T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/447 Esas
KARAR NO: 2025/442
DAVA: Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması)
DAVA TARİHİ: 23/05/2025
KARAR TARİHİ: 23/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :Davacı vekili 23/05/2025 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin pay sahibi ve kanuni temsilcisi olduğu ancak ------------ D. İş sayılı 06/11/2023 tarihli kararıyla yönetimi kayyıma devredilen -------Ş., 06.11.2023 tarihinden itibaren CMK m. 133'e istinaden davalı Kurumun atamış olduğu kayyımlar vasıtasıyla yönetilmektedir. Bilindiği gibi TTK, CMK ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine göre usule uygun bir şekilde kurularak tüzel kişilik kazanmış bir şirkete kayyım atanabilmesi için suçüstü halinin bulunması gerektiği, aksi halde şirketi olağan organlarının yönetip temsil edeceği açıktır. Ancak "suçüstü halinde" iddiasına konu tarihte herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı aşağıda ifade edilen başta -------- raporu olmak üzere birçok rapor ve delille açıktır. Yasal düzenlemede "işlenmekte olduğu" ibaresi, geçmişte işlenmiş ve bitmiş bir suç değil, geçmişten beri devam eden kayyım atama tarihi olan 06.11.2023 tarihinde yani karar zamanında da işlenen, temadi eden, temadi hali sona ermemiş suça yer verildiği yani kayyım atandığı tarih itibariyle halen suç işlendiği, suç işlenmeye devam edildiği hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunması gerektiği, madde gerekçesinde bu husus, "suçun zincirleme ya da kesintisiz olarak işlenmesi gerektiği," şeklinde açıklandığı göz önüne alındığında müvekkilinin ortağı ve kanuni temsilcisi olduğu -----------Ş.'de ne suçüstü halinde ne de 06.11.2023 tarihinden beri yukarıda yer verilen anlatıma uygun bir suç unsuruna da rastlanılmadığı davalı Kurum kayıtlarıyla da sabittir. Burada önemle belirtilmelidir ki, -----------Ş. bünyesinde tamamlanmış bir suç yoktur, teşebbüs aşamasında kalmış bir suç da yoktur, esasen şu aşamada kanıtlanmamış ve kanıtlanması da mümkün olmayan bir suç iddiası söz konusudur. Kanun hükmüne bakıldığında tamamlanmış ve teşebbüs aşamasında kalmış bir suç için dahi kayyım atanamazken ekte yer alan ----------- ve Vergi Denetim Kurulu raporu ile davalı Kurumun 19.11.2024 tarihli yazısı bir bütün halinde ele alındığında kayyımlık tedbirinin devam ettirilmesi açıkça hukuka aykırıdır, Anayasamızda tanınan kişi haklarından girişim ve mülkiyet hakkına saldırı niteliğindedir. Müvekkilinin şirketlerinde tanıtım/reklam amacı taşıyan ve tamamen şov niteliğindeki bir takım sosyal medya yayınları ve görsel iletişimde kullanılan tanıtım amaçlı senaryo edilmiş görüntülerin kamuoyunda oluşturduğu duygusal rahatsızlıktan hareket ederek suç varmış intibaı yaratılarak müvekkili ve ailesinin şirketlerine el konulması hukuki garabeti ortadan kaldırmaz. Gerçekte müvekkili ve diğer aile üyeleri mütevazi bir yaşam sürdüren ------------ kültürünü günlük yaşamlarında yansıtan iyi niyetli insanlardır. Muhtemelen tanıtım amaçlı video ve görsellerin zaman zaman bir kısım kamuoyu hissini rahatsız edebileceği dikkate alınamadığından şov niteliğindeki reklam faaliyetinin dozu kaçırılmış olabilir, ancak bu durum kanunlarda tanımlanmış bir suç olmadığı gibi ticari açıdan yasak kapsamında bir eylem de değildir. Zira kamuoyunun bir kısmının muhtemelen tasvip etmediği söz konusu tanıtım/reklam amaçlı senere edilmiş görsel şovlar toplumun bir kesiminde kabul görmüş olmalı ki, neticesinde müvekkil ve aile bireylerinin pay sahibi olduğu şirketlerin ürünlerinin satışında her seferinde hissedilir artışlar olmuş, bu nedenle ticari amaçlı olarak yasal ve meşru bu yönteme tanıtım amaçlı olarak devam edilmiştir. Ancak müvekkil ve diğer aile bireyleri bu durumun, yarın bir gün suç gelirlerini aklama, çıkar amaçlı suç örgütü kurma, kumar/bahis yoluyla para aklama gibi iddia ve ithamlarla karşılaşılmasına yol açabileceğini akıllarına dahi getirmemişlerdir. Burada önemle ifade etmek gerekir ki, kamuoyunun hassasiyeti saygıdeğerdir, ancak bir suç iddiasının söz konusu olduğu durumlarda Yargı Makamları kamuoyunun bir takım hassasiyetlerine göre hareket edemez, manevi baskı altında bırakılamaz, bırakıldığı takdirde buna boyun eğemez ve eğmemelidir. Aksi halde hukuk tarihi açısından kayda değer ve ibretlik bir yere sahip olan “-----------” sonucu ortaya çıkan yargı eliyle oluşturulmuş bir trajedi ile karşılaşılacaktır ve kısmen bu trajedi halen yaşanmaktadır. Bir kısım toplum kesiminin duygusal tepkisinden Yargının etkilenmesi durumunda, vatandaşın kişi güvenliği/can emniyeti başta olmak üzere mal ve namus emniyeti, aile mahremiyeti vb. değerleri herkesin güvendiği ve güvenmek zorunda olduğu Yargı makamlarınca korunamaz hale gelir. Diğer yandan müvekkillerinin ortağı ve kanuni temsilcisi oldukları ------------Ş.'nin de içinde yer aldığı 11.07.2024 tarihli ------------ raporunda soruşturma evresinde kuvvetli suç şüphesi olduğu iddia edilen "örgütün olmadığı", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama bulunmadığı", "aileye ait şirketlerin suç işlemek saikiyle bir araya gelmiş bir organizasyon hüviyetinde olmadığı", "satışların gerçek olmadığı ya da fiktif işlemler olduğu yönünde herhangi bir veriye ulaşılamadığı" ve "bahis/kumar, kripto para" atılı suçlarının hiçbirinin olmadığı hususu da açıkça ortaya konmuştur. Diğer delillerin değerlendirmesinden sonra müvekkil dahil tüm aile bireylerinin atılı suçlardan beraatlerine karar verileceği de kesine yakın bir tahmin veya beklentidir. Öte yandan ------------ Başkanlığı müvekkilinin ortağı ve önceki kanuni temsilcisi olan ve bu davaya da konu edilen ----------Ş. hakkında vergi inceleme raporu düzenlemiş, raporda da şirket yönetiminin geçici de olsa kayyıma devredilecek bir suç isnadına yer verilmemişken, davaya konu ------------Ş.' nin sanki suç işlemeye devam eden başka bir ifadeyle temadi suç işliyormuş gibi kayyımlık tedbirinin devam ettirilmesi anayasamızın 48 ve 49. maddelerine açık bir şekilde aykırıdır. Bu durum yine Anayasanın "mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesine de aykırıdır. Bu nedenle Mahkemece kayyımlık tedbirine son verilerek müvekkilinin pay sahibi ve önceki temsilcisi olduğu adı geçen şirketin daha fazla zarara uğraması/uğratılması önlenmelidir. Davalı Kurum tarafından Müvekkilinin pay sahibi olduğu ------------Ş.'ye atanan kayyımlar tarafından şirketin basiretli iş adamı ölçütüne uygun yönetilmediği açıktır. Ayrıca adı geçen şirket bir gayrimenkul şirketi olup asli faaliyeti de bu yöndedir. Buna rağmen şirket Kayyımlarca esas sözleşmesinde yazılı ve tescilli faaliyet alanı dışında başka faaliyetlere yöneltilmiştir. Gereğinden fazla kayyım atanması suretiyle kayyımlara ödenen ücretler şirketin olağan gelir/faaliyet akış ve rasyosuna uymayan haksız ödemelere muhatap kılınmaktadır. Örneğin 06.11.2023 tarihinde anılan şirketin aktifinde kayıtlı hazır varlıklardan olan banka hesaplarında yaklaşık 101 Milyon TL mevcut iken (olağan ticari faiz ile değerlendirildiğinde bu miktar faiz gelirleri ile bu gün 250 milyon mertebelerini geçmiş olmalıydı) işbu dava tarihi itibariyle bu hazır varlıklar da 1/2 oranında eritilerek yaklaşık 50 Milyon TL' ye düşürülmüştür. Şirketin duran varlıkları bakımından yine anlaşılmaz eylemler yürütülmektedir. Örneğin davalı Kurumun İnternet sitesinde yayınlanan ihale ilanından da görüleceği üzere 8 aracın hiçbir neden yok iken satışa çıkarıldığı görülmektedir. Bu durumun geçici yönetim görevini ifa eden davalı Kurum ve atadığı kayyımların yönetim görevinin layikiyle yerine getiremediklerini, tam tersi şirketin aktifini geçici görev esnasında azaltarak şirket varlıklarını yok etmeye çalıştıkları aşikardır. Nitekim söz konusu araçların satışına ilişkin davalı ----------sayılı kararı hakkında, ----------- İdare Mahkemesi'nin 17/04/2025 tarihli yürütülmesinin durdurulması kararı verilmiştir. Anonim ortaklıklar bakımından ortaklığın olağan faaliyeti süresince iradesini ortaya koyan yürütme organı yönetim kuruludur. Ancak yönetim kurulu üyelerinin özen yükümlülüğüne ilişkin olarak “tedbirli yönetici” ölçütü kabul edilmiştir (TTK m. 369). Anılan madde gerekçesindeki ifadeler dikkate alındığında, yönetim organının tüzel kişi tacirin tâbi olduğu özen yükümlülüğünün fiilî yükümlüsü olduğu ifade edilmelidir. Öğretide de ortaklığın organı olan ve üçüncü kişilerle ortaklık adına işlemde bulunan yönetim kurulu üyelerinin özen ölçüsünün hafifletilmesinin uygun bulunmadığı yönünde görüş belirtilmektedir. Üstelik sorumluluğun tespiti bakımından önem arz eden söz konusu ölçüt, kavramların soyut niteliği göz önünde bulundurulduğunda daha da önem kazanmaktadır. Buna göre yönetim kurulu üyelerinin iç ilişki bakımından tedbirli yöneticinin göstermesi gereken özeni göstermesi gerekirken, dış ilişkide tüzel kişinin davranışı olarak kabul edilen organ davranışı basiretli iş adamının göstermesi gereken özen düzeyinde olmalıdır. Yine anonim ortaklığın tasfiyeye girmesi durumunda tasfiye memurları bakımından “düzenli ve görevinin bilincinde bir yönetici” kavramı kullanılmıştır. Basiretli iş insanının göstermesi gereken özen yükümlülüğü bir tür ağırlaştırılmış özen borcunu ifade eder. TMK. m. 3 hükmüne göre; “Kanunun iyiniyete hukukî sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz”. Madde hükmüne göre, kişiler bir hakkı kazanırken sağduyulu, namuslu ve dürüst davranmak zorundadırlar. Türk Medenî Kanununun 3. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralları ilk yedi madde (başlangıç hükümleri) içinde yer alır. Başlangıç hükümleri, tüm özel hukuk alanında uygulanabilen temel kurallardır. Bu sebeple, iyiniyet kurallarına uygun hareket etmek hukukun tüm alanlarını içine almaktadır. Bu bakımdan Ticaret hukuku alanında da bu kurallara uygun hareket etme yükümlülüğü söz konusudur. Dolayısıyla, tacirlerin de hakları kazanırken iyiniyet kurallarına riayet etme yükümlülükleri vardır. Zira, TTK m. 18/II hükmü, TMK. m. 3 hükmündeki iyiniyet kavramını da içine alan bir hükümdür. Ancak, tacirlerin göstermesi gereken özen borcu ile Medenî Kanunda belirtilen özen borcu arasında fark bulunmaktadır. Her ikisinde de özen gösterme borcunun objektif ölçülerle ve her olayda ayrı ayrı tespit edilmesi gerekiyorsa da, TTK m. 18/II’ de belirtilen “basiretli bir işadamı gibi hareket etme” yükümlülüğünde tacir, tacir olmayanlara kıyasla vasatın üstünde bir özen göstermek zorundadır. Diğer bir deyimle, tacir olmayanlardan hakları kazanırken vasat bir şahsın göstermesi gereken özen yükümlülüğü beklenirken, tacirden kendisiyle aynı konuda ticarî faaliyette bulunan, tedbirli ve iş bilen bir tacirin benzer durumlarda göstereceği özen objektif ölçü olarak nazara alınacaktır. Yani, basiretli işadamı kavramı iyiniyeti de içine alan, hatta iyiniyetten daha öte tedbirli bir hareketi, ortalama (vasat) bir kişiden daha fazla özen gösterme gereğini, ticarî hayatın gereklerini iyi bilmeyi ve gelecekteki şartları tahmin etmeyi de ifade etmektedir. Bu nedenledir ki tacir olmayan kişilerin bilgisizliğinin veya yanlış bilmelerinin mazur görülebileceği birçok durumlarda, tacirlerin bilgisizliği ya da yanlış bilmeleri TTK m. 18/II kapsamında mazur görülemez, sorumluluğun doğmasına neden olur. Davalı Kurum tarafından atanan kayyımların yukarıda anılan gerekçelerle basiretli iş adamı ölçütüne uygun davranmadıkları verilen birkaç örnekle ortaya çıkmıştır. Ancak müvekkilinin mülkiyet hakkının korunması bakımından Mahkemece belirlenecek alanında uzman bilirkişi kurulu maarifetiyle, sözü geçen şirkete kayyım atanma tarihinden itibaren yapılan iş ve işlemler ile şirketin geldiği noktadaki öz varlık durumunun tespiti zorunluluk arz etmektedir. Kayyımların şirketin esas sözleşmesinde yazılı ve ticaret siciline tescil ve ilan edilen faaliyet konusunun dışına neden çıktıkları da anlaşılamaz bir husustur. Yeni ticaret hukuku düzeninde şirketler bakımından "ultra vires kuralından" uzaklaşıldığı doğru olmakla beraber bu husus davalı Kurum ve atadığı kayyımlarca muhtemelen yanlış yorumlanmıştır. Müvekkilinin kanuni temsilcisi ve ortağı olduğu -----------Ş.’nin ticaret sicil ve vergi dairesi kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, faaliyet alanını gösteren NACE KODU ------------:GAYRİMENKUL FAALİYETLERİ İÇİN ARACILIK HİZMETİ FAALİYETLERİ” şeklinde olup, faaliyet konusu da inşaat ve araç kiralamaya ilişkindir. Geçici yönetim ifa edilene kadar ------------ şirketince düzenlenen faturalardan da anlaşılacağı üzere faaliyet konusu ile ilgili aylık ortalama 140.000,00 TL hasılatının olduğu, yasa gereği mukavelede yer verilen faaliyet konusu dışında herhangi bir faaliyette bulunmadığı ticari defterleri ile de sabit iken kayyımlar tarafından ana iştigal konusu dışına çıkılarak müvekkilinin iradesini gösteren esas sözleşmedeki konular dışında faaliyete sokulması geçici yönetim kurallarına da aykırıdır. Bu kural, şirket faaliyet konusuna girmese bile, organları tarafından yapılan işlemlerden dolayı bu işlemler kanunen organlara tanınan veya tanınmasına izin verilen yetkileri aşmadığı sürece bağlı olduğunu ifade etmektedir. Bu durum şirketin üçüncü kişilere karşı yükümlendiği borçlar bakımından geçerlidir, bir başka ifade ile şirketin borçlandırma işlemi yapılırken yönetim/temsil organının şirket faaliyet konusu nedeniyle yetkili olmadığı savunmasını ortadan kaldırmaya yöneliktir. Yoksa şirket yönetimine konusuna girmeyen herhangi bir alanda iş ve işlem yapma yetkisi vermez, bu şekilde yorumlanması da mümkün değildir. Ticaret şirketlerinin “temsiline” ilişkin hükümler incelendiğinde (TTK m. 253; 370; 629), temsil yetkisinin, daha doğru bir ifade ile yönetim organının yetkilerinin konu ile sınırlandırıldığı görülecektir. Öyleyse ticaret şirketlerinin ehliyeti bakımından bir ayırım yapmak zorunludur. Hak ehliyeti yönünden ticaret şirketleri gerçek kişiler gibidir. Teorik olarak ticaret şirketleri gerçek kişilere özgü olanlar dışında, bütün hakları edinebilir ve borç altına girebilir. Buna karşılık fiil ehliyeti açısından, gerçek kişiler ile tüzel kişilerin aynı muameleye tabi tutulması mümkün değildir. Tüzel kişilerin gerçek kişiler ile eşit ve sınırsız fiil ehliyetine sahip olmaları söz konusu şirketlerin varlık gerekçesine, amaçlarına, organ veya yöneticilerin temsil yetkisinin kapsamını düzenleyen kurallara aykırıdır. Dolayısıyla ticaret şirketlerinin hak ehliyetini TMK m. 48 hükmüne paralel olarak genişleten TTK m. 125 hükmünün, temsil yetkisinin kapsam ve içeriği özel olarak düzenlendiğinden, aynı genişletici etkiyi fiil ehliyeti bakımından göstermesi mümkün değildir. Ticaret şirketlerinin fiil ehliyeti konu ile sınırlandırılmıştır . Tüm bu açıklamalar göstermektedir ki, tedbir kapsamında geçici olarak atanan kayyım heyetinin herhangi bir hukuki/ekonomik zorlayıcı gerekçe olmaksızın şirketin esas sözleşmesinde yazılı faaliyet konusunun dışına çıkarak iş ve işlemler yapması hukuka aykırıdır, görevi kapsamında değildir ve bu nedenle oluşacak şirket zararından sorumlu tutulmasını gerektirir. Davalı Kurumun atadığı kayyım heyeti, müvekkil ve aile bireylerine ya da sıhri hısımlarına ait ve kayyım atanan birden fazla şirketi aile şirketi, grup şirketi veya şirketler topluluğu şeklinde niteleyerek şirketler arasında kaynak ve finansman transferi yoluna da gidemez. Zira müvekkilinin diğer aile bireylerinin pay sahibi oldukları şirketler arasında grup şirketi/şirketler topluluğu ilişkisi bulunmamaktadır. Şirketler topluluğu nitelemesi ancak Kanuni kriterler oluştuğunda yapılabilir. Buna göre TTK m. 195 vd. maddeler incelendiğinde; Şirketler topluluğunda topluluk ilişkisini belirleyen iki unsur vardır. Bunlardan birincisi kontrol (hâkimiyet), ikincisi ise birden fazla ticaret şirketinin (istisnai olarak teşebbüs) varlığıdır. TTK m. 195/1 düzenlemesi dikkate alındığında şu durumlarda şirketler topluluğunun varlığına hükmedilebilir: Bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketinin, doğrudan veya dolaylı olarak, oy haklarının çoğunluğuna, yönetim organında karar alabilecek çoğunluğu oluşturan sayıda üyenin seçimini sağlayabilmek hakkına veya kendi oy hakları yanında, bir sözleşmeye dayanarak, tek başına veya diğer pay sahipleri ya da ortaklarla birlikte oy haklarının çoğunluğuna sahip olabiliyorsa (fiili), Bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketini, bir sözleşme gereğince veya başka bir yolla hâkimiyeti altında tutabiliyorsa (m. 195/1-b) (sözleşmeye dayalı) şirketler topluluğu oluşur. Bu durumda birinci şirket hâkim, diğeri bağlı şirkettir. Bu şirketlerden en az birinin merkezi ------------ ise, TTK’deki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır (m. 195/1-b). Müvekkilinin pay sahibi olduğu şirketler incelendiğinde ne oy çokluğu, ne yönetimleri belirleme ne de sözleşmeler yoluyla hakim bir şirket veya teşebbüs ile bağlı şirketler olgusuna rastlanamayacağı, dolayısıyla kanuni veya fiili bir şirketler topluluğundan söz edilemeyeceği görülecektir. Dolayısıyla davalı Kurumun ve atadığı kayyım heyetinin şirketler topluluğu gerekçesine sığınması mümkün değildir. Bir diğer husus da mevzuata uygun tüzel kişilik kazanmış şirketlere kayyım atanabilmesi için iddia edilen suçun, şirket bünyesinde işlenmiş olması ön şarttır. Milda şirketi bir gayrimenkul şirketi olup, alım yaparak aktifine aldığı hiçbir varlık için ------------ şirketine satış yapan kişiler hakkında suçtan elde edildiğine yönelik bir iddia da yoktur. Bu yönüyle de ---------- şirketine kayyım atanması hukuka aykırıdır. Şirket ortaklarından müvekkili yönünde bir suç iddiası olması halinde yapılması gereken iş şirkete kayyım atamak değil, ortakların şirketteki paylarına suç şüphesi bertaraf edilene kadar tedbir koymak iken, tam aksi yönde kayyım atanması yukarıda da yer verildiği gibi Anayasamızın 35, 48 ve 49. maddelerine açık bir şekilde aykırıdır. Suçun şirketin faaliyeti çerçevesinde işlendiğine dair kuvvetli şüphenin varlığı, kuvvetli suç şüphesi olduğuna göre CMK 100. madde de yer verilen kuvvetli suç şüphesinin varlığı olduğuna göre ilki, suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe, ikincisi ise suçun şirket faaliyetinde işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı aranmalıdır. Yukarıda da yer verildiği gibi ---------- raporu, Vergi Denetim Kurumu raporu ve kayyımlık tedbirini sürdüren davalı Kurumun 19.11.2024 tarihli yazısı bir bütün halinde ele alındığında bırakalım kuvvetli suç şüphesini, herhangi bir şüphenin dahi olmadığı apaçık ortadayken kayyımlık tedbirinin sürdürülmek suretiyle şirket varlıklarının boşaltılmasının sürdürülmesi kabul edilemez. Diğer yandan müvekkilleri adına geçici yönetim görevini ifa eden ----------- atamış olduğu kayyımlar tarafından müvekkiline faaliyetin sonuçlarını gösterir rapor sunulmadığı, faaliyetten elde edilen karların ne olup olmadığı hakkında bilgi verilmediğinden 06.11.2023 tarihinden itibaren vekalet hükümlerine (dikkat, özen ve sadakat yükümlülükleri çerçevesinde) göre geçici üstlendikleri görev ile ilgili hiçbir bilgi verilmediği için elimizde mahkemeye sunacak kayyımlarca imzalanmış şirkete ilişkin bir belge de bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemece oluşturulacak bilirkişi heyetine yetki verilerek davalı ----------- kurumundan aylık kar zarar raporlarının ve diğer belgelerin istenilmesi suretiyle şirketin 06.11.2023 tarihinden işbu dava tarihine değin ne kadar aktif azalmasına maruz kaldığı veya buna sebebiyet verildiğinin de ortaya konulmasını ve buna göre tespit yapılmasını talep ettiklerinden bahisle yukarıda arz ve ifade etmeye çalıştıkları nedenler ile; Müvekkilinin pay sahibi olduğu ------------ şirketinin kayyım atama tarihi olan 06.11.2023 tarihindeki varlıkları ile işbu dava tarihi itibariyle varlıklarının bilirkişi vasıtasıyla değerlendirilerek oluşan eksilmenin tespitine, Dilekçe içeriğinde de ifade etmeye çalıştıkları gibi şirketin Nace Kodunda ve ana sözleşmesinde yazılı işler dışına çıkartılarak zarara sokulup sokulmadığının tespitine, şirkette bir tek sigortalı çalışan olmadığı halde 4 kayyıma maaş ödemesinin şirkette yarattığı ekonomik zararın tespitine, grup şirket olmadığı halde ---------- şirketinin nakit varlıklarının başkaca şirketlere kullandırılıp kullandırılmadığının tespitine, Kayyımlar tarafından yönetime başlanıldığı tarihteki nakit hazır varlıklar ile işbu dava tarihindeki varlıkların arasındaki olumsuz durumun tespitine, Kayyımların özel hukuk sorumluluğa dair bilirkişi marifetiyle belirlenecek zarar kalemleri tespiti halinde oluşan zarar miktarı kesin olarak belirlendiği anda bedel arttırım ve ıslah talep etme haklarımız saklı kalmak kaydıyla özel hukuk tazminatı kapsamında müvekkiline şimdilik 1.000,00-TL ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Dava dilekçesi ve eklerinden arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı anlaşılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE : Dava, Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) istemine ilişkindir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A- (Ek:6/12/2018-7155/20 md.) maddesinin birinci fıkrası "(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmünü düzenlemiştir.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun Dava Şartı Olarak Arabuluculuk Dava şartı olarak arabuluculuk ana ve alt başlıklı 18/A- (Ek:6/12/2018-7155/23 md.) maddesinin ikinci fıkrası "(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." hükmünü düzenlemiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Dava Şartları Dava şartları ana ve alt başlıklı 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası "(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." ve Dava şartlarının incelenmesi başlıklı 115 nci maddesinin ikinci fıkrası "(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder." hükmünü düzenlemiştir. Vakıaları ileri sürmek taraflara, davayı nitelemek hakime aittir. Davanın niteliği kusurlarıyla dava konusu şirkete zarar verdiklerinden bahisle kayyımların sorumluluğuna dayanan Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasıdır. Bu davanın da zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu açıktır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesi kapsamında, Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasında davacı tarafça dava şartı arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığı anlaşıldığından davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasının dava şartı olarak arabuluculuğa tabi olup arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı anlaşıldığından, HMK 114 (2) ve 115 (2), TTK 5/A ve HUAK 18/A (2) maddeleri gereğince DAVANIN DAVA ŞARTI YOKLUĞU SEBEBİYLE USULDEN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
3-Yapılan masrafların davacı taraf üzerinde bırakılmasına,
4-Hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avansın kullanılmayan kısmının re'sen yatırana iadesine,
Dair, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu oybirliğiyle tensiben karar verildi. 23/05/2025