T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/180 Esas
KARAR NO: 2025/634
DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 16/03/2021
KARAR TARİHİ: 16/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :Davacı vekili 16/03/2021 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkili -------doğumlu olduğunu ve şu anda kısıtlı durumda olduğunu,------yaşında olan davacının, yaşlılığı sebebiyle, akli melekelerinde azalma meydana geldiğinden, yaptığı iş ve hareketlerinin nitelik ve sonuçlarını kavrayabilecek fikri kabiliyette olmadığı için, medeni ve yasal haklarını kullanabilecek durumda olmadığını, yani fiil ehliyetine sahip olmadığını, nitekim aleyhine----- Esas dosyası ile yapılan takipten haberdar olunması üzerine, avukata vekalet vermek üzere, akli melekelerinin yerinde olup olmadığının tespiti için gittiği ----- verilmiş olan ve akli melekelerinin yerinde olmadığına dair ----- nolu sağlık raporlarının ekte sunulduğunu, takipten dolayı İcra hukukundan doğan haklarını koruyamayan ---- kızı ----- babasının haklarını korumak için kendisinin babasına vasi olarak tayinini istediğini, bu talep üzerine ----- Esas sayılı dosyasından ---- tarihli ara kararı ile ----- fiili ehliyetinin kaldırılmasına ve kızı ------- vasi olarak tayinine karar verdiğini, daha sonra aynı dosya üzerinden sevk edildiği -----Hastanesinden verilen ---------- Nolu rapor verildiğini ve bu rapora göre akli melekeleri yerinde olmayıp kanunen ehil olmadığını, hastalığının sürekli olduğunu, vasi tayini gerekir denildiğini, bu rapora dayalı verilen karar gereği vesayet hali halen devam devam ettiğini, davacının, daha ---- yılında, kardeşi ----birlikte, tapuda-----nolu taşınmazı, her biri -----hisseye malik olacak şekilde satın aldığını, davacının, iki kızı yanında, bir de vefat etmiş olan oğlundan geriye kalmış kendine bakamayacak kadar engelli bir torunu olduğunu, halen hayatta olan kardeşi ----- ise 90 yaşında olup, bir kızı dışında, 50 yaşına yakın, liseye kadar okumuş ve hep babasının sırtından geçinen, ara sıra korsan CD çoğaltıp satma işi ile iştigal eden, çevredekilere hayırdan ziyade zararı dokunan ------isimli bir oğlu olduğunu, mafyavari, kumarcı ve tefecilerle içli dışlı olan ------- babasından bir şekilde vekaletname alarak, onun 1/2 hissesini 4 yıl önce, çok cüzi bir bedelle 3. kişiye sattığını, aynı şahıs, yani ---- oğlu, ----, bu kez de 2017 yılının 15 Haziran günü, ceza dosyasındaki-----raporuna göre davacının ekte sunmuş oldukları ------ raporuna göre 35 kez yakalama ve tutuklama işlemi olan ve bir çok suçtan hüküm giymiş ---- isimli şahıs ile birlikte olup, 15 Haziran 2017 tarihinde ----------bir evde yalnız yaşamasından, yaşlılığı ve akli melekelerinin tam olmayışından yararlanarak, yukarıda bahsi geçen taşınmazdaki hissesinin birikmiş emlak vergisinin olduğunu söyleyerek, bu vergilerin yapılandırılması için, gerekli bir evraka adını soyadını ve adresini kendi el yazısı ile yazılması gerektiğini söylemişlerdir. Davacı müvekkili de yeğeninin de işin içinde olmasının verdiği güvenle bu evrağı imzaladığını, ancak, vergi borcu yapılandırma işlemi için davacının imzaladığı bu evrak, icra takibi neticesinde, karşısına, yukarıda beyan edildiği gibi ---- ile birlik olup evrağı imzalatan ve takipten sonra adının ------- olduğunu öğrendikleri şahıs adına düzenlenmiş 980.000,00-TL meblağlı ve bedeli nakden verilmiş bir borç senedi (BONO) olarak çıktığını, senedin alacaklı kısmına ---- isimli şahsın isminin sonradan yazıldığı ve borçlu ------bu senedi, 980.000,00-TL nakdi bedele karşılık verdiğinin görüldüğünü, bono üzerindeki, ad, soyad, adres ve imza dışında, kalan diğer zorunlu ve ihtiyari kısımların ( tanzim tarihi, ödeme tarihi, borç miktarı, ve sebebi, iki ayrı kalem ve müvekkilin yazısı hariç tutulursa 2 ayrı şahsın el ürünü olarak sonradan gerçeğe aykırı bir şekilde yazıldığı, mesela bononun tanzim tarihine yaklaşık bir yıl öncesine (05.06.2016 tarihini) ödeme tarihine de, evrak diye bonoyu imzalatıp aldıkları tarihten (15.06.2017 den) 20 gün sonraki, yani, ------- tarihi yazıldığı, alacak kısmına da 980.000,00-TL gibi fahiş bir rakam, bedel kaydına da “NAKDEN” yazıldığı görüldüğü, özetle davaya konu Bono'nun, ad, soyadı, imza ve adres dışında, kalanı kısımları ( Özellikle alacak miktarı, düzenleme tarihi ve tediye tarihi, sebebi) -------tarafından tarafından haksız yere (haksız fiil), kötü niyet, ve hile ile imzalatılarak alınmış bonoya gerçeğe aykırı olarak yazılmıştır. Özetle isimleri geçen bu iki şahıs, müvekkili-------- elinde kalmış arsa payını da ele geçirmek için hile ile müvekkilinin elinden aldıkları senet'de, kendisine 980.000,00 TL nakit para verilmiş gibi düzenleyip daha sonra,----adına ---- nezdinde icraya koyulduğunu, ----- gerek savcılık nezdinde verdikleri ifadeleri, gerekse --------- bu olaya ilişkin Nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı yargılandıklarını, gerek emniyet gererek savcılık, gerekse mahkeme huzurunda verdikleri tutarsız, birbirini nakz eden, çelişkili ve işledikleri suçu açıkça ortaya koyan ifade tutanaklarını da delil olarak ekte sunduklarını, bu ifadeler okunduğunda, iddialarının ne kadar yerinde olduğunun açıkça anlaşıldığından bahisle davalarının kabulü ile; müvekkilinin elinden hile ile alınmış takip dayanağı 980.000,00 TL meblağlı bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine, teminat karşılığında dava sonuna kadar takibin durdurulmasına / sabıkalı davalı alacaklıya alacağına mahsuben satılmış olan taşınmazın tapuda adına tescilinin dava sonuna kadar durdurulması için ihtiyati tedbir kararının verilmesine, davalının kötü niyetli olmasından dolayı %20 tazminata mahkum edilmesine, ücreti vekalet ve yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı -------------- tarihli cevap dilekçesinde özetle; Usule İlişkin İtirazları: Mahkemenin yukarıda numarası yazılı dosyası ile görülmekte olan davaya ilişkin yasal süresi içerisinde, dava dilekçesine karşı yazılı beyanları sunuyoruz. Davacının iddia ettiği hususlar, tamamen gerçek dışı olup, işbu davanın reddi gerekmektedir. Öncelikle vesayet makamından izin alınmadan bu davanın açılması usule aykırıdır. TMK 462. Maddeye göre dava açılması için vesayet makamından izin alınması gerekmektedir. Yine TMK 397. Maddeye göre de bu makam Sulh Hukuk Mahkemesi'dir. Mahkemede açılan davada alınmış böyle bir izin yoktur. Gecikmesinde sakınca bulunan bir hal de yoktur. O sebeple dava şartı yokluğundan işbu davanın reddedilmesi gerekmektedir. TMK 456. Maddede vasilik süresinin 2 yıl ile sınırlı olacağı ifade edilmiştir. Somut durumda vasinin de görevi bitmiş bulunmaktadır. Tüm bu sebepler ile davacının aktif husumet sıfatı bulunmadığından, davanın usulden reddi gerekmektedir. T.B.K. MADDE 39 - Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Her ne kadar menfi tespit davalarında herhangi bir hak düşürücü süre ya da zaman aşımı söz konusu olmasa da davanın hukuki sebebine göre bu kural değişmektedir. Anılan madde de hile sebebi ile açılacak davaların 1 yıllık hak düşürücü süreye tabii olduğu ifade edilmektedir. Bu sebeple de hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazında bulunmaktayız. Esasa İlişkin İtirazları: Davacı borçlu ------------------alacaklı ----------------- lehine ------------ ödeme tarihli ödenmemiş ----- bedelli bonodan dolayı 12.07.2017 tarihinde -------------------- Sayılı dosyasından icra takibi başlatılmıştır. Takip kesinleşmiş olup borçlu adına kayıtlı bulunan, haciz şerhi işlenen taşınmaz icra dosyasından satılmış ve müvekkili tarafından alacağa mahsuben alınmıştır. Davacı borçlunun kısıtlı olması, sadece delil yaratma çabası ile vukubulmuş, maddi gerçeği yansıtmayan bir durumdur. Şöyle ki; Davacı Borçlu ------------------ vasisi tarafından ısrarla borçlunun akli dengesinin yerinde olmadığı iddia edilmektedir. Lakin icra dosyasına da sunmuş oldukları belgelerden de anlaşılacağı üzere borçlu; takibe konu bononun tanzim tarihi olan ------- tarihinden yaklaşık bir hafta önce-----------------Yevmiye numaralı---------------- kain taşınmaz için kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmıştır. Bu işleme esas olmak üzere sözleşme ekinde görüleceği üzere --------------------tarafından yapılan tetkit ve incelemeler neticesinde “yapılan psikiyatrik muayenesinde; bir akıl hastalığı ve zayıflığı saptanmadığının, yapacağı işlem ve sonuçlarına müdrik olduğunu, bugünkü hali ile tasarrufa ehil olduğu bildirir tıbbi kanat raporudur.” sonuçlu rapor tanzim edilmiştir. Yapılan bütün bu işlemler resmi prosedüre tabi işlemlerdir ve görüleceği üzere yapılan işlemler için alanında uzman ihtisas hastanesi olan ----- raporunda akıl sağlığının yerinde olduğu belirtilmiştir. Fakat davacı, basit bir tıp merkezinden (ihtisası olmayan) aldığı akli melekeleri yerinde değildir raporu ile kendisini acınacak ve korunmaya muhtaç gösterebilmek için ------ Sayılı dosyasından vesayet kararı almıştır. Oysa, davacının,-------------- Sayılı dosya ile açtığı aklı melekeleri yerinde olmadığı ve bu sebeple de senedin hükümsüz olması sebebi ile takibin iptali davası, -------------Sayılı tebliğin geçersizliği davası-------------- açtığı kıymet takdirine itiraz davaları ile birleşmiş, tüm davalar red edilmiş ve kesinleşmiştir. Ayrıca -----------------Sayılı ihalenin feshi davası da red edilmiş olup henüz istinaf aşamasındadır. Tüm bu dosyaların RED edilmesi sebebi ise, ---------------- tarafından hazırlanan uzman raporudur. Raporu ekte sunmaktayız. Bu raporda; ------------------- tarihlerinde yapılan muayenesi ve psikometrik incelemesi sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanmasından; fiili ehliyetini müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı, zeka geriliği demans denilen bunama hali tespit edilmediği, dava dosyasının tetkikinde ilk akit tarihi olan ------------------tarihli raporunda “Bir akıl hastalığı ve zayıflığı saptanmadığı, yapacağı işlem sebep ve sonuçlarına müdrik olduğu, bugünkü haliyle tasarrufa ehil olduğunu”nun ikinci akit tarihi olan ---------------epikrizinde; “Genel psikiyatrik muayenede aktif psikopatoloji saptanmadığı”nın kayıtlı olduğu, akit tarihlerinde herhangi bir akli arıza içinde olduğunu gösteren bulgu da mevcut olmadığı, akit tarihlerinde menfaatlerini müdrik ve telkinlere mukavim olabileceği, kendi hür iradesi istikametinde serbet olarak eylem ve işlemlere girişebileceği tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre-------------- tarihlerinde fiili ehliyetine haiz olduğu oy birliği ile mütalaa olunur. Denmektedir. Yani -------------------davacının vesayet altına alınma sebebinin de gerçek olmadığını tespit etmiştir. Zira 30.09.2019 kontrol tarihinde bile davacının akli melekeleri yerindedir. Burada dikkat çeken bir diğer husus da aynı günlerde düzenlenen iki işlemden sadece birisi için yapılan iptal talebidir. Eğer borçlunun akıl sağlığı yerinde değilse kat karşılığı yapılırken de akıl sağlığının yerinde olmadığı aşikardır. Peki vasi neden sadece senede dayalı takibi durdurmak için davalar açmaktadır? Neden kat karşılığı inşaat sözleşmesinin iptalini istememiştir? Acaba vekalet ile kendisi bu işlemi yaptığı için midir? Vasinin, -------- vekaletname ile kendisine vekalet verilirken borçlunun aklı yerindedir de aynı günlerde borçlanırken mi aklı yerinde değildir? Bu hususlara da Mahkeme’nin dikkatini çekerek davacının bu konudaki kötü niyetini de Mahkemenin takdirine arz ediyoruz. Ayrıca borçlu davacı -------bizzat kendisi tarafından davaya konu icra takibinin yürütüldüğü ----------------------- Sayılı dosyasından fotokopi almak istediğini beyan etmiştir. Durum icra dosyasında da görüleceği üzere borçlunun kendisi tarafından imza edilmek suretiyle tutanakla kayıt altındadır. Akıl sağlığı yerinde olmadığı iddia edilen kişinin (ihtisas hastanesi raporuna rağmen) ilgili icra müdürlüğüne gelerek borçlusu olduğu icra dosyasından suret almış olması hayatın olağan akışına aykırıdır, yaşının ilerlemiş olduğuna dayalı olarak borçtan kurtulmaya yönelik beyhude çabalardır. İcra müdürlüklerine giderek dosyalardan örnek alabilecek kadar bilgi ve tecrübeye bir o kadar da aklıselim olup gerekli konularda yeterli öngörüye sahiptir. Kaldı ki Davacıya ait haricen tarafımızca tespit edilen ve ekte sunulan, (sahibinden.com adlı internet sitesinde ------------------------ halen kayıtları bulunan bilgilere göre; kendisi şu günlerde günübirlik daireler kiralama işleri ile iştigal etmektedir. Akli dengesi yerinde olmadığı iddia edilen bir kişi için bu durum fazlasıyla hayatın olağan koşullarına aykırıdır ve iddia edildiği gibi olamayıp gayet akli melekeleri yerinde hayatına devam etmektedir. Bir diğer taraftan akli melekeleri yerinde olmadığı iddia edilen davacının, taraflarınca delil olarak sunulacak görüntü kayıtlarında görüleceği üzere ehliyet sahibi ve son derece rahat, aktif araç kullanıp trafiğe çıktığı görülecektir. Davacı, 2018 sonu itibari ile ehliyetini yenilemiş, sağlıklıdır raporu almıştır. Gözleri çok iyi görmektedir. Akli melekeleri yerindedir. Ayrıca ilgili görüntü kayıtlarında davacının söz konusu günübirlik daire kiralamaları konusunda son derece maharetli bir esnaf edasında pazarlık yaptığı da göz önüne alındığında kendisinin akli melekelerinin normal düzeyde bir insan zekasından daha iyi durumda olduğu görülecektir. Mahkemeye sunacakları belgelerden de görüleceği üzere halen daha emlak ve oto simsarlığı ile iştigal etmekte olup, balina kasa diye tabir edilen antika aracı ile saatlik 200,00 TL'ye şehir turları yaptırmaktadır. Davacının davasında delil olarak dayandığı borçlunun akli melekelerinin yerinde olmadığına dair sağlık raporu 21.12.2017 tarihli olup bahse konu senedin düzenlenme tarihi ise 15.06.2016 tarihidir. Kaldı ki; hiçbir şekilde borçlunun akli melekelerinin yerinde olmadığının kabulü anlamına gelmemek üzere; mücerret kıymetli evrak olan bono, doğumuna sebep olan ilişkiden bağımsız ve soyuttur. Kıymetli evrak bir defa doğduktan sonra, doğumuna sebep olan ilişkideki bir aksaklık veya bozukluk kıymetli evrakın geçerliliğine etkili olmaz. Bu sebeple de davacının borçlandığı zaman diliminde akli melekelerinin yerinde olduğu vasisi olan kızına vekalet vermesi suretiyle ve ------------ tarafından hazırlanan uzman raporları ile sabittir.------ sayılı dosyada, mahkeme huzurunda kendisini gösterilen evrakın BONO vasfında olduğunu bizzatihi kendisi tespit etmiştir. Yani bononun ne anlama geldiğini bilmektedir. Vergi evrakı arasına karıştırılmış bir durum, somut olayda mevzubahis değildir. Kıymetli Evraklarda Mücerretlik (Soyutluk) İlkesi Esastır. Kıymetli evrak, senedin tanzimine sebep olan asıl borç ilişkisinin (temel ilişki) senetten anlaşılmasına imkan bulunmayan kıymetli evraktır. Mücerret senetler, bir temel münasebete dayanmayan senetler değildir. Ancak senetle, söz konusu hukuki münasebet arasında bir bağ kurulmamıştır. Senede bakarak, alttaki münasebetin ne olduğunun tespiti mümkün değildir. Dolayısıyla, herhangi bir ihtilaf halinde, hamil davasını sadece bu kıymetli evraka dayandırabilir. Temelde yatan asıl borç ilişkisinin varlığını ve mahiyetini ispat zorunda değildir. Geçerli bir temel münasebetin bulunmadığının veya buna ilişkin defilerin dermeyanı ve ispatı meselesi borçluya yüklenmiştir. Bu prensibin en üst seviyede uygulandığı senetler, kambiyo senetleridir. ----------------- Yukarıda da bahsedildiği üzere kıymetli evrakta mücerretlik ilkesi gereği, senette yer alan hak ile bu hakkın oluşumuna neden olan temel borç ilişkisi arasındaki bağ ortadan kalkmaktadır. Senet temel borç ilişkisinden soyutlanmış, bağımsız bir varlık kazanmıştır. Yine senede ilişkin hiçbir sakatlık halinin kabulü anlamına gelmemek üzere; senet düzenleyenin, düzenlediği senetle borçlanmasının doğal sonucu olan temel borç ilişkisindeki sakatlığı ileri sürememesinden dolayı herhangi bir ihtilaf halinde, hamil, dâvasını sadece bu kıymetli evraka dayandırabilir; temelde yatan asıl borç ilişkisinin varlığını ve mahiyetini ispat zorunda değildir. Nitekim yüksek mahkemenin de ilgili husustaki kararı; -------------------- ve öğretide de kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı" dır. Yinelemek gerekirse "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, soyut bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip, edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez.” Şeklindedir. Kaldı ki hiç bir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere; senetteki zorunlu unsurların bizzat keşideci tarafından doldurulması da kanuni bir zorunluluk değildir. Hatta açığa atılan ciro (beyaz ciro) bile geçerlidir. Davacı Tarafın İddiaları, Usul Hukukunda Kabul Edilen Senede Karşı Senetle İspat Zorunluluğu İlkesine Aykırıdır. Usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, HMK m.201'deki meblağdan az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Bu konuda kanunun amir hükmü gayet açıktır; Senetle ispat zorunluluğu MADDE 200- (1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. Senede karşı tanıkla ispat yasağı MADDE 201- (1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz. Somut olayda uyuşmazlığın konusu 980.000,00 TL bedelli bono olduğu ve davacı tarafça herhangi bir imza itirazında bulunulmadığı ortadadır. Davacı tarafça iddia edilen hususlar tamamen soyut ve temelsizdir. Usul hukukumuzda kabul edildiği üzere senede karşı senetle ispat zorunluluğu bağlamında davacı tarafça sunulmuş herhangi bir kesin delil de mevcut değildir. Yüksek mahkemece de ilgili hususa işaret edilmiştir; ------------------ Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde: Eldeki dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının saptanması istemine ilişkin olduğuna göre, konunun kambiyo, ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir. Görülmekte olan davada, davacılar senetteki imzayı inkar etmemiş; davacılar, takibe konu yapılan bono nedeniyle davalıya borçlu bulunmadığını iddia ederek, borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Yukarıda vurgulandığı üzere, senede karşı senetle ispat kuralı gereğince, davacı-borçlu takibe konulan bononun bedelsiz olduğunu yazılı delille kanıtlaması gerekir. Takibe konu yapılan senedin (bononun) metninden bu anlaşılamadığı gibi, davacılar bu iddiasını yasal olarak ispatlayacak yazılı bir delil de dosyaya sunmamıştır. Zira, davacılar, senedin (bononun) keşidecisi ve kefili, davalı da lehtarı bulunduğuna göre, senedin tarafı olan davacı üçüncü kişi olmadığından, bedelsizlik iddiasını tanıkla değil, usulün öngördüğü biçimde yazılı delille ispatlaması gerekir. Bunun yanında, tanık dinleme yoluyla bonoların geçersizliğinin ispatı ancak, ----------------------- şartlar dairesinde mümkün olduğundan, eldeki davada ise, bu şartlar da gerçekleşmemiştir. Davaya konu bonoda “malen” ibaresi bulunduğuna göre, böyle bir bonoda malın teslim alındığı, borçlu tarafından ikrar edilmiştir. Alacaklının teslim ettiğini kanıtlamak yükümlülüğü yoktur. Yazılı ikrarın aksini diğer bir deyişle, malın teslim edilmediğini borçlu kanıtlamak yükümlülüğündedir. Şu durumda, uyuşmazlığa ve takibe konu yapılan bononun hukuken geçerli olduğunun kabulü gerekir. O halde, davacı-borçlu bononun bedelsiz olduğunu ileri sürdüğüne göre, ispat yükü davacılardadır. Davacılar bu iddiasını ise, yazılı delille kanıtlamalıdır.” Müvekkilinin ihale günü, ihaleye fesat karıştırdığı yolundaki iddialar ise yersizdir. Kanunda bu iddiaların dile getirilme yeri İcra Hukuk Mahkemeleri olup, davacının bu konuda açtığı davası da red edilmiş olup ilgili mahkeme ilamını ekte sunmaktayız. Müvekkilinin şahsi sıkıntıları olması hasebi ile bütün ticari ilişkilerini oğlu üzerinden ve ona vekaleten yürüttüğü kabulümüzdür. Bunun ile ilgili evrakı ekte mahkemeye sunmaktayız. Ayrıca gerek--------------------üzerinden kendi ve oğlu adına yapılacak araştırmalarda, maddi olarak bu meblağları borç verme gücü olduğu ortaya çıkacaktır. Müvekkilinin sosyal geçmişi ne bu davanın konusu ne de delildir. Hiç bir şeyi ispatlama gücü yoktur. Bu en başta unutulma hakkına aykırı bir durumdur ve tazminat ile malüldür. O sebeple cevap vermeyi dahi gereksiz bulmaktayız. Davacının durumu hala uygundur. O sebeple adli yardımdan yararlandırılması kamu zararına sebep olacaktır. Bu sebeple de red edilmesini talep etmekteyiz. İhtiyati Tedbir Konusundaki İtirazlar: Bilindiği üzere İİK 72. Madde de ihtiyati tedbir şartları düzenlenmiştir. Buna göre; İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. O sebeple de davacının tedbir talebinin hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Hiç bir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere; Davacının, mahkemeye sunduğu ihtiyati tedbir talebi somut olaya uygun olmamakla birlikte; reddi gerekmektedir. Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK madde 389 da ihtiyati tedbirin şartları sayılmıştır. Buna göre; “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” demektedir. Tüm bunları değerlendirildiğinde; Mahkeme, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe etmesi gerekmektedir. Hmk 391. Maddede belirtilen ihtiyati tedbirin açık ve somut olarak hangi delile dayandığı belirtilmek zorundadır amir hükmü yer almaktadır. Bilindiği üzere tüm mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olmak zorundadır. Bu başta AİHS 6. Madde, devamında Anayasa 141/3. - 36/1 - 90/5 maddelerinde, HMK 27. Maddede düzenlenmiştir. Tüm bunların yanında HMK madde 27 de vücut bulan hukuki dinlenilme hakkımızda da bakidir. Maddenin gerekçesine baktığımızda; “Geçici hukukî korumaları davadan ayıran temel özelliklerden biri, hukukî dinlenilme hakkının gösterdiği özelliktir. Hukukî dinlenilme hakkı vazgeçilmesi mümkün olmayan temel bir yargısal haktır. Bununla birlikte, geçici hukukî korumaların ivedilikle verilmesi ihtiyacı ile bazen karşı tarafa haber verildiğinde etkisini bertaraf edecek bir sonucun doğması sebebiyle, karşı taraf dinlenmeden de ihtiyatî tedbire karar verilebilmesi kabul edilmiştir. Karşı taraf dinlenmeden ihtiyatî tedbire karar verilebilmesi, hukukî dinlenilme hakkından tamamen vazgeçildiği anlamına gelmez. Bir davada, önce her iki taraf dinlenir, daha sonra bir karar verilir. Oysa geçici hukukî korumalarda ve bu çerçevede ihtiyatî tedbirde, gerekli durumlarda, karşı taraf dinlenmeden de karar verilebilir. Ancak daha sonra karşı tarafa tanınan itiraz imkânı ile hukukî dinlenilme hakkı gerçekleştirilir. Yani, bu durumda hukukî dinlenilme hakkından vazgeçilmemekte sadece zaman olarak itiraza bağlanmakta ve geçici hukukî koruma kararından sonraya bırakılmaktadır. Uygulamada çoğunlukla karşı taraf dinlenmeden geçici hukukî koruma kararı verilmektedir. Ancak, karşı tarafı dinleyip dinlememeyi hâkim durumun özelliğine göre takdir etmelidir. Karşı taraf dinlenmeden karar verilmesi daha büyük sakınca yaratacaksa ya da karşı tarafın dinlenmesi ihtiyatî tedbirin amacım tehlikeye düşürmeyecekse o zaman karşı tarafı dinlememek onun hukukî dinlenilme hakkını gereği gibi sağlamamak anlamına gelir. Hâkim bu maddenin ikinci fıkrasında tanınan imkânı kullanırken oldukça titiz davranmalı, taraflar arasındaki menfaat dengesini ve olayın özelliğini iyi incelemelidir.” Fıkra gerekçesinden de açıkça anlaşılacağı üzere hakime tanınan bu takdir yetkisinin kullanımı konusunda hakimin çok titiz bir araştırma yapması gerekmektedir. Özellikle uygulamada yaşanan “talep üzerine karar verilmesi” durumunu ya da madde gerekçesindeki ifadeyle “Bazen genel ifadelerle talep edilen bir tedbire, yargı organları yine genel bir şekilde karar vermekte, tedbirin muhatabı aslında haklı olduğu hâlde, o sırada daha büyük bir zarara engel olmak için karşı tarafla anlaşma yolunu tercih etmek zorunda kalmaktadır. Bu durum ise yargı organları kullanılarak, karşı tarafın haksız şekilde baskı altına alınması sonucunu doğurmaktadır” durumunu kanun koyucu farketmiş ve bunun önüne geçmek için karşı tarafın dinlenilip dinlenilmemesi hususunda hakimlerin daha özenli ve dikkatli araştırma yapması gerektiğini belirtmiştir. HMK 391. Maddede; ''Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.'' şeklinde yazmaktadır. Talep sahibi, uyuşmazlığın konusu bakımından kendisinin haklı olduğunu en azından yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Hukuk sistemimizin kabul ettiği ispat ölçüsü kuralları bakımından bu hüküm kanuni bir istisna niteliğindedir. Zira bu hüküm sayesinde hakim, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaatin yeterli olduğunu bu nedenle de uygun görmesi halinde ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. Ancak, fıkrada “yaklaşık ispat”ın yeterli olduğunun belirtilmesi, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelemez. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Dolayısıyla bu hükümde hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir. Davacı tarafından dosyaya bu şekilde sunulmuş bir delil bulunmamaktadır. HMK 392. Maddede; ''İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir.'' şeklinde yazmaktadır. Tüm bu anlatılanlar ışığında tedbir talebinin REDDİ gerekmektedir. Kaldı ki davacının tapu kaydı üzerinde yapılacak inceleme ile ne kadar borçlu olduğu, herkesten para vs aldığı da net bir şekilde tespit edilecektir. Kötüniyetle hareket eden davacı aleyhine % 20 den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ettiklerinden bahisle haksız ve hukuka aykırı açılmış olan davanın reddine, hukuki dayanağı olmayan tedbir taleplerinin reddine, davacının maddi durumu gereği adli yardım taleplerinin reddine, davacının kötüniyetli olmasından dolayı %20 tazminata mahkum edilmesine, davacı tarafın kötü niyetle hareket ettiği açıkça sabit olduğundan; (haksız yere dava açtığı için) 6100 sayılı HMK’nın 329/1-2 maddesi gereğince davacı taraf aleyhine davaya konu alacağın %10’u oranında sözleşmesel vekalet ücreti ile 5.000,00TL disiplin para cezasına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yandan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İcra Dosyası:-------- icra dosyası incelendiğinde, alacaklısının-------borçlusunun ------olduğu, 980.000,00 TL asıl alacak üzerinden 15/06/2016 tanzim ve 10/07/2017 vade tarihli 980.000,00 TL Miktarlı Bono'ya dayalı Kambiyo senetlerine (çek, poliçe ve emre muharrer senet) özgü haciz yolu ile yapılacak takipte ödeme emri düzenlendiği görülmüştür. ----- Esas sayılı dosyası incelendiğinde; katılanın ------- sanıkların ------ olduğu, mahkemece "katılan -----doğumlu olduğu, katılanın yeğeni olan sanık ----- yanında sanık --------- yaşındaki katılanın yanına gelerek birikmiş emlak vergisinin olduğunu, bu vergileri yapılandırması için gerekli evraklara adını, soyadını, adresini el yazısı ile yazarak imzalamasını istediği, katılanın yeğenine güvenerek getirdiği belgeleri imzaladığı, ancak imzaladığı belgeler arasında sanık -----adına düzenlenmiş 980.000 TL bedelli senedin de bulunduğu, söz konusu senedin----- dosyası ile icra takibine konulduğu, ---- sayılı raporuna göre, katılan ------ sözleşme tarihleri olan ----- tarihlerinde fiili ehliyetine haiz olduğunun tespit edildiği, -----sayılı raporuna göre suça konu senetteki ------ yazılarının sanık --- --- eli ürünü olduğu, ---- yazısı ve borçlu imzalarının sanık ---- eli ürünü olduğu, senetteki diğer yazılar ile sanıklar -------eli ürünü olmadığının bildirildiği, ----- raporuna göre katılan ile sanıklar arasında para transferine rastlanılmadığının, ------- yılları arasında gelen giden para miktarının düşük olduğunun, sanık--------yılları arasında kayıtlı gelir toplamının 80.706 TL olduğunun, ---- yılları arasında yüksek tutarlı parasal işlem hacminin bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Sanıklar savunmalarında suçlamaları kabul etmese de verilen paralara ilişkin herhangi bir belge sunulamamış olması,-----aporunda sanıklar ile katılan arasında para alışverişinin olmadığının, sanık ---- katılana yüksek bir meblağ borç verecek ekonomik güce sahip olmadığı, 2015- 2019 yılları arasındaki toplam kazancının 87.619.-TL olduğunun saptandığı, borçlu olarak bulunduğu birçok icra takip dosyasının bulunduğu, bu durumda katılan ----bahsettiği şekilde borç vermesinin de mümkün olmayacağı ve sanık -------soruşturma aşamasında senetten haberi olmadığını beyan etmesine rağmen kovuşturma aşamasında senedi bizzat katılanın isteği ile kendisinin düzenlediğini beyan ettiği,---- raporuna göre senetteki bazı yazıların sanık ------ait olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde sanıkların beyanlarının çelişkili, hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve sanıkların savunmalarının kendilerini suçtan ve cezadan kurtarmaya yönelik beyanlar olduğu anlaşılmakla sanıkların savunmalarına mahkememizce itibar edilmemiştir. Somut olay değerlendirildiğinde katılan hakkında -------- alınan rapora göre, katılanda akıl hastalığı veya zayıflığı bulunmadığının belirlendiği, bu çerçevede, katılanan salt yaşının büyük olmasının TCK'nın 158/1-c maddesinin uygulanması için yeterli olmayacağı, katılanın iradesinin sakatlanması suretiyle temin edilen senedin icra takibine konu edilmesi yönüyle eyleminin TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen kamu kurum ve kuruluşlarının aracı kılınması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğu, suça konu olayda senedin katılandan rıza dışı alındığı eylemin TCK'nın 209/2 maddesi yollamasıyla TCK'nın 204/1. maddesi gereğince resmi belgede sahtecilik suçunun oluştuğu, bu bağlamda toplanan deliller ve yukarıda değinilen gerekçelere göre sanıkların fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek üzerilerine atılı olan nitelikli dolandırıcılık suçunu ve resmi belgede sahtecilik suçunu işlediklerinin sabit olduğu ve haklarında 5237 sayılı TCK'nın 158/1-d ve 209/2 yollamasıyla TCK'nın 204/1. maddelerinin uygulanma yeri bulunduğu anlaşılmış ve sanıkların cezalandırılması cihetine gidilmiş, sanığın kazanılmış hakkı bulunduğundan hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58. maddesi uygulanmamış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle davalı ---- Nitelikli Dolandırıcılık ve Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması suçlarından cezalandırılmasına, dava dışı -----Nitelikli Dolandırıcılık ve Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması suçlarından cezalandırılmasına karar verildiği, kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği görülmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE : Dava, takip dayanağı 980.000,00 TL meblağlı bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacı taraf, hile ile imzalatılan bono sebebiyle borçlu olunmadığının tespitini talep etmektedir. Davalı --------, davacı tarafın akli melekelerinin yerinde olduğundan bahisle davanın reddini talep etmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun II. Aldatma başlıklı 36 ncı maddesi "Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir." hükmünü düzenlemiştir.Kesinleşmiş ceza mahkemesi kararıyla da sabit olduğu üzere davalı ile davacının yeğeni dava dışı ------- fikir ve eylem birliği içinde hareket edip davacının yanına gelerek birikmiş emlak vergisinin olduğunu ve bu vergilerin yapılandırması için gerekli evraka adını, soyadını, adresini el yazısı ile yazarak imzalamasını istediği, davacının, yeğeni dava dışı -----güvenerek getirdiği belgeleri imzaladığı ancak imzaladığı belgeler arasında davalı --------adına düzenlenmiş 980.000,00 TL bedelli senedin de bulunduğu, söz konusu senedin dava konusu -------- sayılı dosyası ile takibe konulduğu, davacının aldatılması sonucu bonoyu imzaladığı, takip konusu bonodan kaynaklı borcu olmadığı anlaşıldığından davanın kabulüne, davacı / borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibe dayanak bononun aldatma sonucu tanzim edilmiş olması sebebiyle alacaklının haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşıldığından İcra ve İflas Kanunu'nun 72/5 maddesi uyarınca borçlunun dava sebebi ile uğradığı zarara karşılık takip konusu alacağın yüzde yirmisi oranında tazminatın davalı ------alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın KABULÜ ile,
1-a)Davacı ----- Esas sayılı dosyasının dayanağı -------- miktarlı bonodan kaynaklı BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE,
b)Takip konusu 980.000,00 TL alacağın %20'si olan 196.000,00 TL'nin davalı/alacaklı ---- alınarak davacı/borçlu ------ VERİLMESİNE,
2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 66.943,80 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 59,30 TL başvurma harcının harcının davalıdan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
4-Davacı tarafından yapılan 82,00 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
5-Davacı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 149.200,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
6-Hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana resen iadesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine sunulacak dilekçe ile -------- Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 16/07/2025