T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/537
KARAR NO : 2025/558
DAVA : Cezai Koşulu Alacağı
DAVA TARİHİ : 16/04/2021
KARAR TARİHİ : 08/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan Cezai Koşulu Alacağı davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı işçi arasında 03/09/2019 tarihinde imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinde davalının satış temsilcisi olarak çalışacağı öngörüldüğü, 03/09/2019 tarihinde taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağı ve gizlilik sözleşmesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 2 yıl süre ile benzer ve ilgili bir işyerinde çalışması halinde işçinin işverene 250.000 TL cezai şart ödeyeceği öngörüldüğünü, davalının rekabet yasağına aykırı davranışları nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı ve müvekkilin uğradığı zararları tazmin etmesi gerektiğini, davalının, çalıştığı bu 1 yıllık süre boyunca müvekkili şirkette satış temsilciliği görevini sürdürdüğü, şirkete ait teknik, ticari ve personele ilişkin iş sırlarına eriştiği ve müşteri çevresine nüfuz eden konumu nedeniyle bu işyerine dair bilgi, ticari sır ve teknik verileri öğrendiği, sözleşmesinin feshinin üzerinden henüz 2 yıl geçmeden dava dışı -----çalışmaya başladığını, söz konusu şirketin, müvekkili şirket gibi madeni yağ sektöründe hizmet verdiği, müvekkili şirket ile davalının yeni işe başladığı şirketin gerek aynı meslek grubunda olmaları gerekse aynı coğrafi yerde bulunmaları, davalının sözleşmede kararlaştırılan süreyi beklemeksizin işe başlamasının gizlilik taahhüdünü ihlal ettiğini gösterdiğini, davalının iş sözleşmesinde yer alan haksız rekabet koşuluna uymaması sebebiyle şimdilik 20.000 TL cezai şartın arabuluculuk başvurusu ile temerrüte düşmüş olması sebebiyle temerrüt tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın taraflar arasında akdedilmiş iş sözleşmesi içerisinde yer alan "Rekabet Yasağı" hükmü temel alınarak açıldığı, bu sebeple davada İş Mahkemelerinin görevli olduğunu, müvekkilinin çalıştığı pozisyon itibarı ile davacı şirkete herhangi bir zarar vermediği ve verebilme ihtimalinin olmadığını, davacının ticari sırlarının ve bilgilerinin kullanıldığını ispatla yükümlü olduğunu, rekabet yasağının Anayasa ile düzenlenen çalışma hakkını engeller nitelikte olduğunu, matbu sözleşme hükmü olduğunu, belirterek öncelikle görevsizlik kararı verilmesini, aksi halde haksız davanın reddi ile yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER ve GEREKÇE: Dava; Hukuki niteliği itibariyle, taraflar arasında akdedilen hizmet sözleşmesinin bitiminden sonra sözleşmede yer alan rekabet yasağına aykırı davranıldığı iddiasına dayalı olarak cezai şart bedelinin davalıdan tahsiline ilişkindir.
İLK KARAR: Mahkememiz ---- Esas,------ karar sayılı ilamında; "Mahkememizin görevsizliği sebebiyle HMK 114/1-c ve 115/2 madde hükümleri uyarınca davanın USULDEN REDDİNE, Görevli Mahkemenin ----- İş mahkemelerinin olduğunun tespitine" karar verilmiş, karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
BAM KARARI: ----- Bölge Adliye Mahkemesi ------ Hukuk Dairesinin----- Esas, ----- Karar sayılı ilamında: " Yargıtay ------. Hukuk Dairesinin ilamındaki açıklamalar gözetildiğinde, TBK’nın 444-447 maddelerinden doğan rekabet yasağının ihlaline dair uyuşmazlıklara bakma görevinin TTK’nın 4/1–c maddesi gereğince aynı Kanunun 5. maddesi uyarınca Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girdiğinden ve dava görevli ticaret mahkemesinde açıldığından, mahkemece yargılama devam edilerek davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur." gerekçesiyle Mahkememiz kararı kaldırılmıştır.
Mahkememizce taraflarca bildirilen tanıklara tebligat çıkartılmış:
Davacı tanığı ------ 07/03/2023 tarihli duruşmaya katılarak beyanında; ben davacı şirkette 5 yıldır, muhasebe müdürü olarak çalışıyorum, davalı benden sonra işe girmiştir, davacı şirkette satış temsilcisi olarak çalışıyordu, yaklaşık bir yıl kadar çalıştı, çalışmasıyla ilgili bana yansıyan bir sıkıntısı yoktu, işini yapan bir personeldi, amirleriyle bildiğim kadarıyla bir sıkıntısı yoktur, ben kendisinin ayrıldığını hatırlıyorum, satış temsilcileri işlerini dışarda ikmal ederlerdi, o yüzden gün içinde çok karşılaşmazdım, biz aynı binanın içerisinde çalışıyorduk, katlarımız farklıydı, işten ayrılma gerekçesini tam bilemiyorum, kendi ayrıldı diye biliyorum, davacı bizim satış politikamıza ve müşterimize vakıftı, kampanyalardan haberdardı, kampanyalar bayii bazlı olabiliyordu, bir müşteriye satış yapılırken, hangi şartlarda satış yapıldığı, ne kadar teminat alındığı, satış personelinin vakıf olduğu bir bilgiydi, benim bizzat şahit olduğum bir durum yok, ancak duyum olarak müşterilerimiz ---- firmasına kaydını duyduk, analiz olarakta davalının ilgilendiği kişilerle satışımız düşmüştü, satış temsilcisinin bildiği bilgiler ticari sır niteliğindedir, davalının müşterisi olup ,ayrıldıktan sonra azalma, başka firmaya geçtiğini tespit ettiklerimiz davalının döneminde mi ilk müşterimiz olduğu, yoksa eski müşterimiz miydi, şu an bu konuda bir bilgim yoktur, bilgim görgüm bu kadardır, tanıklık ücreti talebim yoktur, demiştir.
Davalı tanığı ------ 07/03/2023 tarihli duruşmaya katılarak beyanında; Ben davalıyı , davacı şirkette birlikte çalışmamızdan dolayı tanırım, bende satış temsilcisiydim, davalı da satış temsilci idi, biz davacı şirkette 2019 Eylül ayında birlikte başladık, davalı 2020 ekim ayında işten ayrıldı, ben çalışmaya devam ettim, davacı şirketteki işinden bildirim kadarıyla kendisi ayrıldı, çalışmasıyla ilgili bir sıkıntısı yoktur, hatta şirkete değer katıyordu, eski çalıştığı şirketteki portföyünü kullanıyordu, günlük çalışmamız esnasında çok sık birbirimizi görmüyorduk, bunun sebebi ise benim başka bir bölgede çalışmamdı, ofis çalışması yaptığımız zamanlarda bir araya geldiğimiz olurdu, bana ilettiği işle ilgili herhangi bir sıkıntısı yoktu, Satış temsilcisi hiçbir şey bilmez, satış temsilcisi yeni bir müşteri bulmakla ve bunları satmakla görevlidir, ürünün içeriği ya da şirket hesaplarıyla ilgili bir bilgisi olmaz, zaten şirketin kullanmış olduğu logo'ya erişimimiz yoktu, bunlarla ilgili bir bilgimiz yoktur, fiyatlar belirlendiği zaman liste halinde geliyordu, bu malı bu fiyattan satabilirsiniz diyordu, ancak şirketin ne kadar üretim yaptığı ilgili bir bilgimiz yoktur, Bana da işe başlarken iş sözleşmesi imzalatıldığı, bu sözleşmenin içeriğinde rekabet yasağı ile ilgili cezai şart tazminatı yer alıyordu, ben şirketten ayrıldıktan sonra farklı bir sektöre geçmeme rağmen aynı ihtarname bana da geldi, biz davalı şirkete girerken 4.000,00-TL alıyorduk, agi maaşımıza yansımıyordu, davacı içinde bu durum böyleydi, agi yükseldikçe maaşımızdan kesinti uygulanıyordu, iş yerinin genel uygulaması satış temsilcileri yönünden böyleydi, biz pandemi döneminde de davalı ile birlikte çalıştık, 15 günlük ücretimizi devlet tarafından alıyorduk, geri kalan kısmını ise yardım adı altında şirket tarafından ödeniyordu, sigortamızda yatmıyordu, bilgim görgüm bu kadardır, tanıklık ücreti talebim yoktur, demiştir.
Davacı tanığı ------ 31/07/2023 tarihli duruşmaya katılarak beyanında;" ben davacı şirkette bir kere ara vermek kaydıyla yaklaşık 8-9 yıldır çalışıyorum, davacı şirkette operasyon müdürüyüm, daha önce üretim depo sorumlusuydum, davalı benden sonra işe girmiştir, davalı satış temsilcisi olarak çalışmaktaydı, yaklaşık bir yıl kadar çalıştı, işini yapabilen bir personeldi, çalışması ile ilgili bir problem yoktu, amirleri ile ilgili herhangi bir sıkıntısını görmedim, ben davalı ile çalışırken telefon vasıtası ile devamlı iletişim halindeydim, davalının işten çıkartılıp çıkarılmadığı konusunda herhangi bir bilgim yoktur, davalı satış temsilcisi olduğu için gelende dışarıda çalışırdı, ayrılma gerekçesini tam bilmiyorum, davalı bizim satış politikamızı, müşterilerimizi bilirdi, kampanyalardan haberdardı, kampanyalar konusunda ayrıntılı bir bilgim yoktur, davalı müşteriye satış yapılırken hangi şartlarda satış yapıldığını ne kadar teminat alındığı hususlarını bilirdi, ben davalı ayrıldıktan sonra davalı vasıtasıyla müşterilerimizin başka bir şirkete geçtiği hususunda bilgi sahibi değilim" demiştir.
Davalı tanığı ------- 31/07/2023 tarihli duruşmaya katılarak beyanında; " Ben davacı şirkette çalışmadım, davalıyı ----- firmasında birlikte çalışmamızdan dolayı tanırım, ben satış müdürüyüm, ------ bey bizde 7-8 ay kadar çalışmıştır, daha sonra ayrılmıştır, hazır olan portföyün yönetimi ile ilgili çalışmıştır, bu satış temsilciliği işidir, serbest piyasa olduğu için Türkiye 'de herkes birbirini tanır, ----- bey davacı şirkette de , ------ madeni yağ bölümünde çalışıyordu, herhangi bir portföy geçişi ve aktarımı söz konusu olmamıştır, ------ bey Türkiye'de her bölgede çalışabiliyordu, sınırlama yoktu, müşteri hususunda firmanın belirlediği kurallar çerçevesinde hareket edilir, kendi özel portföyü ile hareket edemez, şirketin ticari sırlarını bilmez, bizim sektörde özel ticari sırlar bulunmamaktadır, ben dahil bu sektörde çalışanlar satış ve kampanyalardan haberdardır, ancak şirketin belirlediği portföy üzerinden devam eder, bizim her şehirde bayimiz vardır, ancak arz- talebe göre satış temsilcisi yeni müşteriler kazandırabilir, davacı şirketin daha önce bizim müşterimizdi, hammadde tedariki yapmaktayız" demiştir.
Mahkememizce tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilmek üzere dosya haksız rekabet alanında uzman bilirkişiye verilerek, rapor alınmıştır. Bilirkişi 05/08/2024 tarihli raporunda özetle; "Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için işverenin korunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerektiği, somut olayda davalı gerçek kişi, kendisinin ticari bir sırra vakıf olmadığını belirttiği, müşteri çevresine ilişkin bilgilerle fiyat politikası ticari sır niteliğinde bilgiler olarak kabul edilebileceği, ancak internetten basit bir araştırmayla bulunabilecek müşterilerin ticari sır kapsamında değerlendirilemeyeceği, ürünlerin fiyat bilgisine sahip olunmasının da tek başına ticari sırlara vakıf olunduğu anlamına gelmeyeceği, ürünlerin üretim fiyatı, satış fiyatı, kâr marjı, indirim oranları gibi bilgilerin bir bütün olarak ticari sır kapsamında değerlendirileceği, zira bu bilgilerin işletmenin yıllar içinde ulaştığı piyasadaki optimum fiyatlar olduğu ve sahibine rekabette avantaj sağlayabileceği, dolayısıyla somut olaydaki müşteri çevresinin ve fiyat politikalarının bu çerçevede değerlendirilmesi ve sektörel anlamda fiyat politikalarının ve ürünlere ait fiyatların ticari sır kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin belirlenmesinin gerektiği, tarafımızca sektörel anlamda bu şekilde bir değerlendirilme yapılmasının mümkün olmadığı, Sayın Mahkemece davalının ticari sırlara vakıf olmadığı sonucuna varılması halinde rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olacağı, aksi halde rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olacağı ve sınırlarının aşağıdaki gibi belirleneceği. Somut olayda hizmet sözleşmesinin rekabet etmeme yükümlülüğünü düzenleyen maddesinin, “... Personel TBK 444 madde gereği gerek iş sözleşmesi devam ettiği sürece gerekse iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren iki yıl boyunca ---- ve ------- illeri sınırları dahilinde işverenle rekabet edemez, rekabet için kendi adına râkip bir işletme açmaz, başka bir rakip işletmede çalışamaz, rakip işletme ile menfaat ilişkisi içine giremez..." şeklinde olduğu, Zaman yönünde tekabel yasağı incelendiğinde, ''BK'da öngörülen 2 yıllık azami sürenin getirilmiş olması itibariyle zaman bakımından kanuni düzenlemede öngörülen sınırlar içinde kalındığı, Konu bakımından yapıları sınırlandırmada, davacı şirket iştigal konusunun sınır olarak belirlendiği, yer bakımından sınırlandırmanın ise Türkiye'nin nüfüs ve ekonomik hacim olarak en büyük illerinden ikisini kapsadığı, sektörel anlamda bu belirlemenin, davalının çalışma özgürlüğünü Anayasa'ya aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığının tespiti gerektiği, bu değerlendirme yapılırken sektörün dinamikleri göz önünde bulundurularak, işçiden belirtilen iller dışında çalışmasının istenmesinin makul! olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, özellikle işçinin ilgili sektörde çalışabileceği veya hizmet verebileceği işletmelerin sayısının az olması, müşterilerin yoğun olarak belirli illerde toplanmış olması gibi durumların işçinin çalışma özgürlüğünün hukuken belirlenen sınırların ötesinde sınırlandırıldığını gösterebilecek olgular olduğu, Bu itibarla somut olayda davalıya yönelik rekabet yasağı sözleşmesinde özellikle coğrafi bölge bakımından getirilen sınırlamanın, Anayasa ile güvence altına alınan çalışma özgürlüğünün sınırlarını aşar nitelikte olup olmadığının sektörel anlamda değerlendirilmesi gerektiği, Sayın Mahkemece somul olayda rekabet yasağının geçerli olduğu kanaatine varılması durumunda, sözleşmede belirlenen cezai şartın ödenmesi gerekeceği" tespitinde bulunmuştur.
Tarafların beyan ve itirazları ile dosya kapsamı değerlendirilmek üzere mali müşavir, haksız rekabet uzmanı ve bir sektör uzmanı bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 10/02/2025 tarihli raporda özetle; " Davalının davacı ----- 03.09.219 – 30.10.2020 tarihleri arasında, yaklaşık 13 ay Satış Temsilcisi olarak çalıştığı ve alt düzey yönetici konumunda dahi olmadığı Bilirkişi kök raporunda da detaylıca izah edildiği üzere rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği TBK m. 444/2 uyarınca, “… ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da
işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin
kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte…” olması şartlarına bağlı olduğu, bilirkişi raporundaki sektörel değerlendirmelerden anlaşıldığı üzere davalının sahip
olduğu bilgilerin müşteri çevresi veya üretim sırrı kapsamında olmadığı ve bu bilgilerin kullanılmasının işverenin önemli bir zararına sebep olmayacağının anlaşıldığı, bu itibarla davalı ile geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesinin yapılamayacağı
" tespitinde bulunmuştur.
Bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği, davacı vekilinin beyan ve ıslah dilekçesi sunduğu, davalı tarafa tebliğ edildiği görülmüştür.
Bilirkişi raporu denetime açık, karar vermeye yeterli ve elverişli mahiyettedir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; Dava, taraflar arasındaki iş sözleşmesi kapsamındaki rekabet yasağının ihlal edildiğinden bahisle cezai şart istemine ilişkindir.
Dosya kapsamındaki SGK kayıtları incelendiğinde davalının davacı şirkette çalışmadan önce ------sonrasında davacı şirket bünyesinde 03.09.2019 - 30.10.2020 tarihleri arasında “satış temsilcisi” sıfatı ile çalıştığı, davacı şirketten 30.10.2020'de istifa ettikten sonra 02.11.2020 tarihinde ----- çalıştığı, son iki şirketin aynı işkolunda faaliyet gösterdiği SGK kayıtlarında görülmektedir.
Taraflar arasında davaya konu 03.09.2019 tarihli sözleşmeye rekabet yasağı hükmü konulduğu anlaşılmıştır.
Haksız rekabet yasağının konulmasının sebebinin muhtemel bilgilerin korunması ihtiyacıdır.
Davacı yanın dayandığı, davalının davacının operasyonel tekniklerine, ticari/iş sırlarına vakıf olduğu, davalının işe başladığı dava dışı şirkete bu bilgileri ve müşteri profilini taşıdığını ve kullandığını iddia edilmişse de iş sırrı teşkil eden “hangi bilginin” açıklandığı beyan ve ispat edilmelidir. Somut hangi personel bilgisinin, somut hangi organizasyonun ve somut iş sürecinin iş sırrı olmasına rağmen davalı tarafından açıklandığı hususunun soyut kaldığı görülmüştür. Anılı yasa maddesinin somut olayda uygulama yerinin olmadığı, yine yer ve konu bakımımdan yapılacak değerlendirmede ise rekabet yasağının işçinin ekonomik özgürlüğünü ve çalışma özgürlüğünü kısıtlayıcı şekilde olmaması gerektiği, işçinin yer bakımından çalışma özgürlüğünün sınırlandırıldığı,
aksi düşüncenin anayasal bir hak olan davalının çalışma hürriyetinin ihlali sonucunu doğuracağı, böylece dosya kapsamında davalı yanın fiillerinin rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğinin davacı yanca ispatlanamadığı ve davacı yanın davalı fiillerinden doğan cezai şart bulunmadığı anlaşılmakla, açıklanan gerekçelerle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gerekli 615,40-TL harçtan davacı tarafından yatırılan 341,55-TL peşin ve 3.927,83-TL ıslah harcı toplamı 4.269,38-TL harcın mahsubu ile fazladan yatırılan 3.653,98-TL'nin karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan 238,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT.ne göre hesaplanan 40.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Tarafların artan gider avansı bulunması ve talep etmeleri halinde yatıran tarafa iadesine,
7- 6325 sayılı Kanun'un 18-A/13. bendi uyarınca Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan 1.320,00-TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir olarak kaydedilmesine,Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta süre içinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.