T.C. İstanbul Anadolu 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/908 Esas
KARAR NO: 2025/308
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 03/12/2024
KARAR TARİHİ: 17/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkili şirketin nakliyat işi yapmakta olup çeşitli şirketlere kendi bünyesinde bulunan arazi araçları ile nakliye araçlarını kiraladığını, müvekkiline ait araçları kiralayan dava dışı ----------Şti. , borçlarına karşılık müvekkiline pek çok çek verdiğini, müvekkilinin de ticari hayatın uhdesinde bulunan bu çekleri ciro ettiğini, daha sonra ---------- firması hakkında ----------- E sayılı dosyası ile iflas erteleme kararı verildiğini, bu karar nedeniyle müvekkilinin ----------- alacaklarını alamadığı gibi ---------- ait çekleri ciro ettiğinden bir çok ------------ firmasının icra tehdidi ile karşı karşıya kaldığını, ------------ atanan kayyımların borçların ödenmesi amacıyla alacaklı şirketlere muvafakatnameler aracılığıyla ------------ alacaklarını temlik ettiğini, müvekkili şirkete de------------ kayyım olarak atanan ------------ ve ---------- imzasını taşıyan ---------Ş.'den alınmak üzere 110.000,00 TL tutarında 06.05.2014 tarihli muvafakatname verilerek,------------ 110.000,00 TL'lik alacağının müvekkili şirkete temlik edildiğini, bu muvafakatnamenin ---------Ş.'ye-------- imzası ile ibraz edildiğini, ancak ----------Ş. nin borcun ödenmesi amaçlı başvuruya olumlu yanıt vermediğini, bunun üzerine şirket aleyhine ---------- İcra Müdürlüğü'nün --------- E sayılı dosyası ile 22.05.2014 tarihinde icra takibi başlatıldığını, davalı şirket tarafından 28.05.2014 tarihinde borca itiraz edildiğini ve işbu itiraz üzerine 17.09.2014 tarihinde itirazın iptali davası ikame edildiğini, davanın sonuçlandığını ve Yargıtay incelemesi sonucunda kesin olarak verilen karar ile davalının müvekkili şirkete borçlu olduğu ve haksız bir şekilde icra takibine itiraz ettiğinin ortaya konulduğunu, Ancak davalının müvekkile olan borcunu ödemediği bu süreçte müvekkili ----------- tarafından keşide edilen çekleri ödemek zorunda kaldığını, pek çok çek alacaklısının kendisine müracaat etmesi nedeni ile ödeme güçlüğüne düştüğünü, bankalar nezdinde bulunan kredileri ve ------------ keşide ettiği çekleri ciro etmesi nedeniyle icra tehditleriyle karşı karşıya kaldığını ve bunun üzerine gerek şirket adına kayıtlı taşınmaz ve araçları gerekse şirket yetkilisi ---------- kendi adına kayıtlı gayrimenkulleri borçları ödeyebilmek amacıyla satmak zorunda kaldığını, davalının borca itiraz etmesi üzerine alacağına kavuşamayan müvekkilinin munzam zararına neden olduğu, davalının munzam zararını gidermekle yükümlü olduğunu iddia ile müvekkilinin uğradığı munzam zararın tazminine, müvekkilinin zararı yargılama sırasında belirleneceğinden davanın HMK 107. maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak tespitine, harca esas değer olmak üzere 10.000,00 TL takdirine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının TBK m.122 hükmü gereğince munzam zarar talep edebilmesinin koşullarının oluşmadığını, davacının salt enflasyon olgusuna dayalı olarak munzam zararını ispatladığının kabulünün mümkün olmadığını, HMK m.194 ve Yargıtay içtihatları gereğince munzam zararın varlığının somut olarak ispatlanması gerekmekte olup ülkenin ekonomik koşullarına atıfla soyut bir biçimde zararın ispatlanamayacağını, dolayısıyla mahkemenin vermiş olduğu kararda somut olayın koşulları ve başvurucunun yaşamış olduğu mağduriyetin tamamen idareden kaynaklanmasının etkili olduğunu, dava konusu olay nezdinde ise müvekkili şirketin kamu gücünden yoksun bir özel hukuk tüzel kişisi olup ne enflasyonun belirlenmesinde ne de yargılamanın uzunluğunda belirleyici bir role sahip olmadığını, tamamen hak arama özgürlüğü kapsamında mahkemeye başvurmuş olan müvekkili şirketin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi ve adeta kendi kontrolünde olmayan unsurlardan dolayı cezalandırılmasının kabul edilemez olduğunu, müvekkil şirket'in davacının uğradığını iddia ettiği munzam zarardan sorumlu tutulabilmesinin mümkün olmadığını, zira sorumluluğun koşullarından biri de kusur olup müvekkili şirketin hak arama özgürlüğü kapsamında yargıya başvurmuş olmasının kusur olarak nitelendirilemeyeceğini, davacının munzam zararını somut olarak ispatlamaya yönelik sunmuş olduğu iddialar da soyut, uygun illiyet bağından yoksun ve ticari hayattaki yaşamış olduğu tüm olumsuzlukları müvekkil şirketin temerrütüne yıkmaya çalışan ve haksız menfaat elde etmeye yönelik iddialar olduğunu, davacının munzam zararının varlığını hiçbir şekilde ispatlayamadığını, borcun zamanında ödenmemiş olması sebebiyle bankadan kredi alınmasının munzam zararın tazmini için tek başına yeterli olmadığını savunarak davacının haksız ve mesnetsiz tüm taleplerinin reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE : Dava hukuki niteliği itibariyle munzam zararın tazminine ilişkindir. Usulünce duruşma açılarak; tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip ihtilaflı ve ihtilafsız konular ön inceleme duruşmasında resen belirlenmek suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.----------- Es., ---------- Es. ----------- Es. Sayılı dosyaları UYAP üzerinden celp edilip incelenmiştir.----------İcra Müdürlüğünün ----------Es. Sayılı dosyası UYAP üzerinden celp edilip incelenmiştir. Tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi sonucunda; uyuşmazlığın, Davacının temerrüt faizini aşan bir zararı olup olmadığı ve miktarı hususlarında tarafların anlaşamadıkları şeklinde olduğu anlaşılmıştır.Munzam zarar, borçlunun temerrüdü ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olup bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyla, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.Gerek 818 sayılı mülga BK'nın 105.maddesinde ve gerekse 6098 sayılı TBK'nın 122/1. Maddesinde "FAİZ"den değil, "ZARAR"dan bahsedilmektedir. "Günümüz ekonomik koşullarıyla geçmişdeki ekonomik veriler değerlendirildiğinde; ekonomi düzeni içinde yer alan yatırım araçlarının hiçbir zaman istikrarlı gelir getirmediği ve dolayısıyla munzam zararın ispatında “karine” oluşturmadıkları sonucuna varılmaktadır. Örneğin, belli bir zamanda getirisi olan döviz, başka bir zamanda zarar oluşturmaktadır. Borsalardaki yatırımlarda kâr sağlayabildiği gibi, zarara da sebebiyet vermektedir. Enflasyon oranı düştükçe, banka mevzuat faizi de düşmektedir. O halde, ikinci görüşü benimseyen Yargıtay kararları ve hukuksal öğretideki görüşler, “karine” yönünden hukuksal dayanaktan yoksun kalmaktadır. bu nedenle; olumsuz ekonomik verilerin karine sayılamayacağı görülmektedir.----------sayılı kararında;"Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır." şeklindeki kararı ile somut ispatı aramıştır.-----------sayılı kararında; "Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir." şeklindeki kararları dikkate alındığında davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davacı tarafça yapılmış yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
3-Avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Alınması gereken 615,40 TL red karar ve ilam harcından peşin ödenen 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
5-Davadan önce gidilen arabuluculukta devletçe karşılanan 3.800,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, bu nedenle bu miktar yönünden de harç gibi tahsil müzekkeresi hazırlanmasına,
6-Taraflarca yatırılmış gider avansından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile ----------- Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verildi. 17/04/2025