T.C. İstanbul Anadolu 7. ASLİYE TİCARET
ESAS NO: 2024/1 Esas
KARAR NO: 2025/828
DAVA: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 30/01/2018
KARAR TARİHİ: 23/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREKÇE:Mahkememizin ----- Karar sayılı hükmü ile;
''Davacı vekili, taraflar arasında ----- inşaatı yönünden "alt yüklenici sözleşmesi" imzalandığını; davacının alt yüklenici olarak "boru montaj işlerini" yapmayı taahhüt ettiğini, yeri teslim alarak işi yapmaya başladığını ama davalının 01/12/2016 tarihli ihtarla sözleşmeyi fesih ettiğini; müvekkiline bildirilen feshin haksız fesih olduğunu; fesih sebebi olarak iş güvenliğinin yeteri kadar alınamaması ve kesin teminatın gösterilmemesi ileriye sürülmüşse de; davacının iş güvenliği kurallarını ihlal etmediğini, işçilerin iş güvenliği kuralına uyularak çalıştırıldığını, sözleşmenin atfedildiği tarihten fesih tarihine kadar 6 aya yakın bir süreçte 5 adet hak ediş imzalandığını, işçi sayısı artan bir oranda devam ederken davalının teminat mektubunun verilmesi yönünde bir uyarısınında bulunmadığını; yeterli iş güvenliğini aldıklarını, tedbirlerini aldıklarını, eğitim, kıyafet ve malzemeleri iş güvenliği yönünden sağladıklarını; feshe kadar "kesin teminat" içinde hiç bir uyarı yapılmadığını, taraflar arasında bu yönden herhangi bir husumetin doğmadığını; hal böyleyken bunların ihtarsız fesih sebebi sayılmasının iyi niyetli olmadığını; tarafların 31/12/2017'ye kadar iş süresi belirlediklerini; müvekkili davacının----- işçiler için birden fazla ev tuttuğunu, uzun süreli çalışacağı düşüncesiyle işçi istihdamı ve malzeme alımı yaptığını; haksız fesih nedeniyle bu nedenle kayba uğradığını; o tarihe kadar işin en zor kısmını bitirip, tam kazanç elde edeceği dönemde sözleşmenin haksız fesih edildiğinden bahisle uğradığı kar kaybı yoksunluğu olarak şimdilik 10.000,00 TL tazminatın fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; bilahare bilirkişi raporundan talebini 14.047.957,00 TL'ye yükseltmiş ve harcını da karşılamıştır. Davalı vekili, sözleşmenin 01/12/2016 tarihi itibariyle davacı tarafın edimlerini yerine getirmediği sebebiyle fesedildiğini; müvekkili firmanında yüklenici olduğunu; iş aldığı iş vereni ------- tarafından karşı tarafın çok sayıda iş güvenliğini ihlal etmesi sebebiyle asıl iş veren tarafından müvekkiline bildirimler yapıldığını; davacı tarafın iş güvenliği hükümlerine bir çok aykırılıklar gerçekleştirdiğini, davacının iş güvenliği hususunda dava dilekçesinde ileriye sürdüğü hususların gerçek olmadığını; yapılacak olan işe göre belirlenmiş bir bedelin söz konusu olduğun; sözleşme imzalandığı anda yapılacak iş listesine göre sözleşme bedelinin belli olduğunu; müvekkili tarafından iş bu saha için çok sayıda taşeron sözleşmesi imzalandığını, yapılacak işler yönünden farklı farklı taşeronlara iş verildiğini; diğer taşeron firmalarının kesin teminat mektuplarını müvekkili firmaya ibraz etmelerine rağmen davacı yanca müvekkiline teminat mektubu verilmediğini; teminat mektubunu vermesi için müvekkilinin davacı şirkete başvurma zorunluluğunun bulunmadığını; sözleşme gereğince böyle bir yükümlülüklerinin bulunmadığını belirterek davacının sözleşmenin feshine kusuru ile meydan verdiğini; davalı tarafından yapılan feshin haklı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Dava, sözleşmeden kaynaklanan tazminat davasıdır. Taraflar arasında --- tarihinde imza edilerek yürürlüğe giren------- sıra numaralı "alt yüklenici sözleşmesi"nin mevcut olduğu, akdin davalı tarafından 01/12/2016 tarihi itibariyle fesih edilmiş olduğu; fesih nedenlerinin iş güvenliğiyle ilgili edimlerin yerine getirilmemesi ve teminat mektubu verilmemiş olmasına dayandığı hususları ihtilafsız olup; taraflar arasındaki ihtilaf, feshin haklı olup olmadığı, haklı değilse davacının talep edebileceği tazminat miktarı hususunda toplandığı belirlenmiştir. Mahkememizce taraf delilleri toplanmış, taraflar arasındaki sözleşme getirtilmiş, uzman bilirkişi heyetinden rapor ve ek rapor alınmış; raporda yapılan işin niteliğinden dolayı makine mühendisi ve mali müşavir bilirkişi görevlendirilirken ek raporda TBK 408 madde gereğince indirim yapılması gerekip gerekmediği de incelettirildiği için sözleşmeler hususunda uzman borçlar hukukçusu---- heyete katılmış; toplanan tüm delillerin değerlendirilmesinde: Mahkememizce verilen süreye rağmen davalı tarafın, davacının sözleşme ile üstlendiği işi yerine getirmeye başladıktan sonra iş güvenliği kurallarına uymadığı, iş güvenliği kuralını ihlal ettiği hususunda herhangi bir ihtarın sunulamadığı,
Bu hususta savunmasını teyit edecek bir delilinde bulunmadığı, Mahkememiz tarafından hazırlanan tensip tutanağı ile davalıya müzekkere gönderildiği, davacının varsa şantiye sahasında meydana gelen iş kazalarının listesinin sunulmasının istendiği ancak mahkememize bildirilen bir iş kazasınında bulunmadığı,
Mahkememizce dava dışı asıl iş veren olan ----------- firmaya müzekkere ile davacıya iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili bir ihtarname gönderilip gönderilmediğinin ve davacı ile ilgili iş sağlığı ve güvenliği yönünden bunları ihlal ettiğine dair bir tutanak ya da belge olup olmadığının sorulduğu ancak gelen yazı cevabından da böyle bir ihtarname ya da tutanağın bulunmadığının anlaşıldığı; -------- düzenlenen yazı cevabı ve belgelerde de davacı yana ilişkin bir iş kazasının bulunmadığı, Bilirkişiler tarafından da nazara alınarak rapor ve ek rapor hazırlanmış olup, Bilirkişiler tarafından, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin bir bedel içermediği, o nedenle sözleşmenin teminat verilmesine ilişkin 9. Maddesinin uygulanabilir nitelikte olmadığı; sözleşmenin akdinden sonra davalının TBK madde 123'e uygun olarak teminat mektubu verilmesine ve teminat mektubunun miktarına ilişkin davacıya herhangi bir ihtarda ya da talepte bulunmadığı, zaten talepte bulunmasının gerekli olmadığının davalıca savunulduğu; Sözleşme bedelinin belli olmadığı anlaşmalarda, teminatın ancak bir ihtarla istenebileceği;
Davacı tarafından sözleşmeye dayanılarak istihdam edilen işçilerin sayısının gelen belgelere göre gittikçe artırıldığının anlaşıldığı; Sözleşmenin imzalanmasıyla fesih arasında 5 adet hak edişin düzenlendiği, bu hak edişlerin tamamının fesihten sonra bir yılı aşan sürede ödenmişken, peşin avans ödemeleri için istenen teminatların davalı tarafından fesih sebebi yapılmasının TMK 2. Maddedeki dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağı; Hal böyle olunca davalı tarafından sözleşmenin haksız olarak fesih edildiği, TBK 484 madde uyarınca davalının, sözleşmenin fesih edildiği ana kadar davacının yaptığı işlerin bedelini ödemekle yükümlü olduğu gibi davacının bütün zararlarını da tazmin etmekle yükümlü olduğu kanaatine varıldığı, sözleşmenin normal süresinden önce fesih edilmiş olması nedeniyle mahrum kalınan kazanç nedeniyle uğramış olduğu zararların talep edilebilir olduğu; Bu zararların haksız fesih nedeniyle gerçekleştiği, sözleşme süresinin ---- arasında olduğu ancak sahada fiilen çalışmanın ---- tarihinde başladığı, bu nedenle fiili çalışma süresinin feshe kadar 16 ay 20 gün olduğu; bu süre içinde toplam ön görülen cironun 94.586,478,00 TL olduğu; gerçekleşen toplam cironun 933.433,00 TL olduğu; yapılamayan cironun 93.653.045,00 TL olduğu; bu sektördeki brüt kar marjının %20 net kar marjının %15 olduğu; yüksek yargı uygulamasıyla kar kaybının belirlenmesinde eser sözleşmelerinde net kar miktarının 14.047.957,00 TL olduğu bilirkişi raporuyla tespit edilmiş olup; Ek raporda, taraflar arasındaki sözleşmenin fesih edildiği tarih ile sözleşmenin normal olarak sona ermesi gereken tarih arasındaki dönemde davacının gerekli çabayı gösterseydi dahi tekrar bu nitelikte veya benzer nitelikte bir iş almasının sektörel yönden mümkün olmadığı; zira dosya üzerinde ve açık kaynaklarda yapılan incelemelere göre dava konusu işin yapıldığı --------- sektör tarafından tek seferde gerçekleştirilen en büyük yatırımlardan biri olduğu, bu büyüklükteki sanayi yatırımlarının ancak devlet tarafından planlanabileceği ve doğrudan devlet tarafından veya devlet desteğiyle özel sektör tarafından yapılabileceği; ----- yeni bir rafineri yatırımının bu sektöre nazaran 20 yıldan önce yapılamayacağı; devletin ---------satmamış olsaydı büyük bir olasılıkla böyle bir yatırımı da planlayamayacağını; dolayısıyla davacının nitelik ve nicelik olarak buna benzer yeni bir iş alması içinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda dikkate alındığında ticari hayatın olağan akışında mümkün olmadığını; bu nedenle hesaplanmış olan kar mahrumiyeti zararından TBK 408. madde gereğince herhangi bir indirim yapılamayacağı bildirilmiştir.
Mahkememizce gerek kök raporda tespit edilen mahrum kalınan zararın hesaplanmasına ilişkin gerekçe ve hesaplama şekli gerekse ek raporda TBK 408 madde gereğince hesaplanması istenen indirim miktarı yönünden olayın niteliği gereği indirim yapılamayacağına dair ek rapor ve gerekçesi kabule şayan bulunduğundan herhangi bir indirim yapılmaksızın 14.047.957,00 TL'nin davalıdan 01/12/2016'dan itibaren işleyecek avans faiziyle beraber davalıdan tahsiline, davacıya verilmesine''ŞEKLİNDE KARAR VERİLMİŞ,Mahkememizce verilen bu karar davalı vekilince İstinaf edilmiş, ------ Karar sayılı hükmü ile davalı vekilinin tüm istinaf nedenleri yönünden istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş,Davalı vekili istinaf kararını temyiz etmiş, ---------sayılı kararında;
''1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 125. maddesi gereğince sözleşmelerde; borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: Bunlar; her zaman için ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zararın istenmesidir."Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar: Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüde düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrüdü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde ihlalinde, müspet zararın giderimi söz konusu olur--------Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur. Sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu gözardı edilmemelidir." -------Müspet zarar olan kâr kaybı, yukarıdaki hükümlerin de sonucu olarak kâr elde edememek nedeniyle malvarlığındaki gerçek eksilme esas alınarak belirlenmelidir. Gerçek eksilmenin belirlenmesi konusunda hizmet sözleşmeleriyle ilgili olarak TBK'da düzenlenen 408 ve 438. maddelerdeki kesinti yöntemi kıyasen diğer sözleşmelerde de uygulanmaktadır. 408. maddede iş sahibinin temerrüdü nedeniyle istenebilecek ücret hesabı, 438. maddede ise iş sahibinin sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle istenebilecek zarar hesabı düzenlenmiştir. 408. madde işverenin engellemesi sebebiyle yapmaktan kurtulunulan giderler ile başka bir iş yaparak kazanılan veya kazanmaktan bilerek kaçınılan yararların indirilmesini, 438. madde ise sözleşmenin sona ermesi yüzünden tasarruf edilen miktar ile başka bir işten elde edilen veya bilerek elde etmekten kaçınılan gelirin indirileceğini düzenlemiştir. Her ikisi de indirim unsurları olarak benzer düzenleme içermekte olup öğreti ve uygulamada bu hesaplama kesinti yöntemi olarak adlandırılmaktadır. TBK'daki kesinti yöntemi hizmet sözleşmelerine ilişkin olmasına rağmen diğer sözleşmelerin haksız ve haklı nedenle feshi halinde de kıyasen uygulanmaktadır. ---------- sayılı kararında da iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haklı feshedildiği hallerde kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanunundaki kesinti yönteminin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Kesinti yöntemine göre; yüklenicinin işi tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu giderler (malzeme ve işçilik giderlerinden yaptığı tasarruf) ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar, sözleşme bedelinden düşülmek suretiyle yüklenicinin olumlu zarar kapsamındaki kâr kaybı bulunmalıdır.---------6098 sayılı TBK 408 ve 438. maddelerinde belirtilen kesinti yöntemine göre; davacı yüklenicinin işi fesih sonucu tamamlamaması sebebiyle sağladığı tasarruf (malzeme, işçilik, sigorta, vergi vs. masraflar) ile bu süre içinde başka bir iş yapıp çalışmışsa ya da başka bir iş yapmaktan kaçınmışsa kazanabileceği miktarlar belirlenerek, bulunacak bu miktarların, hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtilen ve karar altına alınan bedelden çıkartılması gerekmektedir. Her ne kadar mahkemece kesinti yöntemi dikkate alınmış ise de, bilirkişinin yanılgılı değerlendirmesine dayanılmıştır. Zira bilirkişi raporunda, dava konusu iş ölçeğinde başka bir işin piyasada bulunmadığı belirtilmiş, dava konusu işin gerçek durumu dikkate alınmamıştır. Bu durumda işveren ve yüklenici arasında bir işin tamamı değil, yüklenici ile taşeron arasındaki işin esas alınması gerekir. Bu iş esas alınırken de birebir aynı işin yapılması beklenmemelidir. kesinti yönteminde aynı mahiyetteki işin yapılması hesaplamada dikkate alınmalıdır.Bu durumda mahkemece yapılacak iş; yukarıda anlatılanlar dikkate alınmak suretiyle, alınacak rapor ve ek raporla usulüne uygun olarak kesinti yöntemi uygulanmak suretiyle davacının müspet zarar talebinin hesaplattırılarak sonucuna göre karar vermekten ibaret olup, bu hususlar gözardı edilerek verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmadığından kararın bozulması uygun bulunmuştur. ''ŞEKLİNDE BİR HÜKÜMLE MAHKEMEMİZ KARARI BOZULUP DOSYA MAHKEMEMİZE GÖNDERİLMİŞTİR.Mahkememizin yeni esasına kaydedilen davada Yargıtay bozma ilamı nazara alınmak suretiyle kâr kaybı elde edememek nedeniyle davacının mal varlığındaki gerçek eksilme miktarının tespiti yönünden; TBK 408 ve 438. Maddelerde düzenlenen kesinti yöntemi kıyasen bu sözleşmeye de uygulanmasıyla; işverence yapılan fesih sonunda davacının tamamlayamadığı işlerden dolayı; davacının yapmaktan kurtulduğu giderler olarak; malzeme ve işçilik, sigorta, vergi .. gibi giderlerinden yaptığı tasarrufun hesaplanarak düşülmesi yönünde önceki bilirkişi heyetinden rapor alınmış,
Bilirkişi heyeti, taraflar arasında kararlaştırılan işten dolayı (işin tamamı davacı tarafça tamamlanıp sözleşmesel kâr payının tamamına hak kazanılsa idi), toplam iş bedelinin %15 oranında kâr payı alacağını; ancak haksız fesih nedeniyle iş yapmamaktan dolayı yapmaktan kurtulduğu malzeme-işçilik-sigorta-vergi gibi giderlerden dolayı %5'lik bir tasarrufunun söz konusu olduğunu; davacının bu işten elde edeceği kâr kaybının 14.047.921,22 TL olduğunu, bundan %5 oranında indirim yapılması halinde davacının kâr kaybının (702.396,06 TL kesintiden sonra) 13.345.521,10 TL olduğunu hesaplamışlar,Mahkememizce rapor denetlenmiş, davacının yapacağı işi tamamlaması halinde alacağı toplam iş bedelinin %15'inin kâr payı olması; ama işi tamamlamamaktan dolayıda kesinti yöntemi gereğince yanına kalan tasarruf miktarını bunun %5'i olması uygun bulunmuş, rapor hükme esas alınmıştır.Davalı vekili iş bu rapora itiraz ederek bilirkişi heyetine, iş sağlığı ve güvenliği uzmanının yer almadığı, ''rafineri inşaatı'' konusunda uzman olmayan bilirkişi heyetinin bu raporu hazırlamakta yetkinliğinini bulunmadığını ve bu rapora göre karar verilemeyeceğini ileriye sürmüş ise de; Söz konusu rafineri de iş sağlığı ve güvenliği konusunda uzman bilirkişinin bu dosyanın özelliğinden dolayı gerekli olmadığı; taraflar arasında bir eser sözleşmesinin bulunduğu, eser sözleşmesinin işveren davalı tarafından fesih edildiğinin ihtilafsız olduğu; mahkememiz için hukuki bir mesele halindeki ''feshin haklı yada haksız olması'' durumunun önem arz ettiği; ilk kararda da açıklandığı üzere davalının fesih sebeplerinin gerçekleşmiş olması halinde bunların haklı bir fesih sebebi kabul edilebilmesi için; nitelikleri gereği bu eksiklikleri gidermesi için davacıya ihtarla bir süre verilmesi gerektiği, hiç süre verilmeksizin, iş bir süre bu sebeplerle birlikte yürürken, akdi doğrudan fesih ettiğini bildirdiğinden dolayı mahkememizce haksız bulunmuş olup; davacı yükleniciye süre verilmeksizin fesih yapıldığından dolayı artık fesih nedenleri gerçekleşmiş olsa da olmasa da sonucun değişmeyeceği; bu nedenle davacı tarafından yeteri kadar inşaat sahasında iş sağlığı ve güvenliği uzmanının çalıştırılmaması, davacı tarafça yatırılması gereken teminatın yatırılmamasına dayalı fesih sebeplerinin geçerli ve yeterli olduğu değerlendirilse dahi süre verilmediğinden ötürü yapılan fesihle davalının haksız duruma düştüğü; bu nedenle inşaat sahasında yeteri kadar iş sağlığı ve güvenliği uzmanının çalıştırılıp çalıştırılmadığının ve bu konuda uzman bilirkişi dahilinin dosyaya bir fayda sağlamayacağı; KALDI Kİ DAVACININ BUNA İLİŞKİN (akdin feshinin haklı olduğu ve mahkememizin ilk kararında bilirkişi heyetinin yeterli olmadığına ilişkin) hususları önce istinaf sonra temyiz sebebi yaptığı ancak istinaf kararı ve yargıtay kararında bu yönden taleplerinin reddedildiği; yargıtay bozma ilamında ''diğer temyiz itirazlarının reddi ile'' sadece kesinti yönteminin kıyas yoluyla uygulanması yönünden hükmün bozulduğu nazara alınarak; bunun davacı yönünden de kazanılmış hak teşkil edeceği; bilirkişilerin nitelikleri gereği zaten sözleşmeyle belirlenen iş bedelinin ne miktarının kâr payı olacağı, bundan ne miktar tasarruf edilen giderin düşüleceği konusunda bilirkişi heyetinin de yeterli olduğu mahkememizce kabul edilmiş, bu çerçevede aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
DAVANIN KISMEN KABULÜNE,
13.345.521,10 TL'nin davalıdan 01/12/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline, davacıya verilmesine,
Fazlaya dair talebin REDDİNE,
Alınması gereken 911.632,25 TL harçtan peşin olarak alınan ve ıslahla tamamlanan toplam 239.905,78 TL harcın mahsubu ile eksik 671.726,47 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
Tamamı davacı tarafça karşılanan başvuru harcı ve ilam harcı toplamları 239.941,68 TL ile davetiyeler gideri 1.769,00 TL'nin ve bilirkişi inceleme ücreti 18.900,00 TL'nin kabul ve ret oranı gereğince 18.747,70 TL lik kısmının toplamı 258.689,38 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp, davacıya verilmesine; karar kesinleştiğinde bakiye gider avansı kalırsa davacıya iadesine,
Karar tarihindeki AAÜT gereğince, 741.455,21 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, reddedilen kısım üzerinden hesaplanan 109.359,41 TL nispi vekalet ücretinin de davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
Dair karar, Davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda karar gerekçesinin tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay yolu açık olarak oy birliği ile verildi, açıkça okundu usulen tefhim olundu. 23/10/2025