T.C.İstanbul Anadolu 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/421 Esas
KARAR NO: 2025/573
DAVA: Ticari Nitelikteki Banka Garanti Sözleşmesinden Kaynaklanan Davalar (Menfi Tespit)
DAVA TARİHİ : 18/12/2014
KARAR TARİHİ: 10/07/2025
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 9. maddesine göre Türk Milleti adına yargılama yetkisini kullanan bağımsız ---- Asliye Ticaret Mahkemesince, tarafça açılan dava üzerine yapılan yargılama nihayetinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili, davalı banka tarafından müvekkili hakkında kefil sıfatıyla başlatılan icra takibine konu davalı ile ----- arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin 02/03/2012 tarihli olduğunu, bu tarihte davacının şirket yetkilisi olmadığını ve imzalamadığını ayrıca davacının limit artırımında kefil olarak imzası alınan 30/12/2010 tarihinde ise kefil olunan miktarın yazılı olmadığını, asıl kredi sözleşmesinde kefaleti olmayan davacının, limit artırımında kefalet tutarının da yazılı olmaması nedeniyle BK 484. madde gereği icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti ile davalı aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı aleyhine başlatılan icra takibinin dayanağının 12/04/2010 tarihli genel kredi sözleşmesi olduğunu, İcra takibinde yer alan 02/03/2012 tarihinin hesap revizyon tarihi olduğunu, İlk sözleşmenin imzalandığı 12/04/2010 tarihinde---- üzerinde şirketi temsilen ---- imzanın yer aldığının doğru olduğunu ancak 30/12/2010 tarihinde -------- müvekkili bankaya müracaatla daha fazla krediye ihtiyacı olduğunu bildirdiğini ve aynı sözleşmede limit artırımı talebinde bulunduğunu, buna istinaden, müvekkili banka daha evvel 110.000.- TL olan kredi limitini bu kez 140.000.- TL'ye yükseltiğini ve aynı sözleşmeyi bu kez davacının şahsi kefil sıfatıyla imzaladığını, davaya sebebiyet veren icra takibinin davacının, krediye verdiği şahsi kefalete istinaden açılmış bulunan bir takip olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; davalı banka ile dava dışı ---------- arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesinin davacı tarafından 30/12/2010 tarihinde müteselsil kefil sıfatı ile 140.000.- TL limit ile imzalandığı, davacı ile davalı banka arasındaki kefalet sözleşmesinin, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda aranan şartları taşıdığı, dava dışı şirket tarafından davalı bankadan 142.468,14 TL kredi kullandığı, hesabın 05/11/2012 tarihi itibariyle kat ettiği, hesabın kat edilmesi ile alacak muaccel hale geldiğinden, 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre müteselsil kefil hakkında doğrudan takip yapma imkanının oluştuğu, davacının kefalet limitinin 140.000.- TL olduğu, davacının, davalı banka tarafından icra takibi ile birlikte temerrüte düşürüldüğü, bu durumda davacının sadece kefalet limiti ve takipten sonra işleyecek faizden dolayı sorumlu olduğu gerekçesiyle takiple talep olunan 2.468,14 TL asıl alacak, 2.934,56 TL işlemiş faiz, 146,73 TL BSMV, yıllık %19,50'yi aşan faiz oranında davacının davalıya borçlu olmadığının tesbitine fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili, istinaf kanun yoluna başvurmuştur.-------- sayılı ilamıyla, davacının 30.12.2010 tarihli 140.000.-TL limitli olan limit artırım sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, daha önce imzalanan limit artış sözleşmelerinde davalının imzası bulunmasa da limit artışına ilişkin sözleşmeler davaya konu genel kredi sözleşmesine bağlı olarak düzenlenen ve ana sözleşmedeki limitlerin artırılmasını amaçlayan sözleşmeler olduğu, davacı müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı 30/10/2010 tarihli sözleşmede kefil olunan miktar kısmı boş ise de sözleşme içeriğinden davalının 140.000.- TL limit için müteselsil kefil olduğunun kabulu gerektiği, davacının gösterilen bu kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarıyla sınırlı olmak kaydıyla sorumlu olacağı, mahkemece davacının müteselsil kefil olarak imzaladığı sözleşmedeki kefalet limiti 140.000.-TL kabul edilerek, kefalet limiti kapsamında kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarıyla sınırlı olarak sorumlu olduğu gözetilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.Kararın temyizi üzerine mahkememiz ve BAM kararını denetleyen---- sayılı ilamı ile,"Dava, davacının 30/12/2010 tarihli 140.000.- TL‘lik limit artırım sözleşmesine müteselsil kefaleti nedeniyle başlatılan icra takibinden borçlu olunmadığının tespiti istemlidir.Davalı tarafından icra takibi ve ihtarnameye konu edilen 02/03/2012 tarihli sözleşmenin olmadığı, bu tarihin revizyon tarihi olduğu belirtilmiştir. Dosya içerisinde bulunan tek sayfa 30/12/2010 tarihli limit artımına ilişkin sözleşme de 110.000.- TL’ye ilave 30.000.- TL ile 140.000.- TL olduğu ve davacı tarafından imza edilmiş olduğu ayrıca sadece ilk sayfası sunulan genel kredi sözleşmesindede tarih, limit ve sözleşme numarasının bulunmadığı, sonradan davalı banka tarafından 150.000.- TL limitli ancak sözlşeme no’su ve tarihi olmayan tek sayfa sözleşme sureti konulduğu, davacının imzaladığı 30/12/2010 tarihli limit artışı ile dayanağını teşkil eden sözleşmenin irtibatı husunda yeterince inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.Bu durumda davacının kefaletinin kabul edilmesinin ve limit artışının dayanağını teşkil eden sözleşme aslının da görülerek limit artışına dayanak teşkil eden sözleşme ile irtibatı konusunda dayanak belgeleriyle birlikte incelenmesi için konusunda uzman bilirkişi tarafından banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yaptırılması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir." gerekçeleriyle mahkememiz kararı bozulmuştur.Yargıtay bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuş ve dava dosyası -----Esasına kaydedilmiştir. Yargıtay bozma ilamı, davacının kefaletinin kabul edilmesinin ve limit artışı dayanağını teşkil eden sözleşme aslının da görülerek limit artışına dayanak teşkil eden sözleşme ile irtibatı hususundaki dayanak belgeleriyle birlikte incelenmesi ile sınırlıdır.Bu cihette bilirkişi raporu aldırılmıştır. Bilirkişice ;"Tarih içermeyen sözleşme limitinin 150.000,00 TL olarak yazıldığı, sözleşmenin sonunda sadece dava dışı asıl borçlu ------- kaşe ve yetkili imzasının bulunduğu,Tarih içermeyen limit artırımı ile sözleşme limitinin 25.000,00 TL 'den 50.000,00 TL artırılmak suretiyle 75.000,00 TL 'ye çıkartıldığı, bu artırımda da sadece dava dışı asıl borçlu firmanın imzasının bulunduğu,12.04.2010 tarihinde ikinci bir limit artırımı ile sözleşme limitinin 35.000,00 TL artırılarak 110.000,00 TL 'ye çıkartıldığı, bu artırımda da sadece dava dışı asıl borçlu firmanın imzasının bulunduğu,30.12.2010 tarihinde üçüncü bir limit artırımı yapılarak sözleşme limitinin 30.000,00 TL artırımla 140.000,00 TL ye çıkartıldığı, bu artırımda dava dışı asıl borçlu firma yanında davacı ---- Müşterek Borçlu Müteselsil Kefil sıfatıyla isim ve imzasının bulunduğunun,Davalı banka tarafından keşide edilen ihtarname ve dava dışı asıl borçlu ile davacı kefil aleyhine başlatılan icra takibinde bahis konusu edilen 02.03.2012 tarihli Sözleşmenin dava dosyasına ibraz edilmediği gibi davalı banka şubesinde yapılan incelemede de görülemediği, esasen davalı banka tarafından dava sürecinde bu tarihli bir sözleşmenin bulunmadığının beyan edildiği,Davalı banka Şubesinde bilirkişiliğimizce yapılan incelemede görülen bu Genel Ticari Kredi Sözleşmesinin limitinin 150.000,00 TL olarak yazılmasına karşın, davaya cevap dilekçesi ekinde sunulan aynı sözleşmede sözleşme limitinin yazılı olmadığı, bu durumda sözleşme limitinin sözleşmeye sonradan yazıldığının düşünülebileceği,Söz konusu Genel Ticari Kredi Sözleşmesinde muhtelif tarihlerde yapılan limit artırımlarından sadece 30.12.2010 tarihinde gerçekleştirilen ve son artırım niteliğinde olan sözleşme limitinin 110.000,00 TL 'den 140.000,00 TL 'ye çıkartılmasına ilişkin artırımda davacı --------- müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu,Akdedilen kitapçık şeklinde tek bir Genel Ticari Kredi Sözleşmesinin varlığı ve limit artırımlarının bu sözleşme içeriğinde yer alması nedeniyle, davacının da imzasının bulunduğu sözleşme limitinin 140.000,00 TL 'ye çıkartılmasına ilişkin davacının da müşterek borçlu ve Müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu limit artırımın dava dışı asıl borçlu ile akdedilen sözleşme ile irtibatının bulunduğu, buna bağlı olarak davacının dava dışı asıl borçluya kullandırılan krediler nedeniyle kendi temerrüt tarihinde 140.000,00 TL limit dahilinde sorumlu olduğu,Bilirkişiliğimizce davalı banka şubesinde yapılan incelemede sözleşmenin ilk sayfasında sözleşme limitinin 150.000,00 TL olarak belirtilmesi, buna karşın cevap dilekçesi ekinde sunulan aynı sözleşmede limitin yazılı olmaması karşısında, esasen sözleşmedeki ilk limitin 25.000,00 TL'den 50.000,00 TL artırılarak 75.000,00 TL 'ye çıkartıldığı dikkate alındığında, bu tutarın, limit artırımlarına dayalı olarak sonradan yazılmış olabileceği, " bildirilmiştir.Davalı yanca bozma ilamı sonrası dosyaya kazandırılan tarihsiz genel ticari kredi sözleşmesinde kredi bedeli olarak 150.000,00 TL belirtildiği, bu sözleşme ekinde davacının kefaleti alınmadığı, buna ilişkin kefaletname sunulmadığı, ancak davalı yanca kredi sözleşmesi ekinde 30.12.2010 tarihli kredi sözleşmesinin limitinin arttırılmasına ilişkin (110 binden, 140 bine) kefaletname sunulduğu, bu belgede davacı yanın kefil sıfatıyla imzası bulunduğu görülmüştür. Bu aşamada kredi limiti 150.000,00 TL iken kredi limiti arttırılarak davacının kefaletinin 140.000,00 TL'ye yükseltilmesinde mantık hatası olduğu ortadır. Yine davalı yanca yapılan takipte borcun sebebi olarak 02.03.2012 tarihli ----------numaralı kredi sözleşmesi gösterildiği, daha sonra dava aşamasında bunun sözleşme revizyon tarihi olduğu, esas sözleşmenin 12.04.2010 tarihli genel ticari kredi sözleşmesi olduğu savunulmuştur. Takip talebi ile itirazın iptali davası sıkı sıkıya bağlı olmakla davalı yanın talebini genişletemeyeceği ve alınan kefaletle ile sözleşme tarihi tutarsız olduğu, kredi sözleşmelerinde tarihte bulunmadığı anlaşılmakla, davacının dava konusu kredi sözleşmesi kapsamında verdiği bir kefaleti bulunmadığı, 30.12.2010 tarihli kredi sözleşmesinin limitinin arttırılmasına ilişkin (110 binden, 140 bine) sunulan kefaletnamenin dava konusu kredi sözleşmesi ile irtibatı ispatlanamadığından, davacının dava konusu takipteki borçtan sorumlu olmadığına kanaat getirilerek, davanın kabulüne karar verilmiştir. İcra ve İflâs Kanunu’nun 72/5. Maddesinde borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan icra takibinin haksız ve kötü niyetle yapılmış olması durumunda istem üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere borçlunun dava nedeniyle uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verileceği öngörülmüştür. Ancak, menfi tespit davasını kazanan borçlu lehine tazminata karar verilebilmesinin bazı şartları vardır. Öncelikle, alacaklının yapmış olduğu icra takibi ile borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlamış olması gerektiğinden, borçlu aleyhine yapılmış bir icra takibinin bulunması gerekmektedir. Bu bakımından borçlu aleyhine yapılmış bir icra takibi yoksa tazminatta söz konusu olmayacaktır. Ayrıca, borçlunun menfi tespit davası sırasında bu konuda istemde bulunması yanında borçluyu dava açmaya zorlayan icra takibinde alacaklının haksız ve kötü niyetli olması gerekmektedir. Önemle belirtmek gerekir ki burada alacaklının icra takibinde sadece haksız olması yeterli olmayıp, yasa maddesindeki açık düzenleme uyarınca aynı zamanda takibin kötü niyetle yapılmış olması da zorunludur. Takibin haksızlığı, alacaklının hiç ya da talep ettiği miktarda bir alacağı bulunmadığı hâlde icra takibine girişmesi hâlinde söz konusu olur. Madde metninde yer alan kötü niyet ise alacaklının haksız olduğunu bildiği hâlde sırf borçluyu zarara uğratmak amacıyla takibe girişmesi hâlinde gerçekleşir. ----- Davalı bankanın haksız olduğunu bildiği hâlde sırf borçluyu zarara uğratmak amacıyla takibe giriştiğine dair delil bulunmadığından kötü niyet tazminatı talebi yerinde görülmemiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davanın KABULÜ ile;
1-/--------- Esas sayılı dosyasında davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine,
2-Kötü niyet tazminat talebinin reddine,
3-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 9.942,48 TL karar ve ilam harcından 2.485,65 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 7.456,83 TL karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
4-Davacı davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yatırılan 2.510,85 TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yatırılan 2.200,00 TL bilirkişi ücreti ve 415,60 TL posta masrafı olmak üzere toplam 2.615,60 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davalı tarafça sarfedilen yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
8-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan kısmın HMK. 333.maddesi gereğince talep halinde karar kesinleştikten sonra yatırana iadesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda verilen kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde Yargıtaya temyiz yasa yolu açık olmak üzere verilen karar okunup usulen anlatıldı.10/07/2025