T.C. İstanbul Anadolu 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2020/543 Esas
KARAR NO: 2023/202
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ: 19/11/2020
KARAR TARİHİ: 15/03/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkili----- annesi olduğunu ve gebelik takibinin dava dışı Dr. ... tarafından yapıldığını, Dr. ...'nin Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesinin davalı ... tarafından düzenlendiğini, sigortalı doktorun gebelik takibinde müvekkili anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmadığını, küçük ...'in down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, down sendromunun gebelikte tespitinin mümkün olduğunu, tespiti halinde 2827 SK'na göre gebeliğin sonlandırılmasına izin veren bir özür olduğunu, Yargıtay ------ Hukuk Dairesi'nin hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağını kabul ettiğini ileri sürerek müvekkili ... için 430.000,00 TL iş göremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminat, 40.000,00 TL manevi tazminat, ... için 20.000,00 TL manevi tazminat, ... için 20.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 510.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davanın süresi içinde açılmadığını ve zaman aşımına uğradığını, davanın Dr. ...'ye ihbar edilmesi gerektiğini, dava dışı Dr....'nin 08/09/2020-08/09/2021 tarihleri arasında müvekkili tarafından sigortalı olup zararın meydana gelmesinde hekimin sorumlu olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini, bunun için riziko tarihinin doğru olarak tespitinin yapılması gerektiğini, yasal düzenlemeler uyarınca hekimlik uygulamasının gerçekleştirildiği tarihin değil, hekimin kendisine yahut sigorta şirketine yönelik tazminat talebinde bulunulduğu tarihteki poliçe ile sorumluluğun teminat altına alındığını, bu hususun da araştırılması gerektiğini,müvekkilinin hukuki sorumluluğundan bahsedilebilmesi için tıbbi uygulama hatası niteliğinde bir kusur bulunması gerektiğini, dava konusu olayda tıbbi uygulama hatası bulunmadığını, günümüz koşullarında down sendromunun anne karnında iken tarama testleri ile kesin olarak tespitinin mümkün olmadığını, down sendromunun anne karnındayken tespitindeki zorluğun hastalığın bir kromozom hastalığı olmasından kaynaklandığını, kromozomların anne karnındayken görüntülenmesinin günümüz koşullarındaki tıbbi imkanlarla mümkün olmadığını, tarama testi pozitif olan tüm olgularda dahi hastalığın kesin olarak var olduğunun söylenemeyeceğini, anne karnında down sendromunun tespit edilmesi halinde dahi fetüse müdahale imkanı bulunmadığını, hekimin gerekli testlerin yapılmasını önermiş ve sonuçlar negatif çıkmış ise davacıların çocuklarının down sendromlu olarak dünyaya gelmesinde hekime atfedilecek bir kusur olmayacağının açık olduğunu, bunun yanı sıra davacı yanın anne babanın gebeliğin sonlandırılması imkanının elinden alındığından bahsettiğini ancak anne babanın çocuğun down sendromlu olarak dünyaya geleceğini bilselerdi gebeliğe son verecek olup olmadıkları konusu üzerinde durulması gerektiğini, ikili testin hamileliğin 11-14.haftalarında, üçlü ve dörtlü testin ise 16-20.haftalar arasında yapılabildiğini, tanı konulabilir olsa da TCK 100.maddesinde belirtilen gebelik süresi geçtiğinden bebeğin aldırılmasının mümkün olmadığını, meydana gelen zarara hekimin sebebiyet verip vermediği, zarar ile uygulanan işlem arasında illiyet bağı olup olmadığı hususlarında-----.İhtisas Dairesinden rapor alınmasını gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İNCELEME ve GEREKÇE: Dava, hukuki niteliği itibari ile; Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davacılar vekili davacılardan ...'in 27/03/2017 tarihinde down sendromlu olarak dünyaya gelmesinde davacı anne ...' in gebelik takibini yapan ve davalının sigortalısı durumunda bulunan dava dışı Dr....'nin sorumluluğunun bulunduğunu, doktorun davacıları aydınlatmaması nedeniyle down sendromlu doğumdan sorumlu olduğunu, usulünce aydınlatılmış onam alındığını, aydınlatma görevini yerine getirdiğini ispat yükünün hekime ait olduğunu iddia ederek TTK 1483 ve devamı maddeleri uyarınca doktorun tıbbi kötü uygulama sigorta poliçesini düzenleyen davalıdan maddi ve manevi tazminat talep ettiklerini bildirmiş, davalı yan öncelikle zaman aşımı ve husumet itirazında bulunmuş ve davanın usul ve esastan reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın sigortalı doktora ihbarını talep etmiştir.Dilekçeler aşaması tamamlanmakla mahkememizin14/04/2021 günlü ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanı bulunmadığından uyuşmazlık noktalarının tespiti ile tahkikat aşamasına geçilerek deliller toplanıp, bilirkişi raporları alınmak suretiyle sonuca gidilmiştir.
Davacı ... 'in 27/03/2017 tarihinde ----- Hastanesinde( önceki ünvanı özel ---- Hastanesi) canlı bir kız çocuğu dünyaya getirdiği, doğumun Dr. ... tarafından gerçekleştirildiği, dünyaya gelen ...' de down sendromu bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Annenin doğum yaptığı 27/03/2017 tarihinden geriye doğru 1 yıllık süre içindeki medula kayıtlarından gittiği hastaneler tespit edilerek, hasta kayıt ve belgeleri getirtilip dosyaya konulmuştur.Davalı yan zaman aşımı itirazında bulunmuştur. Davacı annenin 27/03/2017 tarihinde doğum yaptığı mahkememizdeki davanın 19/11/2020 tarihinde açıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yargıtay ----Hukuk Dairesinin ------ Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere;
6102 sayılı TTK'nın "Doğrudan dava hakkı" başlıklı 1478. maddesi, "(1) Zarar gören, uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmının tazminini, sigorta sözleşmesi için geçerli zamanaşımı süresi içinde kalmak şartıyla, doğrudan sigortacıdan isteyebilir." hükmünü,"Zamanaşımı" başlıklı 1482. maddesi, "(1) Sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar." hükmünü, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının "B.1. Rizikonun Gerçekleşmesi" başlıklı maddesi, "Sigorta sözleşmesinin konusuna ilişkin olarak sigortalının kendisine tazminat talebinde bulunulduğunu öğrendiği ya da zarar görenin doğrudan doğruya sigortacıya başvurduğu anda riziko gerçekleşmiş sayılır." hükmünü,
"B.5. Doğrudan Dava Hakkı" başlıklı maddesi, "Zarar gören, uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmının tazminini, sigorta sözleşmesi için geçerli zamanaşımı süresi içinde kalmak şartıyla, doğrudan sigortacıdan isteyebilir." hükmünü,
"C.9. Zamanaşımı" başlıklı maddesi, "Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve sigorta tazminatına ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar." hükmünü içermektedir. Bu yasal düzenlemeler karşısında davacı talepleri yönünden zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından davalı yanın zamanaşımı itirazı reddedilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Davalı tarafından Dr. ... için 08/09/2020 başlangıç tarihli, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesinin düzenlendiği, poliçe teminat limitinin 800.000,00 TL. olduğu, sigorta poliçesinin manevi tazminat klozunu içerdiği anlaşılmıştır.TTK 1478 maddesindeki düzenleme uyarınca zarar görenin doğrudan sigorta şirketine başvuru hakkı mevcut olduğundan davalının husumet itirazı da yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin talebi ile dava Dr. ... 'ye ihbar edilmiş, vekili tarafından feri müdahele dilekçesi sunulmuştur. Feri müdahil vekili dilekçesinde, Tıp literatüründe bebekte meydana gelen anomalilerin tamamının gebelik süresince tespitinin %100 mümkün olmadığının kabul edilen bir gerçek olduğunu, Down Sendromunun anne karnındayken tanılanma imkânının %60 civarında olup belirli sürelerde yapılabilen gebelik tetkikleri ile oldukça sınırlı ve çoğu zaman imkânsız olduğunu, Ense kalınlığı-İkili-Üçlü test-Ayrıntılı ultrason yöntemlerinin tanı testi değil, tarama testi olup anne karnındayken bebeğe kesin tanı konulması amacı ve başarısına sahip olmayan, yalnızca risk durumunu tarayabilen testler olup hiçbir zaman kesin sonuç vermediğini, testlerden herhangi birinin bozuk çıkması halinde direkt amniyosentez önerildiğini, tüm gebelik testlerinin her gebeye uygulanması şart olmayıp belirli risk durumunun saptanması ve endikasyon görülmesi halinde uygulanması gerektiğinin kabul edildiğini, hastadan ikili test istendiğini ancak hastanın ikili test yaptırmayı kabul etmediğini, tahliye düşünmemesi nedeniyle tüm bilgilendirmeye rağmen ikili test yaptırmayı kabul etmediğine dair tanık dinletileceğini,yine hastanın dörtlü testin sadece Down sendromu gibi tahliye haricinde çözümü olmayan durumlar dışında spina bifida, bel kemiği açıklığı gibi ‘nöral tüp defektleri’ denilen ve tahliye gerektirmese de ileri merkeze sevk, perinatolog incelemesi ve doğum öncesi hazırlıklar gerektiren durumlar hakkında bilgi sahibi olunmasını sağladığı belirtilerek ve hastanın bu konuda bilgilendirilerek dörtlü test yapılması için ikna edildiğini, dörtlü tarama testinin down sendromu açısından risksiz bulunduğunu,21. haftada perinatolog tarafından yapılan ayrıntılı obstetrik ultrasonografi sonucunda Perinatolog tarafından yapılan değerlendirme ve ayrıntılı USG sonucunda tüm bu parametrelerin normal sınırlar içinde tespit edilip Down Sendromu için artmış risk durumu raporlanmadığını, tarama testlerinde risk oranı yüksek belirlenen gebelerde ileri tetkik yöntemi olarak amniyosentez önerildiğni, Tarama testlerinden farklı olarak ileri basamak tetkik yöntemi olan amniyosentez işleminde, bebeğin bulunduğu ortama müdahale edildiğinden bebeğin ve annenin hayatı açısından büyük oranda risk içerdiğini amniyosentez uygulaması neticesinde düşük doğum, bebek ölümü gibi neticeler meydana gelebildiğinden amniyosentezin her hastaya önerilmeyip, yalnızca endikasyon mevcutsa (risk durumu tespit edilmişse) önerildiğini,hastaya ikili test hakkında bilgi verilmiş olup hastanın tahliye düşünmemesi nedeniyle testi yaptırmadığını ancak hastaya başka olası gebelik sorunlarının da tespit edilebileceği detaylı bilgisi verilerek dörtlü test yapılmaya ikna edildiğini, dörtlü tarama testinde sonucun düşük riskli olduğu, testin sadece tarama testi olduğu, sadece riskleri göstermiş olduğu ve riskin artmış olması bebeğin mutlaka etkilenmediği anlamına gelmediği gibi düşük riskli olmasının da ki bu hastada olduğu gibi down sendromu gibi kromozomal anomalilerin varlığı ihtimalini ekarte ettirmeyeceğinin hastaya detaylı olarak anlatıldığını, Amniyosentezin her gebeye önerilmediğini, işlemin niteliği gereği bazı riskleri bulunduğunu,her gebeye amniyosentez önerilmesinin 1 down sendromlu çocuğun tespit edilmesi için onlarca sağlıklı bebeğin işlem sırasında kaybedilmesi riskini doğurabileceğini bu durumun hukuken kabul edilemeyeceğini,bu nedenlerle hastaya yapılacak bilgilendirmenin hastanın mevcut durumu ve aydınlatılması yapılacak işlemin endikasyonlarının bulunmasına bağlı olduğunu ifade etmiştir.Tıp literatüründe bebekte meydana gelen anomalilerin tamamının gebelik süresince tespitinin %100 mümkün olmadığının kabul edilen bir gerçek olduğunu, Down Sendromunun anne karnındayken tanılanma imkânının %60 civarında olup belirli sürelerde yapılabilen gebelik tetkikleri ile oldukça sınırlı ve çoğu zaman imkânsız olduğunu, Ense kalınlığı-İkili-Üçlü test-Ayrıntılı ultrason yöntemlerinin tanı testi değil, tarama testi olup anne karnındayken bebeğe kesin tanı konulması amacı ve başarısına sahip olmayan, yalnızca risk durumunu tarayabilen testler olup hiçbir zaman kesin sonuç vermediğini, testlerden herhangi birinin bozuk çıkması halinde direkt amniyosentez önerildiğini, tüm gebelik testlerinin her gebeye uygulanması şart olmayıp belirli risk durumunun saptanması ve endikasyon görülmesi halinde uygulanması gerektiğinin kabul edildiğini, hastadan ikili test istendiğini ancak hastanın ikili test yaptırmayı kabul etmediğini, tahliye düşünmemesi nedeniyle tüm bilgilendirmeye rağmen ikili test yaptırmayı kabul etmediğine dair tanık dinletileceğini,yine hastanın dörtlü testin sadece Down sendromu gibi tahliye haricinde çözümü olmayan durumlar dışında spina bifida, bel kemiği açıklığı gibi ‘nöral tüp defektleri’ denilen ve tahliye gerektirmese de ileri merkeze sevk, perinatolog incelemesi ve doğum öncesi hazırlıklar gerektiren durumlar hakkında bilgi sahibi olunmasını sağladığı belirtilerek ve hastanın bu konuda bilgilendirilerek dörtlü test yapılması için ikna edildiğini, dörtlü tarama testinin down sendromu açısından risksiz bulunduğunu,21. haftada perinatolog tarafından yapılan ayrıntılı obstetrik ultrasonografi sonucunda Perinatolog tarafından yapılan değerlendirme ve ayrıntılı USG sonucunda tüm bu parametrelerin normal sınırlar içinde tespit edilip Down Sendromu için artmış risk durumu raporlanmadığını, tarama testlerinde risk oranı yüksek belirlenen gebelerde ileri tetkik yöntemi olarak amniyosentez önerildiğni, Tarama testlerinden farklı olarak ileri basamak tetkik yöntemi olan amniyosentez işleminde, bebeğin bulunduğu ortama müdahale edildiğinden bebeğin ve annenin hayatı açısından büyük oranda risk içerdiğini amniyosentez uygulaması neticesinde düşük doğum, bebek ölümü gibi neticeler meydana gelebildiğinden amniyosentezin her hastaya önerilmeyip, yalnızca endikasyon mevcutsa (risk durumu tespit edilmişse) önerildiğini,hastaya ikili test hakkında bilgi verilmiş olup hastanın tahliye düşünmemesi nedeniyle testi yaptırmadığını ancak hastaya başka olası gebelik sorunlarının da tespit edilebileceği detaylı bilgisi verilerek dörtlü test yapılmaya ikna edildiğini, dörtlü tarama testinde sonucun düşük riskli olduğu, testin sadece tarama testi olduğu, sadece riskleri göstermiş olduğu ve riskin artmış olması bebeğin mutlaka etkilenmediği anlamına gelmediği gibi düşük riskli olmasının da ki bu hastada olduğu gibi down sendromu gibi kromozomal anomalilerin varlığı ihtimalini ekarte ettirmeyeceğinin hastaya detaylı olarak anlatıldığını, Amniyosentezin her gebeye önerilmediğini, işlemin niteliği gereği bazı riskleri bulunduğunu,her gebeye amniyosentez önerilmesinin 1 down sendromlu çocuğun tespit edilmesi için onlarca sağlıklı bebeğin işlem sırasında kaybedilmesi riskini doğurabileceğini bu durumun hukuken kabul edilemeyeceğini,bu nedenlerle hastaya yapılacak bilgilendirmenin hastanın mevcut durumu ve aydınlatılması yapılacak işlemin endikasyonlarının bulunmasına bağlı olduğunu ifade etmiştir. Feri müdahil vekili tarafından bildirilen tank ... talimat mahkemesi aracılığı ile dinlenmiş tanık ifadesinde " ben davacıları tanıyorum, feri müdahil doktor ...'nin yanında asistan olarak çalışmaktayım, muayene sırasında hastaların yanında ben de bulunmaktayım, davacı ---- tanırım, davacı 12 haftalık hamile iken doktor ...'ye muayene olmuştur ve doğumuna kadar da doktor ... tarafından yapılmıştır, doktor ... tüm hastalarına ayrıntılı hatırlatmaları yapmaktadır, davacı ------ ikili tarama testi yapılmasını önermiştir, ancak ... testlerin yüksek riskli çıkması halinde dahi çocuğu doğurmak istediğini aldırmak istemediğini söylemiştir, ben de bilgisayarda epikriz raporuna bu şekilde not aldım, zaten ... bilinçli bir hastaydı, 16 haftalık hamile iken başka hastalıklara da bakıldığı için üçlü tarama önerildi yine üçlü taramayı da yapmak istemedi ancak doktor ... tarafından başka hastalıkların da kontrol edildiği söylenince üçlü taramayı kabul etti ve üçlü taramayı yaptırdı, bu üçlü taramada bebeğin down sendromlu olduğu anlaşılmaz ancak riskli bir bebek olduğu anlaşıldı, hastaya amniosentez denilen kesin tanı testi önerildi ancak hasta bu testi yaptırmak istemedi, bu testi yaptırmamasının riskleri kendisine anlatıldı, ancak test istemedi bunun üzerine kendisine yazılı onam formu verilerek imzalattırıldı, doktor ... gerek yazılı gerek sözlü aydınlatma görevini yerine getirmiştir." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Dosya küçük çocuğun maluliyet durumunun belirlenmesi için ---- Kurumu'na gönderilmiş ancak ------İhtisas Dairesince öncelikle sigortalı hekimin kusurlu olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılarak mahkememizce sorulmadığı halde hekim hatasına ilişkin 06/10/2021 tarihli raporun gönderildiği görülmüştür. Bu hususta ----- Kurumuna tekrar müzekkere yazılarak mahkememizce hekim hatasına ilişkin rapor talep edilmediği, küçük çocuktaki maluliyet durumunun belirlenmesi için rapor talebinde bulunulduğu bildirilmiş, bu kez -----. İhtisas Kurulunca 29/07/2022 tarihli rapor düzenlenerek gönderilmiştir. -----.İhtisas Dairesinin raporunda çocuğun down sendromlu olarak dünyaya gelmesi nedeniyle % 100 oranında meslekte kazanma gücü kaybının bulunduğu ve bu duruma göre sürekli olarak başkasının bakımına muhtaç olduğu belirlenmiştir.Dosya tazminat hesabının yapılması için bilirkişiye verilmiş, alınan 01/03/2023 tarihli raporda, bilirkişinin belirlenen maluliyet oranını esas alarak hesaplama yaptığı ve maddi zararı %100 kusur oranına göre 7.539.929,25 TL olarak hesapladığı, çocuğun hayat boyu bakıcıya ihtiyaç duyacak olmasını gözönünde bulundurarak talep edilebilecek bakıcı giderini de %100 kusur durumuna göre 8.894.261,25 TL.olarak belirlediği anlaşılmıştır.
Davacılar vekili 10/03/2023 tarihli talep arttırım dilekçesi ile harç yatırmak suretiyle 800.000 TL.poliçe limitini gözönünde bulundurarak küçük ... için 720.000 TL.işgöremezlik-maddi tazminat ( bakıcı gideri dahil), 40.000,00 TL.manevi tazminat, davacı ... için 20.000,00 TL.ve davacı ... için 20.000,00 TL.manevi tazminat olmak üzere toplam 800.000 TL.nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ettiklerini bildirmiştir.Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayalı olup, uyuşmazlığın temelini teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktorun bu kapsamda mevcut sorumluluğu ve özen borcu oluşturmaktadır. Buna göre vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle vekil konumunda olan ve tedavi işlemlerini yapanların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle söz konusu özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 59/g maddesi uyarınca çıkarılan Hekim Etiği Yönetmeliği ile Hasta Hakları Yönetmeliği hükümlerinde de belirtildiği üzere, hasta tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek hekim tarafından tıbbi müdahale konusunda bilgilendirilmelidir. Bu kapsamda sağlık hizmetinin verilmesinde tıbbı gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevi hekime ait olup, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkı bulunmaktadır. Bu bilgilendirmenin hekim tarafından hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekmektedir. Hastayı bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekim, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğini kanıtlamakla yükümlüdür. Özetle, hekim görevini özenle yerine getirmeli ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır.Hekimin down sendromunu teşhise yönelik bir hatasının veya bu anomaliyi teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmamasının sorumluluğunu doğuracağı izahtan varestedir. -----Karar sayılı içtihadı ve yerleşik içtihatları)Somut olayda; davacı ...'in gebelik döneminde ------Hastanesinde kontrollerinin yapıldığı, annenin Dr. ... tarafından takip edildiği, 08/10/2016 tarihli muayenesinde düzenlenen epikriz raporunun “Şikayet gebelik SAT: 8 Temmuz 2016 Hikaye SAT'a göre: 13 hafta 1 gün kan grubu: A rh (+) G: 1 P: 0 A: 0 Y: 0 (ilk gebelik) rutinler ve aciller anlatıldı. İkili tarama önerildi bulgular USG: Fka + CRL 67.4 mm 13 hafta 0 gün ile yumlu NT: Pozisyon nedeniyle ölçülemedi 2 gün sonra kontrole çağırıldı.” şeklinde olduğu, annenin 03/10/2016 tarihli muayenesi sonucunda “Şikayet gebelik SAT: 8 Temmuz 2016 hikaye SAT'a göre: 16 hafta 6 gün kan grubu: A Rh (+) ilk gebelik rutinler ve aciller anlatıldı. ikili tarama: Yaptırmak istemedi dörtlü tarama: İstendi bulgular USG: FKA + BPD: 34 mm 16 hafta 4 gün AFİ: Normal serviks: Kapalı” şeklinde, epikriz raporu hazırlandığı,----- Labaratuvarlarının 03/11/2016 tarihli tetkikinde; “Tr.21 riski doğumdaki 1/2215, yaş riski doğumdaki 1/1315 Down Sendromu hesaplanmış trisomy 21 riski cut off değerinin altındadır ve bu değer risksiz bölgede bulunmaktadır. trisomy 21 sonucuna göre, aynı değerleri gösteren 2215 kadından sadece 1'inde trisomy 21 li gebeliğe rastlanmıştır. 2214 kadında ise normal gebelik görülmüştür. hesaplanan tüm değerler istatistiksel risk değerleri olup tarama amacı ile kullanılmaktadır bu bir teşhis programı değildir bu sonuçların istatistiksel sonuçlar olduğu ve teşhis değeri olmadığı unutulmamalıdır. Nöral tüp defekti için düzeltilmiş AFP MoM değeri (0,73) risksiz bölgede bulunmaktadır. Trisomy 18 riski
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-DAVANIN ARTTIRILAN HALİ İLE KABULÜNE,
Davacı ... için 720.000,00 TL maddi tazminat, 40.000,00 TL manevi tazminat,
Davacı ... için 20.000,00 TL manevi tazminat ve davacı ... için 20.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 800.000,00 TL'nin davalı taraftan dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
2- Karar harcı 54.648,00 TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 1.741,91 TL ile tamamlama harcı olarak yatırılan 991,00 TL. harcın mahsubu ile bakiye 51.915,09 TL harcın davalıdan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
3-Davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 1.741,91 TL ile 991,00 TL.tamamlama toplamı 2.732,91 TL. harcın davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
4-Davacılar tarafından yapılan 62,20 TL ilk masraf, 281,50 TL tebligat ve müzekkere gideri, 3.000,00 TL bilirkişi ücreti, 1.869,30 TL. ----- Bilim Dalı raporu masrafı olmak üzere toplam 5.213,00 TL. yargılama giderin davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
5-Davalı tarafça yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
6-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hükmedilen maddi tazminat yönünden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 97.200,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı ----- velayeten diğer davacılara verilmesine,Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hükmedilen manevi tazminat yönünden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 12.800,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
7-7155 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununa eklenen 18/A maddesinin 13.fıkrası ve yürürlükte bulunan Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca hazine tarafından karşılanan 1.360,00 TL.arabuluculuk ücretinin davalı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
8-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,HMK 345. Maddesi hükmü uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere davacılar vekili, davalı vekili ve feri müdahil vekilinin yüzlerine karşı oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.