T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/1048 ESAS
KARAR NO : 2025/432
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 29/12/2024
KARAR TARİHİ: 28/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 1983 yılından itibaren davalı şirketin yetkili servisi olarak göre yaparken sözleşmesi haksız yere feshedildiğini, bu kapsamda ----------- Esasına kayıtlı dosyasından alınan kararla feshin haksız ve geçersiz olduğu ve sözleşmenin devam ettiği hükme bağlandığını, Yerel Mahkemenin sözleşmenin geçerli olduğu konusunda verdiği bu kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiğni, ancak gerek dava süresince ve gerek sonrasında müvekkili şirketin yetkili servis olarak çalışmasına izin verilmemesi müvekkilini zarara uğrattığından, davalı ---------- aleyhine ---------- Esas sayılı dosya ile dava açıldığını, söz konusu davada 28.02.2019 tarihinde verilen ---------- K sayılı kararla; - 671.974,11-TL tazminatın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi işletilerek davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, şeklinde karara çıktığını, Kararın daha sonra Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiğini, söz konusu mahkeme kararı ile hükmedilen tazminatın tahsili için davalı aleyhine -------- İcra Dairesi --------- E. sayılı dosyasıyla yapılan icra takibinde a- 671.974,11- TL Asıl alacak olarak b-1.142.016,25 TL faiz olarak olmak üzere asıl alacak ve faiz toplamı olarak 1.813.996,31.TL 10.01.2020 tarihinde tahsilat yapıldığını, kesinleşen mahkeme hükmüne göre davalının temerrüt tarihinin dava tarihi olan 03/04/2006 olduğunu, Oysa davalının haksız temerrüdü ve ödemekte direnmesi nedeniyle mahkeme kararının çıkıp kararın kesinleşip tahsilatın yapılabildiği tarihin ise yaklaşık 14 yıl sonra 10.01.2020 tarihi olduğunu, dolayısıyla davalının yaptığı ödemeyle ve faizle karşılanmayan önemli derecede aşkın zarar oluştuğunu, Anayasa mahkemesi ve Yargıtay kararlarıyla, tbk 122. maddesindeki aşkın zararın (munzam zarar) somut delillerle kanıtlanması gerektiği yönündeki uygulamadan vazgeçildiğini, Yargıtay kararlarına göre, ilgili dönemin toplam enflasyonu, banka mevduat faizleri, altın ve döviz fiyatları ve enflasyondan oluşan bir sepet yapılarak ortalamasının alınması suretiyle bir hesaplama yapılması gerekeceğini, bu nedenle konusunda uzman bir hesap bilirkişisi atanmak suretiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasını talep ettiklerini, Davalı şirket aleyhine 07.12.2022 tarihinde ------------ nolu dosya ile taraflarınca zorunlu arabuluculuk kapsamında başvurusu yapıldığını ve arabuluculuk görüşmesi sonucunda anlaşılamadığından, müvekkilininin uğradığı aşkın zararın karşılanması amacıyla işbu davayı ikame etme zarureti hasıl olduğunu, bu aşamada dava değerinin taraflarınca tam ve kesin olarak belirlenmesi mümkün olmadığını, Dava değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğinden, işbu dava belirsiz alacak davası olarak açıldığını beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla HMK 107. Maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak; 50.000,00 TL aşkın (munzam) zararın 10.01.2020 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline, bilirkişi incelemesiyle dava değerinin belirlenmesi sonrasında talep artırımı için süre verilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini taleple dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Ticari davalarda zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmadan alacak davası açılamayacağını bu nedenle davanın usulden reddini talep ettiklerini, Davacının -----------Asliye Ticaret Mahkemesi'nde, 2006'da açtığı, 2002-2006 tarihleri arasındaki kar kaybına ilişkin Tazminat davasında 28/02/2019 tarihinde1-Davanın kısmen kabulüne, 671.974,11-TL tazminatın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi isletilerek davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine," karar verildiğini, davacının bu davayı kazanıp tahsilatı yaptığını başka alacağının bulunmadığını, davacının tahsilatı yaptıktan sonra bu kez de 2007-2008-2009-2010-2011-2012 yılları için ----------- Esas sayılı yeni bir tazminat davası açtığını, bu davanın derdest olduğunu, Derdest dava var iken belirsiz alacak davası açılarak, yargı makamlarının gereksiz yere meşgul edildiğini, davanın usul ekonomisine aykırı olduğunu, munzam zarar talebinin zamanaşımına uğradığını, Derdest davasında davacı tarafça 2012'de şirketin kapandığının iddia olunduğunu, davacıya kesin hüküm ile fesih tarihine kadarki kar kaybının ödendiğini, belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, davacının aynı talepli 3.kez dava açtığını, diğer aynı talepli davasının derdest olduğunu, 4 yıl boyunca bir işletmenin hiç kar elde etmeden faaliyet göstermesinin mümkün olmadığını, davacının karlılık oranının 2002 yılından itibaren sürekli olarak arttığını, --------Asliye Ticaret Mahkemesi dosyası içerisinde tüm deliller mevcut olduğunu, Bu dosya incelenir ise gerekli belge ve bilgilere ulaşılabileceğini, mükerrer olarak 3.kez açılan aynı talepli davanın reddini talep ettiklerini beyan ederek usule, yasaya, hukuka, adalete ve vicdana aykırı mükerrer davanın reddine, mahkeme masrafları ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava, ----------- sayılı ilamı ile 28.02.2019 tarihinden verilen karar sonrası alacağın tahsilinin kararın Yargıtay tarafından onanma tarihi olan 10.01.2020 tarihinde gerçekleşmesi ve davalının temerrüt tarihi dava tarihi olan 03.04.2006 tarihi olduğu, işletilen faizin zararı karşılamadığı gerekçesi ile oluştuğu iddia olunan munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Mahkememizce -----------İcra Müdürlüğü'nün -----------Esas sayılı dosyası ve ----------- Esas sayılı dosyasının UYAP sureti celp edilerek incelenmiştir.6098 sayılı TBK'nın "Aşkın zarar" yan başlıklı 122. maddesi "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklinde düzenlenmiştir.
Yasa uyarınca, alacaklının geçmiş günler faiziyle karşılanamayan zararlarını, borçlu kusurlu olmadığını ispat edemedikçe tazmine yükümlüdür. Borcun kaynağı satış akdi nedeniyle oluşan cari hesap alacağı istemine ilişkin olup, davalı sigorta şirketi mahkeme ilamı ile belirlenen ve kesinleşmiş tazminat tutarını icra takibi sonucunda ödemiştir. Davacı tarafından yasal faiz uygulanması ve tazminatın geç ödenmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmayan zararı olduğu ileri sürülmüştür.Uyuşmazlık, davacının geçmiş günler faizinden fazla zararının varlığını somut delillerle ispat etmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır. Alacaklı T.B.K'nın 120. (818 sayılı BK'nın 103. maddesi.) maddesi uyarınca borcun geç ödenmesinden kaynaklanan temerrüt faizini (geçmiş günler faizini) zararın varlığını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın talep edebilir. Munzam zararda ise, geçmiş günler faizi ile karşılanamayan bir zararı olduğunu kanıtlamak zorundadır.120. madde ile geçmiş günler faizinin nasıl belirleneceği düzenlenmiş iken, 122. (818 sayılı BK'nın 105. maddesi) maddede buna ilişkin bir düzenlemenin yer almamış olması da davacının zarara uğradığını kanıtlama yükünde olduğunu göstermektedir. Salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar munzam zararın kanıtı olarak kabul edilemez. O halde davacının munzam zararını genel ekonomik olumsuzluklar dışında, somut vakıalarla kanıtlaması gerekir. Ancak somut zararın kanıtlanması halinde ekonomik veriler dikkate alınarak zarar miktarı belirlenebilir. Nitekim ---------- sayılı kararında da, “Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Munzam zarar alacaklısı, 818 sayılı BK’nın 105. maddesine dayalı tazminat isteminde bulunabilmesi için, kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu ve illiyet bağını, eş söyleyişle bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.Alacaklının, borcun yerine getirilmemesinden, kısmen yerine getirilmesinden veya geç ifadan maddi bir zarar veya kazanç yoksunluğuna uğradığını ispat etmiş sayılması için, borçlunun borcunu zamanında gereği gibi yerine getirse idi, zarar ve kar yoksunluğunun önleneceğini kanıtlaması başka bir anlatımla illiyet bağını da kurması zorunludur. Kanun koyucu, bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul edip, bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını benimsemiştir. Nitekim 818 sayılı BK’nın 103. maddesine göre temerrüt faizi oranı %5 iken, 04.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanun ile bu oranın %30’a çıkarılması ve yine 3095 sayılı Kanunda 15.12.1999 tarihli ve 4489 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu ------- Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranı esas alınarak, değişen faiz oranlarının benimsenmesi bunun kanıtıdır. Bu noktada ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) dikkate alınarak, kanun hükmüyle geçmiş günler faizine ilişkin düzenleme yapılmış iken, aynı olguların 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın bilinen kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluklar gerçek zarar olarak gösterilemez. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Örneğin, alacağını gününde alamayan alacaklının, aynı gün vadesi gelmiş bir borcunu ödemek için, borçlunun ödediği geçmiş günler faizi yerine bunun üzerindeki bir faizle borçlanması, ya da alacaklısına daha yüksek oranda faiz ödemek durumunda kalması; dövizle ödemeyi kabul ettiği borcu için, alacağını gününde tahsil edememesi nedeniyle sonraki günlerde daha yüksek kurdan döviz satın almak zorunda kalması gibi maddi olgularla kanıtlanan zarar söz konusudur. 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın, aynı Kanun’un 103. maddesi ve 3095 sayılı Kanun ile saptanan faiz oranının dayanağı olan ekonomik olumsuzluklara dayandırılması ve herkesçe bilinenin kanıtlanmasına gerek olmadığı sonucuna varılması mümkün değildir. Bu itibarla 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 sayılı Kanun ile diğer Kanunlardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, kanun koyucunun 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır. O hâlde somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığından, 818 sayılı BK’nın 105. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği sonuca varılmıştır. “ denilmektedir. Anılan kararda, Anayasa Mahkemesi 21.12.2017 gün ve ---------- başvuru numaralı kararında; başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verildiği belirtilerek, fiyatların aşırı yükseldiği, döviz fiyatlarında öngörülmeyen değişikliklerin olduğu dönemlerde gerçekleşen enflasyona bağlı olarak alacaklının alacağını geç alması nedeniyle zararın gerçekleşeceği hayatın olağan akışında herkesce bilinen bir olgu olmakla birlikte, bu gibi durumlarda munzam zararın gerçekleştiğinin karine olarak kabul edilmesinin gerektiği, bu düzeye ulaşmamış olağan yükselmelerde ise bu karinenin uygulanmayacağı görüşü de ileri sürülmüşse de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gerekli 615,40-TL harçtan davacı tarafça peşin olarak yatırılan 853,88-TL harçtan mahsubu ile kalan 238,48-TL harcın hazineye irad kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından masraf yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştikten sonra yatıran tarafa iadesine,
7-6325 Sayılı Kanun'un 18-A/13. bendi uyarınca ------------ tarafından karşılanan 3.120,00-TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Dair, Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta süre içinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 27/05/2025