T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/65 Esas
KARAR NO: 2025/416
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 22/01/2025
KARAR TARİHİ: 15/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde "Davalı aleyhine---------- İcra Müdürlüğünün ------------ E sayılı dosyasıyla 7 örnek ödeme emri gönderilmek suretiyle girişilen ilamsız icra takibine, davalı borca itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet vermiştir. Takibe konu faturlardan da görüleceği üzere davalıya sözleşme karşılığı izalasyon işi yapılmış olup, yapılan işin faturaları keşide edilerek davalıya gönderilmiştir. TTK 21. madde gereği davalı kendisine tebliğ edilen faturaya süresi içinde itiraz etmeyerek fatura muhteviyatını kabul etmiştir. Dava esnasında yapılacak defter incelemelerinde ve celbedilecek delillerde de görüleceği üzere davalı müvekkilime borçludur." ileri sürerek "Davamızın kabulü ile takip ana para alacağı (883.481,32 TL) bakımından itirazın iptali ile takibin devamına, davalının, takip alacağının % 20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine" karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde "Davacı ile müvekkil şirket arasında 10.11.2022 tarihli “----------- İzolasyon İşleri-2 Yüklenici Sözleşmesi” (“Sözleşme”) akdedilmiştir (Ek-1). Bu sözleşme kapsamında muhatap ---------- ili ---------- Mah. ----------- Ada -------- ----------- parselde yer alan ----------- konakları Projesi izolasyon işlerinin yapımını üstlenmiştir. Söz konusu sözleşmenin 35.4. maddesi “sözleşmenin uygulanmasından doğacak ihtilafların halli için ------------ Mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkilidir.” Şeklinde düzenlenmiştir. Davacı Taraf Sözleşme ile Üstlendiği İşlerin Yapımını Aksatmış ve İşleri Tamamlamamıştır.Davacı yan, taraflar arasında akdedilen sözleşme ve eklerinde belirtilen işlerin yine bu sözleşmede belirtilen şartlar çerçevesinde yapımını üstlenmiştir. Fakat ne var ki üstlenmiş olduğu bu edimi gereği gibi yerine getirmemiş ve müvekkil şirketin zarara uğramasına sebebiyet vermiştir.Bilindiği üzere yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Bu anlamda borçlarını yerine getirirken basiretli bir iş adamı gibi davranması, üstleneceği yükümlülüklerin kapsam ve sonuçlarını tartarak işlem yapması zorunludur. Ne var ki davacı taraf sözleşmeye konu işlerin yapımı esnasında basiretli bir tacirden beklenmeyecek hal ve hareketler içerisinde bulunarak işlerin geç teslim edilmesi ve hatta birtakım işlerin tamamlanmamasına sebebiyet vermiştir.Davacı taraf gerek bu hüküm gerekse yüklenicinin özen sorumluluğuna ilişkin genel hükümler kapsamında gerekli teknik kadro ve donanımları sağlayarak işi süresi içerisinde bitirmekle mükelleftir. Fakat davacı işin tamamlanması için gerekli düzeyde ve yeterlilikte kadroyu iş sahasında bulundurmayarak işin sürüncemede kalmasına sebebiyet vermiştir. Bu konuda gerek sözlü gerekse yazılı olarak ihtarda bulunulmuş ise de iyi yönde bir ilerleme kaydedilmemiş aksine her geçen gün daha az sayıda ve yeterli mesleki tecrübeye sahip olmayan işçiler ile çalışılmaya devam edilmiştir. Bu durum birbirini takip etmesi gereken işlerin aksaması da dahil olmak üzere taşınmazların teslim edilme sürecini dahi etkileyerek müvekkil şirketi ciddi anlamda maddi sıkıntılara sürüklemiştir.Diğer yandan 31.08.2023 tarihinde bitirilmesi kararlaştırılan işlerin 2024 yılının ortasına gelindiğinde dahi tamamlanamaması nedeniyle -------- Noterliği 24.07.2024 tarihli ve ----------- yevmiye numaralı ihtarname keşide edilerek davacının tamamlamamış olduğu işlerin müvekkil şirket ve/veya üçüncü kişilerce tamamlatılacağı ve bu nedenle sözleşmeden ve yasalardan doğacak tüm hak ve alacakların davacıya yansıtılacağı ihtar edilmiştir (Ek-2). Davacı da söz konusu ihtarnameye karşı keşide ettiği cevabi ihtarnamede tamamlamadığı işler olduğunu kabul etmiş (Ek-3) ve ihtarnamede bir takım mesnetsiz iddialarda bulunmuştur. Davacının Tamamlamadığı ve Sözleşmeye Uygun Olarak Gerçekleştirmediği İşlere İlişkin Sözleşmeden Kaynaklı Tüm Haklar Kullanılarak Hak Edişlerinden Kesinti Yapılmıştır.
Davacının kendi kusurundan kaynaklanan nedenlerle sözleşmeye uygun olarak tamamlamamış olması, müvekkil şirketi maddi ve manevi zarara uğramıştır. Söz konusu zararın daha fazla artmaması adına davacının tamamlamadığı işler, sözleşmenin 27. ve 33-e maddesi kapsamında dava dışı üçüncü kişilere yaptırılmış (Ek-4) ve 27. maddede belirtilen oranda artırılmak suretiyle davacıya yansıtılmıştır. Dava dışı üçüncü kişiye yaptırılan işler ve bu işler için ödenen tutarlar dava dışı şirket ile müvekkil şirket arasındaki defter, kayıt, sözleşme ve mail yazışmaları ile sabit olup yapılacak inceleme neticesinde ortaya çıkacaktır.Yine sözleşmenin 13. ve 14. maddelerinde belirtilen hal ve durumlarda uygulanacak ceza miktarları sözleşmenin 15. maddesindeki tabloda açıkça belirtilmiş olup ilgili hükümler uyarınca gerekli cezalar uygulanarak davacının hak edişlerinden kesinti yapılmıştır. Hak ediş kesintilerinin yapıldığı detaylı tutanak ekte mahkemenize sunulmaktadır (Ek-5). Sözleşmenin ilgili birkaç maddesi yukarıda belirtildiği gibi olup yapılacak incelemede de görülecektir ki hak edişlerden yapılan tüm kesintiler, taraflarca imza altına alınmış olan sözleşmeye uygun şekilde yapılmıştır.Davacı taraf itirazın iptaline konu olan icra dosyasına dayanak olarak 5 adet fatura sunmuş ve süresi içerisinde itiraz edilmeyen fatura bedellerinin ödenmediğini bu nedenle fatura bedeli tutarınca alacağı olduğunu iddia etmektedir. Davacı söz konusu faturaları müvekkil şirket ile mutabık kalmadan, kendi menfaatine uygun olarak düzenlemiş olup tarafımızca kabulü mümkün değildir.Yukarıda detaylıca açıklandığı üzere müvekkil şirketin, davacının kesmiş olduğu fatura tutarının kat be kat fazlası tutarınca bir alacağı söz konusudur. Bu anlamda davacının takibe konu ettiği tutarda bir alacağı söz konusu değildir. Bir diğer ifade ile Müvekkilin davacıya borcu olmayıp (fazlaya ilişkin haklarımız ve karşı dava açma hakkımız saklı kalmak kaydıyla) tam aksine davacının müvekkile borcu bulunmaktadır. Davacı basiretli bir tacir gibi yükümlülüklerini yerine getirmeyerek müvekkil şirketi zarara uğratmasına rağmen haksız ve kötü niyetli olarak kazanç sağlamaya çalışmaktadır.
Taraflar arasındaki 10.11.2022 tarihli sözleşmenin 35.4.maddesinde yer alan delil anlaşması uyarınca “müvekkil şirket ticari defter, bilgisayar kayıt ve evraklarının kesin delil” sayılacağı kararlaştırılmış olup müvekkil şirkete ait ticari defter ve kayıtlarda yapılacak inceleme neticesinde müvekkil şirketin davacıya herhangi bir borcu bulunmadığı aksine davacının müvekkil şirkete borcu olduğu sübuta erecektir.Dava konusunun yargılamayı gerektirdiği açık olup, davacı tarafın %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı talep etmesinin hukuki bir dayanağı yoktur.Davacının müvekkil şirket aleyhine hükmedilmesini talep ettiği icra inkâr tazminatına karar verilebilmesi için gerekli şartlar İcra İflas Kanunu’nun 67. maddesi ile düzenlenmiş olup, buna göre itirazında haksız olan taraf aleyhine itiraz edilen takibe konu meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedileceği dile getirilmiştir. Yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere, davacı tarafça takibe konu miktarda bir alacağa hak kazandığından söz edilmesi hukuken mümkün değildir. Dolayısı ile ilk olarak bir alacağın varlığından söz edilemeyeceği gibi aksi yönde bir kanaate varılması halinde doğal olarak likit bir alacağın mevcudiyetinden de söz edilemeyecektir. Nitekim bir an için davacının müvekkil şirketten alacağı olduğu düşünülse dahi, ki asla yoktur, alacağın gerçek miktarının ancak mahkeme kararı ile ortaya çıkabileceği aşikardır. Netice itibariyle, tüm bu hususlar birlikte ele alındığında, müvekkil şirketin borcu bulunmaması nedeni ile itirazında haklı olduğu, ayrıca Sayın Mahkemece aksi yönde bir kanaate ulaşılması ihtimalinde dahi uyuşmazlığa konu alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirmesi yani alacağın likit olmaması nedeni ile davacı tarafça talep edilen icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceği aşikardır. Haksız İcra Takibi Nedeni ile %20’den Aşağı Miktarda Olmamak Üzere Kötü niyet Tazminatına Hükmedilmesi Gerekmektedir.Şu ana kadar izah olunan tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacının hukuken mevcut olmayan bir alacağın varlığını iddia ettiği Sayın Mahkemece kolaylıkla görülecektir. Yukarıda pek çok yönü ile ortaya konulduğu üzere, davacı taraf müvekkili zarara uğratma kastı ile müvekkilden herhangi bir alacağının bulunmadığı kesin deliller ile sabit olduğu halde haksız bir şekilde takibe geçilmiştir. Borca itiraz etmiş olan müvekkil şirket aleyhine, yukarıda zikredilen kesin delillerin varlığına rağmen takibe girişen davacı aleyhine İİK m.67/2 uyarınca kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir" savunarak "Davacının talepleri haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğundan davanın öncelikle usulden reddine, davacının tüm talepleri yönünden esastan reddine karar verilmesini" talep etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166/1, 2, 3 ve 4 maddeleri uyarınca "(1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar. (2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır. (3) Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir. (4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır."Mahkememizce yapılan değerlendirmede, Mahkememizin eldeki davası ile mahkememizin ------------ Esas sayılı davasının aynı sebepten doğduğu, bu sebeple davalar arasında bağlantı bulunduğu ve aynı hukuki sebepten doğan davalar olması nedeniyle birlikte ve aynı mahkemede görülmesinin ve hükme bağlanmasının usul ekonomisi ve hukuki güvenliği ilkelerine daha uygun olacağı anlaşıldığından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166/1 maddesi uyarınca davanın Mahkememizin ------------ Esas sayılı davası ile birleştirilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Mahkememizin -----------Esas sayılı davası ile ------------ Esas sayılı davası arasında dava sebeplerinin aynı olması nedenleriyle bağlantı bulunduğu anlaşıldığından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166/1 maddesi uyarınca davanın ----------- Esas sayılı davası ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,
2-Davaya ------------ Esas sayılı dosyası üzerinden DEVAMINA, dosyanın bu mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
3-Esasın bu şekilde KAPATILMASINA,
4-Yargılama giderlerinin ------------- Esas sayılı dosyasında değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda kesin olmak üzere karar verildi.