T.C. İstanbul Anadolu 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/63
KARAR NO : 2026/417
DAVA : Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 29/01/2021
KARAR TARİHİ : 13/05/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili davacı ---- Şirketi (“---”)'nin Türkiye'de tıbbi alanda ihtiyaç duyulan ama henüz yerli üretim safhasına geçilmeyen ürünlerin Türk tıbbının hizmetine sunulması amacıyla ithal etmek amacıyla kurulduğunu, 2012 yılı itibariyle Ar-Ge laboratuvarını faaliyete geçirdiğini, 2017 yılı itibariyle de üretim tesisini tamamlayarak ilaç sanayi alanında yerli yatırımcı olarak faaliyetlerini sürdürdüğünü, davacının ticari faaliyetlerine özellikle Türkiye'de üretimi olamayan ---, yoğun bakım ürünleri ve -- içerikli ürünlerin ithalatı ile başladığını, daha sonra şirket vizyonu ve stratejisi dahilinde ithalatçı firmadan, ürün geliştiren, üreten ve ihraç eden bir firmaya dönüşüm başarısını tamamladığını, davacının patent sahipleri ve dolayısıyla üreticileri farklı olan, özellikle de dermatolojik ürünlerin yasal ithalatı, stoklanması, dağıtımı, pazarlaması, promosyon ve satışı da dahil olmak üzere yıllardır tıbbi ürün pazarında faaliyet gösterdiğini, davacının işbu ticari faaliyetleri kapsamında yabancı tüzel kişilik sıfatına sahip----ile 14 Temmuz 1993 tarihinde, 5 yıl süreli ve ilaç sınıfı dermatolojik olan ve akne tedavisinde kullanılan ---- adlı ürünün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde satım, dağıtım ve pazarlamasını amaçlayan bir Tek Yetkili Satıcılık Sözleşmesi akdedildiğini, Sözleşme uyarınca; ---- adlı ürün ruhsatının T.C. Sağlık Bakanlığı nezdinde davacı adına tescil edildiği tarihte yürürlüğe gireceğini, ---- tarafından ürün ruhsatının alınması amaçlı vekaletname düzenlenerek davacıya teslim edilmiş ve davacı tarafından 1997 yılında sözleşme konusu ürün ruhsatı çıkarıldığını, davacı ile -- arasında 25 Aralık 1997 tarihinde 2. kez Tek Satıcılık Sözleşmesi akdedildiğini, 2. sözleşme uyarınca; davacının ürün satım, dağıtım, pazarlama ve promosyon yükümlülüklerinin bulunduğu; bunun karşılığında da belirli vade çerçevesinde ödeme planın oluşturulması konusunda mutabık kalındığını, 15 Ağustos 2002 tarihli bu kez davacının tek satıcılığını yürüttüğü ---- adlı üründen başka, yine ilaç sınıfı dermatolojik ilaç olan ve akne tedavisinde kullanılan ---- (ürün 2) (marka başvuruları sebebi ile ---- adlı ürünün ismi --- olarak değiştirilmiş olup bundan sonra ---- olarak anılacaktır.) adlı ürünün de davacı tarafından tek satıcı olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde satım, dağıtım ve pazarlanması amacıyla ---- tarafından davacı adına geniş kapsamlı bir vekaletname daha düzenlenmiş ve davacı tarafından bu vekaletname dayanak alınarak --- adlı ürünün ruhsat başvurularının da gerçekleştirilerek ---- adlı ürünün de Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde tek satıcılığının üstlenildiğini, 2004 yılında ---- ünvanı ile ticari faaliyetlerini yürüten davalının devralma yoluyla Tek Yetkili Satıcılık Sözleşmesi'nin diğer tarafı --- bünyesinde birleştirdiğini, 5 Nisan 2006 tarihli yazılı bildirimde artık tek satıcılık faaliyetleri kapsamında, muhatabın -- olduğu beyan edilip Tek Yetkili Satıcılık Sözleşmesi'nin tüm hak ve yükümlülükleri ile birlikte davalı adına devredildiğinin bildirildiğini, her iki ürünün satış ve pazarlaması sözleşme şartlarına uygun olarak ve başarılı bir şekilde yerine getirilirken, 08 Haziran 2009 tarihinde davalının davacıya gönderdiği fesih ihbarnamesi ile tek satıcılık sözleşmesini sona erdirdiğinin beyan edilerek her iki ürünün ruhsatlarının kendisine devredilmesinin talep edildiğini, davalının, davacı ile aralarındaki tek satıcılık sözleşmesini tek taraflı feshettikleri iddiası ile, ---Ticaret Mahkemesi'nin -- Esas dosyası ile ---- ve ---- adlı ürünlerin haksız olarak ruhsat tescillerinin iptali ile kendi adına tescili talepli dava açtığını, Mahkeme tarafından 13/04/2017 tarihinde tesis edilen davanın REDDİNE ilişkin karar verildiğini, mezkur kararın davalı tarafından temyiz edildiğini, halen Yargıtay --- Hukuk Dairesi'--- Esas sayılı dosyası ile inceleme aşamasında olduğunu, bu süreçte davalı tarafından ---- ürününe ilişkin 30/08/2017 tarihli fiyat sertifikası düzenlenerek resmi kurumlara ibraz edildiğini, yargılama sürecinde ve halen taraflar arasındaki tek satıcılık ilişkisi devam etmekte iken, herhangi bir haklı sebep bulunmadığı halde bu sefer davalı tarafından davacıya gönderilen 05/02/2020 tarihli e-posta ile taraflar arasında 1993 yılından beri süregelen ---- ve ---- adlı ürünlere ilişkin tek satıcılık ilişkisinin 31/01/2020 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere feshedildiğinin bildirildiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sona erdiğine dair davalı tarafından gönderilen fesih bildiriminin gerçeğe ve hukuka aykırı olduğunu, davalının tek satıcılık sözleşmesini haksız ve eksik süre vererek feshetmiş olması nedeniyle, davacı aşısından sözleşmesel ve kanuni tazminat talep etme hakkının doğduğunu, bunun üzerine sözleşmesel ve kanuni tazminatların (yoksun kalınan kar ve portföy tazminatı) talebine dair davalıya 08/10/2020 tarihli bildirim gönderildiğini, davalı tarafından davacının talebine olumsuz cevap verildiğini, bu sebeple huzurdaki davayı ikame etme zarureti hasıl olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin tek satıcılık ilişkisi olduğunu, tek satıcılık sözleşmesi, sağlayıcı ile tek satıcı arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen, çerçeve niteliğinde sürekli öyle bir sözleşmedir ki, bununla yapımcı, mamullerinin tamamının veya bir kısmını belirli bir bölgede tekele sahip olarak satmak üzere tek satıcıya bedeli karşılığında göndermeyi, buna karşılık tek satıcı da, sözleşme konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunmayı üstendiğini, davacının davalı şirketin sahibi olduğu ---- ve ---- isimli ürünleri Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde satım, dağıtım ve pazarlamasına ilişkin tek satıcı olarak 27 yıl boyunca faaliyet gösterdiğini, tek satıcılık sözleşmesinin kanunda düzenlenmediğini, dolayısıyla herhangi bir şekle tabi olmadığını, tek satıcılık sözleşmesinin süreklilik arz eden bir sözleşme olduğunu, tek satıcının kendi adına ve hesabına hareket ettiğini, tek satıcının tek satış hakkı olduğunu, tek satıcı satış ve sürümü arttırma faaliyetlerinde bulunduğunu, pazarlama faaliyetleri kapsamında her yıl onlarca kongre, fuar, sempozyum, toplantı ve seminerde bizzat yer almış olan davacının işbu faaliyetleri ile Türkiye'nin her bölgesinden bir çok doktor ve akademisyene ulaşabilme imkanı elde ettiğini, bu faaliyetlerde davacı tarafında konaklama, ulaşım, sponsorluk ve kongre katılım bedelleri vb. gibi ciddi boyutta harcama ve masraflar yaptığını, davalının, taraflar arasında akdedilen ve belirsiz süreli hale gelmiş tek satıcılık sözleşmesini hükümlerine aykırı olarak 31/01/2020 tarihinde tek taraflı ve haksız olarak feshettiğini, davalının fesih bildiriminde gerçeğe aykırı iddia ve beyanlara yer vermek sureti ile herhangi bir haklı sebebe dayanmadığını, hiçbir şekilde ihbar süresi öngörülmeden ve akdedilen sözleşme ve kanuni hükümler dikkate alınmadan feshin gerçekleştirildiğini, 27 yıllık bir ilişkinin sona ermesi sebebi ile ihbar süresinin 12 aydan az olamayacağı göz önünde bulundurularak, 12 aylık yoksun kalınan karın da davalı tarafından davacıya ödenmesi gerektiğini, tek satıcının sözleşme süresince yaratmış olduğu ve sözleşmenin sona ermesi ile sağlayıcıya devrettiği müşteri çevresinden yararlanamayacak olması sebebiyle, devredilen müşteri çevresi için tek satıcıya denkleştirme tazminatı adı altında tazminat ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek müvekkili şirketin yoksun kaldığı kar için, fazlaya ilişkin tüm dava ve alacak hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000.000,00 TL, müvekkili şirketin davalının ürünlerine oluşturduğu müşteri çevresi için ödenecek müşteri tazminatı için, fazlaya ilişkin tüm dava ve alacak hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000.000,00 TL olmak üzere toplamda 2.000.000,00 TL'nın davalının haksız fesih tarihi 31/01/2020 tarihinden itibaren uygulanacak T.C. --- Bankası tarafından açıklanan ve ödünç kredilere uygulanan değişik oranlardaki gecelik avans faizi uygulanmak suret ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMA: Davalı vekili 19/04/2021 tarihli davaya cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; Davacı tarafça sunulan ve iddialarına dayanak gösterilen 25/12/1997 tarihli sözleşmenin başlığının Dağıtım Sözleşmesi şeklinde olduğunu, ancak davacı tarafça her nedense dava dilekçesinde “Distribution Agreement” (Dağıtım Sözleşmesi) şeklinde bu başlığın “Tek Yetkili Satıcılık Sözleşmesi” olarak aksettirilmiş olduğunu, davacı tarafça dava konusu --- ve ---- isimli ürünlere ilişkin olarak sözleşme kapsamında 2 yıldan uzun bir süredir sipariş verilmediğini, sözleşmenin bu süre boyunca bizzat davacı tarafından fiilen uygulanmamış olduğunu, davacı tarafın bu dönem içinde grup şirketi olan ve aralarında organik bağ bulunan“----üzerinden dava konusu ürünlerin muadillerinin satışını yapmakta olduğunu, davacı tarafın, müvekkili şirketten olan alımlarını sona erdirerek siparişlerini kesmesi ile eşzamanlı olarak, bağlı şirketi ---- ilaç vasıtasıyla dava konusu ürünlerin muadilleri olan ---- ve ---- adlı ürünleri ruhsatlandırdığını ve bu ürünleri pazara arz ettiğini, müvekkilini davacıya ürün tedarik etmediği iddiasının doğru olmadığını, taraflar arasındaki dağıtım sözleşmesinin davacı tarafça sipariş verilmeyerek fiili olarak feshedildiğini, davacı taraf, sipariş vermeyerek sözleşmeyi fiili olarak sonlandırmasının yanında aynı zamanda sözleşme konusu ürünlerin muadillerini bağlı şirketi vasıtasıyla ruhsatlandırıp bu ürünlerden 2020 yılının sonuna kadar yaklaşık 15 milyon TL tutarında gelir elde ettiğini ancak bir yandan aynı müşteri çevresine bu satışları sürdürürken, diğer yandan haksız bir şekilde huzurdaki dava ile denkleştirme tazminatı ve mahrum kalınan kar talebinde bulunduğunu, Dağıtım Sözleşmesinin 10. Maddesi uyarınca davacı tarafın dava konusu ürünler ile doğrudan ya da dolaylı surette rekabet eden herhangi bir ürünün geliştirilmesi, imalatı satışı ya da tanıtımı ile iştigal etmeyeceğini taahhüt ettiğini, davacı tarafın müvekkili Şirket'e sipariş vermeyi sonlandırdığı dönemde bununla oşzamanlı olarak bağlı şirketi --- İlaç üzerinden “---” ve “---” isimli iki ürünü ruhsatlandırıp bu ürünleri 2018yılından bu yana pazara arz ettiğini, “---- "adlı ürünün dava konusu “---- ” isimli ürün ile aynı etmin maddeli muadil ürün olup her iki ürün de "30 mg (%3) eritromisin ve 50 mg (%5) benzoil peroksi” içerdiğini, “----” isimli ürünün ise dava konusu “--- ” adlı ürün ile aynı etkin maddeli muadil ürün olup her iki ürün de “10mg (%1) klindamisin ve 50 mg (%5) ---" içerdiğini, bu ürünlerin muadil ürünler olup aynı endikasyonlarda birbirlerinin yerine kullanıldıklarını, Dağıtım Sözleşmesi'nin davacı tarafça fiili olarak sonlandırılmış olduğuna dair beyan ve itirazları saklı kalmak kaydıyla Mahkemece bu itirazları yerinde görülmediği taktirde Dağıtım Sözleşmesi'nin yürürlükte olduğuna dair kanaat hasıl olması durumunda ise sözleşmenin 10. maddesinin davacı tarafça esaslı surette ihlal edilmiş olduğu, davacı tarafça bu ihlal vasıtasıyla yapılan satışlardan haksız kazanç elde edildiği, Dağıtım Sözleşmesi uyarınca müvekkili Şirket'ten sipariş edilen ürünlerin satılmış olması gerekiği ve aynı zamanda müvekkil Şirkete ait ruhsatlar iade edilmeyerek halen davacı taraf uhdesinde bulunduğundan bu ihlaller neticesinde ihlal süresi boyunca ürün satışı yapması davacı tarafça engellenen müvekkil Şirket nezdinde ciddi zararlar doğduğu ve davacı tarafça müvekkil şirkete ait ruhsatlar iade edilmeyerek aynı zamanda dağıtım sözleşmesinin 10. maddesine aykırı şekilde rakip ürünlerin geliştirilmesi, imalatı, satışı ve tanıtımı ile iştigal edilmesi neticesinde müvekkili şirketin söz konusu ihlalden kaynaklanan zararının tazmini gerekeceğini, belirterek maddi ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, karşı davanın kabulü ile fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL tutarındaki zararın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davacı- karşı davalı vekili cevaba karşı cevap ve karşı davaya cevap dilekçesinde özetle: davalı-karşı davacının müvekkilinin sözleşme konusu ürünleri yaklaşık iki yıldır sipariş etmediği iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, davacının, sözleşmenin davalı tarafından feshedildiği 31.01.2020 tarihine kadar, sözleşmenin ayakta kalması ve sözleşme konusu ürünlerin Türkiye pazarında satışına devam edebilmesi için iyi niyetli olarak elinden gelen bütün çabayı gösterdiğini, davalının ürünlerin satış ve pazarlamasına son vermek amacı ile sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışlarda bulunması sonucu, --- adlı ürün 26.07.2018 tarihinden, ---- adlı ürün ise 28.06.2017 tarihinden sonra tedarik edilememiş ve akabinde de ürünlerin satışı davalının kusurlu hareketleri ile imkansız hale geldiğini, ürünlerin davacı tarafından satışa sunulamaz hale gelmesine sebep olan eylemlerinin etkin madde ve üretim yeri değişikliği sebebi ile gerekli bilgileri davacıya temin etmemesi ve davacının taahhütleri yerine getirmesini engellemesi, davalının ürünlerin maliyetinde fahiş fiyat artışına gitmesi, davacının talep etmesine rağmen davalının ürünleri tedarik borcunu ifa etmemesi, her iki ürün için de zorunlu olduğu halde, Sağlık Bakanlığı tebliğ ve yönetmelikleri kapsamında idare uygulaması sonucu yerelleşmeyi kabul etmemesi olduğunu, davalının ürünlerin satışının imkansız hale gelmesine sebebiyet vermesi nedeniyle davalının sözleşmeden doğan sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini ,davalının ruhsatlara sahip olmadığından satış yapamadığı iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, davacının gelirinin davalının kusuru ile azaldığını, denkleştirme tazminatı hesaplamasında dikkate alınması gerektiğini, davacının mahrum kalınan kar talebinin haklı olduğunu, karşı davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davacı-karşı davalının, tek satıcılık sözleşmesine aykırı hiçbir eylem ve davranışta bulunmadığını, davacı-karşı davalının, kamu hukukundan doğan yükümlülükleri öncelikli olarak yerine getirmek zorunda olduğunu, davalı-karşı davacının çelişkili davranma yasağına aykırı davrandığını, belirterek karşı davasının reddine, karar verilmesini talep etmiştir.
Feri müdahale ---Şirketi vekilinin müdahale dilekçesinde müvekkilinin HMK. m. 61 ve HMK. m. 66 ve devamı hükümleri uyarınca davaya davacı yanında müdahil sıfatıyla kabulüne karar verilmesini, davalı/karşı davacının haksız davasının usulden ve esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME ve GEREKÇE : Mahkememizde açılan asıl davada davacı taraf, davalı ile aralarında tek satıcılık sözleşmesi bulunduğunu, davalının sözleşmeyi haksız yere feshettiğini belirterek denkleştirme tazminatı ve yoksun kalınan karın davalıdan tahsili isteminde bulunmuş, karşı dava da ise davalı karşı davacı taraf sözleşmenin karşı davalı tarafından ürün alımı bırakılmak suretiyle fiilen sona erdirilmiş olması ve muadil ürün satışı yapılmış olması nedeniyle karşı davalının sözleşmeyi ihlal ettiği iddiasına dayalı olarak uğradığı zararın tazminini talep etmiştir.
Dilekçeler aşaması tamamlanmakla mahkememizin 20/10/2021 tarihli ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanı bulunmadığından uyuşmazlık noktalarının tespiti ile tahkikat aşamasına geçilerek deliller toplanıp bilirkişi raporları alınmak suretiyle sonuca gidilmiştir.
Her iki tarafın varlığını kabul ettiği sözleşmelerin davacıya sözleşme konusu ürünlerin Türkiye'de tek satıcısı olma yetkisini verip vermediği, sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedilip edilmediği, yine sözleşmenin davacı tarafça 2 yıl süreyle ürün siparişi verilmemek suretiyle fiilen feshedilip edilmediği, sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin kabulü halinde davacının 1 yıl karşılığı yoksul kaldığı karı talep edip edemeyeceği, bunu yanısıra denkleştirme tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, dava dışı --- davacı şirket ile organik bağının bulunup bulunmadığı ve dolayısıyla davacının bu şirket üzerinden ruhsatlandırılan ilaçların satış ve pazarlamasını yapmak suretiyle sözleşme hükümlerine aykırı davranışının olup olmadığı, --.adına ruhsatlandırılan ilaçların sözleşme konusu ilaçların muadili vasfında olup olmadıkları, davacının sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle karşı davada karşı davacının zarar talebinde bulunup bulunamayacağının hususlarının taraflar arasında uyuşmazlık konusu olduğu anlaşılmıştır.
--- ATM ---- esas sayılı dosyasında --- tarafından ---- aleyhine açılan davada, davacının davalı ile arasında 25.12.1997 tarihinde imzalanan "Dağıtım sözleşmesinin 31.12.2003 tarihine kadar uzatıldığını, bu sürenin sonunda iş idaresinin seyrine dayanarak ve sözleşme çerçevesinde 1 yıllık süreler ile uzatılmış olduğunu, sözleşmenin devamında yarar görülmeyerek 08.06.2009 tarihli ihtarname ile 31.12.2009 tarihi itibariyle sözleşmeyi feshettiklerinin davalıya bildirildiğini, davalının fesih tarihi itibariyle edimlerini yerine getirmediğini, ruhsatları devretmediğini ve davacının maliki olduğu her türlü hakkı haksız bir şekilde kullanmaya devam ettiğini, sözleşmenin 2.1-b ve 11.7-h maddeleri gereğince, fesih halinde davalının tüm ürün tescillerini, izinlerini veya ruhsatlarını davacıya devretmesi gerektiğini, “Beşeri Tıbbi Ürünler Yönetmeliği” uyarınca ruhsat değişiklikleri halinde ya mevcut ruhsat sahibinin, ruhsat orjinalini iade ettiğini bildiren yazısını veya mevcut ruhsat sahibinin yetkisinin kalmadığını gösteren mahkeme kararının sunulması gerektiğini, Yönetmeliğin 20. maddesinde ruhsatlandırılan aynı formül ve farmasötik şekilde ürün için farklı bir ticari isim ile de olsa ikinci bir yerli veya ithal ruhsatı verilmeyeceğinden davacının sahibi olduğu ürünü ruhsatlandırılamadığını ileri sürerek dağıtım sözleşmesinin feshi sebebiyle davalı şirket adına olan “---” ve ---” ürünlerinin ruhsat tescillerinin iptali ile davacı adına tesciline, davalı üzerinde gözüken dava konusu ürün ruhsat orjinallerinin davalı tarafından Sağlık Bakanlığı’na iadesine karar verilmesini talep ettiği, davalının -- ve --- adlı ---- ürünlerin ruhsatlandırılmasının davalı tarafça başarı ile tamamlandığını, ---- adlı ürünün ruhsatı 2007 yılında davalı adına tescil edilmesine rağmen davacının kötü niyetli tutumu nedeniyle henüz Türkiye'ye ithal edilmediğini, davacı ile davalı arasında 14/07/1993 tarihinde 5 yıl süreli "Tek Yetkili Satıcılık" sözleşmesi ile --- adlı ürünün Türkiye'de satışı, dağıtımı ve pazarlaması konusunda sözleşme imzalandığını, sözleşmenin bitiminden veya yenilemenin bitiminden 6 ay önce taraflardan birinin yazılı bildirimi ile sözleşmenin 1 yıl daha geçerli olacağına dair hükmün hiçbir zaman uygulanmadığını, sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağını, 08/06/2009 tarihli fesih ihtarında ---- adlı üründen bahsedilmesine rağmen --- adlı üründen bahsedilmediğini, geçerli bir fesih ihbarı olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep ettiği, Mahkemece, dosya kapsamına, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında imzalanan 25.12.1997 tarihli tek satıcılık sözleşmesinin zımnen uzatılarak belirsiz süreli hale geldiği, belirsiz süreli sözleşmelerin makul bir önel verilerek olağan fesih yoluyla feshedilmesinin mümkün olduğu, davalı tarafın 16 yıldır devam eden sözleşme ve yatırımlarının ve ilaç sektörünün özellikleri dikkate alınarak makul sürenin tayin edilmesi gerektiği, davacı tarafından 08.06.2001 tarihinde yapılan sözleşmenin 31.12.2009 tarihi itibariyle sona ereceğine ilişkin tek taraflı fesih beyanının herhangi bir sebep ileri sürülmeyerek yapıldığı dolayısı ile haklı sebebin varlığının söz konusu olmadığı, bu nedenle davacı tarafca davalıya uygun bir önel verilmesi gerektiği, bu kapsamda davacı tarafından verilen 6 aylık süre yeterli olmadığı gibi sözleşmenin feshinin bu şekilde yapılmasının dürüstlük kuralına da aykırı olduğu, taraflar arasındaki yazışmalar ve davacı tarafın ilgili bakanlık ile yaptığı yazışmalar, davalı tarafa 2002 yılında ruhsatlandırma konusunda yetki, 2007 yılında da her iki ilaç için süresiz pazarlama yetkisinin verildiği dikkate alındığında, 2002 yılından itibaren yapılan projeksiyon kapsamında çalışılarak 5 sene sonra alınan ruhsatın ardından, 2 yıl sonra sözleşmenin 6 aylık süre ile sona erdiğinin kabul edilmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu, bu sürenin 7 senelik uğraş sonunda oluşturulan yatırımların tasfiyesi için yeterli olmadığı bu nedenle de feshin geçersiz olduğu, aynı şekilde hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği, hukuk düzeninin hakkın kötüye kullanılmasını kabul etmediği, fesihlerin geçersiz olduğu, bozucu yenilik doğuran etkisini doğurmadığı, taraflar arasındaki her iki ilaca ilişkin sözleşmenin ayakta olduğu, davalı tarafın yetkisinin devam etmesi nedeniyle Yönetmelik gereğince ruhsatların iadesinin gerekmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine YARGITAY ----Hukuk Dairesi ----Sayılı kararı ile onanmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Yargıtay kararında ".... Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve özellikle, mahkemece taraflar arasındaki --- isimli ilaç yönünden 14.07.1993 imza 25.12.1997 tadil tarihli yazılı sözleşmenin sürekli edimi gerektiren belirsiz süreli sözleşmeye dönüştüğünün --- isimli ilaç yönünden ise yazılı olmayan sözleşme bulunduğunun sözleşmenin niteliği ve davalının haklı beklentisi karşısında fesih için verilen önelin yetersiz ve MK 2. maddesine aykırı ve bu nedenle fesih tarihi itibariyle feshin geçersiz olduğunun tespit edilmiş bulunmasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir." denildiği anlaşılmıştır.
Mahkememiz dosyasında ilk olarak 15/06/2022 tarihli duruşma ara kararı ile bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş, taraf iddia ve savunmaları, dosyada toplanan tüm deliller, davacı karşı davalı şirket ile dosyada davacı yanında feri müdahil olarak yer alan ---- ticari defter ve dayanak kayıtları üzerinde mahkememizce resen seçilen bilirkişiler ---tarafından inceleme yapılarak dava ve karşı davadaki talepler yönünden rapor hazırlanması, bu kapsamda bilirkişilerce taraflar arasında varlığı kabul edilen sözleşmelerin davacıya sözleşme konusu ürünlerin Türkiye'de tek satıcı olma yetkisini verip vermediği, sözleşmenin davalı tarafından feshedilmesinin haksız fesih niteliğinde olup olmadığı, fesih yönünden ihbar sürelerine uyulup uyulmadığı, davacının sözleşmeyi füli olarak sonlandırmış sayılıp sayılmayacağı, sözleşmenin haksız olarak davalı tarafça feshedildiğinin kabulü halinde davacının| yıl karşılığı kar kaybı, denkleştirme tazminatı talep hakkının bulunup bulunmadığı, varsa miktarı, davacı ile İri müdahil arasında organik bağ olup olmadığı, bu şirket üzerinden ruhsatlandırılan ilaçların satış ve pazarlamasını yapmak suretiyle davacının sözleşmeye aykırı davranmış olup olmadığı, davacının sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle karşı davada zarar taleplerinin değerlendirilmesi istenmiştir.
Bilirkişi heyeti kök raporunda, davacı şirket tarafından davalı şirkete 07/01/2019 tarihinde 326.727,80 CAD transfer yapıldığı, 06/03/2019 tarihinde davalı şirketten davacı şirkete gönderilmiş olan 326.727,80 CAD tutarlı mal ile taraflar arasındaki borç alacak ilişkisinin sıfırlandığı, davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkinin 06/03/2019 tarihinde fiilen sona erdiği, dosyada bulunan taraflar arasındaki ticari ilişkinin niteliğini gösterir evrak incelendiğinde tek satıcılık ilişkisinin olduğu, davalı tarafından davacıya gönderilen 05/02/2020 tarihli e-posta ile taraflar arasında 1993 yılından beri süregelen --- adlı ürünlere ilişkin tek satıcılık ilişkisinin 31/01/2020 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere feshedildiğinin bildirildiği, feshin geçerliliği konusunda yargı süreci bulunduğu, bu sebeple bu konuda ayrı bir değerlendirme yapılmadığı, davacı ile feri müdahil arasındaki ilişki incelendiğinde ortakları, yönetim kurulu ve adresleri aynı olduğu ve muadil olduğu tespit edilen ilaçların bu firma tarafından satışının yapıldığının tespit edildiği, bu sebeple aralarında organik bağ bulunan şirket üzerinden ruhsatlandırılan ilaçların satış ve pazarlamasını yapmak suretiyle davacının sözleşmeye aykırı davrandığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
Taraf vekillerinin itirazlarının karşılanması ve bunun yanı sıra incelenen bilirkişi heyeti raporu kapsamında karşı davadaki taleplerin değerlendirilmediği anlaşılmakla bu taleplerin değerlendirilmesi ve raporda bahsi geçen---- ATM dava dosyasına konu olan hususun 31/12/2009 tarihi itibariyle sözleşmenin feshine ilişkin olduğu, mahkemenin 08/06/2009 tarihli fesih ihtarında --- adlı üründen bahsedilmesine rağmen ---- adlı üründen bahsedilmediğini, geçerli bir fesih ihbarı olmadığını belirterek davanın reddine karar verdiği, bu kararın Yargıtay denetiminden geçip onandığı ve karar düzeltme talebinin reddedildiği, taraflar arasındaki ilişkinin bu tarihten sonra da devam ettiği ve mahkememiz dosyasında davalı karşı davacı tarafça gönderilen 05/02/2020 tarih e posta ile bu kez ilişkinin 31/01/2020 tarihinden geçerli olmak üzere feshedildiğinin bildirildiği, esasen mahkememizdeki davanın bu fesih bildirimine dayalı olarak açıldığı, feshin haksız olduğu, ihbar süresi verilmediği iddialarının ileri sürüldüğü, bu nedenle denkleştirme tazminatı ve yoksun kalınan kar talep edildiği, karşı davada ise karşı davacı tarafça karşı davalının sözleşmeyi fiilen uygulamadığı, 2 yıldan fazla süredir sipariş vermediği ve bu dönemde bağlı şirketi olan ---- üzerinden dava konusu ürünlerin muadili ürünleri ruhsatlandırıp pazara arz ettiği iddialarının ileri sürüldüğü, sözleşmenin 10.maddesine dayalı olarak zarar talep edildiği, raporda bu hususlara hiç değinilmediği açıklanarak bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar verilmiştir.
Bilirkişi heyeti, ek raporda davacı tarafından uzun süredir sipariş verilmeyip organik bağı bulunan bir şirket üzerinden muadil ürün ticaretini yaptığı dikkate alındığında, bildirim süresine uyulmamasının sözleşmenin haklı sebeple fesih edildiği değerlendirmesini doğrudan etkileyecek bir etkisinin olmadığı, bu sebeple davacı tarafından denkleştirme tazminatı ve yoksun kalınan karın talep hakkının bulunmadığı, karşı dava bakımından ise davalı firmanın sözleşmenin 10. Maddesine aykırı şekilde iki yıldan fazla süredir sipariş vermediği ve bu dönemde bağlı şirketi olan---- üzerinden dava konusu ürünlerin muadili ürünleri ruhsatlandırıp pazara arz ettiği tespit edilmiş olmakla davalı şirketin bu faaliyetlerinin açık şekilde sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği, aynı müşteri çevresine satışının gerçekleştirildiği değerlendirilen söz konusu ilaçlar sebebiyle karşı dava davacısı şirketin bu satışlardan dolayı zarara uğradığı düşünülmekle birlikte söz konusu zararın tespiti için karşı dava davacısı şirketin kayıtlarının incelenmesi gerektiği bu aşamada ortaya çıkan zarar konusunda bir tespit yapılamadığı yönünde görüş açıklamıştır.
Taraf vekillerince ek rapora itiraz edilerek yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması talep edilmiş bu kez--- oluşan bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişiler tarafından hazırlanan 11/07/2024 tarihli raporda taraf arasındaki Sözleşme'nin 1.1. maddesinde davacının, davalının ürettiği dermatolojik ilaçları (--- ve----Türkiye'de (belirli bölge) tek olarak (tekel hakkı)kendi adına ve hesabına pazarlama/dağıtma ve satma hakkına sahip olduğu , bunun yanısıra Sözleşme'de, Sözleşme'ye konu ürünlerin pazarlamasının davacı -- tarafından yapılacağı ve buna ilişkin şartlar (m.5), asgari ürün alımı (m.6), markanın tanıtımlarda kullanılması (m. 7), rekabet yasağı (m. 10) gibi tek yetkili satıcılık ilişkisinde bulunması gereken asgari hususların düzenlendiği bu itibarla taraflar arasındaki ilişkinin tek yetkili satıcılık ilişkisi ve taraflar arasındaki Sözleşme'nin tek yetkili satıcılık sözleşmesi niteliğini taşıdığı, davalı tarafın sözleşmeyi 31/01/2020 tarihinde tek taraflı olarak feshettiği ve fesih için iki neden ileri sürdüğü, ilkinin davacı tarafından 2 yıldan beri sözleşme konusu ürünlere ilişkin sipariş verilmeyerek davacı tarafından sözleşmenin fiili olarak feshedildiği olup davacı tarafın cevaba cevap dilekçesinde kendisi tarafından siparişlerin verildiği ancak davalının ilaç sektörüne ilişkin uygulama, teamül ve mevzuatına aykırı eylemlerinden dolayı bu siparişlerin temin edilemediğini, söz konusu ürünlerin yerelleşemediğini ve davalının fahiş fiyat artırımları yaptığının ileri sürüldüğü, gerek davacının iddiası gerekse davalının savunmalarının kapsamı, bu iddia ve savunmaların dava dosyasındaki belgeler ve taraflar arasındaki e-mail yazışmaları çerçevesinde ilaç sektörü açısından teknik olarak irdelenmesi ve incelenmesini gerektirdiği, bu inceleme sonucunda davacı tarafından sipariş verilip verilmediği, verildiyse bu ürünlerin davalıdan kaynaklanan sebeplerle temin edilip edilmediği hususu tespit edilerek, bunun sonucunda da davalının ileri sürdüğü bu fesih nedenini haklı olup olmadığının incelenebileceği, davalı tarafından feshin gerekçesi olarak gösterilen ikinci hususun ise davacı ile organik bağ içinde olan ---- firmasının sözleşme konusu ürünlerin muadili olan --- ve --- ürünlerini piyasaya sürerek davalı ile rekabet ettiği iddiası olup, davacının cevaba cevap dilekçesinde davacı şirket tarafından, ---- firması ile davacı şirketin adreslerinin ve ortaklarının aynı olduğu ancak farklı tüzel kişilikler oldukları için davacıya sorumluluk atfedilemeyeceğini belirttiği, taktirin mahkemeye ait olduğu, bilirkişi heyetinde görevli farmakoloji alanında uzman Bilirkişisi tarafından yapılan açıklamalar sektörel açıdan incelenmesi gereken hususlara ilişkin bir sonuç içermediğinden buna bağlı olarak da davalı tarafından Sözleşmenin haklı nedenle fesih edilip edilmediği ve asıl dava ve karşı davada tarafların taleplerine ilişkin değerlendirme yapılamadığı ifade edilimştir.
Mahkememizce alınan ilk iki heyet raporu hüküm kurmaya elverişli olmadığından ve taraf vekillerince de itiraz edildiğinden yeni bir heyetten rapor alınmasına karar verilerek bu kez dosya ----oluşan bilirkişi heyetine verilmiştir.
Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 27/03/2026 tarihli heyet raporunda davacı /karşı davalı şirket ile --- ticari defter ve belgeleri ile sicil kayıtları incelenmiş, raporun mali inceleme kısmında her iki şirketin Yönetim Kurulu'nun ---- oluştuğunu, Sağlık Bakanlığı Türkye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından 09.11.2021 tarihinde sunulan yazıda davaya konu --- ilacının ruhsat başvurusunun 15.11.2017 tarihinde, --- ilacının ruhsat başvurusunun 09.03.2016 tarihinde yapıldığının belirtildiğini, ---tarafından 26.04.2022 tarihinde sunulan yazıda davaya konu ilaçların 2012-2021 yılları arasında kutu bazında satış rakamlarına ilişkin raporun sunulduğunu, --- ve --- ilaçlarının -- ve --- ilaçlarının muadili olmadığının tespiti halinde taraflar arasındaki sözleşmenin 2020 yılı Ocak ayı sonu itibariyle fesh edildiği dikkate alındığında davacı şirketin yıllık kar kaybının 622.910.95 TL ve söz konusu ilaçların muadil olduğunun tespiti halinde ise --- ve ---- ilaçlarının satışının başlandığı 2018-2019-2020 yılları satışları dikkate alındığında, ---- ve ---- ilaçlarının üzerinden 2018-2019-2020 yıllarında elde edilmiş faaliyet karının 1.640.283,50 TL yıl ortalamasının 546.761.17 TL olduğunu, davacı şirketin --- ve --- ilaçlarının satış eksikliğini --- ve ---- ilaçlarının satışıyla karşılamaya çalıştığını ve yıllık satış kaybının 76.149,78 TL olabileceğini, aynı ayrımın denkleştirme tazminatı talebi içinde yapıldığını, --- ve --- ilaçlarının --- ve ---- ilaçlarının muadili olmadığının tespiti halinde davacının talep edebileceği denkleştirme tazminatının 614 226.05 TL iken ilaçların muadil olduğunun tespiti halinde ise davacı şirketin --- ve --- ilaçlarının satış eksikliğini --- ve --- ilaçlarının satışıyla karşılamaya çalışması nedeniyle davacının denkleştirme tazminatı talebinin takdirinin Mahkemeye ait olduğunu belirtmiştir. Bilirkişi heyetinde görevlendirilen eczacılık fakültesi öğretim üyeleri ilaç gruplarını değerlendirmek suretiyle Farmakolojik açıdan bakıldığında, ürün çiftlerinin --- eşdeğer" (aynı etkin madde, aynı miktar) olarak göründüğünü, ancak - teknoloji raporunda belirtilen yardımcı madde farklılıkları (özellikle--- alkol bazlı hazırlama süreci), ürünlerin lokal tolerabilite profillerini ve iritasyon potansiyellerini klinik yansıma düzeyinde değiştirebileceğini, bu nedenle, biyoeşdeğerlik değerlendirmesinde sadece etkin madde miktarının değil, yardımcı maddelerin deri bariyeri üzerindeki etkilerinin de dikkate alınması gerektiğini ifade ettikleri anlaşılmıştır. Raporun değerlendirme kısmında ise davacı ile davadışı/--- Şirketi arasında 14.07.1993 tarihli Tek Satıcılık Sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmeyle davacıya “---” adlı ürünün Türkiye'de kendi adına ruhsatını alma, pazarlama ve satma hakkının verildiği, sözleşmenin 5 yıl süreli olduğu, davacıya, “---” adlı ürünün Türkiye'de kendi adına ruhsatını alması için vekaletname verilip 1997 yılında söz konusu ürünün davacı adına ruhsatının alındığı, daha sonra, davacı ile davadışı--- Şirketi arasında 2.kez 25.12.1997 tarihli Tek Satıcılık Sözleşmesi imzalandığı ve bu sözleşmeyle davacıya, “---” adlı ürünün Türkiye'de kendi adına ruhsatını alma, pazarlama, dağıtma ve satma hakkı verilmiş olup, sözleşmenin 5 yıl süreli (25.12.2022 tarihine kadar) olarak akdedildiği, tarafların sözleşmenin bazı hükümlerinin değiştirilmesini (özellikle davacının tek satıcılık bölgesinin genişletilmesini, başka ülkelerin de eklenmesini) ve süresinin uzatılmasını konu edinen 03.09.1999 tarihli Tadil Sözleşmesi imzalayıp, sözleşmenin süresini 31.12.2023 tarihine kadar uzattıkları, tek satıcılık sözleşmesi devam ederken davacıya, “---” adlı ürün için kendi adına ruhsat alma konusunda yetkilendiren, 15.08.2002 tarihli vekaletname verildiği, ayrıca davacıya, “---” adlı ürün için de kendi adına ruhsat alma konusunda 15.08.2002 tarihli vekaletname verildiği, ---” adlı ürünün ruhsatının 2007 yılında alındığı, böylece, Tek Satıcılık Sözleşmesinin kapsamına “---” adlı ürünün de dahil edilmiş olup, davacının her iki ürünün de tek satıcılığını üstlendiği, 2004 yılında, dava dışı - Şirketi, devralma yoluyla, davalı --- Şirketi ile birleşmiş olup birleşme sonrası, davalı --- Şirketi tarafından davacıya, - Satıcılık Sözleşmesinin devralındığının bildirildiği, Tek Satıcılık Sözleşmesi devam ederken, davalı --- tarafından davacıya, “---” ve “---” adlı ürünler için kendi adına ruhsat alma ve bu ürünlerin Türkiye'de pazarlanması ve satışı için gerekli olan her türlü işlemi yapma konusunda yetkilendiren 12.04.2007 tarihli vekaletname verildiği, davalının davacıya gönderdiği 08.06.2009 tarihli Fesih İhbarnamesi ile, “sözleşmeyi 31.12.2009 tarihinde (6 aydan daha uzun bir süre sonra) geçerli olmak üzere feshettiğini” bildirdiği ve “her iki ürünün Ruhsatlarının kendisine devredilmesini” talep ettiği, sonrasında davacı -- Şirketine karşı,---.Asliye Ticaret Mahkemesinin ----. sayılı dosyasında görülen davayı açtığı ve bu davada, “davalı adına olan -- ve --- (önceki adı ----) adlı ürünlerin Ruhsat tescillerinin iptali ile davacı adına tescili” talebinde bulunduğu, Mahkemenin 13.04.2017 tarihli kararıyla özetle; “belirsiz süreli hale gelmiş olan sözleşmenin 6 aylık süre verilmek suretiyle feshedilmesinin yerinde olmadığı, tarafların arasında kurulmuş olan akdi ilişkinin niteliği gereği daha uzun fesih süresi verilmesi gerektiği, feshin geçersiz olduğu, sözleşmenin varlığını koruduğu ve ruhsatların iade edilmesinin gerekmediğini” hüküm altına aldığı, taraflar arasındaki Tek Satıcılık Sözleşmesi ilişkisi “belirsiz süreli” olarak devam ederken, davalı tarafından davacıya gönderilen 05.02.2020 tarihli e-mail bildirimi ile davacı tarafından davalıdan 2019 yılı başından beri ürün satın alınmadığı ve satın alınmasının da planlanmadığı gerekçesiyle sözleşmenin 31.01.2020 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere feshedildiğinin bildirildiği, davacı tarafından uzunca bir süre bu fesih bildirimine itiraz edilmeyip, davacı tarafından davalıya gönderilen 08.10.2020 tarihli yazı ile özetle; söz konusu fesih bildiriminin haklı bir gerekçesi olmadığı, bunu fesih için geçerli bir beyan olarak kabul etmedikleri, ihbar süresi en az 12 ay olması gerektiğinden, yoksun kalınan kar olarak 12 aylık kar kaybı tutarının ve portföy tazminatı tutarının talep edileceğinin bildirildiği, sonrasında davacının işbu davayı açarak “sözleşmenin haksız feshedildiğini” iddia etmek suretiyle, “yoksun kalınan kar dolayısıyla uğradığı zararın tazminine ve portföy tazminatı ödenmesine” karar verilmesini talep ettiği, Tek Satıcılık Sözleşmesinin davalı tarafından haklı olarak mı haksız olarak mı feshedildiği, davacının, yoksun kalınan kar dolayısıyla uğradığı zararın tazminini ve portföy tazminatı ödenmesini davalıdan talebe hak kazanıp kazanmadığı noktasında taraflar arasında uyuşmazlık olduğu, davalının fesih bildiriminde, “davacı tarafından davalıdan 2019 yılı başından beri ürün satın alınmadığı ve satın alınmasının da planlanmadığı” gerekçesini beyan ettiği, davacının ise sipariş edilen malların gönderilmediğini iddia ettiği, tarafların karşılıklı E-Mail Yazışmaları detaylı olarak incelendiğinde:
-Davacı tarafından davalıya gönderilen 26.07.2017 tarihli E-Mail'de; 2017 yılı Haziran ayı siparişinin gönderilmesinin gecikecek olmasından şikayet edildiği, (Bu E-Mailin içeriğine göre,2017 yılı siparişlerinin gönderilmesinde gecikmeler olduğu), -Davalı tarafından davacıya gönderilen 15.01.2018 tarihli E-Mail'de; 2018 yılı Ocak ve Mart ayı siparişlerinin davacı tarafından verildiği ve davalı tarafından da kabul edildiği, Mayıs ayı siparişi, hakkında davacıdan bilgi istenildiği, 2018 yılının 2.yarısında (2018 yılı Temmuz, Eylül ve Kasım ayı ) davacı için ürün üretilip üretilmeyeceğinin sorulduğu, siparişlerin 67.500 adetlik (parti) ürünler için verildiği, (E-Mail'de yer alan Tabloya göre. 1 yıl içinde 6 kere, 1'er ay arayla, 67.500 adet ürün siparişi verildiği)
-Davacı tarafından davalıya gönderilen 29.06.2018 tarihle E-Mail'de; “67.500 adetlik 2018 yılı Temmuz ayı siparişinin ve 2018 yılı Mayıs ayı siparişinin (67.500 adetlik siparişin) gönderilmemiş olan 21.000 adetlik kısmının gönderilmeye hazır olup olmadığının ve ne zaman yükleneceğinin” davalıya sorulduğu, -Davalı tarafından davacıya gönderilen 29.06.2018 tarihli E-Mail'de; “2018 yılı Mayıs ayı siparişinin gönderilmemiş olan kısmının gönderilmesi için OA'nın serbest bırakılmasının gerektiğinin, 2018 yılı Temmuz ayı siparişinin (67.500 adetlik siparişin) henüz üretilmediğinin, -- üretim için serbest bırakılan- için tahmini sürenin 16 Temmuz haftası olduğunun, davacıya bildirildiği, (işbu E-Mail'de, 2017 yılı Temmuz ayı siparişinin gecikeceğinin davacıya bildirildiği), -Davacı tarafından davalıya gönderilen 29.06.2018 tarihli E-Mail'de; “2017 yılı Temmuz ayı siparişinin (yani Temmuz ayında teslim edilmesi gereken ürünlerin) 2017 yılı Ağustos ayında veya Eylül ayının sonunda teslim edilecek olmasının çok hayal kırıklığı yaratan bir durum olduğunun, davalıya bildirildiği ve bu gecikmenin hangi sorundan kaynaklandığının”, davalıya sorulduğu, -Davalı tarafından davacıya gönderilen 29.06.2018 tarihli E-Mail'de; “sorunun ---- testten geçmesinin beklenmesinden) kaynaklandığının”, davacıya bildirildiği, -Davalı tarafından davacıya gönderilen 29.06.2018 tarihli E-Mail'de; ---tesliminin gecikmesinden) kaynaklanan sorunun ciddiyetinin ve devam edeceği sürenin şu anda bilinmediğinin, bununla birlikte teslim alındıktan sonra ilk Laboratuvar testinin geçmemesi gerçeğinin teslimatın gecikmesini daha da artırmış olduğunun, sorunun ne kadar büyük olduğunun bekleyen testin sonuçlarına göre belirleneceğinin, 1) - geçerse 2018 yılı Temmuz ayı siparişinin geç üretilip teslim edileceğinin, 2) - başarısız olursa, üretimin yeniden başlamasının mümkün olacağı en erken tarihin değerlendirileceğinin, -- tedarikçisinin alt yükleniciyle yaptığı anlaşmaya göre (yılda bir -- tedariki) ürünsüz uzun bir dönem olacağının, bununla ilgili ek bilgi toplayacaklarının”, davacıya bildirildiği, Davacı tarafından davalıya gönderilen 02.07.2018 tarihli E-Mail'de; bu haberleri duydukları için hayal kırıklığına uğradıklarının, işbu e-maili almadan hemen önce “2018 Ekim ayı için ek ürün satın alma siparişi vermeye (67.000 adet) ve 2018 Eylül ayı siparişini 135.000 adete çıkardıklarını bildiren e-maili yazmakta olduklarının, davalıya bildirildiği ve herşey söylendiği gibi yolunda giderse 2018 Ağustos ayı sonunda, 2018 Temmuz- Eylül siparişlerini birlikte yükleyip yükleyemeyeceklerinin, davalıya sorulduğu, Davacı tarafından davalıya gönderilen 02.07.2018 tarihli E-Mail'de; “2018 Eylül ayı siparişinin - davalıya 2018 Nisan ayında gönderilmiş olduğunun, 2018 Kasım ayı siparişin de - gönderileceğinin, bu siparişlerin -- sorununun ortaya çıkmasından önce planladığının, dolayısıyla da, tüm yıl için 405.000 adet ürün sipariş edilmesinin planlandığının davalı tarafından da bilindiğinin”, davacıya bildirildiği, Davacı tarafından davalıya gönderilen 11.07.2018 tarihli E-Mail'de; “- sorunu çözüldükten sonra 2018 yılı Eylül ayı siparişinin de davalı tarafından üretilebileceğinin, --- zorunu çözülerek 2018 yılı Temmuz ayı siparişinin ne zaman gönderilebileceği ile ilgili güncel haberlerinin beklendiğinin”, davalıya bildirildiği, Davalı tarafından davacıya gönderilen 12.07.2018 tarihli E-Mail'de; “halihazırda --- testinin sonucunu öğrenene kadar bu yeni siparişlerin (2018 Eylül ve Kasım ayı siparişlerinin) kabulünün teyit edilemediğini, test onaylandıktan sonra bu siparişlerle ilgili olarak uygun şekilde hareket edilebileceğinin”, davacıya bildirildiği, Davacı tarafından davalıya gönderilen 12.07.2018 tarihli E-Mail'de; “2018 Kasım ayı siparişinin -- gönderildiğinin, --- ile ilgili güzel bir haber alınırsa davacı ile paylaşılmasının”, davalıya bildirildiği, Davacı tarafından davalıya gönderilen 25.07.2018 tarihli E-Mail'de; “- testlerinden herhangi bir haber olup almadığının”, davalıya sorulduğu, Davalı tarafından davacıya gönderilen 25.07.2018 tarihli E-Mail'de; “henüz haber olmadığının” davacıya bildirildiği, Davacı tarafından davalıya gönderilen 03.08.2018 tarihli E-Mail'de; -- testlerinden herhangi bir haber olup almadığının”, davalıya tekrar sorulduğu, Davalı tarafından davacıya gönderilen 04.07.2018 tarihli E-Mail'de; “2018 Temmuz ayı siparişi olan 67.000 adet ürünün ne zaman gönderileceği hususunda halen net bir tarih verilemediğinin'” davacıya bildirildiği, Davacı tarafından davalıya gönderilen 08.08.2018 tarihli E-Mail'de; - sorunu ile ilgili bir haber olup olmadığının, davalıya sorulduğu sorulduğu ve bu sorunun ne zaman çözüleceğinin davacı tarafından öğrenilmesinin 2019 yılına ilişkin siparişlerin planlanması için çok kritik olduğunun” davalıya bildirildiği, Davacı tarafından davalıya gönderilen 12.09.2018 tarihli E-Mail'de; ---- sorununun çözülüp çözülmediğinin” tekrardan davalıya sorulduğu, E-Maillerin içeriğinden; 2018 yılının 2.yarısı için verilen siparişlerin (Temmuz, Eylül ve Kasım ayı için verilen siparişlerin) konusunu oluşturan ürünlerin davalı tarafından davacıya gönderilmesinde gecikmeler yaşandığı, fakat davacı tarafından bu gecikmelere katlanıldığı ve bu gecikmelere rağmen davacının Tek Satıcılık Sözleşmesinin haklı sebeple feshetmediği ve Sözleşmenin 2019 yılında da taraflar arasında uygulanmaya devam ettiğinin anlaşıldığı, dava dosyasına sunulmuş olan 15.01.2021 tarihli Bilirkişi Kurulu Raporunun Mali Kısmında davacının ticari defterler kayıtları incelenenerek ticari defter kayıtlarına göre, davalı tarafından davacıya 2018 Mayıs ayında ve 2018 Temmuz ayında ürün teslimatı yapılmış olup, 2019 yılına gelindiğinde de, 2019 Ocak ayında ve 2019 Mart ayında ürün teslimatı yapıldığı, E-Mail içeriklerinden, 2019 yılının başında teslim edilen bu ürünlerin, 2018 yılı Eylül ve 2018 yılı Kasım ayı için sipariş edilmiş olan ürünler olduğu daha sonra ise davacının ticari defterlerinde, taraflar arasındaki borç-alacak ilişkisinin sıfırlandığı, davalı tarafından davacıya gönderilmiş olan 18.09.2019 tarihli E-Mail'de; “2019 yılının başlarında davacıya ürün göndermiş olduklarının görüldüğünün” bildirildiği, “davacının elindeki ürün stokunun tükenip tükenmediğinin” sorulduğu, fakat davalının bu soruya olumsuz bir cevap vermediğinin, anlaşıldığı, bu E-Mail'de yer alan beyanlardan, 2019 yılı başından beri davacı tarafından davalıya ürün siparişi verilmediği, önceki dönemlerde ise yaklaşık 6 kere sipariş verildiği hususunun davalı tarafından davacıya gönderilen 15.01.2018 tarihli E-Mail'de yer alan davalı beyanlarından anlaşıldığı, her ne kadar önceki yıllarda (2016 yılında vb.) ve 2018 yılında ürün gönderilmesinde bazı gecikmeler olmuşsa da, davacının bu gecikmelere katlandığı ve sözleşmeyi feshetmeyip devam ettirdiği, taraflar arasında sözleşme ilişkisinin 1997 yılından beri 2018 yılına kadar, 21 yıldır devam ettiği, bu kadar uzun süre devam eden bir tek satıcılık ilişkisinde, bazı dönemlerde tek satıcıya ürün gönderilmesinde “sorunlar (problemler)” yaşanması ve bu sorunlar nedeniyle ürün gönderilmesinin gecikmesinin, “olağan ('normal)” bir durum olarak kabul edilmesi gerektiği, dolayısıyla davalının davacıya gönderdiği 05.02.2020 tarihli fesih ihbarnamesinde fesih gerekçesi olarak bildirildiği gibi, 2019 yılı başından beri ürün sipariş edilmediği (satın alınmadığı) ve bundan sonraki süreçte sipariş edileceğine yönelik olarak davalı nezdinde bir izlenim (güven) de uyandırılmadığı kanaatine varıldığı, nitekim davacının da 2019 yılı için ürün siparişi verildiğini ispata yönelik delil sunmadığı gibi, ilerleyen süreçte ürün sipariş edileceğini gösteren, yani davalı nezdinde bu hususta güven uyandıran bir davranışta bulunduğunu gösteren delil de sunulmadığı , davacının 2019 yılının başından itibaren, davalının sözleşmeyi feshettiğini bildirdiği 05.02.2020 tarihine kadar (yaklaşık 1 yıl 2 aylık süre boyunca) davalıdan mal sipariş etmemesi ve ilerleyen süreçte mal sipariş edeceğine dair bir güven (izlenim) uyandırmamasının, gerek Tek Satıcılık Sözleşmesinin doğasına gerekse TMK.md.2'deki “dürüstlük kuralına” aykırı bir davranış tarzı oluşturup hayatın olağan akışında davalı için sözleşme ilişkisine devam etmeyi “çekilmez” hale getireceğini ve davalıya Tek Satıcılık Sözleşmesini “haklı sebeple” feshetme hakkı verdiği, davalının taraflar arasındaki Tek Satıcılık Sözleşmesini“haklı olarak (haklı sebeple)” feshettiği kanaatine varıldığı, bu nedenle davacının davalıdan, iddia ve talep ettiği gibi “kar mahrumiyeti zararının” tazminini talebe hak kazanamadığı gibi “kusuru” ile sözleşmenin davalı tarafından haklı sebeple feshedilmesine yol açtığı için, TTK.md.112/3 uyarınca, davacının davalıdan Portföy Tazminatı talep etmeye de hak kazanamadığı kanaatine varıldığı, dava dosyasına daha önce sunulmuş olan 24.03.2023 tarihli Ek Bilirkişi Kurulu Raporunda da (sayfa 2-3'de), benzer gerekçelerle; sözleşmenin davacı tarafından haklı sebeple feshedildiği ve bu sebeple davacının davalıdan portföy tazminatı ve yoksun kalınan kar tazminatı talebe hak kazanamadığı, karşı davada ise karşı davacının Tek Satıcılık Sözleşmesi devam ederken, davacı şirket ile “organik bağı” bulunan bir şirket üzerinden, Tek Satıcılık Sözleşmesinin konusunu oluşturan ürünlere “muadil ürünlerin” üretildiği, ruhsatlandırıldığı ve pazara sunulduğu, bu suretle Tek Satıcılık Sözleşmesinin 10 nolu maddesi hükmünün davacı tarafından ihlal edildiği, bundan dolayı davalının zarara uğradığının, iddia edildiği, dosya içeriğinden, davalı ile davacı arasındaki Tek Satıcılık Sözleşmesi devam ederken, davacı şirket ile “organik bağı” bulunan bir şirket üzerinden, Tek Satıcılık Sözleşmesinin konusunu oluşturan ürünlere “muadil ürünlerin” üretildiği ruhsatlandırıldığı ve pazara sunulduğunun “Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu” tarafından Mahkemeye gönderilmiş olan 04.06.2021 tarihli yazıdan anlaşıldığı, “muadil ürünlerin sadece geliştirilmesi, üretilmesi ve ruhsatlandırılmasının da sözleşmenin 10 nolu maddesi hükmüne aykırılık oluşturduğu, taraflar arasındaki Tek Satıcılık Sözleşmesi devam ederken, davacı (karşı davalı) şirket ile “organik bağı” bulunan bir şirket üzerinden, Tek Satıcılık Sözleşmesinin konusunu oluşturan ürünlere “muadil ürünlerin” geliştirilmesi, üretilmesi, ruhsatlandırılması ve pazara sunulmasının, taraflar arasındaki Tek Satıcılık Sözleşmesinin 10 nolu maddesi hükmüne aykırılık teşkil edip etmediği, davalının (karşı davacının) bu ihlal nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararın tazminini davacıdan (karşı davalıdan) talebe hak kazanıp kazanamadığı noktalarında uyuşmazlık olduğu, gerek 15.01.2021 tarihli Kök Bilirkişi Kurulu Raporunda ve 24.03.2023 tarihli Ek Bilirkişi Kurulu Raporunda yer alan tespitlerden, gerekse işbu Raporun Teknik Kısmındaki tespitlerden, taraflar arasındaki Tek Satıcılık Sözleşmesine istinaden davalıdan satın alınan sözleşme konusu ürünler ile davacı şirket ile organik bağı bulunan davadışı şirket tarafından, geliştirilen, üretilen, ruhsatlandırılan ve pazara sunulan ürünlerin, “aynı ana etken maddeleri içeren ürünler” olduğu ve dolayısıyla da “muadil ürünler” olduğunun anlaşıldığı, bu davranışların sözleşmenin 10 nolu maddesi hükmünün ihlalini oluşturması için, rekabet halindeki ürünlerin “birebir aynı (eşdeğer)” olmasının şart olmadığı, Tek Satıcılık Sözleşmesinin 10 nolu maddesi hükmünün yorumundan çıkan anlama göre; sözleşme süresi boyunca davacının, sözleşmeye istinaden davalıdan satın aldığı ve tek satıcılık bölgesinde sattığı “ürünlerle” doğrudan veya dolaylı olarak rekabet halinde olacak herhangi bir ürünü (muadil ürünü) doğrudan veya dolaylı olarak “geliştirmemeyi, üretmemeyi, ruhsatlandırmayı, dağıtmamayı, satmamayı, tanıtmamayı veya ticari ya da bilimsel olarak bu tip bir ürüne (muadil ürüne) müdahil olmamayı kabul ve taahhüt ettiği, bu hükümle davacıya, sözleşme süresi boyunca geçerli olmak üzere “Rekabet Yasağı” borcunun yüklendiği, davacı (karşı davalı) şirketin aralarında “organik bağı” bulunan bir şirket üzerinden, Tek Satıcılık Sözleşmesinin konusunu oluşturan ürünlere “muadil ürünlerin” geliştirildiği, üretildiği, ruhsatlandırıldığı ve pazara sunulduğunun anlaşıldığı, davacının, sözleşmenin 10 nolu maddesinde kendisine yüklenmiş olan “Rekabet Yasağını (Rekabet etmeme borcunu)” ihlal ettiği, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu” tarafından Mahkemeye gönderilmiş olan 04.06.2021 tarihli Yazıda, muadil ürünlerden birinin (--) ruhsatının 17.01.2018 tarihinde alınmış olduğu, diğerinin (---) ruhsatının da 25.01.2019 tarihinde alınmış olduğunun, anlaşıldığı, 17.01.2018 tarihinde ve 25.01.2019 tarihinde bu “muadil ürünlerin” Ruhsatının alınmış olduğunun davalı (karşı davacı) tarafından sözleşme ilişkisinin devamı sırasında öğrenilmemiş olmasının “hayatın olağan akışına” uygun olmadığı ve ayrıca, davacı tarafından davalıya gönderilmiş olan 07.10.2019 tarihli E-Mail'de ve 28.11.2019 tarihi E-Mail de bu muadil ürünlerden (---) söz edilmiş olduğu dolayısıyla da, söz konusu “muadil ürünlerin” davadışı şirket tarafından üretildiği, ruhsatlandırıldığı ve pazara sunulduğunun davalı/karşı davacı tarafından bilindiği ve bu duruma itiraz etmediğinin anlaşıldığı, davalının/ karşı davacının sözleşmesinin feshedildiğini davacıya bildirdiği “05.02.2020 tarihli Fesih İhbarnamesinde”, bu durumu bir “fesih gerekçesi” olarak bildirmediği, hatta bu durumdan hiç söz etmediği , davalı/karşı davacının, muadil ürünlerin geliştirilmesine, üretilmesine, ruhsatlandırılmasına ve pazara sunulmasına örtülü olarak (zımnen) onay verdiği, bu durumu benimsendiği ve davacı nezdinde bu yönde haklı bir güven uyandırdığı, davalı/karşı davacının karşı davada, bu durumun borç ihlali oluşturduğunu ileri sürmek suretiyle davacı/karşı davalıdan, bu yüzden uğradığını iddia ettiği zararların tazminini talep etmesinin “çelişkili davranış” oluşturduğu ve dolayısıyla da TMK.md.2 uyarınca “hakkın kötüye kullanılması oluşturduğu, davalının/karşı davacının tazminat alacağına hak kazanamadığı kanaatine varıldığı anlaşılmıştır. Bilirkişi raporu gerekçeli ve denetlenebilir nitelikte olup dosya kapsamında toplanan deliller ile de uyumlu olduğundan mahkememizce hükme esas alınmıştır.
Mahkememizce toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları---ATM dosyası içeriği bir arada değerlendirildiğinde taraflar arasında uzun yıllardır devam eden bir tek satıcılık ilişkisi olduğu, davacının uzun bir süre mal siparişi vermediği gerekçesi ile sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği, davacının sözleşmenin feshinin haksız olduğunu iddia ederek kar kaybı tazminatı ve denkleştirme tazminatı talep ettiği ancak davacının 2019 yılının başından itibaren, davalının sözleşmeyi feshettiğini bildirdiği 05.02.2020 tarihine kadar davalıdan mal sipariş etmemesi ve ilerleyen süreçte mal sipariş edeceğine dair bir güven uyandırmamasının, Tek Satıcılık Sözleşmesinin doğasına ve TMK.md.2'deki “dürüstlük kuralına” aykırı bir davranış tarzı oluşturup hayatın olağan akışında davalı için sözleşme ilişkisine devam etmeyi “çekilmez” hale getireceği ve davalıya Tek Satıcılık Sözleşmesini “haklı sebeple” feshetme hakkını verdiği, davalının taraflar arasındaki Tek Satıcılık Sözleşmesini haklı olarak feshettiği dolayısıyla davacının kar mahrumiyeti zararı ve portföy tazminatı talep etmeye de hak kazanamadığı sonucuna varılmıştır. Karşı davada ise karşı davacı taraf Tek Satıcılık Sözleşmesi devam ederken, davacı- karşı davalı tarafından aralarında organik bağ bulunan Solebio şirketi üzerinden, Tek Satıcılık Sözleşmesinin konusunu oluşturan ürünlere muadil ürünler üretip, ruhsatlandırarak pazara sunduğunu, bu suretle Tek Satıcılık Sözleşmesinin 10 nolu maddesi hükmünün davacı-karşı davalı tarafından ihlal edildiğini, bundan dolayı zarara uğradığını iddia ederek tazminat talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamında alınan tüm raporlarda davacı- karşı davalı ile dava dışı --- arasında organik bağ bulunduğu belirlenmiş bu husus mahkememizce de kabul edilmiştir. Tek Satıcılık Sözleşmesinin 10 nolu maddesi ile sözleşme süresi boyunca davacı- karşı davalının, sözleşmeye istinaden davalıdan satın aldığı ve tek satıcılık bölgesinde sattığı ürünlerle doğrudan veya dolaylı olarak rekabet halinde olacak herhangi bir ürünü (muadil ürünü) doğrudan veya dolaylı olarak geliştirmemeyi, üretmemeyi, ruhsatlandırmayı, dağıtmamayı, satmamayı, tanıtmamayı veya ticari ya da bilimsel olarak bu tip bir ürüne (muadil ürüne) müdahil olmamayı kabul ve taahhüt ettiği, bu hükümle davacı- karşı davalıya, sözleşme süresi boyunca geçerli olmak üzere Rekabet Yasağı borcunun yüklendiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporları ve gelen müzekkere cevapları ile davacı şirket ile organik bağı bulunan davadışı şirket tarafından, geliştirilen, üretilen, ruhsatlandırılan ve pazara sunulan ürünlerin, aynı ana etken maddeleri içeren ürünler olduğu ve dolayısıyla da muadil ürünler olduğu tespit edilmiş olup kaldı ki sözleşmenin 10 nolu maddesi hükmüne aykırılık için rekabet halindeki ürünlerin “birebir aynı (eşdeğer)” olmasının şart olmadığı da madde içeriğinden anlaşılmaktadır. Tek satıcılık sözleşmesinin konusunu oluşturan ürünlere muadil ürünlerden biri olan --- için ruhsatın 17.01.2018 tarihinde ve diğer muadil ürün olan --- için ise ruhsatın 25.01.2019 tarihinde alındığı, bu durumun sözleşme ilişkisinin devamı sırasında davalı- karşı davacı tarafından öğrenilmemiş olması hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi davacı-karşı davalı tarafından davalı- karşı davacıya gönderilen 07.10.2019 tarihli E-Mail ve 28.11.2019 tarihi E-Mail de bu muadil ürünlerden söz edilmiş olması karşısında, muadil ürünlerin davalı-karşı davacı tarafından bilindiği ve bu duruma itiraz edilmediği, hatta 05.02.2020 tarihli fesih ihbarnamesinde, bu durumun fesih gerekçesi olarak da bildirilmediği, ihtarnamede bu durumdan bahsedilmediği dolayısıyla davalı karşı davacının örtülü olarak onay vermiş sayılacağı, açtığı karşı davada bu durumun borç ihlali oluşturduğunu ileri sürerek zararların tazminini talep etmesinin TMK.md.2 uyarınca hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu davalı-karşı davacının tazminat alacağına hak kazanamadığı sonucuna varılarak dava ve karşı davanın reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-ASIL VE KARŞI DAVANIN REDDİNE,
Asıl dava yönünden:
2-Alınması gerekli 732,00-TL harcın davacı tarafından peşin olarak yatırılan 34.155,00-TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 33.423,00-TL'nin kararın kesinleşmesine müteakip davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 5-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştikten sonra yatırana iadesine, 6- Davalı taraf kendisini vekile temsil ettirdiğinden. Portföy tazminatı, kar kaybına ilişkin talepler maddi tazminat kabilinden olduğundan karar tarihinde geçerli Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 13/4 maddesine göre belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-7155 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 13.fıkrası ve yürürlükte bulunan Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazine adına irad kaydına,Karşı dava yönünden:
1-Alınması gerekli 732,00-TL harcın karşı davacı tarafından peşin olarak yatırılan 854.00-TL karşı dava harcından mahsubu ile bakiye 122,00-TL'nin kararın kesinleşmesine müteakip karşı davacıya iadesine, 2- Karşı davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 3-Karşı davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 4-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştikten sonra yatırana iadesine, 5- Karşı davalı taraf kendisini vekile temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin karşı davacıdan alınarak karşı davalıya verilmesine, 6-7155 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 13.fıkrası ve yürürlükte bulunan Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin karşı davacıdan tahsili ile hazine adına irad kaydına,HMK 345. Maddesi hükmü uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere davacı karşı davalı vekili ile davalı karşı davacı vekilinin yüzlerine karşı oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Full & Egal Universal Law Academy