T.C. İstanbul Anadolu 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/469
KARAR NO: 2025/820
DAVA: Alacak (İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 03/06/2025
KARAR TARİHİ: 07/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Davacılar ---- davalı ------- arasında, daha önce kurulan güven ilişkisi çerçevesinde, davalıya ait olduğu iddia edilen üç gemiden her birinde %30 oranında ortaklık kurulması üzerine bir işbirliği anlaşması yapıldığını, davalının, gemilerin bakımlı, yüksek kârlı ve düzenli gelir getirdiğini, finansal tabloları ve sınıf sertifikalarının yenilendiğini ifade ederek, müvekkillerini bu yatırımı yapmaya ikna ettiğini, anlaşma neticesinde toplam-------davalıya yaptıklarını,, ancak üzerinden sekiz ay geçmesine rağmen: davacıların hiçbir gemide ne fiili ne de resmî ortak yapılmadığını, gemilerin işletme finansallarına, kâr paylarına ve yönetimine dair hiç bilgi verilmediğini, davacıların, ----gemi için sembolik olarak %30 hisseyi üstlendikleri --------olarak gösterildiğini ancak bu ortaklığın13 gün sonra, davacıların bilgisi ve rızası olmaksızın geminin ------- söküme gönderilmesiyle sona erdirildiğini, sökümden elde edilen hurda bedelinin tamamının davalı tarafından tahsil edilip davacılara hiçbir pay ödenmediğini, bütün bu sürecin davacıların iradesinin ciddi şekilde sakatlanmış olduğunu, davalının ortaklık kurma iradesinin baştan itibaren bulunmadığını ve hileyle haksız kazanç sağladığını gösterdiğini, -------söküm planlaması, denizcilik operasyonlarında uzun hazırlık gerektirirken, son anda bu geminin hurdaya gönderilmesinin de davalının en başından itibaren ortaklığa samimi niyet beslemediğinin delili olduğunu, müvekkilleri tarafından davalı --------- gemilere ortak olunması amacıyla yapılan 420.000 Amerikan Doları tutarındaki ödemenin, sözleşmenin irade sakatlığı, irade beyanlarının birine uymaması nedeniyle baştan itibaren hükümsüz sayılarak ticari temmerrüt faiziyle birlikte iadesi talebi ile dava açtıklarını, davalının kendi ikamet adresini sürekli yurtdışında göstererek, şirketleri ve mal varlıklarını yakınlarına devir ederek, ticaretine devam ediyorken resmi kanallardan fakirlik belgesi alarak, şirketlerini tasfiye ettirerek, bir çok off-shore ve Türk şirketi paravan olarak kullanarak ve bu şirketler arasındaki organik bağ ve para akışı vesilesi ile sürekli ve itiraz edilemeyecek şekilde mal kaçırdığını ve her türlü hukuki sorumluluktan kaçtığını, davalının hileli eylem ve işlemlerini birçok şirkete yaptığının denizcilik sektörü tarafından bilindiğini, davalı hakkında yerel basında yer alan haberlerde, birçok farklı şirketi dolandırdığına ilişkin iddiaların kamuoyuna yansıdığını,, bu haberlerin dahi başlıbaşına müvekkili şirketin alacağının ciddi biçimde tehdit altında olduğunu ortaya koyduğunu beyanla, yapılan ödemelerin iadesi ile zararın tazmini talep etmiştir.
SAVUNMA:Davalı tarafa dava dilekçesi tebliğ edilmemiştir.
İNCELEME ve GEREKÇE:Dava, hukuki niteliği itibari ile taraflar arasında kurulan adi ortaklık sözleşmesi uyarınca davalı tarafa ödenen bedelin iadesi talebine ilişkindir. Davacı yan anlaşma uyarınca davalıya ait gemilere ortak olunacağını ancak davalının ortaklık işlemini gerçekleştirmediğini, belirterek ödenen bedelini iadesi için dava açmıştır. Adi ortaklık müesesesi Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmektedir. Adi ortaklık; iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.) Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (sermaye paylarını veya emeklerini) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin, taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Yine, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı madde gereğince, Asliye TicaretMahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki (6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak) iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce resen dikkate alınması gerekmektedir. Somut olayda mahkememizce yazılan müzekkerelere verilen cevaplardan -----nezdinde davacılar---- gerçek kişi ticari işletme kayıtlarının bulunmadığı, davacı ----- maden işletmesine ilişkin gerçek kişi sicil kaydının bulunduğu belirlenmiş, ---- cevapları ile de davacı----------kira geliri nedeniyle vergi mükellefiyetinin olduğu, davalının vergi mükellefiyet kaydının bulunmadığı, davacı----- krom madenciliği nedeniyle mükellefiyeti bulunmakla birlikte işletme hesabına göre defter tuttuğu belirlenmiştir. Bu durumda davanın taraflarının tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için taraflarının tacir olması ve uyuşmazlık konusu işin, her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması koşullarının somut olayda gerçekleşmediği , bu sebeple davanın ticari dava olmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın TBK'da düzenlenen adi ortaklık ilişkisinden kaynaklı olduğu, tarafların TTK'da düzenlendiği gibi tacir sıfatını taşımadığından, ortaklığın konusunun ticari gelir elde etmek olmasının, davayı kendiliğinden ticari dava haline getirmeyeceği ve TTK'da ön görülen, tarafların her ikisinin de tacir olması koşulunun davada oluşmadığı anlaşıldığından davanın genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğinin kabulü ile HMK114/1-c maddesi uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, dair aşağıdaki karar verilmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ nedeniyle, Davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,
2-Dosyanın kararı kesinleştiğinde süresinde, talep halinde görevli ------------ gönderilmesine,
3- HMK 20.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra 2 haftalık süre içerisinde dosyanın gönderilmesi için talepte bulunulmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
4-HMK.'nun 331/2 maddesi uyarınca yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine dair,
HMK 345. Maddesi hükmü uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.. 07/11/2025