T.C. İstanbul Anadolu 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/541 Esas
KARAR NO: 2025/888
DAVA: Sigorta (Trafik Sigortası Kaynaklı)
DAVA TARİHİ: 24/06/2025
KARAR TARİHİ: 25/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Sigorta (Trafik Sigortası Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesi özetle ; 07.07.2024 tarihinde -------- plakalı araç müvekkilinin aracı olan --------- plakalı araca arkadan çarmış ve %100 kusurlu hareket ederek müvekkilinin aracında maddi hasarlı kazaya sebebiyet verdiğini, Bu durum kaza tespit tutanağından da anlaşılacağını, -------- plaka nolu araç için ------- sayılı Kasko poliçesi ve İMM klozu davalı --------Ş düzenlendiğini, Ayrıca --------- plakalı aracın Trafik sigortasına başvurulmuş ve Trafik poliçesi limiti kadar tazminat alındığını, Trafik poliçe limitini aşan kısım için işbu davayı açma zorunluluğu hasıl olduğunu, --------- plakalı müvekkil araç kaza neticesinde hasarlanmış ve kaza sonrası trafik poliçesi limitinin üzerinde hasar onarım bedeli ortaya çıktığını, Davalı sigorta şirketine 08.05.2025 tarihlerinde yazılı olarak tazminat talebinde bulunulduğunu, ancak sigorta şirketince geri dönüş yapılmamış daha sonra dava açılmadan önce Arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, ancak bir netice elde edilemediğini, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 30'uncu maddesi çerçevesinde yine 2918 sayılı KTK'nın 97'nci maddesi ''zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içerisinde dava yoluna gitmeden öne ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiğini, Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.'' hükmü yer aldığını, Davalı tarafın asıl yükümlülüğü Kasko poliçesi ve İMM klozu kapsamında meydana gelen gerçek zararı tazmin edeceğini, ZMMS sigortalının üçüncü kişilere verdiği zararı gidermek üzere yapılmakta, Kasko poliçesindeki İMM klozu ise Trafik poliçe limiti üzerindeki zararı gidermek için yapıldığını, Bu kapsamda zarar sigortası olarak değerlendirilmesi gerekir ve asıl olan gerçek zararın tespit edilerek sigortacı tarafça ödenmesi gerektiğini, Bu sebeple aracın ne kadar maliyetle onarıldığı ve fatura miktarı önem taşımadığını, Asıl olan aracın onarılması değil, zararın giderilmesi olduğunu, Ayrıca bilindiği gibi trafik kazası nedeniyle tazminat davasının özünde haksız fiil sorumluluğu yarattığını, Haksız bir fiil sonucu bir zarara sebep olan kimsenin, bu zararı uygun bir tazminat ödemek suretiyle gidermesi gerektiğini, Türk Borçlar Kanunu madde 49 "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." şeklinde hüküm ile haksız fiil sonucunda meydana gelen zararın giderilmesi gerektiğine hükmettiğini, Karayolları Trafik Kanunu ve Anayasa Mahkemesi kararları gereği davalılar değer kaybı bedelinden sorumlu tutulduğunu, Dolayısıyla meydana gelen kaza sonucu müvekkil aracında oluşan araç ikame bedellerinin de taraflarına ödenmesini talep ettiklerini, arz ve izah edilen sebeplerle. fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik belirsiz dava olarak; 10 TL değer kaybı bedelinin poliçe limitleri dahilinde davalı şirket ve davalı gerçek kişilerden temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline, Baro pulu bedeli, vekalet harcı ile her türlü başvuru, yargılama gideri, bilirkişi ücreti ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesi özetle ; Davacı mahkemeniz huzurunda ---------- e. sayılı dosya ile hasar onarım bedeli ve araç mahrumiyeti bedeli talebiyle müvekkil sigorta şirketi ve diğer davalılar aleyhine dava ikame ettiğini, davacının hukuki yararı bulunmadığından iki dava dosyasının birleştirilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, mahkememiz nezdinde açılan işbu dava için; görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleri değil, tüketici mahkemeleri olduğunu, Sigortalı ile müvekkil şirket arasındaki ilişki tüketici ilişkisi olduğu için işbu davanın Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevine girmediğini, Sayın mahkemenizin bu yönde usulden ret kararı verilmesini talep ettiklerini, Bu duruma emsal Yargıtay kararları da mevcut olduğunu, HMK’nın 114. maddesi de mahkemenin görevli olmasını dava şartı olarak belirlenmiş olup dolayısıyla Tüketici Mahkemesinde açılması gereken işbu davanın görevsiz mahkemede açılmış olması bu davanın usulden reddini gerektirdiğini, Sigorta ettiren/Sigortalı, rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği tarihten itibaren en geç beş (5) iş günü içinde sigortacıya bildirimde bulunmak zorunda olduğunu, Hasarın türü ve meydana geliş şekline bağlı olarak farklı evrakların da istenebileceğini, 2918 Sayılı Kanunu’nun 97. maddesi “Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.” şeklinde düzenlendiğini, Madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere, sigorta şirketine başvuru zorunluluğu sadece sigorta davaları için değil -------- yapılacak başvurular açısından da geçerli olduğunu, HMK'nın 115/2 maddesi uyarınca mahkeme dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar vermesi gerekir. Davacı tarafından müvekkil sigorta şirketine yapılmış usulüne uygun bir başvuru olmadığını, 07.07.2024 tarihinde maddi hasarlı kaza meydana gelmesine rağmen davacı müvekkil sigorta şirketine 08.05.2025 tarihinde başvurduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1427. maddesine göre; “...(2) Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olur. Can sigortaları için bu süre onbeş gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez.” Davalı, müvekkil şirkete karşı tazminat talebinde bulunurken usule uygun şekilde başvurmadığını, İşbu sebeplerle huzurdaki davanın reddi gerektiğini, talep miktarını belirleyebilecek olan davacının, belirsiz alacak davası ve/veya kısmi dava açmakta hukuki yararı bulunmadığından dolayı davanın, “hmk 114/1-h maddesi hükmü gereğince dava şartı yokluğundan” usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK’nun “DAVA ŞARTLARI” başlıklı 114/1-h. maddesinde “h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması” gerektiği hususu, açık bir dava şartı olarak sayıldığını, Dolayısıyla da her ne kadar davacı kısmi dava açmışsa da işbu davanın Belirsiz Alacak Davası ve/veya Kısmi Dava şeklinde açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, ayrıca, araç hasarına ilişkin olarak eksper aracılığı ile inceleme yaptırılmış veya davacı tarafça sigorta şirketine müracaat esnasında belli bir tutar belirlenerek bunun üzerinden tazminat talebi yapılmış dosyalarda yüksek mahkeme belirsiz alacak davası açılamayacağını içtihat ettiğini, İlgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararından anlaşılan bir davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilebilmesi için belirsiz alacak davasi olduğunu açıkça belirtilmesi gerektiğini, fazlaya ilişkin haklarin sakli tutulduğuna ilişkin terimlerin kısmi dava olarak nitelendirildiği yönünde olduğunu, Bu durumda davanın belirsiz alacak olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, 6100 sayılı HMK’nın “kısmi dava” başlığını taşıyan 109. MADDESİ, “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.” hükmünü içerdiğini, Bu durumda, ilgili madde hükmü gereği talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olmadığı durumlarda sadece talep konusunun bir kısmı üzerinden kısmi dava yoluna başvurulması da kanuna aykırılık teşkil edeceğini, 6100 sayılı HMK’nin 107/I. maddesi “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir” hükmünü içermektedir. Madde hükmünden de anlaşıldığı üzere Belirsiz alacak davası davacının, davada talep edeceği miktarı veya değeri tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin objektif şekilde imkânsız olması ya da bunun kendisinden beklenememesi halinde mümkün olduğunu, Davacı dava tarihinde davanın miktarını tam ve kesin olarak biliyorsa veya bunu bilebilecek durumda ise, belirsiz alacak davası açayacağıın, Nitekim davacı taraf aracın tamir süresince kullanılamaması nedeniyle araç mahrumiyeti zararını belirsiz olarak belirtmesi de davacı tarafın taleplerinin reddine karar verilmesini gerektirdiğini, Açıklanan nedenlerle, belirsiz alacak davası ve/veya kısmi dava açmakta hukuki yararı bulunmayan davacı tarafın talebinin reddine karar verilmesini talep ettiğini, Davalı dava dilekçesinde müvekkil şirketin gerçek hasar bedelinin altında ödeme yapması nedeniyle mağduriyet yaşadığı iddiasının dayanağı ve ne sebeple mahrumiyet bedeli talep ettiğine ilişkin açıklama bulunduğunu, Davacının tüm taleplerinin somutlaştırılması gerektiğini, açıklanan sebeplerle davacının dava dilekçesindeki eksikleri gidermesi aksi takdirde davanın açılmamış sayılması gerektiğini, hak kaybı yaşanmaması adına zamanaşımı itirazında bulunmaktayız. işbu dava 2 yıllık zamanaşımına tabi olup, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması yalnızca alacağın kısmı davaya konu edilen kısmı için zamanaşımını kesip, saklı tutulan kısım için ıse zamanaşımı kesilmediğini, ihtiyari mali mesuliyet teminatına ilişkin sorumluluk; tazminat bedelinin, zorunlu mali mesuliyet teminat limitinin üstünde kalması ile başlar. somut olayda zmms limiti aşılmamış olup müvekkili şirketin sorumluluğu başlamadığını, İMM sigortacısının hasara ilişkin sorumluluğuna gidebilmek için önce ZMMS sigortacısına müracaatta bulunulması gerektiğini, Hasar, ZMMS sigortacısının teminat limitlerini aşıyorsa eğer İMM sigortacısı, aşan kısımdan sorumlu olacağını, Davacı taraf dava dilekçesinde her ne kadar ZMMS sigortacısı olan --------Ş. ve müvekkil şirket tarafından bir kısım ödeme gerçekleştirildiği, fakat ilgili ödemelerin yetersiz kaldığı iddiaları bulunmuş olsa da işbu iddialara katılmanın mümkün olmadığını, açıklamalarımıza istinaden davanın ZMMS sigortacısı olan ----------Ş.’e ihbarını talep ettiklerini, Değer kaybı reel 130.000 TL tespit edilmiş olup 200.000,00 TL sinin trafik poliçesinden alınmış olması nedeniyle müvekkil şirket 06/11/2025 tarihinde kalan bakiye 130.000 TL ödemeyi yapacak olup başkaca bir sorumluluğu kalmadığını, Trafik sigortasından tahsil edilemeyen tutar değer kaybı tutarından düşüldüğünü,--------- 09.04.2025 tarihli ve --------- sayılı kararıyla; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 20. maddesi kapsamında, gerekli sermayenin nakden Şirket hesaplarına intikal ettiğinin tevsikine kadar müvekkil ---------Ş.'nin tüm branşlarda yeni sigorta sözleşmesi akdetme ve temdit yetkisinin kaldırıldığını, SEDDK kararı kapsamında ödemeler kamu otoritesi tarafından SEDDK’nın izin verdiği ölçüde yürütülmekte olup müvekkil şirketin ödemeler konusunda karar alma yetkisi bulunmadığını, bu durumda davayı kabul anlamına gelmemekle birikte müvekkil sigorta şirketini, davacıya yapılan ödemesinde yaşanan gecikme kapsamında sorumlu tutmak hakkaniyete aykırılık teşkil edececeğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, değer kaybına yönelik taleplerin müvekkil şirketten haksız kazanç sağlamaya yönelik olmaması, alanında uzman bilirkişi marifeti ile hesaplanması gerektiğini, araç değer kaybı hesabı yapılırken aracın modeli, yılı, hasar geçmişi de göz önüne alınması gerektiğini, Bilirkişi marifetiyle tespit edilecek olan miktar ile gerçek değer kaybı miktarının belirlenmesi gerektiğini, Kaldı ki hasar dosyasında mübrez eksper raporunda da görüleceği üzere değer kaybı hesaplaması da gerçek hasara göre hesaplandığını, Sayın Mahkemenizce de bilindiği üzere, değer kaybının; aracın trafik kazası sonucu hasarlanıp onarılmasından sonraki değeri ile hiç hasarlanmamış haldeki değeri arasındaki farka ilişkin olduğunu, araçtaki değer kaybı belirlenirken ise; aracın markası, yaşı, modeli ve hasar gördüğü kısımları dikkate alınarak aracın kaza tarihinden önceki 2. el satış değerinin tespiti ile aracın tamir edildikten sonra ikinci el satış değerinin tespiti ve arasındaki farkın göz önüne alınması gerekmekte ve buna yönelik sigorta şirketinden talepte bulunulması gerektiğini, Nitekim Yerleşik Yargıtay Kararlarında da değer kaybı hesaplanırken sigorta şirketi üzerinden zenginleşme amacı güdülmemeli sadece sigortalının zararının giderilmesi gerektiğini, huzurdaki davanın usulden ve esastan reddi gerekmekte olup mahkemeniz aksi kanaatte ise ve davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte; davaya konu sigortalı aracın hasar kaydının araştırılmasını, Davacı tarafın zorunlu trafik sigorta şirketinden tüm ödemelerin istenilmesi, TSB’ye yazı yazılarak sigortalı aracın riziko anındaki rayiç değerinin öğrenilmesini ve yeterli deliller toplandıktan sonra delil listemizi sunma hakkımız saklı kalmak kaydıyla dosyanın uzman bilirkişiye tevdine karar verilmesini talep ettiklerini, kabul anlamına gelmemek ve yukarıdaki savunmalarımız baki kalmak kaydı ile tazminat ödenmesi gerektiğine kanaat getirilmesi halinde poliçedeki kloz ve muafiyetlerin uygulanmasını talep ettiklerini kabul anlamına gelmemek üzere, istemin şirket sorumluluğu altında olduğu varsayılsa dahi müvekkil şirketin "KDV'YE" ilişkin olarak herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, bir teslim veya hizmetin karşılığını teşkil etmeyen veya buna bağlı olarak ortaya çıkmayan sigorta tazminatları KDV'nin konusuna girmemektedir. Bu durumda, sigortalının hasar gören eşya için sigorta şirketinden aldığı tazminat için KDV hesaplanması söz konusu olmayacaktır. KDV'nin müvekkil şirketten talep edilmesi, "GERÇEK ZARAR" kavramı karşısında mümkün olmayıp buna bağlı olarak da haksız KDV talebinin reddi gerektiğini, sigorta şirketinin iskonto hakkı bulunmadığını, müvekkil şirket, poliçeden doğan tüm sorumluluğunu yerine getirdiğinden HMK m.124, m.326, m.327, m.331 gereğince müvekkil şirket yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağını, Bu nedenle davacı tarafın yargılama giderleri ve vekalet ücreti taleplerinin reddi gerektiğini, Kabul anlamına gelmemek kaydıyla ve aksi kanaatte olunması durumunda: Müvekkil sigorta şirketinin sorumluluğunun belirlenmesi açısından, gerçek zarar ilkesi doğrultusunda denetime elverişli bilirkişi raporu olmadan zarar belirlemek mümkün olmadığını, Bu sebeple uzman bir bilirkişiden bilirkişi raporu alınmasına karar verilmesini talep ettiklerini, işbu davadan dolayı müvekkil şirketin faiz sorumluluğu bulunmadığını, açıklanan ve mahkemenizce re’sen dikkate alınacak tüm nedenlerle sair hak ve alacaklarımız ile fazlasını talep ve dava etme hakkımız saklı kalmak kaydıyla; Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve sair tüm mevzuat doğrultusunda haksız, hukuki yarardan, dayanaktan yoksun, fahiş taleplerle açılan işbu davanın öncelikle dilekçemizde belirttiğimiz sebepler ile usulden reddine; hiçbir ispatı yapılamayan açıklamaların da mesnetsiz ve haksız taleplerden oluşması nedeniyle esastan reddine karar verilmesini; Mahkeme aksi kanaatte ise dosyanın uzman bir bilirkişice incelendikten sonra mahkemece karar verilmesini talep ettiklerini, açıklanan ve resen göz önüne alınacak nedenlerle; Davanın öncelikla --------- E. Sayılı dosyası ile birleştirilmesine, Davanın esasa girilmeksizin usuli itirazlarımız doğrultusunda usulden reddine, Davanın ZMMS sigortacısına ihbar edilmesine, Usule ilişkin itirazlarımızın kabul görmemesi durumunda ise davanın, esastan reddine, TSB’ye yazı yazılarak aracın kaza tarihindeki rayiç bedelinin sorulmasına, Deliller toplandıktan sonra dosyanın konusunda uzman bilirkişice incelenmesine, Bu nedenle ortaya çıkacak tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :Dava hukuki niteliği itibariyle trafik kazası nedeniyle değer kaybı tazminatına hükmedilmesine ilişkindir. Davalı vekili 29/08/2025 Havale Tarihli cevap dilekçesi ile 07/07/2024 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hasar onarım bedeli ve araç mahrumiyeti bedeli talebine ilişkin-------- Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını beyan etmiştir.Mahkememizce -------- Esas sayılı dosyası incelenmiş, dava konusu kazanın ve tarafların aynı olduğu, aralarında hukuki ve fiili bağlantı bulunduğu anlaşılmıştır.HMK 166.maddesi uyarınca; aynı yargı çevresi içinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması halinde davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması halinde davalar arasında bağlantı var sayılır.
Tüm dosya kapsamına göre, Mahkememizin -------- esas sayılı dava dosyası ile --------- Esas sayılı dava dosyası arasında HMK'nun 166. maddesinde ön görülen hukuki bağlantının bulunduğu, birleştirme koşullarının gerçekleştiği belirlendiğinden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere :
1-Mahkememizin iş bu dava dosyasının -------- Esas sayılı dosyası ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,
Yargılamaya bundan sonra-------- Esas sayılı dosyasından devam edilmesine,
2-Kararın taraflara tebliğine,
3--------- Esas sayılı dava dosyasının duruşmasının 02/04/2026 Tarih ve Saat 11:35 de olduğunun iş bu kararın tebliği ile taraflara ihtarına,
4-Harç ve yargılama giderlerinin birleştirilen dosya üzerinden nihai karar ile birlikte değerlendirilmesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda esas hükümle birlikte istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 25/11/2025