T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/71 Esas
KARAR NO: 2024/558
DAVA: Tazminat (Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 29/01/2023
KARAR TARİHİ: 10/07/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ, DÜŞÜNÜLDÜ :
İDDİA : Davacı vekili 29/01/2023 tarihli dava dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, 03.01.2014 düzenleme tarih, 10.03.2014 Vade ve 500.000,00 TL Tutarlı bonoya dayalı 350.000,00 TL (Altın borcuna karşılık bono tanzim edilmiştir) alacağının tahsili için ---------- İcra Müdürlüğü’nün ---------- Esas sayılı dosyasından icra takibi başlattığını, müvekkilinin alacağı, alacağın vadesi olan 10.03.2014 tarihinde Gram altın bazında 3.701 Gram altın etmekteyken (günümüz gram altın fiyatlarına göre: 3.715.804,00 TL); başlatılan takipte 15.08.2022 Tarihinde icra yoluyla % 15 Avans faizi üzerinden hesaplanan faizle birlikte toplamda 745.204,06 TL alacak tahsilatı yapıldığını, burada da açıkça görüleceği üzere müvekkilinin alacağının karşılığını tahsil edemediğini ve Borçlar kanunu 122. Madde hükmü: “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.” uyarınca müvekkilinin faizle karşılanamayan (Müvekkilin yaptığı meslek kuyumculuk olduğu için ve borçlunun borcu altın olduğu için gram altın fiyatı baz alınmıştır.) uyarınca temerrüt faizini aşan zarara uğradığını, müvekkilinin bu sebeple karşı tarafa ihtarname çekerek müvekkilin munzam zararının karşılanması talep edilmişse de davalı tarafça müvekkiline herhangi bir ödemede bulunulmadığını, bu sebeple huzurdaki davanın açılması sorunluluğu hasıl olduğunu, altın borcunun vadesinin üzerinden 8 yıl sonra karşı tarafça TL cinsinden ödeme yapılabildiğini, müvekkilinin kuyumcu olup altın yatırımı yaptığını, davalıya da altın bedeli üzerinden verdiği borcu vadesinden yaklaşık sekiz buçuk yıl sonra tahsil edebildiğinden bu süre zarfında müvekkilinin altın fiyatlarının çok yükselmesi ve enflasyon farkı nedeniyle zarar ettiğini, yüksek dolar kuru ve enflasyon oranı, altın fiyatlarındaki son dönemlerde gerçekleşen artışlar ve hayat pahalılığı karşısında para alacağının değerinin yıllar içinde düştüğü, artık alacağın faiziyle tahsili halinde dahi kişilerin gerçek zararının karşılamayacağının açık olduğunu, tüm bu sebeplerle müvekkili alacağına alacağın doğduğu tarihten enflasyon farkı talep edilmesi zorunluluğu hasıl olduğunu, Anayasa Mahkemesi --------- başvuru no’lu 21.12.2017 tarihli kararı ile alacağın geç elde edilmesi nedeniyle kişilerin uğradığı mağduriyetlere dikkate çekmiş ve şu ifadelere yer vermiştir: “Enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, Hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının sabit yasal ve temerrüt faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi, borçlunun yararlanması, alacaklının ise zarara uğraması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle borçlu borcunu süresinde ödememekte, yargı yoluna başvurulduğunda da yargı süresini uzatma gayreti göstermekte; böylece yargı mercilerindeki dava ve takipler çoğalmakta, yargıya güven azalmakta, kendiliğinden hak alma düşüncesi yaygınlaşarak kamu düzeni bozulmakta, kişi ve toplum güvenliği sarsılmaktadır. Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkanı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğramaktadır.” şeklinde olduğunu, nitekim Yargıtay da vermiş olduğu emsal kararlarında Anayasa Mahkemesi kararına atıf yapmakta ve kişilerin uğradığı zararı talep edebileceklerinin belirtmektedir: --------- Sayılı Kararında "Dairemizce uzun yıllar munzam zararın varlığını davacı alacaklının somut delillerle kanıtlamak zorunda olduğu kabul edilip uygulanmış olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve ---------- Sayılı başvuru numaralı kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tesbite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; davacı yüklenicinin bu davadaki talebi 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 105/1 ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. maddesinde düzenlenen aşkın zarara ilişkin olup, ... --------- E. sayılı dosyası ile açılan ilk tazminat davasında karşılanmayan zararlarının varlığı ve miktarını mahkemenin de kabulünde olduğu gibi somut delillerle ve yeterince kanıtlayamamışlardır. Ancak, ülkemizde yaşanan ve herkes tarafından bilinen enflasyon, artan fiyatlar, döviz artışı vs. gibi olgular nedeniyle her zaman alacaklıların zararının temerrüt faizi ile karşılanması mümkün olmayacağından, öncelikle munzam zarar talep edilen alacakla ilgili temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süredeki enflasyon verilerini gösterir ---------, ---------- oranları, banka vadeli mevzuat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerinin resmi kurumlardan sorulup tesbit edildikten sonra, oluşturulacak munzam zarar hesabı konusunda uzman bilirkişi kurulundan, tahsiline karar verilen davacı alacağının temerrüt tarihinde bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması ve değerlendirilmesi halinde tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsiline hükmedilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden tahsil tarihlerine kadar davacının tahsil edebileceği ve tahsil ettiği faiz miktarı ve toplam miktar ve bu şekilde bulunacak toplam miktarlar arasındaki fark konusunda gerekçeli, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp değerlendirilerek faizle karşılanamayan zarar konusunda sonucuna uygun bir karar verilmesi yerine ... ---------- E. sayılı dosyası ile davacının tazminat talebinin hüküm altına alındığı gerekçesi ile davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur." ifadelerine yer verildiğini, bu sebeple taraflarınca karşı taraftan müvekkilinin munzam zararı talep edildiğini ve arabuluculuk başvurusu yapılmışsa da anlaşma sağlanamadığından huzurdaki davanın açılması zorunluluğu hasıl olduğunu, müvekkilinin alacağını elde edemediğinden altın yatırımı yapamamış, borçlarının ödemekte güçlük yaşamış, alacağının altın olarak değerlendiremediğini, ki esasında müvekkilinin karşı tarafa altın olarak borç vermiş ancak TL ile ödeme alabildiğini, bu nedenle müvekkilin net alacağının bilirkişi marifetiyle hesaplanması ve enflasyon farkı nedeniyle müvekkilin uğradığı zararın karşı tarafça ödenmesine karar verilmesi gerektiğinden bahisle fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00 TL munzam zararın enflasyon farkıyla davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA : Davalı vekili 07/04/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Usule İlişkin İtirazlar, Göreve İlişkin İtirazlar, huzurdaki davada mahkemenin görevli olmadığını, zira mahkemenin görev alanlarının yasayla belirlenmiş olup, bu noktada ne her iki taraf tacirdir ne ticari işletmeyi ilgilendirir ne de Ticaret Kanununda düzenlenmiş bir durum olduğunu, dosyada mevcut --------- Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği ve ---------- Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları ile davacının ne tacir olarak ne de esnaf olarak kaydı olmadığını, bu noktada görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, icra takibinin dayanağı olan bono ya ilişkin borcun da ödenerek bittiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte eğer ki bir borç var ise bu adi bir borç olduğunu, bu yönüyle mahkemenin görevine itiraz ettiklerini, Yetkiye İlişkin İtirazlar, dava dilekçesinden de anlaşılacağı üzere müvekkilinin ikameti --------- ilçesi olup, mahkemenin yetkili olmasını gerektirecek yada --------- yetkisini kaldıracak bir mevzuat bulunmadığını, bu sebeple yetkili yer mahkemesinin --------- Mahkemeleri olduğunu belirtir mahkemenin yetkisine itiraz ettiklerini, Esasa İlişkin İtirazlar, huzurdaki dava haksız ve mesnetsiz olup reddi gerektiğini, şöyle ki; huzurdaki davada davacı taraflar arasındaki ilişkinin altın borcu olduğunu iddia ettiğini, bu hususu kabul etmediklerini, ayrıca davacı alacağını --------- İcra Müdürlüğünün --------- Esas sayılı dosyası ile faizi ile birlikte tahsil ettiğini, müvekkilinden herhangi bir alacağı kalmadığını, bu yönüyle huzurdaki davaya itirazlarını sunduklarını, takibin dayanağının bono olup sebepten mücerret olduğunu, bu noktada kabul anlamına gelmemekle birlikte aralarında bir altın alışverişi varsa bunun davacı tarafından ispatı gerekeceğini, bu yönüyle de huzurdaki davaya itirazlarını sunduklarını, son olarak zararın ispatı hususu olduğunu, bu noktada; doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında alacaklının, munzam zararını somut verilerle ispatlaması gerektiğine ilişkin görüş birliği bulunduğunu, alacaklının, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispatlaması gerektiğini, alacaklı tarafından ispat edilmesi gereken, soyut olgulardan ziyade kendisinin bizzat uğramış olduğu zarar olduğunu, örneğin; temerrüt alacaklısı alacağına kavuşmasının gecikmesi nedeniyle, kendi alacaklısına edimini ifa edememesi nedeniyle zarara uğramasından bahisle bu zararın tazmini talep edilebileceğini, konuya ilişkin --------- sayılı 02.04.2019 tarihli kararı ve --------- sayılı kararında aşağıda yer alan açıklamalara yer verilmiştir: “Burada alacaklı uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır. Mücerret enflasyon, döviz kurlarındaki yükselme veya bankaların uyguladığı faiz oranlarındaki artışlar tek başına munzam zararın gerçekleştiği veya kanıtlandığı anlamına gelmez. Alacaklının kanıtlaması gereken husus yukarıda açıklanan genel olgular değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Mahkemece, açıklanan hususlar gözetilmeden eksik inceleme ile düzenlenen bilirkişi raporuna göre karar verilmesi doğru olmamıştır.” denildiğini, anılan sebeple; sırf enflasyon yüksekliği yada altındaki fiyat artışı ki -altına ilişkin borcu da kabul etmediklerini- tek başına yeterli olmayıp, davacının uğradığı zararı ispatlaması gerektiğini, açıklanan nedenlerle huzurdaki davanın reddine ve yargılama giderlerinin davacı üstüne bırakılmasına karar verilmesini talep etmek mecburiyetinde olduklarından bahisle mahkemenin yukarıda belirtilen esasında kayıtlı davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İcra Dosyası:-------- İcra Dairesi'nin -------- Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklısının ..., borçlusunun ... olduğu, 03.01.2014 tanzim, 10.03.2014 vade tarihli 500.000,00 TL tutarında bonoya istinaden 25.04.2014 tarihinde Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolu İle Yapılacak Takipte Ödeme Emri düzenlendiği ve 15/08/2022 tarihinde 820.140,92 TL tahsilat yapıldığı görülmüştür.
Taraf delilleri toplanmış ve yapılan araştırma sonucu davacının esnaf ve gerçek kişi ticari işletme kaydı bulunmadığı tespit edilmiştir. Nitelikli Hesap Uzmanı bilirkişi -------- tarafından sunulan 16/12/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "SONUÇ ve KANAAT; Tüm delillerin değerlendirilmesi ve her türlü hukuki tavsif ve nihai karar tamamıyla Yüce Mahkeme'ye ait olmak üzere, dava dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile tarafların defter kayıtlarıyla müstenitleri üzerinde Sayın Mahkemece tarafımıza verilen görev kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde, ayrıntıları yukarıda açıklanan nedenlerle; ----------Vergi Dairesi Başkanlığı ---------- Vergi Dairesi Müdürlüğünün 08/02/2023 tarihli müzekkere cevabında; “Dairemizin --------- vergi kimlik numaralı ... 01.01.2011 tarihinden itibaren Gayri Menkul Sermaye İradı mükellefi olduğu ve halen kaydının devam ettiği kayıtlarımızın tetkikinden anlaşılmıştır” denildiği, - ------------Esnaf ve Sanatkarlar Odaları in 09/03/2023 tari --------- sayılı müzekkere cevabında; “---------- Müdürlüğü ile --------- kayıtlarında yapılan tetkikte, ... TC kimlik numaralı ... ESNAF KAYDINA RASTLANILMADIĞI hususunun” bildirildiği, - ---------- Ticaret Sicili Müdürlü ın 03/02/2023 tarih ---------- sayılı müzekkere cevabında; “Gerçek ve tüzel kişi tacirlerin ticaret unvanlarının tasnifinden meydana gelen sicil fihristimizde yapılan incelemede yazınızda kimlik bilgileri belirtilen ...'nın gerçek kişi ticari işletme kaydı bulunamamıştır” denildiği, görülmüştür. Davacı vekilinin dava dilekçesinde; Müvekkilinin, 03.01.2014 düzenleme tarih, 10.03.2014 Vade ve 500.000,00 TL Tutarlı bonoya dayalı 350.000,00 TL (Altın borcuna karşılık bono tanzim edilmiştir) alacağının tahsili için -------- İcra Müdürlüğü'nün ---------- Esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, Müvekkilin alacağı, alacağın vadesi olan 10.03.2014 tarihinde Gram altın bazında 3.701 Gram altın etmekteyken (günümüz gram altın fiyatlarına göre: 3.715.804,00 TL); başlatılan takipte 15.08.2022 Tarihinde icra yoluyla %15 Avans faizi üzerinden hesaplanan faizle birlikte toplamda 745.204,06 TL Alacak tahsilatı yapıldığını, (Müvekkilin yaptığı meslek kuyumculuk olduğu için ve borçlunun borcu altın olduğu için gram altın fiyatı baz alınmıştır.) uyarınca temerrüt faizini aşan zarara uğradığını belirterek, munzam zarar talep ettiği görülmekte ise de, Davacının mesleğinin kuyumculuk olduğuna dair bir belge sunulmadığı, borcun altın fiyatlarına endekslenmek suretiyle verildiği ispatlar belge bulunmadığı görülmekle, munzam zarar talep edip edemeyeceğinin hukuki takdir elbette Sayın Mahkemeye ait olma üzere, şayet talep edilebileceğine hüküm kurulması durumunda, talep edebileceği bedel Adalet Denkleştirme Hesabı ile aşağıda tespit edilmiştir. 10/03/2014 tarihindeki 350.000,00 TL'nin 15/08/2022 ödeme tarihindeki değeri 2.412.967,31 TL, 10/03/2014 tarihindeki 350.000,00 TL'nin 29/01/2023 dava tarihindeki değeri 2.861.377,70 TL, olduğu, hesaplanmış olup, elbette hukuk takdirin Yüce Mahkemeye ait olduğu, Yukarıda yapmış bulunduğum açıklamalar sonucunda, tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi ve 6100 sayılı HMK'nın 266/c.2 hükmü uyarınca bilcümle hukuki takdir ve tavsif sadece Sayın Mahkemeye ait olmak üzere, kanaatimi arz ederim." şeklinde hazırlandığı görülmüştür. Davacı vekili 04/03/2024 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; -------- Ticaret Odası Firma Faaliyet Detayı, Faaliyet Belgesi ve İmza Sirküleri ve diğer belgelerden de anlaşılacağı üzere müvekkilinin ortağı ve müdürü olduğu -------- Şirketi isimli şirketi 1998 yılında kurduğunu ve kuyumculuk firmasında şirket ortağı ve müdürü olarak kuyumculuk ustalık belgesi de bulunduğunun dosyada da mevcut olduğunu, yine davaya konu bono'nun dayanağının müvekkilinin, davalı tarafa, davalı tarafın --------- ilçesinde kuyumculuk işiyle uğraştığında vermiş olduğu altın bedeli karşılığı olduğunu, Bilirkişi raporunda yapılan hesaplamaya göre Gram altının: 10.03.2014 Vade Tarihi Değeri : 94,587 TL, 15.08.2022 Tahsil Tarihi Değeri : 1.028,945 TL ve 29.01.2023 Dava Tarihi Değeri : 1.154,851 TL olduğunu, bu hesaplamaya göre müvekkilinin vade tarihi olan 10.03.2014 itibariyle davalı taraftan 3.700,30 Gram altın alacağı bulunduğunu, müvekkilinin davalı taraf hakkında -------- İcra Müdürlüğünün --------- Esas sayılı dosyasından yürütmüş olduğu icra takibinde (350.000,00 TL Asıl Alacak + 5.182,88 Takip Öncesi İşlemiş Faiz + 388.519,18 TL Takip sonrası işlemiş faiz olmak üzere) 743.702,06 TL Tahsilat yapıldığını, tahsil tarihi itibariyle müvekkilinin (743.702,06 TL/1.028,945 = 722,78 Gram Altın) davalı taraftan 722,78 Gram Altın Tahsilatı yapmadığını, buna göre müvekkilinin davalı taraftan 3.700,30 - 722,78 = 2.977,52 Gram bakiye altın alacağı kaldığını, bilirkişi raporunda da açıkça belirtildiği üzere dava tarihi itibariyle müvekkilinin 2.977,52 Gram x 1.154,851 TL = 3.438.592,00 TL munzam zararı bulunduğunu, sonuç olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL üzerinden belirsiz alacak davası olarak huzura getirdikleri davalarındaki munzam zarar taleplerini bilirkişi raporu doğrultusunda (Dava tarihi itibariyle 2.861.377,70 TL - 743.702,06 TL = 2.117.675,64 TL) 2.116.675,64 TL artırarak 2.117.675,64 TL olarak ıslah ettiklerini, artırdıkları tutarın tamamlama harcını da yatırdıklarını, bilirkişi raporunda da yer alan hesaplamaların, Anayasa mahkemesi ------- başvuru no’lu 21.12.2017 tarihli kararı, ------- sayılı Kararına göre müvekkilinin zararda olduğu ispatlanmış olup müvekkilinin 2.117.675,64 TL munzam zararının dava tarihinden itibaren enflasyon farkıyla davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVANIN VE UYUŞMAZLIK NOKTALARININ TESPİTİ, DELİLLER, DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ NEDENLER VE SONUÇ :Dava, TBK’nın 122. maddesi çerçevesinde aşkın (munzam) zarar talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalı tarafın altın borcuna karşılık bono tanzim edildiğini, bononun icra kanalıyla tahsil edilmesine rağmen munzam zararı oluştuğundan bahisle bakiye zararın tahsilini talep etmiş, davalı taraf ise iddiaları kabul etmemiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Aşkın zarar başlıklı 122 nci maddesi "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." hükmünü düzenlemiştir.
---------- sayılı kararı; " ... II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; TBK’nın 122. maddesi çerçevesinde aşkın (munzam) zarar talebinin konusunu oluşturan zaman aralığına ilişkin piyasadaki ekonomik koşullar karşısında, eldeki davada varlığı iddia olunan zarar olgusunun, davacının bulunduğu duruma göre somut vakıalarla ispatının gerekip gerekmediği, buradan varılacak sonuca göre ilk derece mahkemesince yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm tesisi için yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 16. Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. 17. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. ---------- önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. 18. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur. 19. Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. 20. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir . Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. 21. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. 22. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. 23. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. 24. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. 25. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. 26. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. 27. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz . 28. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. 29. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. 30. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından 09.12.1999 tarihinde toplam 450.000TL’nin --------Ş.’nin ---------- Şubesi’ne yatırıldığı, anılan bedelin ---------- adlı bankaya ait hesaba aktarılması sonrasında davacı tarafından bu paranın tahsili için açılan davada yapılan yargılama sonucunda---------- sayılı kararı ile 450.000TL’nin 09.12.1999 tarihinden itibaren işlemiş avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, anılan kararı müteakip davacı tarafından --------- İcra Müdürlüğünün --------- E. sayılı dosyası ile başlatılan icra takibi sonrasında 09.05.2016 tarihinde mahkemece hüküm altına alınan bedelin faiziyle davalıdan tahsil edildiği anlaşılmaktadır. 31. Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir. 32. Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. 33. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. 34. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. 35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez. 36. Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir. 37. O hâlde, direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekmektedir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.03.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi." şeklindedir.Yukarıdaki değerlendirmeler sonucunda somut olay incelendiğinde; Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilmesi için alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatı gerektiği, bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiğinin de söylenemeyeceği, zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm delillerin ortaya konulması gerektiği, bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebinin, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceği, zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı olmadığı, dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, altın fiyatlarının artması, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı anlaşıldığından munzam zarar iddiası ispat olunamadığından davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın REDDİNE,
1-Harçlar kanununa göre alınması gerekli 427,60 TL harcın davacı tarafından dava açılırken yatırılan 179,90 TL peşin harç ve sonradan yatırılan ıslah harcı 35.967,63 TL olmak üzere toplam 36.147,53 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 35.719,93 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
2-Davacı tarafından sarf edilen 2.619,25 TL yargılama giderinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına,
3-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre hesaplanan 241.414,05 TL vekalet ücretinin davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine,
4-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca -------- bütçesinden ödenen 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan alınarak Hazineye gelir kaydına,
5-Hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avansın kullanılmayan kısmının re'sen yatırana iadesine,
Dair, Gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 10/07/2024