T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/22 Esas
KARAR NO: 2024/576
DAVA: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 18/11/2022
KARAR TARİHİ: 12/07/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekilinin 28/11/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin tasfiye halindeki --------Ş'nin --------İcra müdürlüğünün --------- Esas kayıtlı alacağını 22/6/2012 tarihinde temlik aldığını, --------Ş ile davalı şirket arasında ---------Ş'nin ---------- sınırları içerisinde işletmekte olduğu otellerin genel müdürlük satış pazarlama Enerji yönetimi ve giderleri, bahçe bakımı, havuz bakımı ve işletimi ve destek/danışmanlık işlerinin 2005 yaz döneme işlerinin yapılması için 2005 yaz dönemi taşeron sözleşmesinin 25/10/2004 tarihinde imzalandığını ve bu sözleşme gereğince işlemlerde bulunulduğunu, ---------Ş tarafından -------- ilçesi, -------- beldesinde işletilen 5 yıldızlı --------- enerji üretimi
ve giderlerinin de yukarıdaki sözleşmeye istinaden davalı şirket tarafından yüklenildiğini, otelin Kasım 2004 tarihinde teslim edildiğini ve otelin kışın açık tutularak işletildiğini, 11/3/2005 tarihinde --------Ş -------- Elektrik Dağıtım Müessesesi görevlileri tarafından otele 11/3/2005 tarihinde 40.019,98 TL'lik kaçak elektrik faturası kesildiğini, akabinde normal tüketim bedeliyle kaçak elektrik tüketimine ilişkin farkı talep eden 99.418,73 TL'lik yeni bir fatura daha kesilerek tebliğ edildiğini, müvekkili tarafından gerekli
itirazların yapıldığını, bilahare --------- Esasında birleşen menfi tespit davasının açıldığını, davada davalı şirkete ihbarda bulunulduğunu, mahkemece 8/3/2007 tarihinde verilen ------- Esas -------- Karar sayılı ilamına istinaden --------Ş tarafından 129.097,75 TL'nin elektrik kurumuna havale edilmek durumunda kaldığını, Yargıtay bozması sonrasında kısmen müvekkili lehine de verilen -------- Esas -------- Karar sayılı ilamın 3/5/2011 tarihinde kesinleştiğini, kesinleşen karardan sonra
davalı şirketin sorumluluğunda bulunan ve --------- tarafından ödenmek zorunda kalan 75.450,89 TL'nin ödeme tarihi olan 20/3/2007 tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsili için ------- İcra müdürlüğünün --------- Esasında takip yapıldığını, davalı tarafın yetkiye itirazı üzerine takibin --------- İcra müdürlüğünün --------- Esasına kaydedildiğini, davalının takibe yaptığı itirazın iptali için --------- Esasında dava açıldığını, davada kabule dair verilen ilk kararın -------- tarafından
bozulduğunu, mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak verilen 2. Kararın da temyiz üzerine --------- tarafından ilk bozmanın maddi hataya dayandığı, dolayısıyla usulü kazanılmış hak oluşturmayacağı gerekçesiyle bozulması üzerine -------- Karar sayılı ilamıyla davalının borca yaptığı itirazın iptaline karar verildiğini, bu kararın Yargıtay aşamasından geçerek kesinleştiğini, müvekkilinin alacağının icra dosyasında 382.896,84 TL olarak hesaplandığını, bu miktarın davalı
tarafından ödendiğini, -------- tarafından icra baskısı altında 23/3/2007 tarihinde yapılan ödemeyle, müvekkilinin alacağına kavuşması arasında 15,5 yıla aşkın zaman geçtiğini, müvekkilinin alacağını sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile tahsil edebildiğini, oysa ki müvekkilinin alacağını zamanında alması durumunda daha yüksek
gelir getiren yatırımlara (döviz, banka) mümkün olduğunu, davalı tarafın kasıtlı olarak davanın uzamasına sebep verdiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL munzam zararın dava tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin dava dilekçesine cevabında, özetle; davacının munzam zararına sebebiyet verdiği iddia edilen yargılamanın süresi ile müvekkil şirketin bir bağlantısı bulunmadığını, müvekkil şirketin, yargılama süresini etkileyen bir eylemi mevcut olmadığından, davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının yargılamasının uzun sürdüğünü iddia ettiği uyuşmazlık, --------- E. Sayılı dosyası ile görülen, Kasım 2004 - Ekim 2005 çalışma döneminde, Davacının kendi atadığı Genel
Müdürü ve -------- kadrosu ile, yani bilfiil Davacının yönetimindeki ---------, sadece ---------- iş ve çalışanların Taşeron Sözleşmesi ile Müvekkil Şirket'e taşere edilerek, o sezon için davalı bordrosunda gösterildiği, ancak Genel Müdür dahil fiili tüm sevk ve idarenin, işleten Davacıda olduğu dönemde elektrik şirketince tahakkuk edilen kaçak/usulsüz elektrik kullanım bedelinin rücuen tahsili talebinden ibaret olduğunu, müvekkil şirket, haklı gerekçelerden dolayı rücu talebine itirazda bulunduğunu, uyuşmazlık yargı kararı ile
çözüme bağlandığını, bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunu m. 122/1; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür." düzenlemesini içerdiğini, bu itibarla, öncelikle, Müvekkil Şirket'in yargılama süresine etki eden hiçbir eyleminin bulunmadığını,
Temlik Eden ---------Ş. tarafından kaçak elektrik faturalarına itiraz edilmek suretiyle 2005 yılında dava açıldığını ve açılan davanın -------- tarafından 8.3.2007’de karara bağlanmadan sadece 1 gün önce (!) 7.3.2007’de Müvekkil Şirket'e ihbarı talep edilmiş ise de sadece davayı uzatmaya yönelik bu talebi kabul dahi edilmediğini, akabinde -------- tarafından temyiz yoluna başvurulmuş olmasına rağmen, tehir-i icra prosedürü işletilmek yerine ilgili tutar --------- tarafından 2007 yılında ödendiğini, -------- temyiz başvurusu
ise ödeme tarihinde sonra kabul edildiğini ve yeniden yapılan yargılamada tesis edilen karar 2011 yılında kesinleştiğini, sürecin devamında, --------- tarafından 2011 yılında yetkisiz icra müdürlüğünde takip başlatıldığını ve takibe gerek esas gerekse yetki yönünden itiraz edildiğini, 2012 yılında ise Davacı temlik alan sıfatını kazandığını, borca itiraz edilmesinden 2 yıl sonra, 2013 yılında, itirazın iptali davası açıldığını, dolayısıyla davacı tarafın 2007 yılında ödendiğini belirttiği tutarın devam eden yargılama nedeniyle 2011 yılına kadar
ödenmesi gerekmemekte olduğunu ve her halükarda itirazın iptali davasının da itirazdan 2 yıl sonra açıldığını, bu noktada, davacı tarafın munzam zarar başlangıcı olarak 2007 yılının esas alınması gerektiği yönündeki iddialarının kabul edilemeyeceğini, zira bu yönde bir kabulün, kişinin kendi kusurundan yararlanması sonucunu doğuracağını,
ilk derece mahkemesi tarafından 2014 yılında itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmiş olup karara karşı müvekkil şirket tarafından temyiz yoluna başvurulduğunu, gerçekleştirilen temyiz incelemesi neticesinde 2016 yılında Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiğini ve bu kez davacı tarafından karar düzeltme yoluna başvurulduğunu, davacının karar düzeltme talebi ise 2017 yılında reddedildiğini, bozma kararı sonrası gerçekleştirilen yargılamada ise ilk derece mahkemesi tarafından 2017
yılında davanın reddine karar verildiğini, bu kez, red kararına karşı Davacı tarafından temyiz yoluna başvurulduğunu ve 2019 yılında Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiğini, ardından müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen karar düzeltme başvurusunun da 2020 yılında reddine karar verildiğini, son olarak gerçekleştirilen yargılama kapsamında, 2021 yılında davanın kabulüne karar verilerek müvekkil şirket tarafından gerçekleştirilen temyiz başvurusunun ise 2022 yılında reddine karar
verilerek, aynı yıl içerisinde müvekkil şirket tarafından uyuşmazlık konusu tutar ve tüm fer'ileri ödendiğini, görüldüğü üzere, uyuşmazlığa konu yargılama süreci 2013-2022 yılları arasında gerçekleştiğini, bu süre zarfında dosya karar düzeltme talepleri ile birlikte 5 kez Yargıtay denetiminden geçtiğini ve aynı yargılama sürecinde müvekkil şirketin Yargıtay tarafından haklı görüldüğünü, tüm bu hususların esasen, taraflar arasındaki uyuşmazlık, yargılama sürecini gerektiren, atipik ve girift bir konu olduğunu gösterdiğini, bu tarz
uyuşmazlıklarda tüm tarafların konuyu yargıya taşıma hakkı ve yasaların kendilerine tanıdığı hakları kullanma imkanı bulunduğunu, nitekim müvekkil şirket tarafından da yasal hakları kullanıldığını ve kesinleşen mahkeme kararına istinaden 75.450,89 TL asıl alacak yönünden toplam 382.909,09 TL ödeme gerçekleştirildiğini, Yargılamanın geçtiği safhaların aldığı zaman ile müvekkil şirket'in herhangi bir şekilde ilgisi bulunmadığı gibi davacı tarafından bu yönde bir itirazda da bulunulmadığını, daha açık bir ifade ile müvekkil şirket'in yargılama
süresini uzatan herhangi bir eylemi bulunmadığından, dava konusu munzam zarardan sorumlu tutulamayacağını, ayrıca, yargılama sürecinin gerçekleştiği 2013-2022 yılları arasında yargı sistemini etkileyen ----------- ve covid pandemisinin yaşandığı da dikkate alındığında, 5 kez Yargıtay denetiminden geçen bir uyuşmazlığın 9 yıl içerisinde çözüme kavuşmasından dolayı Müvekkil Şirket'in sorumlu tutulamayacağını, her halükarda, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla, alacağı 2012 yılında temlik alan Davacı'nın, sözde
munzam zarar talebini bu tarihten öncesine dayandırmasının kötüniyetli olduğunu gösterdiğini, tüm bu sebeplerle, davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini,
Munzam Zarara Sebebiyet Verdiği İddia Edilen Alacağın Temerrüt Tarihi, Serik Asliye Hukuk Mahkemesi Kararının Kesinleştiği Tarih olduğunu, yukarıda tarihleri verilen yargılama sürecine konu edilen alacağın, Müvekkil Şirket yönünden temerrüt tarihinin ---------- E. Sayılı dosyasının kesinleştiği tarih olduğunu, zira bahse konu alacak yargılamaya muhtaç bir alacak olduğundan, Müvekkil Şirket'ten söz konusu tutarı mahkeme kararı olmaksızın ödemesinin beklenemeyeceğini, öyle ki ilgili tutar,
ödemeyi yapan, temlik eden --------- tarafından da yargılama konusu edildiğini, yargılamaya muhtaç bir alacağın, gerçekleşen yargılama neticesinde tesis edilen mahkeme kararının kesinleşmesi ile temerrüt halinin oluşacağı bu sebeple de kesinleşme (temerrüt) tarihi ile ödeme tarihi arasında bir munzam oluşmasının gerekeceğinin açık olduğunu, "öncelikle temerrüt tarihleri ile tahsil tarihlerindeki enflasyon verilerini gösterir --------, --------- oranları, bankalardan mevduat faiz oranları, döviz kurları devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili bilgiler resmi kurumlardan sorulup tespit edildikten sonra tahsiline karar verilen alacağın tahsil edilip temerrüt tarihi itibariyle bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması halinde tahsil tarihlerinde ulaşabileceği miktar ile bulunacak bu miktardan davada kabul edilen alacağın tahsil tarihinde ulaştığı miktar hesaplattırılıp faizle karşılanmayan zarar ve miktarı konusunda yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. Hiçbir şekilde munzam zararın varlığını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının sözde zararın artmasına sebebiyet vermesi nedeniyle davacının kendi kusurundan yararlanması söz konusu olamayacağından, işbu davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, Davacının kendi eylemleri ile zararın artmasına sebebiyet verdiğini, davacı'nın kendi kusurundan yararlanamayacağı ve kendi eylemi ile sebebiyet verdiği 2 yıllık gecikmeden kaynaklı sözde munzam zararı talep hakkı bulunmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir.26/11/2023 tarihli bilirkişi raporunda; "Somut olayda, özetle; 23/03/2007 tarihinde 129.97,75 TL ödeme yapıldığı,30/09/2022 tarihinde davacının toplam icra takibinden 336.508,34 TL aldığı görülmekledir.23/03/2007–30/09/2022 tarihleri arasında munzam zarar hesabı aşağıda adalet denkleştirme hesabı ile tespit edilmiştir.Ayrıca bu tespit yapıldıktan sonra nihai ulaşılan tutar, yine 18/11/2022 dava tarihine kadar yine aynı hesaplama tekniği ile hesaplanmıştır. Davacının talep edip edemeyeceği hususundaki takdir elbette Sayın Mahkemeye aittir. olarak hesaplanmış olup, hukuki takdir elbette Yüce Mahkemenindir. " şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava, TBK’nın 122. maddesi çerçevesinde aşkın (munzam) zarar talebine ilişkindir. Davada taraf teşkili sağlanmış, -------Asliye Hukuk Mahkemesi, --------- İcra Dairesi, --------İcra Dairesi, ----------Asliye Ticaret Mahkemesi, --------- Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı'na yazılan müzekkereler ile gelen cevap ve evraklar dosya kapsamına alınmıştır.Dava ---------- Asliye Hukuk Mahkememsinin kesinleşen görevsizlik kararı ile mahkememize tevzi olmuştur.
Dava alacağı ---------Ş'den temlik alan davacı ---------- tarafından açılmıştır. Davacı --------- alacağını yargılama aşamasında davacı --------- temlik etmiştir. Davaya kadarki hukuki süreç;Davalı şirketin, ---------Ş. İle karşılıklı olarak, ---------- hudutlarında ve ---------- ile ----------Ş.'nin birlikte işletmekte oldukları ---------, ----------, ---------, ----------, --------- ve -------- adı altındaki 1. Sınıf tatil köyü ile üç, dört ve beş yıldızlı otel kategorisinde ve muhtelif oda kapasiteli otellerin Genel Müdürlük, Satış Pazarlama, ön büro, animasyon depertmanı dışındaki yiyecek-içecek, housekeeping, güvenlik, teknik hizmetler, enerji yönetimi ve giderleri, bahçe bakımı, havuz bakımı ve işletimi ve destek/danışmanlık işlerinin yapılması işi ile ilgili tüm hizmetler bazında, malzeme ve işçilik dahil olmak üzere müşterilerine hizmet verilmesini kapsayan 2005 YAZ DÖNEMİ TAŞERON SÖZLEŞMESİ'ni 25.10.2004 tarihinde imzalanmış ve işbu sözleşme gereği işlemlerde bulunduğu, ---------Ş.'nin işletiminde bulunan -------- İli, --------- İlçesi, ----------- Beldesi, --------- parsel sayılı taşınmaz üzerindeki beş yıldızlı -------- enerji yönetimi ve giderleri de yukarıda yazılı olduğu şekilde diğer hizmetlerle birlikte 25.10.2004 tarihli sözleşme gereği davalı şirket tarafından yüklenildiğini, sadece -------- kasım 2004 tarihinde teslim edildiğini ve kışın otel açık tutularak işletildiği, İşbu sözleşme dönemini kapsayan 11.03.2005 tarihinde ---------Ş. ---------- Elektrik Dağıtım Müessesesi görevlileri otelde yaptığı inceleme neticesinde 40.019,98 TL bedelli kaçak elektrik kullanımına dair faturası düzenleyerek otele tebliğ edildiği ve fatura ödenmediği takdirde elektriğin kesileceğinin bildirildiği, akabinde ise normal tüketim bedeli ile birlikte kaçak elektrik tüketimine ilişkin farkı da talep eden 99.418,73 TL tutarında yeni bir fatura daha tebliğ edildiği ve fatura ödenmediği takdirde elektriğin kesileceğinin bildirildiği, Kaçak elektrik tutanağı ve faturaların ---------Ş.'ne tebliği üzerine idareye gerekli itirazlar yapıldığı ve akabinde de idare aleyhine --------- Asliye Ticaret Mahkemesi'nin --------- E. Sayılı dosyasında birleşen---------- K. Sayılı 28.01.2010 tarihli kararı ile neticelendiği ve kesinleşmiş menfi tespit davası ikame edildiği, yargılamanın devamı sırasında dava işbu davanın davalısı ---------Ş.'ne de ihbar edildiği,
Mahkemece 08.03.2007 tarihinde verilen --------- E. --------- ilk kararın akabinde haciz ve elektrik kesintisi baskısı altında kalan ---------Ş. 23.03.2007 tarihinde, hüküm altına alınan kaçak elektrik bedeli, gecikme zammı, yargılama giderleri ve vekalet ücreti olarak toplam 129.097,75 TL'sını elektrik kurumuna banka havalesi ile ödediği, Yargıtay bozma kararından sonra yargılamaya devam edildiği ve -------- Sayılı 28.01.2010 tarihli kararı ile kısmen ---------Ş. Lehine hüküm kurulduğu ve işbu karar 03.05.2011 tarihinde kesinleştiği, Kesinleşmiş mahkeme kararı uyarınca elektrik kurumuna ödenen fazla ödemenin iadesine dair icra takibi açıldığı, Ancak, 25.10.2004 tarihli sözleşme gereği davalının sorumluluğunda bulunan ve şirket tarafından ödenmek durumunda bırakılan toplam 75.450,89 TL 'nin ödeme tarihi olan 23.03.2007 tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte toplam 149.942,62 TL olarak -------İcra Müdürlüğü'nün --------- Esas sayılı icra takip dosyası ile 18.10.2011 tarihinde icra takibi açıldığı ve davalının borca ve icra dairesinin yetkisine itirazı sonrası takip durdurulduğu ve icra takip dosyası yetkili icra müdürlüğü olan ---------İcra Müdürlüğü'nün --------- Esas sayılı dosyasına kaydedildiği, Bu süreç içerisinde de, ---------Tasfiye Halinde --------Ş.'den birlikte imzaladıkları 22/06/2012 tarihli Temlikname ile --------- İcra Müdürlüğü'nün --------- Esas sayılı dosyasındaki alacağın tamamını tüm fer'ileri ile birlikte talep, dava, hak ve yetkileri ile birlikte temlik aldığı, Davalının icra takibine yapmış olduğu itirazın iptali için -------- E. Sayılı davanın neticesinde mahkeme --------- Karar sayısı ile 17.10.2014 tarihinde davanın kabulü ile davalının ---------- İcra Müdürlüğü'nün ----------- takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına karar verdiği, Akabinde davalı tarafın temyiz başvurusu üzerine ------- sayılı 31.05.2016 tarihli kararıyla yerel mahkeme kararının bozulmasına kararı verildiği, bozma kararına yönelik davacının kararın düzeltmesi talep edildiği, -------- sayılı 21/06/2017 tarihli kararıyla karar düzeltme isteğinin reddine karar verildiği, Yargıtay'ın bozma kararı sonrası dosya --------- E. Sayılı sırasına kaydedildiği ve yerel mahkeme Yargıtay'ın bozma ilamına uyarak -------- E. ---------- K. Sayılı 12.12.2017 Tarihli kararıyla davanın reddine karar verdiği,
Mahkemenin işbu kararının davacı (temlik veren) tarafından temyiz edilmesi neticesinde ---------- sayılı 21.0.2019 Tarihli kararıyla " ..bozma ilamı doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş ise de az yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda; davaya dayanak ödeme davalı tarafça 17 Kasım 2004 tarihinden itibaren işletilmeye başlatılan ve 11/03/2005 günlü tutanakla kaçak elektrik kullanıldığı sabit olan --------- ilişkin olduğu, bozma maddi hataya dayalı bulunduğundan bozma taraflar açısından usuli kazanılmış hak oluşturmayacağından, otelin 17 Kasım 2004'den itibaren davalı tarafça fiilen işletildiği ve kaçak elektrik kullanımından davalının sorumlu olduğu kabul edilerek, sorumluluğun kapsamı belirlenip sonucuna göre karar verilmek üzere hükmün davacı yararına BOZULMASI'na.." şeklinde hüküm tesis ettiği,
Yargıtay'ın bozma kararı sonrası davalı taraf karar düzeltme isteğinde bulunduğu, --------- sayılı 16/01/2020 Tarihli kararıyla karar düzeltme isteğinin reddine karar verdiği, Yargıtay'ın bozma kararı sonrası dosya --------- E. Sayılı sırasına kaydedildiği, Yargıtay'ın bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde -------- E. -------- K. sayılı 11/02/2021 Tarihli kararıyla davanın kabulüne, davalının --------- İcra Müdürlüğü'nün --------- E. Sayılı icra takip dosyasına vaki itirazın iptali ile takibin devamına karar verildiği, Davalı tarafın temyiz başvurusu akabinde ---------- Sayılı 28/06/2022 Tarihli kararıyla yerel mahkeme kararının ONANMASINA karar verildiği, yerel mahkeme kararının kesinleştiği, Yerel mahkeme kararının onanması akabinde ---------- İcra Müdürlüğü'nün ---------- Esas numarası ile dosya borcu hesabının (ana alacak, işlemiş faizi, vekalet ücreti, icra inkar tazminatı, tahsil harcı, icra masrafı toplamı) 382.896,84 T olduğu icra müdürlüğü tarafından hesaplandığı, İcra dosyasına icrayı durdurmak için davalı-borçlu tarafından yatırılan teminat miktarı olan 344.164,64 TL'den tahsil ve ceza evi harcı kesildiği, dosya alacağının 328.886,32 TL.si 27.09.2022 tarihinde ve bakiye kalan 38.744,45 TLsi ise 30.09.2022 tarihinde Uyap'da kayıtlı banka hesabına havale yolu ile gönderildiği ve icra dosyası infaz ile kapatıldığı anlaşılmıştır.
---------- Esas sayılı ilamsız icra takip dosyası;
1- Alacaklı TASFİYE HALİNDE ----------Ş,
2- Borçlu ---------Ş,
3- Alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı,
75.450,89 TL asıl 74.491,73 TL faiz 149.942,62 TL Toplam Alacak
Asıl alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi, icra harç ve giderleri ile avukatlık ücretinin tahsili(TBK.100. madde gereğince yatırılan paranın öncelikle ferilerden düşümü ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla icra takibi yapılmıştır. İcra dosyasına icrayı durdurmak için davalı-borçlu tarafından yatırılan teminat miktarı olan 344.164,64 TL'den tahsil ve cezaevi harcı kesildiği, dosya alacağının 328.886,32 TL.si 27.09.2022 tarihinde ve bakiye kalan 38.744,45 TLsi ise 30.09.2022 tarihinde Uyap'da kayıtlı banka hesabına havale yolu ile gönderildiği ve icra dosyası infaz ile kapatıldığı anlaşılmaktadır.26/11/2023 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak; "Somut olayda, özetle; 23/03/2007 tarihinde 129.97,75 TL ödeme yapıldığı,30/09/2022 tarihinde davacının toplam icra takibinden 336.508,34 TL aldığı görülmekledir.23/03/2007–30/09/2022 tarihleri arasında munzam zarar hesabı aşağıda adalet denkleştirme hesabı ile tespit edilmiştir.Ayrıca bu tespit yapıldıktan sonra nihai ulaşılan tutar, yine 18/11/2022 dava tarihine kadar yine aynı hesaplama tekniği ile hesaplanmış olup denetlenebilir hesap raporu mahkememizce de benimsenmiştir.30/09/2022 tarihindeki munzam zarar 1.478,939,18 TL18/11/2022 tarihindeki munzam zarar1.553,362,13 TL olarak hesaplanmıştır,Davacı vekilince bilirkişi raporu sonrasında talep artırım dilekçesi sunulmuştur. Davacı vekili Dilekçesinde 26.11.2023 tarihli bilirkişi heyeti raporunda belirlenen 1.478.939,18 TL munzam zarara ilişkin talep arttırımda bulunmuştur.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Aşkın zarar başlıklı 122 nci maddesi "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." hükmünü düzenlemiştir.
Yargıtay içtihatlarında munzam zarar;
---------- Tarihli ilamında; "...Ülkemizde süregelen enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredileri faizlerinin yüzde iki yüze kavuştuğu, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir..." denildiği, --------- Tarihli ilamında; "... ilk derece mahkemesince, munzam zararın ispatı noktasında yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek, Dairemizin yerleşik içtihatlarında belirtildiği şekilde sepet formülüne göre munzam zararı hesabı yapılması, bu doğrultuda, munzam zararın tespit edilebilmesi için borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın TBK’nın 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nun 42 ve 43.) çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmesi gerekirken..." denildiği, ---------- "33. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. 34. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. 35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez. 36. Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir. O hâlde, direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekmektedir” denildiği, Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Dava, TBK’nın 122. maddesi çerçevesinde aşkın (munzam) zarar talebine ilişkindir. Davacı vekilince --------- sayılı ilamıyla davalının borca yaptığı itirazın iptaline karar verildiği, bu kararın Yargıtay aşamasından geçerek kesinleştiği, alacağının icra dosyasında 382.896,84 TL olarak hesaplandığı, bu miktarın ödendiği, --------- tarafından icra baskısı altında 23/3/2007 tarihinde yapılan ödemeyle, alacağa kavuşma arasında 15,5 yıla aşkın zaman geçtiği, alacağın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile tahsil edebildiği, oysa ki alacağa zamanında alması durumunda daha yüksek gelir getiren yatırımlara (döviz, banka) yöneltilebileceği, davalı tarafın kasıtlı olarak davanın uzamasına sebep verdiğinden bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL munzam zararın dava tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.Davaya dayanak ödeme davalı tarafça 17 Kasım 2004 tarihinden itibaren işletilmeye başlatılan ve 11/03/2005 günlü tutanakla kaçak elektrik kullanıldığı sabit olan --------- ilişkin olduğu, otelin 17 Kasım 2004'den itibaren davalı tarafça fiilen işletildiği ve kaçak elektrik kullanımından davalının sorumlu olduğu, ---------- firması tarafından icra baskısı altında 23/03/2007 tarihinde 129.97,75 TL ödeme yapıldığı, 30/09/2022 tarihinde temlik eden davacının toplam icra takibinden 336.508,34 TL aldığı, 23/03/2007 – 30/09/2022 tarihleri arasında munzam zarar hesabının bilirkişilerce yine 18/11/2022 dava tarihine kadar yargıtayca kabul gören hesaplama tekniği ile hesaplandığı, ödemenin 23/3/2007 tarihinde yapıldığı, alacağa sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile aradan geçen 15 yılı aşkın zaman geçtikten sonra ulaşıldığı, davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122 nci maddesin de belirtildiği üzere temerrüt faizini aşan zararının oluştuğu, tacir olan alacaklının, alacağına zamanında alması durumunda daha yüksek gelir getiren yatırımlara yönelebileceğini ifade ettiği, borçlunun kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat edemediği dolayısıyla oluşan bu zararı da gidermekle yükümlü olduğu, Temerrüt faizini aşan zarar miktarının bilirkişilerce belirlendiği davacı vekilince talep arttırımda bulunulduğu, talep gibi 1.478.939,18 TL'nin dava tarihi olan 18/11/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:
Davanın KABULÜNE,
1-1.478.939,18 TL'nin dava tarihi olan 18/11/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 101.026,34 TL harçtan, davacı tarafça dava açılırken peşin olarak yatırılan 170,81 TL peşin harç ve 25085,81 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 25.256,59 harçtan mahsubu ile 75.769,75 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafça dava açılırken peşin olarak yatırılan 170,81 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 5.108,50 TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT göre hesaplanan 190.315,13 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
6-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca -------- bütçesinden ödenen 3.120-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
6-Dosyada arta kalan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde ---------- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 12/07/2024