T.C. İstanbul Anadolu 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/282 Esas
KARAR NO:2025/399
DAVA: İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 28/03/2025
KARAR TARİHİ: 23/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Keşidecisi ----- olan ve ciro yolu ile müvekkiline geçen ve müvekkilinin yetkili hamili olduğu ;------ tarihli ;( iş bu çekin 10 günlük yasal ibraz süresi dolmadan çalındığını veya kaybolduğunu, ---- numaralı hesabına bağlı, --- çek seri numaralı ------ıban numaralı hesabına bağlı, ---- ıban numaralı hesabına bağlı, ----- ıban numaralı hesabına bağlı,---- çek seri numaralı --- miktarlı ----tarihli çeklerin müvekkilinin elinden rızası dışında çıkmış olması nedeniyle -----sayılı dosyasıyla kıymetli evrağın iptali davası açtıklarını, davalı yanın ----- tarihinde---- sayılı dosyasına müdahil olduğunu, davalı yanın------- sayılı dosyasıyla çekin tahsili için takip başlattığını, davalının haksız hamil olduğunu, çekin müvekkiline ait olduğunu, çek keşidecisi ile davalı arasında konstrüksiyon tedariği hususunda anlaşma yapıldığını, davalı yerine bu tedarik işlemini müvekkilinin yaptığını, davalının da keşideciden aldığı çekleri bu mallara istinaden müvekkiline verdiğini, davalı mal tesliminden kaynaklı alacaklı olmayıp ,müvekkili alacaklı olduğu için keşidecinin davalının kestiği faturaları reddettiğini, müvekkilinin teslim ettiği mallara istinaden de davaya konu çekle ödemeye yapacağı beyan ettiğini, müvekkilinin çeklerin arkasını cirolamadan kaybettiğini, çeklerin bir şekilde davalı eline geçtiğini, davalının -----sayılı dosyasıyla çekin tahsili için takip başlatığını, davalının açmış olduğu takiple icrai işlemlere devam etmesinin müvekkili açısından telafisi imkansız zararlar meydana getireceğini, davalıyı sebepsiz ve haksız zenginleştireceğini, bu nedenle ------ sayılı dosyasının TEDBİREN durdurulmasına, haksız olarak davalıda bulunan; keşidecisi ---- ve ciro yolu ile müvekkiline geçen ve müvekkilinin yetkili hamil olduğu ; ---- ıban numaralı hesabına bağlı,--- çek seri numaralı ---- miktarlı çekin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, çekin tahsili hakinde çek bedelinin davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine ,yargılama giderleri ile ücret- i vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının bahse konu çek ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, keşidecinin ödemeyi geciktirmek amacıyla çekin iptali ve iadesi için davacıya kasıtlı olarak dava açtırdığını, ----- düzenleme tarihli çekin, ----- tarihinde yetkili hamil tarafından ------- bankaya ibraz edildiğini, çek hakkında ödeme yasağına ilişkin tedbir kararı alındığı için çek ödemesi yapılamadığını ve çekin arka yüzüne tedbir şerhi işlendiğini, bu nedenle çekin, cirantaları tarafından iade edildiğini ve müvekkili şirketin son yetkili hamili konumunda olduğunu, müvekkilinin, çeki elinde bulunduran ------ yapmış olduğu protokol gereği, çeki iade aldığını, karşılığında elindeki iki adet aracı teslim ettiğini, ------nakden ödeme yaptığını, ve ----kısmı da iki ay sonra ödemek üzere taahhütte bulunduğunu, çek karşılıksız çıktığı için çek bedelinin müvekkili tarafından ------ ödenmek durumunda kalındığını, müvekkilinin çek bedelinin tamamını nakden ödeyebilecek durumda olmadığı için ödemenin bir kısmını araçlarını vererek yapmak durumunda kaldığını, müvekkilinin ticari itibarı ve ilişkilerinin zarar görmemesi için karşılıksız çıkan çek bedelini ödemek zorunda kaldığını, çekin müvekkili şirket lehine düzenlendiğini, çekin ----- tevdi edildiğini, davacının keşidecinin bütün çekleri hakkında benzer yollara müracaat ettiğini, keşideci ile müvekkili şirket arasında ticaret söz konusu olduğunu, çek üzerindeki bilgilerden müvekkili şirketin lehtar olduğunun açık bir şekilde ortada olduğunu, keşideci aleyhine başlatılan ----- sayılı icra dosyasında keşidecinin müvekkilinin lehtar olmasına yönelik yahut imzaya yönelik hiçbir itirazı da olmadığını, davacının ciro zincirinde olmadığını, bu nedenlerle hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME ve GEREKÇE:Dava; hukuki niteliği itibariyle 6102 sayılı TTK m. 792 hükmüne istinaden açılan çekin istirdadı, çek bedelinin tahsili halinde bedelinin ödenmesi talebine ilişkindir.6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi; “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790. maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.” hükmünü haiz olup davacı, davalıdan aldığı çekleri arkasını cirolamadan kaybettiğini ileri sürerek dava açmıştır.Dava dilekçesi ekinde zorunlu dava şartı arabuluculuk anlaşmama son tutanağının mevcut olmadığı anlaşılmakla tensip zaptı ile davacı vekili uyarılarak 1 haftalık kesin süre verilmiş olmasına rağmen davacı vekili tarafından tutanak ibraz edilmediği anlaşılmıştır.6100 sayılı HMK'nın 114/1 maddesinin birinci fıkrasında, tüm davalar bakımından geçerlilik taşıyan dava şartlarının neler olduğu hususu açıkça hükme bağlanmış, HMK 114/2 maddesinde ise diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir.01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanunla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa eklenen 5/A maddesi, ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı haline getirmiştir.Yine, -----tarihinde yürürlüğe girmiştir.Bu kapsamda; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması 01 Eylül 2023 tarihinden itibaren dava şartıdır.6325 sayılı kanunun dava şartı olarak arabuluculuğu düzenleyen 18/A maddesi; ''(1) ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise, arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır . (2 ) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın, bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebi ile usulden reddine karar verilir '', hükmünü içermektedir. Anılan hükümden anlaşılacağı üzere arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmemiş olması dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesini gerektirmemektedir. Mahkemece yapılması gereken iş davacıya, son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış örneğinin bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilerek sonucuna göre bir karar verilmesinden ibarettir. Davacı vekili yapılan ihtara rağmen anlaşmama tutanağını sunmadığı gibi dava dilekçesi içeriğinde dava açmadan önce bu yola gittiğine dair bir beyanda da bulunmamıştır. Bu nedenle davacının dava açmadan öncesinde bu yola baş vurmadığı mahkememizce kabul edilmiştir.Öte yandan çekin istirdadı talebi ile açılan davanın 6102 sayılı TTK 5/A maddesi gereğince arabuluculuk dava şartına tabi olup olmadığı hususu da mahkememizce değerlendirilmiş olup---------Somut olayda ise uyuşmazlık TTK nın 792 madde uyarınca çek istirdatı istemine ilişkin olup, konusu bir miktar para alacağı değildir. Dava devam ederken çekin bedelinin davalı tarafça tahsil edilmesi halinde davanın çek bedelinin istirdatına dönüşmesinde de durum değişmeyecektir. Zira çek bedelinin istirdatı istemi, çek istirdatı isteminin kabul edilmesine bağlıdır ve terditli bir talep olarak ileri sürülmektedir. Açıklanan nedenle ;ilk derece mahkemesince davacının birincil talebi olan çek istirdatı talebinin 6102 sayılı TTK 5/A maddesi gereğince arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı dikkate alınarak işin esasına girilip bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş,davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmiştir." şeklinde görüş belirtildiği tespit edilmiştir. Aynı yönde -----kararı da mevcuttur. Ancak ----- kararı ile onanmasına karar verilen ---- Sayılı kararında bu husus tartışılarak----- hükmüne istinaden açılan çek istirdadı talebine ilişkindir.6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi; “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790. maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.” hükmünü haiz olup anılan kanunî hüküm bağlamında iyi niyetli hamilin hak sahibi olmayan kimselerden elde ettiği kazanımlar korunmaktadır. Bu kapsamda bir kimsenin muntazam bir ciro zinciriyle çeki iktisabı, kendisine ancak şeklî anlamda meşru hamil sıfatını kazandıracak olup maddî hukuk anlamında hak sahipliğinin mevcudiyeti için devralanın çeki iktisabında kötü niyetinin yahut ağır kusurunun bulunmaması gerekmektedir. Aksi takdirde 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi uyarınca açılacak istirdat davası sonucu çeki iadeye mecbur kalır -------------İstirdat davası olarak nitelenen bu dava, özü itibariyle menkullerin iadesini sağlamak için açılan menkul davası niteliğindedir. Medenî hukukta bu dava gasp, çalınma veya zayi hâllerinde sadece kötü niyetli değil, iyi niyetli hamile karşı da açılmakta ise de, kambiyo senetleri yönünden bir sınırlama getirilmiş ve aynî haklardaki genel prensipten ayrılmak suretiyle, söz konusu davanın yalnızca kötü niyetli veya senedi iktisabında ağır kusuru bulunan kimselere karşı açılabileceği esası benimsenmiştir. Bu tür davalarda, davacının senedin rızası hilafına elinden çıktığını ve senedi elinde bulunduran şahsın kötü niyetli veya iktisabında ağır kusurlu olduğunu ispat etmesi gerekir ------Bu kapsamda yukarıda anılan kanunî düzenleme, emre yazılı çeklerle ilgili olarak, hâmile yazılı senetlere ilişkin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 990. maddesine paralel bir koruma sağlamakta olup bahse konu maddeye göre, “Zilyet, iradesi dışında elinden çıkmış olsa bile, para ve hamile yazılı senetleri iyiniyetle edinmiş olan kimseye karşı taşınır davası açamaz.” Ancak hâmilin çeki kötü niyetle iktisap ettiği veya iktisabında ağır kusuru bulunduğu takdirde iade davası açılabilecektir. 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesinde belirtilen kötü niyetten maksat, senedin önceki hamilin elinden rızası hilafına çıktığını bilmek veya bilebilecek durumda bulunmaktır. Ağır kusur ise, senedin iktisabında olağan özenin gösterilmemesini ifade eder. Yine, 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesindeki “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa...” ibaresi, çekin önceki hamilin elinden rızası hilafına çıkmış olmasını, yani çalınmasını, tehdit ya da hile ile alınmasını, kaybedilmesini veya rıza ile fakat devri sakatlayan hukuki olgularla elden çıkmasını ifade etmektedir. Ancak çeki çalan veya hile ile hamilinden alan ya da bulan kişinin senedi ciro ile devretmesi hâlinde, bunu bilmeyen ve bilebilecek durumda da olmayan, başka bir deyişle kötü niyetli ve ağır kusurlu bulunmayan yeni hâmil korunur. Bu tür davalarda, çekin önceki hâmilin elinden rızası hilafına çıkarak yeni hâmil tarafından kötü niyet veya ağır kusur ile iktisap edildiği iddiasını ispat külfeti davacıya ait olup anılan olgular tanık dâhil her türlü delile kanıtlanabilir -----7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK'ya eklenen dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesinde; "(1) Bu kanunun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesi getirilmiştir.
Ticarî davalarda arabulucuya başvuru zorunluluğu getiren TTK m. 5/A(1) hükmü 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiştir.01/09/2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı Kanun'un m. 31 hükmü ile değişik 6102 sayılı TTK m. 5/A hükmünün son hâli "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." şeklinde olup, eldeki davanın 18/09/2023 tarihinde açılmış olması nedeniyle olayda uygulanması gereken hüküm budur.Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde yapılan değerlendirmede; 7445 sayılı Kanun'un m. 31 hükmü ile 6102 sayılı TTK m. 5/A hükmünde yapılan değişiklik ile uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi amacıyla maddeye açıklık getirildiği, davanın 6102 sayılı TTK m. 792 hükmü uyarınca çek istirdadı talebine ilişkin olduğu ve 6102 sayılı TTK m. 4(1)-a kapsamında mutlak ticarî dava olduğu ve konusunun da bir miktar para olduğu, kanunda istisna belirtilmeden istirdat davalarının dava şartı arabuluculuk kapsamında kabul edildiği, bir miktar paranın tahsilini amaçlayan istirdat davaları gibi, somut olayda parasal değeri olan bir şeyin aynen iadesi talebini içeren istirdat davalarının da 01/09/2023 tarihinden itibaren dava şartı (zorunlu) arabuluculuk kapsamında olduğu, dava konusu çekin de üzerinde yazılı meblağ kadar parasal değer içerdiği ve çek istirdadı davasının aynı zamanda konusunun bir miktar para olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.Öte yandan, 6325 sayılı HUAK'a "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin 2. fıkrasında ise "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi getirilmiştir. Bu yasal düzenleme gereğince konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce uyuşmazlıkla ilgili arabulucuya başvurup anlaşılamaması halinde son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesi zorunludur. Arabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilecektir. Genel dava şartlarının düzenlendiği 6100 sayılı HMK m. 115 hükmünde; dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise, bunun tamamlanması için mahkemenin kesin süre vereceği; dava şartı noksanlığının, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, davanın usulden reddedilemeyeceği ifade edilmiştir. Ancak 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükmünde, kanun koyucu açık düzenleme yaparak arabuluculuk dava şartının tamamlanabilir nitelikte olmadığı konusunda iradesini net olarak ortaya koymuştur. Bu nedenlerle, 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükmünün özel ve emredici nitelikte olması nedeniyle, 6100 sayılı HMK’nın sonradan tamamlanabilen dava şartlarına ilişkin m. 115 hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır.Dosya kapsamından, davanın ---- tarihinde açıldığı, dava dilekçesinde davacı tarafça dava açılmadan önce arabulucuya başvurduğuna dair bir ibare bulunmadığı gibi, dava dilekçesine arabuluculuk tutanağının eklenmediği, arabuluculuk son oturum tutanağının ----tarihli dilekçe ekinde sunulduğu, yapılan incelemede ------arabuluculuk numaralı son oturum tutanağına göre arabulucuya ---- tarihinde başvurulduğu ve ----- tarihinde son oturum tutanağı düzenlenerek arabuluculuk sürecinin tamamlandığı, buna göre davacının zorunlu arabuluculuk süreci tamamlanmadan eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca, Mahkemece, re'sen gözetilmesi gereken ve sonradan tamamlanabilir nitelikte olmayan dava şartına ilişkin 6102 sayılı TTK m. 5/A(1) ve 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükümleri gözetilerek davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.Nitekim ------kararlarında da arabuluculuk dava şartının, 6100 sayılı HMK m. 115/3 kapsamında yargılama aşamasında tamamlanabilir nitelikte olmadığı kabul edilmiştir.Açıklanan nedenlerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. " şeklinde karar verilmiştir.Mahkememizce de TTK 792 maddesine dayalı olarak açılan çekin istirdadı tahsili halinde bedelinin tahsili istemli davanın ticarî davalarda arabulucuya başvuru zorunluluğu getiren TTK m. 5/A(1) hükmü 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilen madde kapsamında kaldığı, 6102 sayılı TTK m. 4(1)-a kapsamında mutlak ticarî dava olduğu ve konusunun da bir miktar para olduğu, kanunda istisna belirtilmeden istirdat davalarının dava şartı arabuluculuk kapsamında kabul edildiği, bir miktar paranın tahsilini amaçlayan istirdat davaları gibi, somut olayda parasal değeri olan bir şeyin aynen iadesi talebini içeren istirdat davalarının da dava şartı (zorunlu) arabuluculuk kapsamında olduğu, dava konusu çekin de üzerinde yazılı meblağ kadar parasal değer içerdiği ve çek istirdadı davasının aynı zamanda konusunun bir miktar para olduğu kabul edilmek suretiyle dava öncesinde arabuluculuğa ilişkin dava şartının yerine getirilmediği anlaşıldığından davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine,
2-Karar harcı 615,40 TL'nin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 46.109,25 TL harçtan mahsubu ile bakiye 45.493,85 TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5- Davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davacı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
HMK 345. Maddesi hükmü uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde oy birliğiyle karar verildi. 23/05/2025