T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2022/1032 Esas
KARAR NO: 2025/200
DAVA: Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 26/12/2022
KARAR TARİHİ: 04/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasında 17/01/2017 başlangıç ve 17/01/2018 bitiş tarihli ---------- poliçe numaralı “Tüm İşyeri Sigorta Poliçesi” imzalandığını, akdedilen sözleşme kapsamında müvekkili şirketin işyeri kapsamında uğrayacak olduğu zararların teminat altına alındığını, müteveffa -------- 25/01/2017 tarihinde müvekkili şirketin --------- Cad. No: --------- -------- --------- adresinde ürün test işlemi sırasında meydana gelen kazada yaralandığını, olayın akabinde kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığını, ----------- vefatı üzerine müvekkili şirket nezdinde gerekli tetkiklerin yapıldığını ve disiplin sürecinin sonuçlandırıldığını, müvekkili şirket tarafından müteveffanın mirasçılarına 14/02/2017 tarihinde---------- Bankası kanalıyla 75.000,00-TL ödendiğini ve müvekkili şirketin ibra edildiğini, meydana gelen zarardan sigorta şirketi sorumlu olduğundan iadeli taahhütlü mektup aracılığıyla ihtarname keşide edilerek sigorta şirketinden yapılan ödemenin talep edildiğini, sigorta şirketi poliçe kapsamında sorumlu olmasına rağmen ödemeyi yapmadığından 11/10/2018 tarihinde ----------- başvurulduğunu, komisyon’un 18/03/2019 tarih ve----------- sayılı kararına karşı itiraz edilmesi üzerine ---------- sayılı Uyuşmazlık Hakem Heyeti Kararı verilerek sigorta şirketi tarafından müvekkili şirkete 11/10/2018 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte 63.000,00-TL’nin ödenmesine karar verildiğini, kararın ----------- sayılı ilamı uyarınca kesinleştiğini, itiraz Hakem Heyeti tarafından verilen karara istinaden ---------- İcra Müdürlüğünün ---------- E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafından tehir-i icra karar alınması nedeniyle, dosya borcunun ancak 19/08/2022 tarihi itibariyle tahsil edilebildiğini, sigortacının geç ödeme yapması nedeniyle müvekkilinin nakit akışında sıkıntıya girdiğini, piyasada hammadde temininde alternatif yollara yöneldiğini, sigortacının geç ödemesi nedeniyle zarara uğradığını açıklanan nedenlerle davanın kabulü ile belirsiz alacak niteliğinde 100,00-TL munzam zarar alacağının , temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, dava konusu talebin belirsiz alacak olarak ileri sürülmesinde hukuki yarar bulunmadığını, bu sebeple başvurunun usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, soyut bir iddianın munzam zararın varlığı için yeterli olmadığını, müvekkili sigorta şirketi tarafından davacı yana ödeme faizi ile birlikte yapıldığını, munzam bir zararın söz konusu olmadığını, dosyada geç ödemenin de söz konusu olmadığını, munzam zarar talep edilebilmesi için gerekli şartların oluşmadığını, davacı yanın sigorta sözleşmesine aykırı davrandığını, müteveffanın mirasçılarına ödeme yaptığı gerekçesi ile müvekkili şirkete başvuruda bulunduğunu,müvekkili şirketin geç ödeme yaptığı iddiasının mesnetsiz olduğunu açıklanan nedenlerle davanın reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER: 17/01/2017 başlangıç ve 17/01/2018 bitiş tarihli ------------ poliçe numaralı Tüm İşyeri Sigorta Poliçesi, 14/02/2017 tarihli ----------- Bankası Dekontu, 12/02/2017 tarihli ibraname, ------------ .... Noterliğinin 10/09/2018 tarih ve ... Yev. Numaralı ihtarname, ------------ sayılı Uyuşmazlık Hakem Heyeti Kararı, --------- Sayılı ilamı, 19/08/2022 tarihli -------- İcra Müdürlüğünün ----------- E. sayılı dosyası, Tanık:Talimat Mahkemesince dinlenen tanık ------------- Beyanında," Ben davacı şirkette muhasebe müdürü olarak çalışmaktayım davacı şirket bütün işlemlerinde döviz cinsi üzerinden işlemlerini yürütmektedir ödemelerini hep döviz cinsinden yapmaktadır, ödemeler bazen Euro bazen Dolar cinsinden yapılmaktadır davalı sigorta şirketi ile de yapılan sigorta sözleşmesi kapsamında primler döviz üzerinden ödenmiştir şirketteki uygulama bu şekildedir, tanıklık ücreti talebim yoktur, şirkete ham madde alınırken şirketin öz sermayesi yeterli değilse veya yoksa kredi kullanırız krediyi de döviz cinsinden kullanırız " şeklinde beyanda bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava; hukuki niteliği itibariyle taraflar arasındaki tüm iş yeri sigorta poliçesi nedeniyle müteveffa ---------- vefatı üzerine müteveffanın mirasçılarına yapılan ödemenin davalı sigorta şirketi tarafından davacıya sigorta tahkim kararı üzerine geri ödenmesinde ödemenin geç yapıldığı iddiasıyla davacının munzam zararının oluştuğu iddiasıyla açılan tazminat davasıdır.6098 sayılı TBK'nın 122/1. maddesinde, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekle yükümlüdür." düzenlemesine yer verilmiştir.Munzam Zararın İspatında Yargıtay'ın Tarihsel Yaklaşımı Değerlendirildiğinde;
Munzam zarar, borçlunun temerrüdü ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olup bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyla, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.Munzam zararın ispatın somut olarak ispatının gerekip gerekmediği hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Özel Dairelerinin birbirinden farklı uygulamaları ile süregelmiştir. Yargıtay uygulamalarındaki bu iki farklı görüş, munzam zararı ispatının sıkı ispat kurallarına bağlanıp bağlanmaması; maruf ve meşhur olayların “karine” olarak kabul edilip, edilemeyeceği ve maddi zararın belirlenmesi yöntemlerinde yoğunlaşmaktadır.Yargıtay'ın eskiden beri ağırlıklı olarak uyguladığı birinci görüşe göre; munzam zarar talep eden-davacı, temerrüde uğrayan alacağın varlığını, bu alacağın ödenmemesi sebebiyle temerrüt faizini aşan zararı bulunduğunu somut olarak ve yasal delilerle ispatlamak zorundadır. Olumsuz ekonomik veriler (yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki artış, piyasa yüksek faiz oranları) davacı-alacaklıyı ispat yükünden kurtarmaz. Geç tahsil edilen alacağın, iştigal konusu ticarette kullanılmasının tabiî olduğu varsayımı yeterli kabul edilip hüküm kurulamaz. Alacaklının, munzam zararını yasal delillerle kanıtlaması halinde borçlu; ya alacaklının bir zarara uğramadığını ya da borç zamanında ifa edilmiş olsaydı bile, alacaklının değeri düşmeyecek bir yatırım yapmayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.
İkinci görüşe göre; munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamalıdır. Munzam zarar alacaklısı, normal durumlar ve fiili karineler ile maruf ve meşhur olaylara dayanıyorsa bunun ispatı istenmemeli, munzam zarar davalarında davacı-alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, enflasyonist ortamda, bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması; örneğin, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirilmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmelidir. Bu karinenin aksini, kusursuzluğunu ve sorumsuzluğunu ispatlamak borçlunun yükümlülüğündedir.
Yargıtay Daireleri arasında bu yolda oluşan içtihat aykırılığının giderilmesi istemi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nca reddedilmiştir.
Başından beri birinci görüşü uygulayan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, daha sonra ikinci görüşü benimsemiş, 2021 ve 2022 yıllarında verdiği kararlar incelendiğinde ise somut ispat kuralına geri döndüğü görülmüştür.İbranamenin Munzam Zararı Sona Erdirip Erdirmeyeceği Değerlendirildiğinde----------sayılı Kararında;
"Ayrıca sigortacının ibrası ister taraflar arasında akdedilmiş bir sulh sözleşmesi ile ister bağımsız bir ibra sözleşmesi ile kararlaştırılmış olsun, sözleşmede aksine hüküm yoksa sigorta tazminat borcu ile birlikte gecikme faizi ve munzam zarar gibi borçlar da ibra ile sona erer. Sigorta tazminat borcuna ilişkin sulh-ibra sözleşmesi yapılırken iradesi sakatlanan (hata, hile, ikrah) sigorta ettiren, sigortalı bu sözleşmeyi iptal hakkına sahiptir.Ancak sigortalı hata,hile, ikrah ile iradesinin sakatlandığını ispat etmek zorundadır. Aksi halde sigortalı “tazminat makbuzu-ibraname” “mutabakatname-ibraname”, “ibraname” başlıklı belge ile tespit edilen sulh ve ibra sözleşmesi ile bağlıdır." şeklindeki kararı ile aksine düzenleme bulunmadıkça ibranamenin munzam zarar borcunu da sona erdireceğine hükmedilmiştir.Ekonomik Olumsuzluklar Karine Yönünden Değerlendirildiğinde;Gerek 818 sayılı mülga BK'nın 105.maddesinde ve gerekse 6098 sayılı TBK'nın 122/1. Maddesinde "FAİZ"den değil, "ZARAR"dan bahsedilmektedir. "Günümüz ekonomik koşullarıyla geçmişdeki ekonomik veriler değerlendirildiğinde; ekonomi düzeni içinde yer alan yatırım araçlarının hiçbir zaman istikrarlı gelir getirmediği ve dolayısıyla munzam zararın ispatında “karine” oluşturmadıkları sonucuna varılmaktadır. Örneğin, belli bir zamanda getirisi olan döviz, başka bir zamanda zarar oluşturmaktadır. Borsalardaki yatırımlarda kâr sağlayabildiği gibi, zarara da sebebiyet vermektedir. Enflasyon oranı düştükçe, banka mevzuat faizi de düşmektedir. O halde, ikinci görüşü benimseyen Yargıtay kararları ve hukuksal öğretideki görüşler, “karine” yönünden hukuksal dayanaktan yoksun kalmaktadır. Yakın bir tarihte yüksek döviz kurlarının bir gecede neredeyse yarı yarıya kadar düştüğü dikkate alındığında, dövize yatırımın her zaman gelir getirmeyeceği, bu nedenle olumsuz ekonomik verilerin karine sayılamayacağı görülmektedir.Somut Olay ve Güncel Yargıtay Kararları Değerlendirildiğinde;Dava dilekçesinde davacının faizle karşılanmadığı ileri sürülen zararına ilişkin somut bir vakıa ve somut bir vakıaya ilişkin delil bildirilmemiştir. Davacı vekili munzam zarar talebini enflasyon döviz artışı gibi olumsuz ekonomik verilere dayandırmış, alacak hesabının da bu verilen üzerinden hesaplanmasını talep etmiştir.------------sayılı kararında;"Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır." şeklindeki kararı ile somut ispatı aramıştır.-----------sayılı kararında;"Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur” oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır.----------sayılı kararında;
"Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir."
Dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak munzam zarar talebinde bulunduğu, somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı anlaşılmakla, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının davasının REDDİNE,
2-Alınması gerekli 615,40-TL harcın davacı tarafça yatırılan 80,70-TL harçtan mahsubu ile bakiye 534,70-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan giderlerin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafça masraf yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 100,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-6325 sayılı Kanun'un 18-A/13. bendi uyarınca ----------- tarafından karşılanan 1.560,00-TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir olarak kaydedilmesine,
7-Tarafların artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, Gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 04/03/2025