T.C. İstanbul Anadolu 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/537 Esas
KARAR NO:2025/193
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ:03/03/2016
KARAR TARİHİ:19/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; küçük ---- ona velayeten annesi----- ve babası ---- müvekkilleri olduğunu, davalı ---- diğer davalı ------ düzenleyerek sorumluluğu üstlenmiş olduklarını, müvekkili -----gebeliği boyunca davalıların sigortalıları tarafından izlenmiş, çocuktaki Down sendromunun tanısının konamamış ve davacı ------- Down sendromlu doğmuş olduğunu, davalıların sigortalılarının özetle bilgilendirmeme, aydınlatılmış rıza almama, teşhiste kusur, ileri testleri önermeme, ultrason kullanımında ihmal, ultrason bulgularını değerlendirmeme, konsültasyon istememe, ------- yapmama gibi kusurları olduğunu, hasta hekim ilişkisinin vekalet ilişkisine dayandırıldığını, Down sendromunun kalıcı bir bozukluk olması nedeniyle davacıların maddi ve manevi zarara uğramış olduklarını, davalıların sigortalılarının tıbbi kötü uygulamalarının bu zarara yol açmış olduğunu, --------Özürlü Sağlık Kurulu Raporu ile çocukta %71 oranında işgöremezlik tespit edilmiş olduğunu belirtmiş, delil listesi sunmuş, müvekkilleri ---- maddi ve manevi,---- için manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
CEVAP:Davalı ------- vekili cevap dilekçesinde özetle; Kadın Doğum uzmanı ------- müvekkil şirket tarafından güvence altına alınmış olduğunu, davacı çocuğa ait kromozom analiz sonuçlarının taraflarına tebliğ edilmemiş olması nedeniyle bu hususta cevap haklarını saklı tuttuklarını, davaya konu edilen anomalilerin doğum öncesi tespitinin 100 mümkün olmadığını, mümkün olsaydı dahi davacının müvekkil hekime başvurduğu tarih itibarıyla tedavisi olup olmadığı hususlarının irdelenerek bilirkişi incelemesiyle açıklığa kavuşturulması gerektiğini, gebeliğin sonlandırılmasına ilişkin bir. müdahalenin yapılamayacağı durumlarda hekimin sorumluluğunun doğmayacağını, sigortalı tarafından yapıları testlerde çocuğun sağlıklı olduğunun tespit edildiğini , dörtlü tarama testinde dahi anomalilerin %100 oranında tespit edilemediğini, %70-80 oranında tespit edilebildiğini, her gebelikte %2-3 oranında anomalili bebek doğduğunu, bu anomalilerin ---------- oranında tespit edilebildiğini, tespit edilse dahi Down sendromunun halen tedavisinin bulunmadığını, hekimin sorumluluğunun doğması için tıbbi standardın uygulanmamış olması gerektiğini, tıbbi standarda uygun davranıldığı takdirde hekimin sorumluluğunun doğmayacağını, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi m.13 uyarınca hekimin tibbi faaliyetlerinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı deontoloji bakımından muaheze edilemeyeceğini, davacı tarafından ileri sürülen zararlarla hekimin eylemleri arasında nedensellik bağı olmadığını, ortaya çıktığı iddia edilen zararların, sigortalı hekimin tedavisi ile ilgisi bulunmayan, genetik rahatsızlıklara bağlı, tespiti ve tedavisi yüzde yüz mümkün olmayan rahatsızlıklar olduğunu, hekimin sorumlu tutulmaması gerektiğini belirtmiş, davanın sigortalı hekime ihbarını talep etmiş, delillerini sunmuş, davanın reddini dilemiştir.Davalı ----- vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davada Asliye Ticaret Mahkemesi değil Tüketici Mahkemesinin görevli olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuş, davanın sigortalı hekim ---- ihbarını talep etmiş, davacı-------gebelik takiplerinin yalnızca sigortalı hekim tarafından değil başka hastaneler ve başka hekimler tarafından yapılmış olduğunu, davacı tarafça süreçte başvuruları hastane ve hekim bilgilerinin mahkeme ile paylaşılmasını ve davanın ilgili şirket ve hekimlere ihbarını talep etmiş, davacı -------- tarihinde 16 haftalık gebe olarak başvurmuş olduğunu, sigortalı hekime başvurmadan önce takiplerinin başka hekimler tarafından yapılmış olduğunu, sigortalı hekime başvurduğunda, Down sendromuna yönelik ikili tarama testinin başka bir doktor tarafından yapılmış ve sonucun normal çıktığının belirtilmiş olduğunu, sigortalı hekim tarafından dörtlütarama testinin yapılmış ve Down sendromlu çocuk doğurma olasılığının 1/2380 olarak gelmiş olduğunu, ------- gebeye, sonucun normal olduğunu, Down sendromlu çocuk doğurma ihtimalinin istatistiksel olarak 1/800 olduğunu, gebede ise bu ölçümün 1/2380 olarak ölçüldüğünü, ancak bu testin tanı değil yalnızca tarama testi olduğunun anlatılmış olduğunu, sigortalı hekimin ilk muayeneden 1.5 ay sonra başvurmuş ve detaylı ultrason hakkında bilgi verilmiş olduğunu, iki hafta sonra erken doğum tehdidi tanısı ile yatırılarak tedavisinin düzenlenmiş olduğunu, erken doğum yapmasının önlenmiş olduğunu, davacının sigortalı hekime en son 27 haftalık gebe iken başvurmuş olduğunu, sigortalı hekimintıbbi uygulama hatası bulunmadığını, gebeliğin güncel tıp kurallarına uygun izlenmiş olduğunu, bebeğin anomalili olup olmadığının belirlenmesi hususunda gebeliğin belirli haftalarında yapılması öngörülen muayene ve tetkikler bulunduğunu, gebeliğin 41-14. haftalarında ikili test istendiğini, bu haftalarda yapılan risk hesaplamasında annenin yaşı, ölçülen----------ölçülen fetusun ense kalınlığı, bebeğin burun kemiği, bebeğin kalp ve ductus venozusundaki kan akımlarının dikkate alındığını, ikili testin doğacak bebeğin Down sendromu tehdidi altında olup olmadığı konusunda ileri tetkiklere gereksinim olup olmadığını belirlediğini, davacı hasta sigortalı hekime başvurmuş olduğunda başka bir hekim tarafından ikili testin yapılmış olduğunun ve sonucun normal olduğunun belirtildiğini, davacının sigortalı hekime ilk kez gebeliğinin 16.haftasında başvurmuş olduğunu, dörtlü tarama testinin yapılmış olduğunu, Down sendromlu çocuk doğurma ihtimatinin 1/2380 olarak ölçülmüş ve hastaya bunun tanı değil tarama testi olduğunun bilgisinin verilmiş olduğunu, tarama testlerinin risk belirlemede etkili ancak tanı testi olmadıklarını, ikili tarama testinin güvenilirliğinin %85, dörtlü tarama testinin %67 civarında olduğunu, gebelik boyunca yapılan testlerin Down sendromunu belirli oranda saptamaya yardımcı olduklarını, kesin tanı konmasının mümkün olmadığını, davacı hastaya yapılan dörtlü ve ikili tarama testlerinde risk saptanmamış olduğunu, davacı hastanın sigortalı hekime başvurduğu tarih değerlendirildiğinde anormal bulgu saptanmış olsa dahi yasal olarak gebeliğin sonlandırılması imkanı bulunmadığını, bilgi verme yükümlülüğün ihlali ile oluşan zarar arasında illiyet bağının kabulü için ya hastalığın anne karnında tedavi imkanı varken hekimin bildirme yükümlülüğünüyerine getirmemesi nedeniyle bunun yapılamamış olması ya da gebeliğin sonlandırma ihtimali varken ailenin bunu kullanmamış olması gerektiğini, dava konusu olayda iki durumun da söz konusu olmadığını belirtmiş, Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük'ün on haftayı geçen gebelikte rahim tahliyesi başlıklı 5.maddesine atıfta bulunmuş, bu yasal düzenlemeye göre, davacının sigortalı hekime başvurduğu tarihte çocuktaki anomali tespit edilmiş olsa dahi, ortaya çıkacak sonuca engel olunamayacağını belirtmiş, hekimin sorumluluğu için gereken şartları ve bu şartlardan uygun nedensellik bağının olmadığını, davacı ------ yapılan erken dönem tetkiklerinde herhangi bir risk durumunun saptanmamış olduğunu belirtmiş, hastanın takibine ilişkin tıbbi
kayıtların cebini talep etmiş, davanın reddini dilemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME VE DELİLER:Dava hukuki niteliği itibariyle dava tıbbi kötü uygulamaya ilişkin ---------- poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Mahkememizce taraf iddiaları yönünden beş bilirkişiden oluşan heyetten 16/10/2017 tarihli rapor alınmış özetle; Davacı -------- Down sendromu açısından yüksek riskli gebe grubunda yer almaması ve yapılan prenatal tarama test sonuçlarının Down sendromu açısından yüksek riskli gelmemiş olması nedeniyle -------- prenatal tanı testlerinin yapılması açısından tıbbi endikasyon bulunmadığı, Her ne kadar klinik bulgular Down sendromu tanısı koymaya imkan sağlasa da, dosyada, kesin tanıyı koymaya yönelik kromozom analizi sonucunun olmadığı, dava konusu olayda hastanın aydınlatılmış onamı alınmaksızın gerçekleştirilmiş bir müdahale söz konusu olmadığından aydınlatılmış onam konusunda görüş oluşturmaya yer bulunmadığı, sorun bilgilendirme yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediği noktasında olduğu, bilgilendirme bağlamında, davacı hasta --------- gebelik takiplerinde saptanmış somut bir bulgunun aileyle açıklanmamış ve bu nedenle ileri yöntemlere başvurulmamış olması söz konusu olmadığı, ancak yapılan tetkiklerin kesin tanısal değeri olmadığı yönünde genel bir bilgilendirmenin yapılıp yapılmadığı, bu bilgilendirmenin yazılı olma zorunluluğu bulunmamakla ve sözlü şekilde yapılmış olma olasılığı bulunmakla beraber, ispatı sağlayacak yazılı bir belge dosyada mevcut olmadığı, prenatal tarama testlerinin kesin tanısal değeri olmadığı, yanılma payları ve kesin tanının ileri prenatal testler ile konulabileceği konusunda bilgilendirme yükümlülüğünün ihlal edilmiş olduğu kanaatine varacak olur ise, bu ihlal ile anomalili çocuğun doğumu şeklinde ortaya çıkan zarar arasında nedensellik bağının kurulabilmesi ailenin ileri tanı yöntemlerine başvurma konusundaki tutum ve davranışlarına yönelik bazı varsayımların oluşturulmasını gerekli kılabileceği, bu hususta bilirkişilerin görüş oluşturmasının yerinde olmadığı, sigortalı hekimlerin davranışları sağlam bir çocukta sakatlığa ya da tedavi şansının kaybedilmesine yol açmış değildir. Hukuki bir değerlendirme niteliği taşımakla beraber, iddia edilen ihmali davranışlarda bulunulmamış olunsa idi, gebeliğin sona erdirilebileceği ve --------- hiç doğmamış olacağı ileri sürüldüğüne göre, yaşamına doğmadan önce son verilmemiş ve dünyaya gelmesi sağlanmış olduğu için çocuğun davacı sıfatıyla tazminat talebinde bulunmasının, çelişki barındırdığı ve yerinde olmadığı şeklinde kanaat bildirilmiştir.Kök rapora itiraz edilmiş olmakla 01/06/2018 tarihli ek rapor alınmış, özetle; amniyosentez tarama testlerinin 11.gebelik haftasında uygulanabileceği, en uygun zamanın 15-17 gebelik haftaları arasında olduğu, ikili test veya üçlü / dörtlü test şeklindeki tarama testleri gebelik takipleri sırasında rutin uygulama haline geldiği için, yapılmaması tıbbi standarttan sapma olarak ele alınabilecek olsa da zorunlu olmadığı, Tanı İçin, koryon villus örneklemesi (erken dönemde plasentaya ait dokudan örnekleme yapılması), amniyosentez (amnios sıvısının alınması), kordosentez (göbek kordonundan kan alınması) yapılabilir. Elde edilen hücreler üzerinde karyotipleme (kromozom analizi) yapılabileceği, Tarama testlerinin yüksek riskli çıkmaması nedeniyle ileri invazif tanı testlerine gerek görülmediği takdirde, İnvazif tanı testleri ile ilgili detaylı süreç ve risk aydınlatmalarına gerek olmadığı, ancak tarama testlerin düşük riskli çıkmasının kesin tanısal değer taşımadığı ve tümüyle normal bir gebeliğin garantisi olmadığı bilgisi verilmelidir. Hukuka uygun bir tıbbi müdahalenin gerçekleştirilmesinin ön koşulu hastanın müdahaleye rızasının bulunmasıdır ve onam (rıza) ile hasta o müdahaleye kendi özgür iradesiyle izin verdiğini ortaya koymaktadır. Prenatal tarama testleri için yalnızca rutin bir kan alma işlemi yapıldığından yazılı onam (rıza) aranmamaktadır ve gebe kadının açıkça karşı koymamış olması durumunda zımni rızanın varlığı kabul edilmektedir.Amniyosentez veya --- onamın yazılı olması gerekmekle ve uygulamada da yazılı onam alınmakla beraber, dava konusu olayda bu müdahaleler yapılmamış olduğu için haliyle bu müdahalelere yönelik onamın varlığına, dolayısıyla alınıp alınmadığına ilişkin bir belirleme yapılması da söz konusu olamayacağı, hastanın tarama testi sonuçlannda yüksek Down ya da diğer bir anomali hski saptanmadığı için, özel olarak dikkat çekilmesi, vurgulanması gereken bir hususun atlanması ve buna yönelik eksik aydınlatma yapılması söz konusu olmadığı, Tarama testi sonuçlarının kesin tanısal değeri olmadığı, tanının esasen invazif tanı testleri ile konabileceği şeklindeki genel aydınlatmanın (bilgilendirmenin) yapılıp yapılmadığı hususunda dosyada yazılı bir belge yoktur bu aşamada. 7.nolu açıklamalarımıza da atıfta bulunarak, tarama testlerinin özelliklerine İlişkin genel nitelikli aydınlatmanın yazılı şekilde yapılmasını zorunlu kılan bir yasal düzenleme bulunmamaktadır, bu nedenle hekim sözlü bilgilendirmede bulunmayı tercih etmiş olabilir. Bu durumda, bilgilendirme yapılıp yapılmadığına İlişkin bir kanaat oluşturmak mümkün değildir ve bilirkişilerin bu hususta değerlendirme yapması da yerinde değildir şeklinde kanaatini bildirmiştir.Mahkememizce davanın kabulüne karar verilmiş iş bu karar---- tarafından kaldırılmış kaldırma kararı üzerine mahkememizce dosyaya sunulu bulunan bilirkişi raporları kök ve ek raporlar incelenmiştir.Mahkememizce yapılan yargılama toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre dava dışı sigortalı doktorun davacı ------ gebelik süresince kontrollerinin yapıldığı aldırılan bilirkişi raporuna göre davacı ------ Down sendromu açısından yer almaması ve yapılan prenatal tarama test sonuçlarının down sendrumu açısından yüksek riskli gelmemiş olması sebebiyle --------, aminiyosentez gibi ileri prenetal testlerinin yapılması açısından tıbbi endikasyon bulunmadığı, hastanın aydınlatılmış onamı alınmaksızın gerçekleştirilmiş bir müdahale söz konusu olmadığından aydınlatılmış onam konusunda bilirkişilerin görüş bildirmediği, uyuşmazlığın davacı annenin bilgilendirilip bilgilendirilmediği noktasında oluştuğu, bu konuda yönetmelikle yazılı bir bilgilendirme yükümlülüğünün bulunmadığı, ayrıca tarama testlerinin özelliklerine ilişkin genel nitelikli aydınlatmanın yazılı şekilde yapılmasını zorunlu kılan yasal düzenlemeninde bulunmadığı bu nedenle anne ve baba bakımından bilirkişi raporu doğrultusunda tazminat talep etmenin mümkün olmadığı, davacı çocuk açısından ise Yargıtay'ın son içtihatlarıda gözetilerek Anayasanın yaşam haklarına ilişkin hükümlerine göre hiç kimsenin kendi vücut bütünlüğü ve yaşam hakkının elinden alınmasına ilişkin olarak tazminat talep etmesini hukuken mümkün olmadığı ve çocuk açısında hukuki yararın bulunmadığı, dosyaya sunulan kök ve ek bilirkişi raporu ve yönetmelikler kapsamında maddi tazminat yönünden davanın reddine, karar vermek gerekmiştir, manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise dava dışı sigortalı doktora kusur izafe edilmediğinden manevi tazminat koşulları da oluşmadığından talebin reddine karar verilerek davanın her iki talep yönünden de reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın reddine ,
2-Alınması gerekli 615,40 TL harcın davacı tarafından peşin olarak yatırılan 444,02 TL ve yargılama esnasında 2.288,38 TL ıslah harcının mahsubu ile bakiye 2.732,40 TL harçtan mahsubu kalan 2.117,00 TL nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Maddi tazminat talebi yönünden Avukatlık asgari ücret tarifesine göre davalılar için takdir olunan 106.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalılara verilmesine,
4-Manevi tazminat talebi yönünden Avukatlık asgari ücret tarifesine göre davalı için takdir olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalılara verilmesine,
5-Davacı tarafından sarfedilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından sarfedilen 208,90 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,
Dair, Davacı Vekilinin ve Davalı Vekillerinin yüzlerine karşı tebliğden itibaren 2 hafta süre içinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 19/03/2025