T.C. İstanbul Anadolu 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/32 Esas
KARAR NO:2023/922
DAVA:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:14/01/2022
KARAR TARİHİ:12/12/2023
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili davacı aleyhine ----- sayılı dosyası üzerinden -- bonoya dayalı takip başlatılmış olduğunu, müvekkilinin taşınmazı üzerine haciz konmuş olduğunu, söz konusu bononun bedelsiz bir bono olduğunu, ne müvekkili -------Ticari kayıtlarında ne de davalı tarafın ticari kayıtlarında iddia edilen alacağın mevcut olmadığını, müvekkili ticari defterlerini usul ve yasaya uygun olarak tutmuş olduğunu, bu hususun ticari defter kayıtları celp edildiğinde görüleceğini, mevcut olmayan bir alacak için müvekkillerinin sorumlu olamayacağını, diğer müvekkili ------ bonoya şirket adına imza atmış olduğunu, kendisi adına kefil sıfatıyla imza atmadığını, müvekkilinin ticari teamülden ötürü çift imza atmış olduğunu, ancak bononun kefil hanesi boş olduğu için müvekkilinin ismi yazılarak kefil yapılmış olduğunu, bu yazıların müvekkiline ait olmadığını, bononun keşidecisi ve lehdarı şirket olduğunu, her ikisi de tacir olduğundan gerek müvekkili şirketin gerekse davalı alacaklı şirketin ticari kayıtlarında takip konusu bono ile ilgili hiçbir alacak kaydının bulunmadığını, davalı şirketin ticari kayıtları aleyhine delil niteliğinde olup her iki tarafın ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak bononun bedelsiz olduğunun tespiti ile her iki müvekkilinin alacaklıya karşı borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ettiklerini, bedelsizlik definin 6102 Sayılı TTK.'nun 687. md. gereğince kişisel defi olduğunu, kişisel defi düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebileceğini, dava konusu bonoda senedin hamili lehdar olduğundan bedelsizlik definin ileri sürülebileceğini, davalı tarafın müvekkillerinden herhangi bir alacağı olmadığını, davanın kabulüyle müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin iptaline yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın davaya konu bononun bedelsiz olduğunu ileri sürdüğünü ancak bononun bedelsiz olduğuna ilişkin somut hiçbir delil ve beyanda bulunmamış olduğunu, davacıların dava konusu bononun bedelsiz olduğuna ilişkin iddialarını kesin surette kabul etmediklerini, kambiyo taahhüdünün geçerliliği sebebe bağlı olmayıp, bu senetler maddi anlamda soyut (mücerret) senetler olduğunu, davacı tarafın, kambiyo senedi (bono) üzerindeki imzaların kendilerine ait olduğunu ve taraflar arasındaki kambiyo ilişkisinin varlığını kabul etmiş olup, bu haliyle kambiyo senedine karşılık olarak bedelsizliğe ilişkin ispat yükünün davacılar üzerinde olduğunu, davacılar taraflar arasındaki temel ilişkiyi ve bononun bedelsizliğinin hangi gerekçeye dayandığını ispatla mükellef olduğunu, bedelsizlik iddiası ikrar edilen bonoya karşı olduğundan, kural olarak ancak kesin delille ispat edilebileceğini, dava dilekçesi incelendiğinde kesin delillere dayanılmadığını söz konusu soyut bedelsizlik iddiasının ticari defterler üzerinden ispat edilemeyeceğinin açık olduğunu, kambiyo senetlerinin ticari defterlere kaydı zorunlu tutulmadığından aksinin kesin deliller ile ispat edilmesi gerekmekte olduğunu, davacılar tarafından hem taraflar arasındaki kambiyo ilişkisi kabul edilmiş hem de ticari defterlere dayanarak mevcut var alacağın olmadığı iddia edilmiş olup, bu haliyle davacıların beyan ve iddialarının birbiri ile çelişmekte olduğunu, davacılar ancak ve ancak somut ve kesin delillere dayanarak söz konusu itirazı ileri sürülebilecek olduğunu, bu haliyle davacıların ticari defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması talebinin mesnetsiz olduğunu, dava dilekçesinde bono üzerindeki her iki imzanın da davacı ------ ait olduğunu, hem yetkili olduğu şirket adına hem de kendi şahsı adına bonoda imzası bulunmakta olduğunu, bononun ön yüzündeki ikinci imzanın atılması zorunluluğu olmadığından atılan ikinci imzanın aval olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bonoya atılan ikinci imzanın davacı ------şahsi sorumluluğunu doğuracağının açık olduğunu, bu itibarla dava konusu bononun bedelsiz olduğuna ilişkin ispat yükü davacılarda olduğundan, ancak ve ancak kesin deliller ile ispat edilebileceğini, kambiyo senetlerinin soyutluğu ilkesine karşılık davacılar tarafından somut ve elle tutulur hiçbir gerekçe sunulmamış olduğunu, davacı-------- basiretli bir tacir olarak avalist sıfatının bulunduğu ve bono üzerindeki ikinci imzanın aval sıfatı ile şahsi sorumluluk doğurduğunun kabulünün gerekmekte olduğunu, davacının tüm bu hususlar yönünden itirazlarının maddi gerçeğe aykırı ve soyut olduğunu, tüm bu nedenlerle davanın reddi ile bono bedelinin en az %20'si oranında lehlerine tazminata hükmedilmesine, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve arz etmiştir.
İNCELEME ve GEREKÇE:Dava, hukuki niteliği itibari ile davacıların kambiyo senedinden dolayı ---- sayılı dosyasına borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.Dilekçeler aşaması tamamlanmakla, mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmıştır. ------- sayılı dosyasının yapılan incelemesinde; davalı tarafından, dosya davacıları hakkında --- işlemiş faiz olmak üzere toplam 269.846,80 TL tutarında alacağın, asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsili amacıyla, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatıldığı ve takibin kesinleştiği anlaşılmıştır.Mahkememizce davacı şirket ve davalı şirketin tüm ticari defterleri ve defterlerin bu uyuşmazlığa ilişkin dayanak kayıtları üzerinde bilirkişi vasıtasıyla inceleme yapılmıştır. Bilirkişi ---- tarafından düzenlenen --- tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişkinin mevcut olduğu, işbu ticari ilişki kapsamında davacı şirketçe davalı şirkete 118.000,00 TL borç bakiyesinin mevcudiyetini sürdürmekte olduğu, davaya konu bononun ise davacı şirket ticari defterlerinde kayıtlı bulunmadığı ve tarafların ticari defterlerinde kayıtlı bulunan 118.000,00-TL borç alacak bakiyesiyle ilişkilendirilmediği belirtilmiştir.
Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bu nedenle bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 691/1).Bonoda şekil şartları TTK’nın 688. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir.
Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir ----Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK’nın m. 191/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır.Bonodaki bedel kaydının her iki tarafça talil edilmesi hâlinde ispat yükü borçlu üzerindedir. Diğer bir ifade ile bu durumda ispat yükü yer değiştirmez. HMK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca borçlunun bononun bedelsiz olduğunu ispat etmesi gerekir.2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.).
İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Kambiyo senedinden kaynaklanmayan menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir.Senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi gereği, senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Davaya konu bononun bedelsizlik iddiaları bakımından açılan menfi tespit davasında ispat yükü davacı borçludadır.Somut olayda; Şirket yetkilisi tarafından bononun ön yüzüne atılmış ikinci imza aval olarak değerlendirileceğinden davacı ---- şirket ile birlikte şahsi sorumluluğunun bulunduğu, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları doğrultusunda davacıların kambiyo senedi (bono) üzerindeki imzaların kendilerine ait olduğuna ve taraflar arasındaki kambiyo ilişkisinin varlığına itirazda bulunmadıkları, ancak bedelsizlik iddiası yönünden davacıların üzerine düşen ispat yükünü yerine getirmedikleri anlaşılmıştır. Davacı delil olarak taraf ticari defterlere dayanmış ise de ; kambiyo senedinin ticari defterlere kaydedilmemiş olmasının senedi hükümden düşürmeyeceği açıktır. Davacı taraf her ne kadar yemin deliline dayanmış ise de, yemin teklifinde bulunmayacağını beyan etmekle davacıların bedelsizlik iddiasını ispatlayamadığı sonucuna varılarak davanın reddine, haksız açılan davada davacıların kötü niyetle hareket ettiği kabul edilmiş olup, davacılar aleyhinde kötü niyet tazminatına hükmedilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacılar tarafından davalı aleyhine açılan menfi tespit DAVASININ REDDİNE,
2-Davacılardan alacağın %20 oranı olan 44.600,00 TL tazminatın davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalıya verilmesine,
3-Harçlar Kanuna göre alınması gereken 269,85 TL karar harcının davacı tarafça yatırılan 3.808,29 TL harçtan mahsubu ile fazladan yatırılan harcın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T' deki esaslara göre belirlenen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
7-7155 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 13.fıkrası ve yürürlükte bulunan Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan 1.360,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
8-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
HMK 345. Maddesi hükmü uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 12/12/2023