T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/539
KARAR NO : 2025/1010
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 29/07/2024
KARAR TARİHİ : 04/12/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirket tarafından 28.04.2024 tarihinde ----- adresli web
sitesinde:
“…Yine ------ bir diğer üyesi ----- teşviklerden yararlandı. ------Şirketi 137 milyon 624 bin TL’lik yatırım
ve elektrik enerjisi üretimi karşılığında gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, 6 yıl
sigorta primi işveren hissesi, yüzde 70 vergi indirimi, yüzde 30 yatırıma katkı oranı
teşvikleri aldı. ----- daha önce defalarca vergi borcu silinmişti…”
şeklinde açıklamalarla yayınlanan haberle müvekkilinin itibarının karalanmaya çalışıldığını, '------' ibaresiyle, gerçek dışı suç isnat edici yakıştırmalarda bulunularak kamuoyunun haksız yere yanıltıldığını, dayanak gösterilmeden yapılan haberle hem müvekkilinin çete mensubu olarak gösterildiğini hem de usulsüzlük yaftasıyla zan altında
bırakıldığını, internet haber sitelerinin de -----) nezdinde haber tarihinde sorumlu müdür olarak görev yaptığını, Basın Kanunu'nun Hukuki Sorumluluk başlıklı 13.maddesi ile sorumlu müdürün de internet haber siteleri
yoluyla işlenen fiillerden sorumlu olduğu açıkça düzenlendiğini, müvekkili şirketin geçmiş projeleriyle bağdaştırılarak "-----" olarak anılması; gerçeğe dayanmayan, sübjektif ve yönlendirici nitelikte bir söylem olarak tanımlandığını, bu durumun müvekkilinin kamuoyu nezdindeki itibarına ciddi zarar verdiğini, manevi haklarını zedelediğini, davalının milyonlarca kişiye hitap eden bir platformda bu ifadeleri kullanmasının ağır sonuçlar doğurduğunu, güvenilirlik sorumluluğunu ihlal ettiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının masumiyet karinesini çiğneyemeyeceği yararı gerekçesiyle meşrulaştırılamayacağını, dayanaksız iddiaların kişilik hakkı ihlali sayıldığını, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararıyla, iftira ve şeref zedeleyici sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında sayılamayacağını, Yargıtay -----. Ceza Dairesi'nin kararı örnek verilerek, "-----" gibi ifadelerin doğrudan hakaret ve sövme suçu kapsamında değerlendirildiğini, bu nedenle "---- " ifadesinin de benzer nitelikte olduğunu, mahkeme kararı doğrultusunda bu ifadenin kullanılmasının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu, ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında 100.000,0-TL manevi tazminat talep edildiğini, bu tazminatın, haksız fiilin gerçekleştiği açıklama tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, tazmin talebine ilave olarak TBK’nın 58/2. hükmü uyarınca
saldırıyı kınayan bir karar verilerek bu kararın giderleri
davalıya ait olmak üzere ulusal çapta yayın yapan tirajı en yüksek 3 (üç) gazetede
yayımlatılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Haberin, yüksek enflasyon ve ekonomik kriz nedeniyle hükümetin vergi politikalarına ilişkin kamuoyunu bilgilendirici nitelikte olduğunu, kamu yararı taşıyan bir gazetecilik faaliyeti olduğunu, haberde yer alan, davacı şirketin vergi muafiyetlerinden ve teşviklerden yararlandığı bilgisi, resmi belgelerle desteklendiği, (----- kayıtları ve Ticaret Bakanlığı'nın soru önergesine verdiği yanıt) Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi basın ve ifade özgürlüğünü güvence altına aldığını, kamu yararı bulunan konularda eleştiri hakkının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini, Kamu ihaleleri yoluyla önemli ekonomik büyüklüğe ulaşan şirketlerin faaliyetlerinin, kamunun ilgisini çektiğini, bu nedenle, şirketlerin eleştirilere daha fazla tahammül göstermek durumunda olduğunu, haberde kullanılan " -----" ifadesinin, belirli bir şirket grubuna yönelik siyasi ve ekonomik tartışmalarda kullanılan bir kavram olduğunu, hakaret veya suç isnadı amacı taşımadığını, önceki yargı kararlarının da bu doğrultuda olduğunu (----. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı), haberde yer alan başlık ve içerik, haberin öz-biçim dengesini bozmayacak şekilde düzenlenmiş olduğunu, haberin dikkat çekici olmasının doğal bir gazetecilik tekniği olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına göre, ifade özgürlüğünün yalnızca toplumda kabul gören görüşleri değil, rahatsız edici veya eleştirel ifadeleri de kapsamakta olduğunu, demokratik toplumun temel unsurlarından biri olduğunu, haberin, hukuka uygun bir şekilde hazırlanmış olduğunu basın ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenlerle davanın reddi gerektiğini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava; internet haberi yoluyla kişilik hakkına saldırı sebebiyle manevi tazminat ve kınama kararı verilerek yayınlanması istemine ilişkindir.
Dosyanın basın mevzuatına vakıf basın mensubu bilirkişi/akademisyen bilirkişi ile haksız rekabet uzmanı bilirkişiden oluşan heyete tevdi edilerek davaya konu internet yayında bahsi geçen haber suretiyle davacının haksız yere kişik haklarının ihlal edilip edilmediğinin tespiti hususunda rapor düzenlenmesi istenmiştir. Bilirkişi heyeti raporunda özetle; ''TDK’ya göre “----” kelimesinin yasa dışı işler yapmak amacıyla bir araya gelmiş
topluluk anlamına geldiği,
Haberde teşviklerden yararlanan şirketler ve kamu kaynaklarının kullanımı gündeme
getirildiği, ekonomik eleştirinin öne çıkarıldığı,
Haber dili eleştirel olsa da, kullanılan “-----” ifadesinin tarafsızlık sınırlarının dışına
çıkmasına neden olabileceği,
Medyanın hem ifade özgürlüğü hem de kamusal sorumluluk arasında denge kurmak
zorunda olduğu,
-----ifadesinin siyasi bir söylem olup siyasiler tarafından sıklıkla kullanıldığı,
davaya konu haberde hükümetin mevcut vergi politikalarının eleştirildiği ve bu
kapsamda vergi borçları silinen şirketlere dair bilgilere yer verildiği, ancak haberde
yer alan diğer firmaların aksine davacıdan ----- olarak
bahsedildiği, bu haliyle davacının diğer teşvik alan ve vergi borçları siline şirketlerden
farklı bir konuma getirildiği, bu haliyle ifadenin “gereksiz yere incitici” bir beyan
olarak nitelendirilmesinin mümkün olacağı ve eylemin TTK m. 55/1,a-1 uyarınca
haksız rekabet teşkil edebileceği,
'' yönünde görüş ve kanaat sunmuştur.
Basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.
"Basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı hâlinde mümkündür. Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır'' (Yargıtay -----
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 24. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Davalılar tarafından yapılan internet haberi yayınında davacıya yönelik ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; haberde davacı şirket için kullanılan ' --- -' şeklindeki ifadenin düşünceyi açıklama ve eleştiri hakkının sınırlarını aştığı, doğrudan tüzel kişilik haklarına saldırıda niteliğinde olduğu, doğrudan davacının tüzel kişiliğin ticari itibarına saldırının hedeflendiği, davalıların haber içeriğindeki iddialarını ispata yönelik dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, doğrudan olgu isnadında bulunup kesin yargı içeren ifadeler kullanılmasının basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu sebeple davacının ticari itibarını zedelendiğinden bahisle kişilik haklarının korunmasını isteme hakkı olduğu, bu ithamlar dolayısıyla davacının kişilik haklarının zarar gördüğü kabul edilmekle, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile takdiren 50.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafın davalının kınanmasına ve ilanına ilişkin sair taleplerinin reddine karar verilmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile, 50.000,00 TL manevi tazminatın 28/04/2024 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
2-Davacının sair istemlerinin reddine,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 3.415,50-TL harcın, davacı tarafça dava açılırken peşin olarak yatırılan 1.707,75-TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.707,75 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafça dava açılırken peşin olarak yatırılan 1.707,75-TL harcın davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
5-Davacı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT göre hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
6-Davalı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT göre hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacı taraftan tahsili ile davalı tarafa ödenmesine,
7-Davacı tarafından yapılan 12.245,00-TL yargılama giderinin davanın kısmen kabul - kısmen red oranına göre hesaplanan 6.122,50-TL'sinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, bakiye kısmın davacı taraf üzerinde bırakılmasına,
8-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davanın kısmen kabul - kısmen red oranına göre hesaplanan 1.800,00-TL'sinin davalıdan, 1.800,00-TL'sinin davacı taraftan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
9-Dosyada arta kalan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,Dair, Gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalılar vekilinin yüzüne verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı.