, bu taleplerinin de kabul edilmemesi halinde davanın esastan reddine, sarf olunacak yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER: Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Ticaret Sicil Kayıtları, Nüfus Kaydı, Taraf Şirketlere Ait Vergi Dairesi Kayıtları Ve 2020 Yılı Ba-bs Formları, Sgk Kayıtları, İşçi Dosyası ve İş Yeri Organizasyon Şeması, 24/02/2020 Tarihli Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi Fotokopisi, 24/02/2020 Tarihli Gizlilik,sır Saklama Ve Rekabet Yasağı Sözleşmesi Fotokopisi, İmza Ve Yazı Örnekleri,---- Noterliğinin 21/02/2203 Tarih Ve ----- Yevmiye Numaralı İhtarname Örneği, Faturalar, Fotoğraflar, ---- Ekran Görüntüleri Ve Videoları, Sosyal Medya verileri, Dosyadaki Diğer Bilgi ve Belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİNE GÖRE VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI :
Dava; 6098 sayılı TBK'nin 444 vd maddeleri gereğince rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık sebebiyle cezai şart/gizliliğin ihlali tazminatları ile 6102 Sayılı TTK'nin 56 (1)- a) Fiilin haksız olup olmadığının tespiti, b) Haksız rekabetin men'i, d) maddi zarar ve zıyanın tazminini isteminlerine ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada; mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlandığı tespit edilmiş ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak taraf teşkilinin sağlandığı tespit edildikten sonra resen incelemeye tabi başta arabuluculuk dava şartı olamak üzere HMK'nin 114 ve 115.maddeleri gereğince dava şartları ile harç ve taraf sıfatına ilişkin hususlar değerlendirilmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş, uyuşmazlık belirlenmiş ve vaki davete rağmen duruşmaya katılan taraf vekillerinin sulh olmak istemediklerine yönelik beyanları üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanmış, tahkikat işlem ve incelemeleri yerine getirilip tamamlanmış ve araştırılacak başkaca bir husus kalmadığı tespit edilerek, son duruşmada hazır bulunan tüm taraf vekillerinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır. Somut olaya geçmeden önce eldeki uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kuralları ve uygulanmasına ilişkin bazı açıklamalar yapılaması uyun olacaktır. Zira uyuşmazlık iki kanatlı olup ilki TBK'nin 444 vd maddelerine göre rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık ikincisi ise 6102 Sayılı TTK'nin 56 maddesinde düzenlenen haksız rekabetin men-i ve tazminat isteğinin karmasından oluşmaktadır. Dolayısıyla davada 6100 Sayılı HMK'nin 110.maddesi kapsamında davaların yığılması- objektif dava birleşmesi bulunduğu açıktır.6098 sayılı TBK'nin 444. maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.
Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmemiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Yani, rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması aranmaktadır. (Bkz; Yargıtay ----. HD'nin ----- Esas ----- Karar)
6098 sayılı TBK’nin 445/1 maddesinde; rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceği, süresinin özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamayacağı düzenlenmiş olup aynı maddenin ikinci fıkrasında da hakime, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilme yetkisi tanınmıştır. Bu hükümden ve konuya ilişkin diğer hükümlerden de anlaşılacağı üzere, 6098 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile 818 sayılı Kanundan farklı olarak, rekabet yasağı ile ilgili doğrudan mutlak bir geçersizliğin öngörülmediği, Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile somut olgu nazara alınarak rekabet yasağının aşırı nitelikte olması halinde, yasağın kapsamı ve süresi bakımından hakime uyarlama yetkisi tanındığı anlaşılmaktadır. Hakime tanınan bu yetkinin gerek müstakil açılan bir uyarlama davasında ve gerekse de ihlal halinde açılacak bir tazminat davasında kullanılabileceği kuşkusuzdur ( Bkz; Yargıtay -----. Hukuk Dairesi, -----
Cezai şartı düzenleyen TBK'nin 179/1 maddesi ise; "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir." hükmünü içermektedir. Aynı kanunun 182/1. maddesinde; "Taraflar, cezanın mikarını serbestçe belirleyebilirler." denilmekte ise de bu serbestlik sınırsız değildir. Maddenin son fıkrasında yer alan; "Hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir." hükmü gereğince, hakim taraflarca kararlaştırılan cezai şart miktarının fahiş olup olmadığını re'sen incelemek, fahiş ise ceza miktarını tenkis etmekle (indirmekle) görevlidir. Bir davada, cezai şart miktarının fahiş olup olmadığı; tarafların ekonomik durumları, özel olarak borçlunun ödeme gücü, sözleşmenin süresi, alacaklının asıl borcun ifa edilmesi halinde elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul (adil) ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı yarar, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı esas alınarak belirlenmelidir. Hakimin, bu kuralı uygularken kullanacağı takdir hakkının, denetime elverişli esaslara dayanması da zorunludur. Cezai şartın indirilmesini gerektiren hallerde, hakim her şeyden önce alacaklının menfaatini gözönünde tutmalı, menfaatlerin ne dereceye kadar ihlal edildiğini araştırmalı, davalının kusurunun ağırlığını ve tarafların içinde bulunduğu durum gözönünde tutmalıdır. Ceza, alacaklının uğradığı zarar ile ihlal edilen menfaatlerle makul bir surette mütenasip olmalıdır.
Uyuşmazlığa uygulanması gereken haksız rekabete ilişkin hükümler ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 54. vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
6102 Sayılı TTK'nin 54/2.maddesinde; "Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır." biçiminde haksız rekabet oluşturan fiiller genel olarak belirtilmiştir. 6102 Sayılı TTK'nin. 55.maddesinde ise; başlıca haksız rekabet halleri örnekseme metodu ile belirtilmiştir. Madde düzenlemesinde belirtilen başlıca haksız rekabet halleri; “dürüstlük kurallarına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar (kötüleme, avantaj sağlama, hakkı olmayan unvanları, meslek, derece ve sembolleri kullanma, karıştırılmaya neden olma, karşılaştırma ya da üçüncü kişiyi benzer yollarla öne geçirme, tedarik fiyatının altında fiyatla satışa sunma yoluyla aldatma, gerçek değer hakkında yanıltma, karar verme özgürlüğünü sınırlama, nicelik ve nitelikte yanıltma, hukuki işlemlere ilişkin kamuya yapılan ilanın açık olmaması, tüketici kredilerine ilişkin açık beyanda bulunmamak, yanıltıcı sözleşme formüllerini kullanmak), sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek, başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmak, üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek, iş şartlarına uymamak, dürüstlük kurallarına aykırı işlem şartlarını kullanmak” olarak belirtilmiştir.6102 Sayılı TTK'nin 56 /1 “Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a-Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b-Haksız rekabetin men’ini ., d-kusur varsa zarar ve ziyanın tazminini, e) Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Bu davalardan haksız rekabetin tespiti, men’i ,ref’i davaları bakımından, zarar tehlikesinin varlığının davacı tarafça ispatı yeterli görülmüş, ancak maddi ve manevi tazminat davaları bakımından davacının zararı ve miktarını TBK'nin 50 maddesi gereği ispatı gerektiği düzenlemesine yer verilmiştir. Bununla birlikte, haksız rekabetin varlığı halinde, haksız rekabete uğrayan kimsenin iktisadi menfaatinin muhtemel zarar görme tehlikesine maruz kalması nedeniyle maddi zarara uğradığının kabulü gerekmektedir. Şayet, uğranılan maddi zararın miktarı zarara uğrayan tarafından tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, TBK'nin 50/2 maddesi uyarınca somut olayın olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirlemelidir.
6102 Sayılı TTK'nin 56. maddesi, haksız rekabet sebebiyle ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlike ile karşılaşabilecek olan kimseye, TBK'nin 58. maddesinde öngörülen şartların varlığı halinde, manevi tazminat isteme hakkı da tanımış bulunmaktadır. TTK'nin 58. maddesi daha geniş bir mefhum olan şahsi menfeatin ihlali esasına dayandığı halde TTK'nin 56. maddesi ekonomik menfaat bakımından zarar uğranılmasına ve hatta böyle bir tehliye maruz kalınması esasına dayanmaktadır. Her iki kanun maddesinin birlikte değerlendirilmesinden çıkan sonuca göre; haksız rekabet eylemi nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için davacının ekonomik menfaati yönünde zararın veya tehlikenin ve kusurun mevcudiyeti yeterlidir.
Kişilik hakkının zedelenmesi başlıklı 6098 sayılı TBK'nin 58.maddesinde; Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. düzenlemesi bulunmaktadır.
Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir. Bilindiği üzere Haksız fiil ise öğretide hukuka aykırı zarar verici fiil olarak tanımlanmaktadır. Haksız fiilin unsurları ise eylem, hukuka aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağı olarak gösterilmektedir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için hukuka aykırı bir eylem bulunmalı, bu eylemden bir zararın doğmalı, zararlandırıcı eylemde bulunan kişinin kusurlu bulunması ile zarar ile kusur arasında illiyet bağının olması gerekmektedir. Bu beş unsurun varlığı halinde zarar veren kişi eylemden dolayı zarara uğrayan kişi ya da kişileri maddi ve manevi zararlarını karşılamak durumundadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesine göre haksız fiilin unsurlarını ispat etme yükü davacıdadır. Davacı zararı haksız eylemi ve zarar ile haksız eylem arasındaki illiyet bağını ispat etmek durumundadır.Yukarıda gösterilen yasal düzenlemeler, yapılan açıklamalar, toplanan deliller ve yargılama ışığında somut olaya baktığımızda ; davacı şirket ile davalı ---- arasında 01/02/2020 tarihli iş akdi gereği iş-işveren ilişkisi bulunduğu, davalı kişinin davacı şirkette proje yöneticisi olarak çalıştığı ve tarafların 14/01/2022 tarihi itibarıyla arabuluculuk süreciyle hizmet sözleşmesini sona erdirdikleri dosyada bulunan delillerle sabit olup tarafların da kabulündedir. Öte yandan taraf şirketlerin benzer alanda faaliyet gösterdikleri ancak davalı kişinin SGK kayıtlarına göre davalı şirkette sigortalı olarak çalışması bulunmadığı görülmüştür. Filhakika, davanın temeli davacı şirket ile davalı gerçek kişi arasında düzenlendiği ileri sürülen 24/02/2020 tarihli GİZLİLİK, SIR SAKLAMA VE REKABET YASAĞI SÖZLEŞMESİNE dayanmakta olup işbu sözleşmenin fotokopisi dosyaya ibraz edilmiştir. Bu örneğe göre sözleşmenin sonuç kısmında davalı işçiye atfen imza bulunmakta olup başlıkta ve sonunda elle yazılan tarih dışında başka yazı ve imza yoktur. Davalı işçi/kişi vekili tarafından savunmasında dayanak sözleşme altındaki imzaya açıkça itiraz edilmiş ve imza incelemesi yapılması istenmiştir. Mahkememizce bu kapsamda usulü işlemler yapılmasına ve birden fazla zorlayıcı ara karar verilmesine rağmen davacı taraf sözleşmenin aslını ibraz edememiş; böylece imza incelemesi yapılamamıştır. Buna göre davanın bütün dayanağının işbu sözleşmeye bağlı olduğu, sözleşme/belge aslının verilen ihtarlı kesin süreye rağmen sunulamadığı, fotokopisi sunulan ve davalıca kendisini atfedilen imzası kabul edilmeyen fotokopi belge üzerinde teknik olarak imza incelemesi yapılamayacağı, altındaki imzası inkâr edilen fotokopi belgenin HMK'nin 199.maddesi gereğince belge ve yazılı delil başlangıcı kabul edilerek tanık da dinlenemeyeceği, kaldı ki davacının tanık deliline de dayanmadığı, davacının ispat kuralları bakımından dayandığı ve dosyaya sunduğu kesin delil de bulunmadığından davacının davalarını ispata elverişli yeterli deliler sunmadığı/ sunamadığı ve bu durumun her iki davalıya atfedilen haksız rekabete aykırı olduğu iddia edilen eylemlerin temelini oluşturduğu anlaşılmakla, başkaca tahkikat gerektirir bir husus bulunmadığı ve her iki davalıya yöneltilen iddiaların sakıt olduğu sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Binaenaleyh, davacının davalarını TMK'nin 6, HMK'nin 190. maddeleri gereğince ispat edemediği sonuç ve kanaatiyle davaların külliyen esastan reddine karar verilmiştir. (AY, 36, 138/1,141/4, TMK,1/1, 2, 6, TTK. 18/2, 54, 55, 56, 59 TBK. 1 vd, 49, 50, 51,52, 74,179/1, 444 vd, HMK, 10,25, 27,29,30, 33 ,146, 190, 194, 198,199, 216 vd. ) 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince tamamen aleyhine hüküm verilen davacı şirket sorumlu tutulmuştur. Mamafih, davacının davalıya karşı birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, tek bir dava içinde talep etmiş olması nedeniyle 6100 Sayılı HMK'nin 110. maddesi gereğince dava yığılması-objektif dava birleşmesi bulunduğundan davalılardan istenen tek ve ortak talepler gözetilerek birbirine bağlı haksız rekabetin tespiti, men'i yönünden bir; haksız rekabet sözleşmesi nedeniyle maddi tazminatlar yönünden bir, ve müspet zarar talebi yönünden bir olmak üzere toplam üç ayrı karşı vekalet ücretine hükmedildiği de ifade edilmelidir. (Yargıtay.----HD. 22.6.2020 tarih ----sayılı ilamı) Öte yandan kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Davanın REDDİNE,
2-)Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 3.417,21 TL harçtan mahsubuyla bakiye 2.989,61 TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine,
4-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.200,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
5-)Davalı ----- gizliliğin ihlali ve cezai şarta ilişkin maddi tazminat (200,000,00 TL) davaları/talepleri yönünden kendisini vekille temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre işbu davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/4 maddesi uyarınca hesap ve takdir edilen 30.00,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı -----verilmesine,
6-)Davalı şirket haksız rekabetin tespiti ve men'i davasında kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre işbu davalı vekili için karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. II.Bölüm 10.maddesi uyarınca hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinın davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine,
7-)Davalılar maddi tazminat / müspet zarar (100,00 TL) davası/talebi yönünden kendilerini ayrı birer vekille temsil ettirdiklerinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekilleri için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 3/2, 13/1,4, 13/2 maddeleri uyarınca hesap ve takdir edilen 100,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara müştereken (1/2) verilmesine,
8-)Davalı ----- Şirketi tarafından yapılan 56,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak işbu davalıya verilmesine,
9-)Davalı ----- tarafından kendisini vekille temsil ettirmek dışında (HMK'nin 323/1/ğ) yapılmış başkaca bir yargılama gideri bulunmadığından işbu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
10-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan avansın yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle; ----- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.