T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/472
KARAR NO : 2024/881
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 14/07/2023
KARAR TARİHİ : 11/12/2024
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ---- Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının Mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacı vekili tarafından tedbir talepli olarak ibraz edilen dava dilekçesinde özetle ----. İcra Müdürlüğü'nün ---- Esas ve ----. İcra Müdürlüğü'nün ---- Esas sayılı icra dosyalarına dayanak yapılan bonoların şirketin eski yetkilisi ---- ve davalı tarafından danışıklı olarak ve eski tarihli bir şekilde sahte olarak düzenlenmek suretiyle yetkisiz olunan sonraki bir dönemde eskiye dönük olarak düzenlenmiş olduğu, tarihlerin sahte olduğu ve söz konusu bonolar nedeniyle davacının borçlu olmadığı, zorunlu arabuluculuğa başvurulduğu halde anlaşma sağlanamadığı, ileri sürülerek davacının söz konusu takipler ve dayanak bonolar nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, söz konusu icra takiplerinin iptaline, %20 icra inkar tazminatına, herhangi bir tahsilat olması durumunda tahsil edilmiş veya edilecek tüm bedellerin istirdadına, senetler üzerindeki yazıların yaş incelemesi, yazı kalem farklılıkları, senet evraklarının hangi yıla ait olduğunun tespiti ve senet üzerinde yaş tespiti, taraflar arasındaki hukuki ilişki dahil sahtelik iddiaları yönünde talepleri olduğundan bahisle öncelikle teminatsız olarak, aksi halde davacı şirkete ait ---- Mahallesinde bulunan gayrimenkulün teminat olarak kabul edilerek takiplerin dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
İbraz edilen Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağına göre ---- Arabuluculuk Bürosu, Büro dosya numarası ---- ve arabuluculuk numarası ---- numaralı yapılan başvurunun taraflarla ilgili olduğu, tarafların görüşmeye katıldığı ve fakat anlaşma sağlanamadığından 23/06/2023 tarihli son tutanak düzenlendiği, arabuluculuğa başvuruya ilişkin dava şartının yerine getirilmiş olduğu belirlenmiştir.
CEVAP /TALEP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin kambiyo senedinden kaynaklı borçlarını ödememesinden kaynaklı olarak ellerinde bulunan senedi takibe koyduklarını ve davacı şirketin borca ve imzaya itiraz etmiş olduğunu ancak yapılan yargılamada davanın reddedilmiş olduğunu, şimdi ise işbu dava ile müvekkilin haklı alacağına ulaşmasını kötü niyetli olarak engellenmeye çalıştığını, dava dilekçesinin tamamen gerçeklere aykırı ve mesnetsiz beyan ve iddialardan ibaret olup kabulünün mümkün olmadığını, menfi tespit davasında ispat yükünün kural olarak alacaklıya ait olduğunu ancak alacak kambiyo senedine dayanıyor ise senede karşı senetle ispat kuralı gereği ispat yükünün tekrar borçlu tarafa geçmiş olduğunu, davacı şirketin ----- ile müvekkilin birlikte hareket ederek sahte senet düzenlediğini beyan etmiş olduğunu ve bu iddianın tamamen borçtan kurtulmak amacıyla Mahkemenin takdirini etkilemek için ortaya atılmış ve ispatı mümkün olmayan kötüniyetli bir iddia olduğunu, davacı şirketin mütalaa aldığı Prof. Dr. ---- kendi sitesinde yer alan CV'sinin dava konusu ile ilgili uzmanlığı ve yetkinliğinin bulunmadığını ve bu nedenle mütalaanın delil olarak kabulünün mümkün olmadığını, bu nedenle işbu davada hukuki delil olarak hiçbir değerinin bulunmadığını, ---- Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ---- soruşturma dosyası ve ----- Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ---- soruşturma dosyaları üzerinden ----- aleyhine tehdit, dolandırıcılık, malvarlığını kasten eksiltme suçlarından şikayette bulunmuş olduklarını ve bu şikayetlerin huzurda görülen davadan daha önce yapılmış olduğunu, davacı tarafın kötü niyetli olduğunu, borçlu---- ile borçlu şirketin birlikte hareket ederek müvekkilin alacağının tahsiline engel olmak amacıyla hareket ettiklerini, menfi tespit incelemesinin yapıldığı yargılamada takdiri görüşe göre karar verilemeyeceğinin açık olduğunu ve davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER :Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Nüfus Kayıtları, --- İcra Dairesi'nin ---- Esas sayılı icra dosyası, ----- İcra Dairesi'nin --- Esas sayılı icra dosyası, ------ İcra Dairesi'nin ----- Esas sayılı icra dosyası, ---- İcra Dairesi'nin --- Esas sayılı icra--- Mahkemesi'nin ---- Esas sayılı dosyası, ----. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ---- Esas sayılı dosyası,----- İcra Hukuk Mahkemesi'nin ---- Esas sayılı dosyası, ---- İcra Hukuk Mahkemesi'nin---- Esas sayılı dosyası, --- Cumhuriyet Başsavcılığının ---- Sayılı soruşturma dosyası, ----- Cumhuriyet Başsavcılığının ---- Sayılı soruşturma dosyası, ----Cumhuriyet Başsavcılığının ---- Sayılı soruşturma dosyası, ----- Ağır Ceza Mahkemesi'nin ---- Esas sayılı dosyası, ticaret sicil kayıtları, tapu sicil müdürlü evrakı, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ, VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI:
Dava, 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1-3 maddeleri gereğince Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Menfi Tespit İstemine İlişkindir.
6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 118 ilâ 186. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak öncelikle resen gözetilmesi gereken başta 6100 Sayılı HMK'nin 114 ve 115.maddeleri gereğince dava şartları ile harç, taraf sıfatı gibi hususlar incelenmek ve değerlendirilmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş, uyuşmazlık belirlenmiş ve HMK'nin 140/2 maddesi gereğince vaki sulh ve/veya arabuluculağa davet edilmelerine rağmen duruşmaya katılan taraf vekillerinin uyuşmazlığı sulh ya da arabuluculuk yoluyla çözmek istemediklerine yönelik beyanları üzerine tahkikata geçilerek, deliller toplanmış, tahkikat işlem ve incelemeleri yerine getirilip tamamlanmış ve araştırılacak bir husus kalmadığı tespit edilerek, son duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.Dava; 2004 Sayılı İİK'nin 72.maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup, davanın dayanağı ---- İcra Dairesinin ---- Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibe dayanak olup 05/02/2015 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 2.200.000 EURO bedelli bono ile 05/03/2015 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 2.200.000 EURO bedelli bono ile ---- İcra Dairesinin ---- Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibe dayanak olup 05/05/2014 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 2.200.000 EURO bedelli bono ile 05/04/2015 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 1.200.000 EURO bedelli bono/senetlere dayalı olarak davalı alacaklı tarafından davacı şirket aleyhinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından bonoların muvazaalı düzenliğinden şirketi bağlamayacağı ileri sürülerek eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere ve iddianın öne sürülüş biçimine göre olaya kambiyo hukukunun uygulanacağı açıktır. Bu nedenle menfi tespit davası, menfi tespit davasında ispat hakkı ve kambiyo hukukunun gündeme geleceği de tartışmasızdır. Bu nedenle maddi olayın daha iyi anlaşılması için, bir kısım yasal düzenlemelere değinilmesi ve hukuki açıklamalar yapılması uygun olacaktır.
Bilindiği üzere senette borçlu olarak gözüken kimse senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itiraz yoluyla itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK'nin 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır -----Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir .----Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir ----
İspat hakkı ise, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olup, yasalarımızda düzenlenmiştir. İspatın konusu, uyuşmazlığın çözümünde etkili olan, tarafların anlaşamadığı ve çekişmeli olan vakıalardır. Herkesçe bilinen vakıalar ile ikrar edilmiş olan vakıalar ise, çekişmeli olmadığından ispat konusu değildir. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190.maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir."
Menfi tespit davalarında da, HMK'nin ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir. Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır. Bununla beraber, davacının iddiasına göre ispat yükünün yer değiştirmesi de mümkündür. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkiden doğan talep hakkına ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. (Bkz. Y.HGK'nun 12.10.2011 Tarih ----- sayılı ilamları) Bu nedenle kambiyo senetleri hakkında açılan menfi tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği belirlenir. Kural olarak menfi tespit davasında davacı, dava konusu borcun hiç doğmadığını davalı ile arasında hiçbir hukuki ilişki bulunmadığını ileri sürerse ispat yükü davalıya aittir. Zira hukuki ilişkinin varlığını ileri süren davalıdır. Ancak davacı hukuki ilişkinin varlığını kabul edip başka bir nedenle geçersiz olduğunu (ya da sona erdiğini) ileri sürerse, bu durumda ise ispat yükü davacıdadır. Davacı bu durumda, varlığını kabul ettiği hukuki ilişkinin sona erdiğini ileri sürmekle ispat yükünü de üzerine almış olur (Bkz. Y. HGK'nun 05.11.2013 Tarih ---- davalarında ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davalı tarafta olmakla beraber, alacak bir senede bağlanmış ise, bu durumda ispat yükü yer değiştirir. Başka bir ifade ile bu durumda senet nedeniyle borçlu olmadığını iddia eden davacı, iddiasını ispat etmek zorunluluğundadır.
Senede karşı mutlak defiler ise senet hamili olan herkese karşı ileri sürülebilir. Gerek doktrinde ve gerekse uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. defiler senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup, her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2015 gün ve ---- Yapılan açıklamalardan sonra Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz konusuna değinmek gerekirse, bu husus 2004 sayılı İİK’nin 170. maddesinde düzenlenmiştir. Ancak bu inceleme icra hukuk mahkemelerindeki yapılan incelemeye yönelik olup HMK atfı içerir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebinin konusunu oluşturur.
Tedbir talebi yönünden 20/11/2024 tarihli duruşmada taraf vekillerinin de beyanları alındıktan sonra oluşturulan 20/11/2024 tarihli ara karar gerekçelerine bağlı olarak ve söz konusu ara kararda yer alan karşı oy gerekçesiyle Mahkeme Başkanı ---- karşı oyu ve oy çokluğu ile tedbir talebi kısmen kabul edilerek;
"...
Tedbir talebinin kısmen kabulü ile; toplam dava değeri 87.783.956,97 TL üzerinden %20 teminata bağlı olarak ve davacı şirket adına kayıtlı ------ adresinde ve tapuda 465 Ada ve 4 Parsel sayılı taşınmaz bu teminat karşılığı kabul edilerek ve dava sonuna kadar olmak üzere;
-----İcra Dairesinin ----- Esas sayılı icra dosyası üzerinden icra veznesine girecek paranın İİK. Madde 72/3 düzenlemesi çerçevesinde ihtiyati tedbir yoluyla alacaklıya ödenmemesine,
---- İcra Dairesinin ----- Esas sayılı icra dosyası üzerinden icra veznesine girecek paranın İİK. Madde 72/3 düzenlemesi çerçevesinde ihtiyati tedbir yoluyla alacaklıya ödenmemesine,
Yukarıdaki karar kapsamı dışında kalan sair tedbir taleplerinin reddine,
..."
şeklinde tedbir kararı verilmiştir.
Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; dava konusu bonoların tanzim tarihleri olan 05/05/2014 ve 05/02/2015 tarihleri itibarıyla davacı----- Şirketinin ticaret sicil kayıtlarına göre yetkili temsilcisinin dava dış------- olduğu açıktır. Bu konuda ve imzaların aidiyeti konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosyaya getirtilen ----- CBS'nin ---- soruşturma sayılı dosyasına verilen şikayet dilekçesinde özetle; davalı tarafından dava dışı şirket temsilcisi ----- kendisinden toplam 14.600.000,00 Euro borç para aldığını, kendisini oyaladığını ve bunun üzerine senetleri peyder pey icraya koyduğunu beyan ve ikrar etmiştir. Yine------ CBS'nin ---- soruşturma sayılı dosyasından yürütülen soruşturmada senetlerin alacaklısı ----- şüpheli sıfatıyla ifadesinde "----- ile 2014-2015 yıllarında---- bulunan bir yalının alım - satımı konusunda anlaştıklarını, yalı bedeli olarak 20.000.000 Euro'ya anlaştıklarını, 14.400.000 Euro'sunu iki yıl peyderpey elden ödeyerek senetleri aldığını, 5.600.000 Euro'yu da tapu devri sırasında ödemek üzere anlaştıklarını,----- tapuyu devretmediğini, tapuyu alabilmek için uzun bir süre beklediğini------ tapuyu ve parayı vermediği için kendisini dolandırdığından bahisle ----Cumhuriyet Başsavcılığının---- soruşturma numaralı dosyası ile şikayette bulunduğunu, söz konusu senetlerin sahte olmadığını,----- senetleri kendisi huzurunda imzaladığını, asıl dolandırılan ve zarara uğrayan kişinin kendisi olduğunu beyanla suçlamayı kabul etmediği yönünde ifade verdiği, ----- ise şüpheli sıfatıyla ifadesinde; şikayete konu senetleri kendisinin düzenlediğini, senetlerin üzerindeki imza ve yazıların kendisine ait olduğunu, senetlerin toplam miktarının 14.600.000 Euro olduğunu, senetlerin veriliş tarihlerinin düzenleme tarihleri olduğunu, boğazda bulunan ---- Tapu Müdürlüğüne kayıtlı 465 ada 4 - 6 - 7 - 8 parseldeki mülkün kendisine ait olduğunu, buraya yatırım yapmak üzere ------- elden borç para aldığını, ------ şirket adına senet istemesi üzerine de şirketin imza yetkilisi de kendisi olduğundan bu senetleri düzenlediğini, kendisini şikayet eden ailenin miras bırakanı olan---- bu borcunu ve şirket adına bu şekilde senet verdiğini bildiğini, ---- vefat etmesi üzerine kendisini şikayet--eden ------ ailesi ile bir araya gelerek durumu anlattığını, bu yeri satarak parayı ödeyeceğini söylediğini ve belli bir meblağ konusunda anlaştıklarını ancak pandemi süreci sonrasında bahse konu yere 38.000.000 Dolar teklif gelince ----- ailesinin anlaşmadan vazgeçerek bu yerin kendilerine ait olduğunu söylediklerini, gayrimenkulünü almaya çalıştıkları bu olaydan dolayı ---- ailesini --- Cumhuriyet Başsavcılığının---- sayılı soruşturma dosyası ile şikayet ettiğini, şikayete konu senetleri şirketin yetkilisi olduğu tarihte düzenlediğini, şirketi devrettikten sonra yetkisiz herhangi bir senet düzenlemediğini beyanla suçlamayı kabul etmediği yönünde ifade verdiği görülmektedir. Bilindiği üzere kural olarak; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrar ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değeri kanunda öngörülen sınırı geçtiği takdirde senetle ispatlanması gerekir. (HMK m. 200/1)Buna göre davacı, hukuki ilişkinin değeri itibarıyla iddiasını ancak yazılı delil ile ispat edebilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı yoksa iddianın ikrar, yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. HMK'nin 187. maddesinde; ispatın konusunun, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalardan oluştuğu ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilebileceği, herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıaların çekişmeli sayılmadığı hükme bağlanmıştır. Yargılama usulü bakımından ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir (YHGK 09.11.1955 gün ----- İkrarın ispat kuvveti, yapıldığı yere göre belirlenir. Buna göre; ikrarın mahkeme içinde veya mahkeme dışında yapılmasına farklı hüküm ve sonuçlar bağlanmıştır. Kural olarak mahkeme dışı ikrar, kesin bir delil olmayıp, takdiri delildir. Bununla ancak takdiri delillerle ispat edilebilen hususlar ispat edilebilir. Bu bakımdan kesin delille ispatı gereken bir hukuki işlemin varlığı mahkeme dışı ikrar ile ispat edilemez. Ne var ki mahkeme dışı ikrar bir belge ile ispat edilebilirse kesin delil hükmünde olur. Bu açıklamalara göre yukarıdaki bilgi ve belgelerin mahkeme dışı ikrar niteliğinde olup kesin delil hükmünde olacağı ve ikrarda bulunanı bağlayacağı açıktır. Bu minvalde borcun dava dışı ---- şahsi borcu olduğu ispat edilmiş kabul edilmelidir. Ancak dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile özellikle şirketin muhasebe işlerini yürüten tanık---- beyanlarında da anlaşıldığı üzere davacı şirketin hiçbir faaliyetinin bulunmadığı şirket adına sadece yukarıdaki ifadelerde geçen taşınmaz kaydının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davaya konu icra dosyalarında da anlaşıldığı üzere tüm meselenin aslında bu taşınmaz üzerinde yürüdüğü ve yoğunlaştığı sarihtir. Bu taşınmazın evvelinde------ ait olduğu, finansal işlemlere tabi tutulduğu ve 19/06/2017 tarihinde davacı şirket adına kayıt ve tescil edildiği ,davacı şirketinde 22/12/2009 tarihinde kurulduğu ve öncesinde ---- ve------ ortak oldukları , 07/12/2016 tarihinde şirket hisselerinin---- devredildiği ve daha sonra 27/04/2017 tarihinde şirket hisselerinin ve yönetiminin ------ geçtiği anlaşılmaktadır. Şu halde söz konusu taşınmazın davacı şirkete geçtiği 19/06/2009 tarihinden önce şirket hisselerinin ve yönetiminin --olduğu sabittir. Bu kayıtlara göre davaya konu senetlerin tanzim tarihi olarak görünen 05/05/2014 ve 05/02/2015 tarihlerinde -- --- davacı şirketin yetkili temsilcisi ve ortağı olduğu anlaşılmaktadır. -----Ağır Ceza Mahkemesinin ------ esas sayılı dosyası içeriğinden de anlaşılacağı üzere davacı şirketin ve dolayasıyla taşınmazın son sahibi ----- 14/11/2018 tarihinde tasarlayarak kasten öldürüldüğü anlaşılmaktadır. Bu dosya içeriğine bakıldığında da öldürme eyleminin davacı şirkete adına kayıtlı taşınmazın ana unsur ve sebebi olduğu,---- borcu nedeniyle taşınmazın arsayı satın alan ------ devrinin istendiği , devir gerçekleşmeyince de kendisinin öldürüldüğü tespit edilmiştir. Şu halde özellikle senetlerin miktarları nezdinde tanzim tarihleri ile vade tarihlerine bakıldığında altı yıl gibi çok uzun bir süre bulunması, yukarıdan beri bahsedilen ceza soruşturma ve kovuşturma dosyaları, davalını------ hakkında yaptığı şikayet dilekçesine işin niteliği ve hukuk tekniği yönünden bakıldığında esasında göstermelik bir şikayet oluşu, ifadeye göre 20.000,0000 Euro bedelle yalı alım satımı gibi işlemin tacir olduğunu söyleyen davalı tarafından altı yıl vadeli senetlerle yapılması gibi hukuka ve akla ziyan bilgi ve beyanlar, şirketin ve şirket adına kayıtlı taşınmazın geçmişi ve serüveni, tanık beyanları ve olaya özgü objektif tüm delil ve hususlar nazarında davaya konu olayda tek ve biricik hedefin davacı şirket adına kayıtlı ve çok değerli olduğu anlaşılan taşınmaz olduğu, -----her nasılsa sürekli borçlu durumda bulunduğu, ---- 14/04/2022 tarihli savcılık ifadesinde senetlerin tanzim tarihinde şirketin kendisine ait ve yetkili temsilci olmasına rağmen bu borcun ------tarafından borcun ve şirket adına verildiğini bildiğini beyan etmesindeki tarihsel ve amaçsal çelişki ( o tarihte -----şirket ve taşınmazı ile hukuki olarak hiçbir bağlantısı yoktur. Dolayısıyla borcu bilmesinin ya da onaylamasının bir anlamı olamaz.) ------ davaya konu senetlerde yazılı ve diğer senetlerden de anlaşıldığı üzere toplam 14.600.000.00 Euro gibi günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre büyük bir parayı sözde borç olarak elden aldığı, davalının da sözde borç olarak nakden verdiği, bu borcun da yine şirket adına kayıtlı taşınmazda yapılması planlanan yatırım amacıyla alındığının ifade edildiği görüldüğünden söz konusu senetlerin de özde doğrudan doğruya şirket adına kayıtlı taşınmazı hedeflediği her türlü izahtan varestedir. Filhakika, davaya konu senetlerin ---- tarafından----- muvazaalı olarak ------ öldürüldükten sonra kendisinin şirketin hukuki olarak yetkilisi olduğu tarihler tanzim tarihi olarak yazılmak suretiyle verildiği, senetlerin görünen tanzim tarihlerinde değil, her şartta ve durumda vade tarihlerinde ya da yakın bir tarihte düzenlendiği konusunda mahkememiz çoğunluğunda yeterli, inandırıcı ve kesin bir hukuki ve vicdani kanaat oluşmuştur. Bu durumda ----- davacı şirketi temsil sorununun da tartışılması gerekmektedir. 6102 Sayılı TTK'nin 629/1 maddesinde, müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanacağı düzenlenmiştir. TTK'nin anonim şirketlere ilişkin 371/1. maddesinde, şirketi temsile yetkili kişilerin, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilecekleri; Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin temsilciye karşı rücu hakkının saklı olduğu düzenlenmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre ise temsilcilerin üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmeyeceği gibi, tescil ve ilan edilmek koşuluyla, bir temsilcinin temsil yetkisi sadece merkezin veya bir şubenin işleri yönünden bölgesel olarak veya birlikte temsil yetkisi kullanılması yönünden sınırlandırılabilir. Kısıtlama yapılmış olsa bile bu karar iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Şirketi temsilen yapılan iş ve işlemler her halükarda geçerli olup, iç ilişkide temsil yetkisinin sınırlandırılmış olması üçüncü kişilerin şirkete müracaat etmelerine engel değildir. Bu bağlamda, limited şirketi temsile yetkili olanlar şirketi üçüncü kişilere karşı borçlandırabilirler. Temsile yetkili kişiler tarafından yapılan işlemin esas sözleşmeye veya genel kurul kararına aykırı olması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilerin o işlemden dolayı şirkete başvurmalarına engel değildir. Ancak, 6102 sayılı Kanun'un 626 ncı ve 629 uncu maddeleri gereğince müdürün şirkete özen ve bağlılık yükümlülüğü bulunmakta olup özenli bir temsilci, iyiniyet ve sadakat borcu gereği, temsil ettiği şirketin çıkarına aykırı olarak bir işlem yaparsa bu işlem kural olarak temsil görevinin dışında kalır. Bir başka deyişle, işlem için temsil edilenin yetki vermediğinin ve bu işlemin kural olarak temsil edileni bağlamayacağının kabulü gerekir. Bunun istisnası temsil edilenin temsilciye açıkça kendisiyle işlem yapma izni vermesi veya yapılan işleme sonradan icazet vermesi halidir ki, bu hallerde işlem geçerli olur. Bu açıklamalar ve yukarıdaki muvazaa kabulüne göre --- ile ------ arasındaki senet düzenleme işleminde bizzat tarafların mahkeme dışı ikrarlarından da anlaşıldığı üzere borcun işletme dışında olduğu bilinmektedir. Bu husus kendileri tarafından ikrar edildiğinden ispatlanmıştır. 6098 sayılı TBK'nin 146/1 maddesinde düzenlenen 'bir kimse yetkisi olmadığı halde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar' hükmüne göre boçlandırıcı işlemin yapıldığı zamanda ve sonrasında onaylandığı da söylenemez. Zira şirketin sahibi ve yetkili temsilcisi ----- 14/11/2018 tarihinde öldürüldüğünden ve senetler her halde bu tarihten sonra düzenlendiğinden işlemin onaylanması ve dolayısıyla şirketi bağlaması da mümkün değildir. Davacı şirketin son ortağının ve temsilcisinin yasal mirasçıları tarafından da işlem onaylanmadığı gibi işbu dava başta olmak üzere çeşitli hukuki uyuşmazlıklara ve davalara konu edildiği de ortadadır. Sonuç itibarıyla sırayla tespit edilen ikrar, muvazaa ve yetkisiz temsilden oluşan üç unsurdan hareketle davacı şirketin davalıya borçlu olmadığı sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Binaenaleyh ; 4721 Sayılı TMK'nin 6. ve 6100 Sayılı HMK'nin 190 maddelerine göre davacı tarafından davası ispat edildiğinden davanın kabulü ile; 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1 maddeleri gereğince; ---- İcra Dairesinin ---- Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibe dayanak olup 05/02/2015 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 2.200.000 EURO bedelli bono ile 05/03/2015 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 2.200.000 EURO bedelli bono ile ----İcra Dairesinin ----- Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibe dayanak olup 05/05/2014 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 2.200.000 EURO bedelli bono ile 05/04/2015 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 1.200.000 EURO bedelli bono olmak üzere söz konusu takiplere konu söz konusu 4 adet bono yönünden davacı şirketin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Davacının haksız takip nedeniye tazminat talebine gelince ; bilindiği üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca menfi tespit davası açan borçlunun tazminat isteme hakkı vardır. Anılan maddenin 5. fıkrası aynen; “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.” hükmünü içermektedir. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötüniyetli olmasıdır. Başka bir ifadeyle; İcra İflas Kanunu'nun 72/5. maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı (borçlu) lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötüniyetli olduğunu iddia eden davacının (borçlu) üzerindedir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 17.03.2010 tarihli ve /--- esas, ----- karar, 07.12.2011 tarihli ve ----- esas ---- karar ve 20.03.2013 tarihli ve --- esas,----- sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olaya yeniden bakıldığında takibin haksızlığına karar verilmekle birlikte, takibin açıkça ve kesin olarak kötü niyetli olduğu, yönünde soyut beyan ve talep dışında dosyaya yansıyan yeterli ve mahkememiz yönünden adalet duygusuna göre yeterli inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmakla tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince aleyhinde hüküm verilen davalı sorumlu tutulmuştur. Ayrıca bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.Son olarak belirtmek gerekir ki dava konusu toplam değer 7.800.000 EURO olup, bunun 14/07/2023 dava tarihindeki efektif satış değeri üzerinden TL karşılığı 221.754.000 TL olup, aşağıdaki hesaplamalarda bu dava değeri esas alınmıştır.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davanın Kabulü ile; 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1 maddeleri gereğince;---- İcra Dairesinin ----- Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibe dayanak olup 05/02/2015 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 2.200.000 EURO bedelli bono ile 05/03/2015 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 2.200.000 EURO bedelli bono ile,---- İcra Dairesinin ----- Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibe dayanak olup 05/05/2014 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 2.200.000 EURO bedelli bono ile 05/04/2015 tanzim tarihli, 01/04/2021 vade tarihli ve 1.200.000 EURO bedelli bono,olmak üzere söz konusu takiplere konu söz konusu 4 adet bono yönünden davacı şirketin davalıya borçlu olmadığının tespitine,Davacının, 2004 sayılı İİK'nin 72/V maddesi gereğince haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle tazminat taleplerinin, reddine,
Gerekçede açıklanan matrah üzerinden hesaplanan 15.148.016 TL nispi karar harcından, Mahkeme veznesine yatan 1.499.130,53 TL peşin harcın mahsubu ile EKSİK 13.648.885,47 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun madde 18/A-(13) ve (14) düzenlemelerine ve Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesine bağlı olarak Arabulucuk Bürosu tarafından yapılan ve Adalet Bakanlığı Bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL zaruri giderin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
Davacı tarafından peşin ödenen harçlar dahil olmak üzere davacı tarafça yapılan toplam 1.500.418 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davalı tarafça yapılmış bir gider olmadığından bu konuda başkaca bir hüküm kurulmasına yer olmadığına,
Kabule konu toplam değer üzerinden davacı vekili yararına tarife gereğince hesap ve takdir edilen 2.825.540,00 TL nispi avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına)İlişkin olmak üzere davacı vekili yönünden e-Duruşma sistemi üzerinden ve davalı vekili yönünden huzuren olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı aleni olarak yapılan yargılama sonunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere Mahkeme Başkanı --- karşı oyu ve oy çokluğu ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dava ---- İcra Müdürlüğü'nün ---- Esas sayılı ve ----. İcra Müdürlüğü'nün -----Esas sayılı icra takiplerine dayanak yapılan 4 adet bononun davacı şirketin eski yetkilisi ----- tarafından ve davalı ile danışıklı olarak ve eski tarihli sahte bono düzenlemek suretiyle yetkisiz olunan sonraki bir dönemde eskiye dönük olarak düzenlendiği iddiasına dayalı menfi tespit davasıdır.Davanın yaş tayinini gerektirir sahtecilik ve danışıklı ilişki iddiasına dayalı olması, dava dilekçesi, cevap dilekçesi, imzaların davacı şirketin temsilcisi olan --- aidiyetinin itilaflı olmaması, ---- İcra Hukuk Mahkemesi'nin ----- Esas ve ----- İcra Hukuk Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı dosyaları üzerinden ilgili her bir takip yönünden ileri sürülen imzaya ve borca itirazların reddine ilişkin kesinleşen kararlar, ----- soruşturmaya yansıyan söz konusu bonolara ilişkin kabul beyanı, tanık beyanları, davalı vekili tarafından ibraz edilen 04/12/2024 tarihli dilekçede ileri sürülen ve dosya kapsamı ile uyumlu hususlar, yaş tayininin teknik olarak mümkün olmaması, davaya ve takiplere konu belgenin kambiyo senedi olması, buraya kadar ifade edilen veriler de gözetildiğinde ispat külfetinin davacı üzerinde olması, senede karşı senet kuralı çerçevesinde ispat kuralları yönünden davacı tarafın iddiasını ispatlayamamış olması, danışıklı ilişki iddiası yönünden tanık beyanları, ticari şirketlere ilişkin hükümler, davalının dava dışı ----- hakkındaki şikayetleri, söz konusu şikayet doğrultusunda yürütülen soruşturma ve kapsamı, icra ceza mahkemesinde görülen dava, davacı şirketin çalışanı ve "gerçekte ortağı" konumunda olan tanık beyanlarının davacının iddialarını doğrular nitelikte olmayıp aksine şirket adına kayıtlı taşınmazların alım-satım konusu olabileceğine ilişkin ve --- borçların ödenip şirketin devraldığına ilişkin beyanlar, tanıkların davalıyı hiç tanımaması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ileri sürüldüğü şekilde danışıklı ilişki olduğu iddiasının da sübuta ermediği kanaatine varıldığından davanın reddine karar verilmesinin daha isabetli olacağı düşüncesiyle çoğunluğun görüşüne iştirak etmek mümkün olmamıştır.