T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/602 Esas
KARAR NO : 2025/589
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 16/08/2022
KARAR TARİHİ : 10/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının ikinci el oto alım-satımı yaptığı, 2015 yılındadavalı tarafından --------- İli, --------- İlçesi, ------- Mah--------- Ada -------- Parsel ile -------- ve --------- parsellerde inşa edilecek olan ------------ projesinden "----------- cepheli, 15 Araç Kapasiteli, 243,75 m2 toplam alanlı dükkan " alımı için talep formu sunulduğu, 22.10.2015 tarihinde formda yer alan 10.000 TL kapora bedelinin davalıya ait banka hesabına yatırıldığı, projede vadedilen ayrimenkulün davacıya teslim edilmediği, kapora bedelinin de iade edilmediği, davalının TTK 1530/İV uyarınca 21.11.2015 tarihinde temerrüde düştüğü, bu nedenle 10.000 TL'nin 21.11.2015 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi, alacağın zamanın da tahsil edilememesinden doğan zararların faiz oranından fazla olduğunu, 2015 yılındaki alım gücünün 2022 yılındaki alım gücü ile aynı olmadığını, ödeme günü 10.000 TL ile lüks segmentte araç Satin alınabilirken günümüzde 8-10 depoz yakıt alınabildiğini, bu nedenle TBK 122 uyarınca ve -------- - -------- sayılı ilamı ile --------- sayılı bireysel başvuru kararına doğrultusunda munzam zararın tespiti ile davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir.Davacı vekili 18/07/2024 tarihli ıslah dilekçesinde, Davanın kabulü ile, müvekkili tarafından 2015 yılında davalıya ödenen 10.000.-TL'nin dava tarihine kadar ulaşacağı alım gücünün denkleştirici adalet ilkeleri gereğince belirlenerek, belirlenen bu bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkile ödenmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının 22.10.2015 tarihli talep formuna istinaden bağlanma parası (kapora) ödemesi yaptığını, davalı şirketin yapılan ödemeyi, 09.08.2022 tarihinde davacıya ait hesaba 10.000 TL "kapora iadesi" açıklaması ile iade ettiğini, davacının davayı açmada hukuki yararının bulunmadığını, davanın belirsiz alacak davası şeklinde ikame edilmesinde de hukuki yarar bulunmadığını, davacı tarafından davalının temerrüde düşürülmediği, yasal bildirimde bulunulmadığından munzam zarar talebinin reddi gerektiği , ayrıca taraflar arasında imzalanmış herhangi bir sözleşme bulunmadığı ve ödeme günü belirlenmediği, davalı şirketin usulüne uygun şekilde temerrüde düşürülmediği, munzam zarar talep edilebilmesi için borçlunun temerrüde düşürülmesi ve temerrüt halinden sonra direnim gösterilmesi gerektiği, taraflar arasında ifa zamanının belirlendiği herhangi bir sözleşme bulunmadığı, bedelin iadesine ilişkin yasal bildirimde de bulunulmadığından vadesinden ödenmemiş borçtan söz edilemeyeceği, davacının ön talep formu doldurarak 10.000 TL kapora ödemesi yaptığı, 7 yıllık süreçte herhangi bir ön sözleşme veya satış vaadi sözleşmesi yapma talebinde bulunmadığı, aşkın zarar talebi yönünden davalı şirketin herhangi bir kusurunu bulunmadığı, zararın artmasına davacının kendisinin sebep olduğu, munzam zarara ilişkin talebin somut olarak ortayakonulmadığı, ispat külfetinin davacı üzerinde bulunduğu, zarara uğradığını iddia eden alacaklının, direnimden dolayı faizden fazla zarara uğradığını ve zararın boyutunu ispatlaması gerektiği, kapora bedelinin 09.08.2022 tarihinde iade edilmesi sebebiyle bu tarihten sonrası için faiz işletilmemesi gerektiği zira asıl borç ortadan kalkınca feri borç niteliğindeki faiz borcunun da sona ereceği, hem faiz hem de aşkın zarar talep edilmesinin de sebepsiz zenginleşmeye sebep olacağı, davacının taleplerinin
hakkaniyete ve hukuka uygun olmadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: -------- Noterliğinin 15.10.2015 tarih ve ----------- yevmiye sayılı Tahliye Taahhütnamesi; ---------- Bankası Kayıtlar,
Bilirkişi Raporu; Mahkememizce nitelikli hesap uzmanı bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiş, alınan 13/09/2023 tarihli raporun sonuç kısmında,
"1. Davacının davalıdan sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak alacak talep edebileceği, ödeme anından itibaren işlemiş faz talep edilmesinin mümkün olduğu, taleple bağlılık gereği işlemiş faiz hesabının yapıldığı,
2. Davacının aşkın zarar talep etmesinin mümkün olup olmadığının Sayın Mahkemenin takdirlerinde olduğu"
Yönünde rapor tanzim edilmiştir.
Islah: Davacı vekili 18.07.2024 tarihli dilekçesi ile, "Tarafımızdan arabuluculuk yoluna başvurulmasından ve arabuluculuk görüşmelerinin olumsuz sonuçlanmasından bir gün sonra davalı tarafından müvekkilin yıllardır hiç kullanmadığı bir hesabına 10.000.-TL ödeme yapılmış anacak bu ödemeden müvekkil haberdar edilmemiştir.
...Davanın kabulü ile; Müvekkil tarafından 2015 yılında davalıya ödenen 10.000.-TL'nin dava tarihine kadar ulaşacağı alım gücünün denkleştirici adalet ilkeleri gereğince belirlenerek, belirlenen bu bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkile ödenmesine... " şeklinde beyanda bulunmuş davayı ıslah ettiği anlaşılmıştır.
Dava; hukuki niteliği itibariyle davacı tarafa -------- ili --------- İlçesi ---------- Mahallesi -------- Ada---------- parsel ile ------- ve -------- nolu parsel sayılı taşınmazların satın alınması, davalı tarafa 22/10/2015 tarihinde gönderdiği 10.000-TL kapora bedelinin iadesi talepli alacak davasıdır. Davacı, davalıya taşınmaz alacağı düşüncesi ile 22/10/2015 tarihinde 10.000 TL ödeme yapıldığını, vaat edilen taşınmazın devredilmediğini, tahsil edilen bedelin iade edilmediğini, TTK m. 1530 uyarınca davalının 21/11/2015 tarihi itibari ile temerrüde düştüğünü, bu tarihten itibaren davalının temerrüt faizi ödemek zorunda olduğunu, aynı zamanda munzam zararın söz konusu olduğunu ileri sürmektedir. Söz konusu ödemenin yapılmış olduğu ve geçersiz bir taşınmaz satış sözleşmesi nedeniyle yapılmış olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Dolayısıyla ödenmiş olan bedelin ödeme anından itibaren davalının malvarlığında sebepsiz zenginleşmeye vücut verdiği açıktır. TBK m. 77/ uyarınca "Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur", Somut olayda davalının iade yükümlülüğü geçerli olmayan sebebe dayanmaktadır.Davacı vekili, 18.07.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile, arabuluculuk yoluna başvurulmasından ve arabuluculuk görüşmelerinin olumsuz sonuçlanmasından bir gün sonra davalı tarafından müvekkilinin yıllardır hiç kullanmadığı bir hesabına 10.000.-TL ödeme yapıldığı, bu ödemeden müvekkil haberdar edilmediği, Müvekkili tarafından 2015 yılında davalıya ödenen 10.000.-TL'nin dava tarihine kadar ulaşacağı alım gücünün denkleştirici adalet ilkeleri gereğince belirlenerek, belirlenen bu bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkile ödenmesini talep ettiği anlaşılmıştır.Davacı vekili 10.07.2025 tarihli celse beyanında; " .. Dava dilekçemiz ve ıslah dilekçemiz doğrultusunda davanın kabulüne karar verilsin daha önce ıslah dilekçemizde de belirttiğimiz üzere 10.000-Tl kapora bedeli arabuluculuk süresinden sonra ancak dava açılmadan önce müvekkilime ödenmiştir biz davamızı ıslah ederek bu bedelin geç ödenmesi nedeniyle müvekkilimin uğradığı munzam zararı mahkeme aksi kanaatte ise bilirkişi raporu ile hesaplanmış olan ödeme tarihinden itibaren talep edilebilecek olan 9.595,61-TL faizi talep ediyoruz. 10.000-TL müvekkilimin aktif olarak kullanmadığı ıbana numarasına ödenmiştir."13/09/2023 tarihli bilirkişi raporunda, davacı ile arasındaki işlemin kesin hükümsüz olduğunu başından itibaren bildiğinin kabulü hayatın olağan akışına uygun olacağından davacının ödeme anından itibaren işlemiş faiz talep edebileceği, davacının ödeme gününden itibaren faiz talep edebileceği, davacının 21/11/2015 tarihinden itibaren faiz talep ettiği, taleple bağlılık gereği davacı alacağı 21/11/2015 tarihinden dava tarihi olan 16/8/2022 tarihine kadar 9.595,61 TL işlemiş faiz talep edebileceği hesaplanmıştır.
Davacı munzam zarar talebi yönünden yapılan değerlendirmede, TBK m. 122 uyarınca «Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükme göre aşkın zarar talep edebilmek için; borçlu borcunu ifada temerrüde düşmüş olmalıdır, temerrüt faizi ile karşılanmayan bir zarar olmalı, alacaklı zararının faizle karşılanmadığını ispat etmiş olmalı, borçlu temerrüde düşmede kusurlu olmalıdır.
Munzam zararın ispatın somut olarak ispatının gerekip gerekmediği hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Özel Dairelerinin birbirinden farklı uygulamaları ile süregelmiştir. Yargıtay uygulamalarındaki bu iki farklı görüş, munzam zararı ispatının sıkı ispat kurallarına bağlanıp bağlanmaması; maruf ve meşhur olayların “karine” olarak kabul edilip, edilemeyeceği ve maddi zararın belirlenmesi yöntemlerinde yoğunlaşmaktadır.Yargıtay'ın eskiden beri ağırlıklı olarak uyguladığı birinci görüşe göre; munzam zarar talep eden-davacı, temerrüde uğrayan alacağın varlığını, bu alacağın ödenmemesi sebebiyle temerrüt faizini aşan zararı bulunduğunu somut olarak ve yasal delilerle ispatlamak zorundadır. Olumsuz ekonomik veriler (yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki artış, piyasa yüksek faiz oranları) davacı-alacaklıyı ispat yükünden kurtarmaz. Geç tahsil edilen alacağın, iştigal konusu ticarette kullanılmasının tabiî olduğu varsayımı yeterli kabul edilip hüküm kurulamaz. Alacaklının, munzam zararını yasal delillerle kanıtlaması halinde borçlu; ya alacaklının bir zarara uğramadığını ya da borç zamanında ifa edilmiş olsaydı bile, alacaklının değeri düşmeyecek bir yatırım yapmayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.İkinci görüşe göre; munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamalıdır. Munzam zarar alacaklısı, normal durumlar ve fiili karineler ile maruf ve meşhur olaylara dayanıyorsa bunun ispatı istenmemeli, munzam zarar davalarında davacı-alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, enflasyonist ortamda, bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması; örneğin, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirilmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmelidir. Bu karinenin aksini, kusursuzluğunu ve sorumsuzluğunu ispatlamak borçlunun yükümlülüğündedir.Yargıtay Daireleri arasında bu yolda oluşan içtihat aykırılığının giderilmesi istemi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nca reddedilmiştir.Başından beri birinci görüşü uygulayan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, daha sonra ikinci görüşü benimsemiş, 2021 ve 2022 yıllarında verdiği kararlar incelendiğinde ise somut ispat kuralına geri döndüğü görülmüştür.Ekonomik Olumsuzluklar Karine Yönünden Değerlendirildiğinde;
Gerek 818 sayılı mülga BK'nın 105.maddesinde ve gerekse 6098 sayılı TBK'nın 122/1. Maddesinde "FAİZ"den değil, "ZARAR"dan bahsedilmektedir. "Günümüz ekonomik koşullarıyla geçmişdeki ekonomik veriler değerlendirildiğinde; ekonomi düzeni içinde yer alan yatırım araçlarının hiçbir zaman istikrarlı gelir getirmediği ve dolayısıyla munzam zararın ispatında “karine” oluşturmadıkları sonucuna varılmaktadır. Örneğin, belli bir zamanda getirisi olan döviz, başka bir zamanda zarar oluşturmaktadır. Borsalardaki yatırımlarda kâr sağlayabildiği gibi, zarara da sebebiyet vermektedir. Enflasyon oranı düştükçe, banka mevzuat faizi de düşmektedir. O halde, ikinci görüşü benimseyen Yargıtay kararları ve hukuksal öğretideki görüşler, “karine” yönünden hukuksal dayanaktan yoksun kalmaktadır.Yakın bir tarihte yüksek döviz kurlarının bir gecede neredeyse yarı yarıya kadar düştüğü dikkate alındığında, dövize yatırımın her zaman gelir getirmeyeceği, bu nedenle olumsuz ekonomik verilerin karine sayılamayacağı görülmektedir.
----------sayılı kararında;"Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır." şeklindeki kararı ile somut ispatı aramıştır.---------sayılı kararında;"Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur” oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır.---------sayılı kararında; "Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir."
Dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının davaya konu ettiği 10.000TL kapora bedelinin Arabulucuk sürecinden bir gün sonra davacının kullanmadığı bir hesaba davalı tarafça yatırıldığı, davacının bu ödemeden haberi olmadığı, 2015 tarihinde yapılan ödemenin, geç ödenmesi nedeniyle davcının uğradığı munzam zararı mahkeme aksi kanaatte ise bilirkişi raporu ile hesaplanmış olan ödeme tarihinden itibaren talep edilebilecek olan 9.595,61-TL faizi talep ettiği, davacının salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak munzam zarar talebinde bulunduğu, somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı,Aynı zamanda ıslah dilekçesinden işlemiş faiz talebine yer verilmediği, davacı vekilinin bu talebinin ıslahın bir kez yapılabileceği ilkesine aykırı olduğu anlaşılmakla, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının davasının REDDİNE,
2-Alınması gerekli 615,40-TL harcın davacı tarafça yatırılan 170,78-TL harçtan mahsubu ile bakiye 444,62-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafça masraf yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı yararına takdir olunan 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-6325 sayılı Kanun'un 18-A/13. bendi uyarınca ----------- tarafından karşılanan 1.560,00TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir olarak kaydedilmesine,
7-Tarafların artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı vekillerinin yüzüne karşı verilen karar KESİN olmak üzere açıkça okundu, usulen anlatıldı.10/07/2025