T.C. İstanbul Anadolu 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/165 Esas
KARAR NO: 2024/642
DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 08/03/2023
KARAR TARİHİ: 10/07/2024
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekilinin dava dilekçesini özetle; Davalı, davacı şirketin eski hissedarı olduğunu, Davacı şirketteki hissesini, tüm hak ve alacakları ile birlikte 18.03.2022 tarihli Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi ile üçüncü kişi---------- Şirketi'ne devretmiş, bu şekilde ---------Şirketi'nden herhangi bir hak ve alacağının kalmadığını açıkça kabul ve beyan ettiğini, Hisse devri işlemi 25.03.2022 tarihli ---------- de ilan edildiğini, Devir işleminden kaynaklanan tüm yükümlülükler dava dışı üçüncü kişiler tarafından yerine getirildiğini, Bahsi geçen devir işlemi ile davalı ----------, şirkette bulunan hissesinin tamamını, tüm hak ve alacaklarla birlikte üçüncü kişiye devrettiğini, davacı şirketten de herhangi bir hak ve alacağı kalmadığını, Davacı şirketin mülkiyetinde bulunan tüm hak ve alacaklar, taşınır ve taşınmaz mallar, marka ve sair fikri haklar, davalının payını devretmesi ile birlikte payı oranında üçüncü kişi --------- Şirketi'ne geçtiğini, Davalı ----------, hal böyleyken davacı şirket ortaklarından ---------, ---------, ---------- ve ---------- aleyhine tamamen mesnetsiz ve herhangi bir belgeye dayanmayan ilamsız icra takipleri başlattığını, bu takiplere taraflarınca itiraz edildiğini, Davalı, aynı zamanda davacı şirket ---------- Şirketi aleyhine de ---------- İcra Müdürlüğü ---------- Esas sayılı ve 300.000-Euro bedelli icra takibi başlattığını, ödeme emri davacı şirkete e-tebligat yoluyla tebliğ edilmiş, davacı şirket çalışanlarının bu yeni uygulamaya alışkın olmaması nedeniyle tebligat gözden kaçtığını ve takibe itiraz edilemediğinden icra takibi şeklen kesinleştiğini, İcra takibinden, davacı şirketin banka hesaplarına bloke konulması ile haberdar olunduğunu, Davacı tarafın hangi amaçla ve neye dayanarak bu icra takibine giriştiği belirsiz olduğunu, Davacı tüm hak ve alacaklarını alarak ve davacı şirketi de ibra ederek şirket ortaklığından ayrıldığını, Davacı şirketten hiçbir hak ve alacağı bulunmadığını, Hissesini devretmesi ile birlikte, hisseye isabet eden tüm taşınır ve taşınmazlar, alacak hakları ve fikri haklar üzerindeki hak ve borçlarını da devrettiğini, Hal böyleyken, davalı tarafından hiçbir belgeye dayanmayan, tümüyle kötü niyetli ve davacı şirkete zarar vermek amacıyla, tabiri caizse "ya tutarsa" mantığı ile yapılan icra takiplerinden birinin salt şekli hukuk bakımından kesinleşmiş olması nedeniyle davacı şirket çok büyük zarara uğradığını, Banka hesaplarına bloke konulması nedeniyle ödemeleri aksadığı, aksamaya devam ettiğini, Bu nedenle uğranılan zararların tazminini talep etme haklarının saklı kalmak kaydıyla, davalının takip bedelinin %20'sinden aşağı olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına da mahkum edilmesi gerektiğini, Davalının kötü niyetli icra takibinin hasbelkader kesinleşmesi nedeniyle telafisi imkansız zararlar doğmuş ve doğmaya devam ettiğini, Davacı, konulan blokeler nedeniyle dava harçlarını bile güçlükle temin ettiğini ve ödediğini, Mevcut durumda işçi maaşlarının dahi ödenmesi mümkün olmayacağını, Salt icra hukukunun şekli kuralları sebebiyle bu denli yüksek meblağlı bir tutarı ödeme tehdidi ile karşı karşıya bırakılması kabul edilemeyeceğini, Bu nedenle,--------- İcra Müdürlüğü -------- Esas sayılı icra takibinin huzurdaki dava sonuçlanıncaya kadar Tedbiren durdurulmasını, davacının banka hesapları ve şayet tatbik edilmişse sair malvarlığı hakları üzerindeki hacizlerin kaldırılmasını, ayrıca İcra kasasına yatan veya yatacak bir para olması halinde bulunan alacaklıya ödenmemesine karar verilmesini, tedbir kararına teminatsız olarak karar verilmesini, bu kabul edilmezse sayın mahkemenin takdir edeceği uygun bir teminat karşılığında bu kararın verilmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu bildirmişlerdir. Davacı Vekili Cevaba Cevap Dilekçesinde; Davalı -----------, davacı şirket ortağı ve müdürü olduğu dönemde, şahsi bir davasını takip etmemiz için taraflarına vekaletname verdiğini, Şirket ortağı ve müdürü olması nedeniyle talebi taraflarınca kabul edildiğini, akabinde davalının şirket müdürlüğünden istifa etmesi üzerine “duruşmaya dahi girilmeden ve henüz hiçbir vekalet ücreti tahsil edilmeden” 01.02.2023 tarihinde dosyaya taraflarınca --------- iş emri numarası ile istifa dilekçesi sunulduğunu, Bu istifa dilekçesi davalıya tebliğ edilmiş, dosyadan vekil kaydımız silinmiş ve vekalet ilişkisi bu şekilde sona erdiğini, Zira vekalet sözleşmesi, akdedilmesi şekle tabi olmadığı gibi sona erdirilmesi de şekle tabi olmayan bir sözleşme olduğunu, Fesih/istifa iradesinin karşı tarafa ulaşması sözleşmenin sona ermesi için yeterlidir. Noter vekaletnamesinin varlığı, yalnızca vekalet ilişkisinden kaynaklanan hakların resmi makamlar önünde kullanılabilmesine imkân sağlamakta olup, vekalet sözleşmesinin varlığına veya devam ettiğine dair bir delil niteliği taşımadığını, Nitekim davalı ile aralarında, taraflarınca istifa edilen-------- Esas sayılı dosya dışında başkaca hiçbir vekil-müvekkil ilişkisi de kurulmadığını, Bahsi geçen dosyanın da huzurdaki davada davacı olarak bulunan davacıyla ve dahi huzurdaki davayı konu alan uyuşmazlıkla hiçbir ilgisi bulunmadığını, Vekalet ilişkisinin sona erdiğine dair yukarıdaki beyanları saklı kalmak kaydıyla, Davalının atıf yaptığı Avukatlık Kanunu’nun 38. Maddesinin b bendinin de huzurdaki dava ile ilgisi bulunmadığını, Zira ilgili maddeye göre, avukatın işi reddetme zorunluluğu “aynı işte menfaati zıt bir tarafa avukatlık etmiş veya mütalaa vermiş olması” durumunda söz konusu olduğunu,Görüldüğü üzere Kanun “aynı iş” kriteri getirmiş olup, davalı lehine kısa bir süre vekil olarak takip ettikleri işin huzurdaki dava ile ilgisi bulunmadığı gibi, huzurdaki davada davacı olarak bulunan davacının bahsi geçen dava ile hiçbir ilgisi de bulunmadığını, Kanunun tabiri ile “aynı iş” değil, farklı işler söz konusudur ve “zıt taraf” kriteri de sağlanmadığını, ---------- Esas sayılı dosya uyarınca vakıf olunan bilgilerin işbu davada kullanılması gibi bir durum da söz konusu olmadığını, Zira iki davanın niteliği ve tarafları itibariyle bu mümkün olmadığını, dolayısıyla huzurdaki davayı vekil olarak takip etmemizde hukuken bir engel bulunmadığını, Bununla birlikte, davalının ifadesine göre, bahsi geçen ---------- yazışmaları, davalı ile davacı arasında imzalanan protokolün müzakere aşamasına ilişkin olduğunu, Taraflar, ortaklık ilişkisinin tasfiyesi için belli bir süre müzakere ettiği, akabinde karşılıklı olarak asgari müşterekte buluşarak protokolün son halini imza altına almışlardır. İmza edilen metin davalı tarafından detaylıca incelendikten sonra imzalandığını, Bu nedenle, öncelikle, imzalanan nihai metin varken müzakere aşamalarının dikkate alınmasının mümkün olmadığını ifade etmek gerektiğini, Öte yandan, davalı tarafın metinden çıkartıldığını ifade ettiği maddenin sözleşme taslağından çıkartılması, bizzat davalı tarafından “sözleşmenin diğer maddelerinden ve genelinden bu maddede ifade edilen hususun anlaşıldığı, bu maddeye gerek olmadığı” ifade edilerek talep edildiğini, Bu görüşe tarafımızca iştirak edilmiş, ortaklık payını devretmekle ortaklığa bağlı tüm hak ve borçları zaten devretmiş olacağından dolayı, bu maddeye ayrıca gerek olmadığından madde çıkartıldığını, Nitekim bahsi geçen maddede davalı lehine hiçbir ibare bulunmamakta, tümüyle davalı aleyhine hususlar yer almadığını, Bu maddenin protokol metninde yer almasının davalıya hangi menfaati sağlayacağı, davalı tarafın bu maddeden nasıl bir beklenti içinde olduğu hususu taraflarınca anlaşılamadığını, Bir başka deyişle, bu maddenin davalının var olduğunu iddia ettiği hangi alacağın varlığını ispat ettiği belirsiz olduğunu, Davalı, ortaklık payını devretmek suretiyle, şirket tüzel kişiliğine ait olan tüm taşınırlar, taşınmazlar, alacak hakları, fikri haklar ve borçların ortaklık payına isabet eden kısmını devrettiğini, Bu devir, dosyada mübrez noter sözleşmesi ile sabit olup, --------- de ilan edildiğini, Bu aşamadan sonra şirket malvarlığı ile ilgili hiçbir hak veya talep ileri sürmesi mümkün olmadığını, Payını devreden bir kişinin, şirketin malvarlığı değerleri üzerindeki haklarının hangi gerekçeyle devam edeceği, davalının bu noktada hangi hukuki dayanağa dayandığı taraflarınca anlaşılamadığı, cevap dilekçesinde de bu hususa ilişkin bir izahat yer almadığını, Bu davanın konusu olmamakla birlikte ayrıca ifade etmek gerekir ki, davalı, protokol gereği birtakım alacak haklarına sahip olmuş olup, bu borçların vadesi gelenleri borçların ifasıyla yükümlü olan kişilerce ifa edildiğini, Gerek davacı müvekkil tarafından gerekse de diğer taraf --------- Şirketi tarafından vadesi gelmiş olmasına rağmen ifa edilmeyen hiçbir borç da bulunmadığını, Nitekim davacı da bunun aleyhine bir iddiaya cevap dilekçesinde yer vermediğini bildirmişlerdir.
Davalı Vekili Cevap Dilekçesinde; Davalı, davacı şirketin eski hissedarlarından olduğunu, Şirket bünyesindeki hisselerinin devrini gerçekleştirerek, ayrılmak istediğini, İki taraf arasında imzalanmak için hazırlanmış olan sözleşme; tarafların gerekli hususların görüşülerek ortak paydada buluştukları maddeleri barındıracak şekilde hazırlandığını, Hazırlanan sözleşme taraflara mail üzerinden iletildiğini, Taraflar incelediğini, Tarafların imza tarihinde önlerine gelen ve imzaladıkları sözleşmenin, mailde davalının kendisine sunulan sözleşmeden farklı olabileceği davalının aklına gelmediğini, Hissedarlarından biri olduğu şirketten sorunsuz ayrılacak olan davalı, kendisine bu şekilde bir sözleşmede kendisinden habersiz değişiklik yapılıp, kandırılacağını hiç düşünmediğini, Ancak imzaladığı sözleşmede anlaştıkları maddelerden birinin çıkartılarak kendisine imzalatıldığını görünce büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntü yaşadığını, Hisse Devir Sözleşmesi'nin 4.4. maddesinin taslak halinde imzalanması planlanan mail yolu kendisine gelip kontrol ettiği sözleşmede var iken, kendisinin imzaladığı sözleşmede yer almadığını, Hisse Devir Sözleşmesi'nin 4.4. maddesi ise 4.3'ten bir anda 4.5'e geçtiği esnada sayfa değişimi olduğu için madde sözleşmeden çıkartılırsa sanki davalının fark etmeyeceğini şekilde ayarlanmış, davalı da zaten o an fark etmediğini, Aylar sonra baktığı zaman diğer maddelere ilişkin ödemeleri almış, ancak bu maddeye ilişkin yüklü meblağı barındıran, hissedarlığının içerisinde kurduğu markanın temsil edildiği manevi ve maddi olarak en önem verdiği hususları barındıran maddenin olmadığı bir sözleşmeyi imzaladığını, Davalı kanunlarla korunan haklarına ilişkin hukuki yollara başvurduğunu, Hisse Devri Sözleşmesi'nin 4.4. maddesi işbu icra takiplerine ve bu davaya konu alacağa yönelik olduğunu, Anılan Sözleşme'nin 4.4.maddesi; "---------, işbu sözleşmenin imzalanması ve Sözleşmedeki yükümlülüklerin ---------- tarafından yerine getirilmesi ile birlikte --------- malvarlığı değerleri ile ilgili hiçbir hakkının kaldığını, şirket hisselerinin tümü karşılığında talep ettiği tüm bedellerin kendisine ödenmiş olduğunu, işbu sözleşmenin 3.maddesinde kararlaştırılanlar dışında hiçbir hak ve alacak talebinde bulunmayacağını kabul, beyan ve taahhüt eder. Bu maddede bahsi geçen malvarlığı değerlerinin kapsamına ---------- ait tüm taşınmazlar, taşınırlar tescilli olsun veya olmasın tüm fikri ce sınai ürünler doğmuş ve doğacak alacak hakları dahildir. ----------, üretim, tasarım ve/veya yaratım süreçlerine maddi/manevi katkıda bulun olsun veya olmasın, --------- hiçbir fikri ve sınai ürünü üzerinde hak talep etmeyeceği, bunlar üzerindeki tüm haklarını devrettiğini kabul, beyan ve taahhüt eder." Şeklinde olduğunu, İşbu sözleşme maddesinin çıkartılarak sözleşmenin davalıya imzalatılmasındaki amaç taraflarınca anlaşılamamış olup, davalıyı zarar uğratmaktan başka bir sonuç doğurmadığını, Davalıya karşı haklarının ödenmemesi gerçeğine karşı, davalının hukuki yollara başvurmak istemesi en doğal hakkı olduğunu, İşbu sebeple başlatılmış olan icra takiplerine istinaden bu hususun sonuçlarına katlanmak zorunda kalan davacı şirketin Sayın Mahkemeniz huzurunda kaba tabir ile dram yaratmaya çalışıp; dava harçlarını bile güçlük ile temin etmesi veya işçi maaşlarını ödeyememesini dile getirmesinin başka bir açıklamasını göremediğini, Davacı şirket, bünyesine gelen e-tebligatı şirket çalışanlarının bu yeni uygulamaya alışık olmaması sebebiyle gözden kaçırdığını iddia etmişse de, işbu husus tam da borçtan kaçmaya çalışan bir şirketin sergileyeceği davranış olduğunu, Halbuki, e-tebligat sistemi basit bir internet araması ile de ortaya çıkacağı gibi 2019 yılında şirketlere zorunlu hale getirildiğini, Birçok ülkeye ihracat yaptığı söylenen ve bilinen davacı şirketin çalışanlarının ve şirket sisteminin içinde bulunduğumuz 2023 yılı itibari ile 5 yıldır şirketlerde zorunlu hale getirmiş bir sisteme karşı alışamadıklarının iddia edilmesi taraflarınca kabul edilebilir nitelikte olmadığını, Kaldı ki, Sayın Mahkemenizin de buna inanmasının beklenmesi ve işbu gerekçenin taraflarınca kabul edilebilmesi hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiği açıkça orta olduğunu, Söz konusu alacak talebine ilişkin icra takipleri açılmış olmakla birlikte davaının daha da fazla hak kaybına uğratacak mağduriyetinin doğmaması adına hem ticari olarak hem de fikri sınai haklarının korunmasına yönelik olarak taraflarınca gerekli davaların açılması için dava şartı olan arabuluculuk başvuruları ve toplantıları gerçekleştirildiğini bildirmişlerdir.
Davalı Vekili İkinci Cevap Dilekçesinde; Davacı tarafından sunmadıklarını iddia ettiği delilleri 14.04.2023 tarihinde ön bürodan sunulan ---------- ile sunulmuş olup; kayıtları ve alındı belgesi uyap sisteminde mevcut olduğunu, Davacının ıslak imzasının bulunduğu borca konu sözleşmedeki, anılan maddeyi çıkartarak davalıya imzalatıldığını ve cevaba cevap dilekçesinde farkında olduğunu, borç doğuracak maddeyi çıkarak davalının alacaklı olduğunu açıkça beyan ettiğini, İlk olarak belirtmek isteriz ki; davacı tarafından açılmış olan işbu menfi tespit davası ve tüm dilekçeler teatisinde yer alan iddialar, beyanlar göz önünde bulundurulduğunda dahi; davacının açıkça borçlu olduğu ortada olduğunu, süresi içerisinde sundukları 14.04.2023 tarihli delil dilekçelerini cevaba cevap dilekçesinden anladığımıza göre delillerini görmemesine rağmen, sözleşmelerden davacının cevap dilekçesinde sıkça yer verdiği icra takibine konu maddeye ilişkin alacakları bulunduğunu, Taraflarınca sunulan ancak henüz sunulmadığını iddia edilen sözleşmeyi sanıyoruz ki davacı taraf görmemiş ve görmediği halde bile neye istinaden borçlu olduğunu bildiği için, buna ilişkin beyanlara yer verilmesi ise tam da bu noktada borcu olduğunu ve borçtan gayet haberdar olduğunu kanıtlar nitelikte olduğunu, Delil dilekçelerinde ---------- ile sundukları sözleşmelerde; davacı aslında gerçekten de tam olarak neye dayanan, borç doğuran hakkın ne olduğu, bu hakka ilişkin şirket nezdinde doğan miktarların olduğu apaçık cevap dilekçesinde, anılan sözleşmelerin cezai maddelerinde dahi yer almadığını, İşbu dava tam da borçtan kaçmak isteyen şirketin zaman kazanmak, sürünceme de bırakmak, borçtan sıyrılmaya çalışmak amacı ile açtığı ve dilekçelerinde buna yönelik beyanları bulunup bunu hedeflerini görmek zor olmadığını, Sözleşmeden aşağıda bahsedilecek olan maddeyi çıkarmamış olsalardı; davalının hisse devrine ilişkin alacaklarını tam anlamı ile alabileceğini ancak maddeyi çıkartarak davalıyı hak kaybına uğratıp alacaklarını alamamasına sebebiyet veren durumu kendileri de açık belirtmekte olduğunu, Vekaletname ilişkisi tek dosya ile değerlendirilemeyeceğini, vekaletname sözleşmesi istifa ile son bulacağını, Tek dosyadan itifa ile vekaletname ilişkisi olmadığını, iş ilişkisinin sona erdiğini, Vekaletname ilişkisi devam ederken davalının gerek şirket içi gerek şahsi vekilliğini yaparak sırlarını bildiğini, İşbu dosyada menfaat çatışmasına sebep olunmadığını, Öncelikle davacı vekili her ne kadar davalı ile aralarındaki vekalet ilişkisinin sona erdiğini iddia etmiş olsa da somut gerçek bundan uzak olduğunu, Nitekim davalı, öncesinde davacı şirketin müdür ve aynı zamanda hissedar olarak bulunduğunu, Davalının, müdür olduğu dönemde söz konusu şirketin vekilliği yine davacı vekili Av. -------- tarafından üstlenildiğini, İşbu durum da davalı ile davacı vekili Av. ------- arasında vekalet ilişkisini gösterdiğini, Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde her ne kadar ------- Aile Mahkemesi'nde görülmekte olan dosyadan istifa etmiş olduğunu beyan etse de bu istifayı yalnızca dile getirdiği tek bir dosyadan yapmış ve yalnızca bu dosyayı mahkemenin odağına yerleştirmek istediğini, Oysa ki vekilliğini üstlendiği şirkette müdür ve yine hissedar konumunda olan davalının ile vekalet ilişkisi olma veya vekalet ilişkisine devam etme olasılığı bulunduğundan dosyanın tarafları açısından menfaat çatışmasına sebebiyet verme ihtimali göz önünde bulundurulması gerektiğini, Kaldı ki; bir azilname yapılmadığını, vekaletname geçerliliğini sürdürdüğünü, Bu durum mahkemece özellikle incelenmesi gerektiğini, Vekalet ilişkisini içeren başka dosyaların olup olmadığı taraflarınca bilinmesinin ------ gizliliğinin ihlalini oluşturacağı ortada olduğundan buna yönelik bilgimizin olmaması ve sayın mahkemenize sunmamalarının doğru olduğunu, Davalı, şirket hissedarlarından biri ve zamanında şirket müdürlüğü yapmış olan davalı, davacı vekili tarafından gerek şirket içerisinde sırlarını gerek özel hayatında vekaletnameden doğan yetki çerçevesi içerisinde sırlarını bilmesi ile işbu davada vekillik yapabilmesinin değerlendirilmesini, usulden reddine yönelik itirazlarının değerlendirilmesini sayın mahkemenizin değerlendirilmesine sunulmadığını, davalı alacaklıdır. davalının alacağı ve davalıya yaşatılanlar kanunlarla korunmadığını, kandırılarak imzalatılan sözleşmeye göre "alacakları ödenmiştir" iddiası taraflarınca kabul edilmediğini, --------- sorumluluğunun incelenmesi gerektiğini, Davacının cevaba cevap dilekçesinde öne sürülen ve değinilmesi gereken en önemli hususlardan biri de; imzalanan protokolün müzakere aşamalarındaki üzerinde uzlaşılan noktalardaki farklılıklardır. Öncelikle davalı, daha önce delil dilekçeleri ekinde sundukları ------- içeriğinden de açıkça anlaşılacağı üzere, davacı şirketin, şirket hissedarlığından ayrılma noktasında sözleşme öncesi müzakereler yaptığını, Söz konusu bu müzakerelerde, ıslak imzasının bulunduğu davacı şirket, müzakerelerdeki sözleşmeye sabit kalmayarak kendi menfaati uyarınca hareket etmiş ve çok açıkça davalıyı irade sakatlığına uğrattığını, Nitekim müzakere aşamasında davalı menfaatlerinin korunacağı beklentisiyle şirketle uzlaşı da kaldığını, Söz konusu sözleşme kapsamında menfaatleri korunmasaydı belki de bu protokolü hiç imzalamayacak durumda olduğunu, Zira müzakere aşamasında ve sonrasında davalının güveni sakatlandığını, Söz konusu durumda mahkemenizce özellikle ---------- sorumluluğunun incelenmesini talep ettiğini, Nitekim --------- sorumluluğunun varlığı için, sözleşmenin kurulup kurulmamasının ya da geçerli olup olmamasının bir önemi olmadığını, Bu sorumluluk, esas itibariyle, karşı tarafta sözleşmenin kurulacağına veya görüşmedeki şekliyle kurulacağına ilişkin haklı bir beklenti uyandıran ve daha sonra sözleşme görüşmelerini kesen ya da değiştiren tarafın, bu nedenle karşı taraf nezdinde ortaya çıkan zararları tazmin yükümlülüğünü ifade ettiğini, Davacı şirket ve davalı ile dosyaya konu ve yine tarafımızca harici bellek yoluyla da sunulan sözleşme öncesi görüşmeler yapılmış ve davalı da bu görüşmelere duyduğu güven neticesinde sözleşmeyi imzalama kararı aldığını, Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk dürüstlük ve hakkaniyet ilkeleri gereği, bir sözleşme veya buna benzer durumlardaki görüşmelerde söz konusu olan özen yükümlülüğünün ihlal edilmemesini sözleşmenin tarafları açısından muhakkak gerekli kıldığını, Sözleşme görüşmelerinde taraflar, birbirlerine karşı özen göstermek, gerekli bilgiyi vermek ve birbirlerinin mal ve şahıs varlıklarına zarar vermemek gibi yükümlülükleri haiz olduğunu, Bu yükümlülüklerin temelinde dürüstlük kuralı yattığını, Sözleşmenin kurulmasından önce, henüz taraflar arasındaki görüşmeler safhasında tarafların kusurlu davranışlarıyla birbirlerine verdikleri zararlardan doğan sorumlulukları olduğunu, Bir sözleşmenin görüşülmeye başlanması ile taraflar arasında bir hukuki ilişki kurulmuş olur ve sözleşme müzakerelerine girişen taraflar dürüstlük kuralına uymakla yükümlü olduklarını, Bu yükümlülük sözleşmenin yapılması hususunda görüşmelere katılmayı ve bu doğrultuda hareket etmeyi gerekli kıldığını, Neticeten davalı tarafın beyan ettiği şekilde "müzakere aşamalarının dikkate alınmasının mümkün olmaması" durumu hukuk nezdinde katiyen kabul edilemeyeceğini, Davalı ile davacı şirket arasında gerçekleştirilen sözleşme öncesi görüşmelerde; şirket açıkça yapılması veya şartlarının belirlenmesi davalının kararına etki edecek konularda aldatıcı davranışta bulunmuş ve yine davalının şahsını ve malını zarardan koruyucu önlemler alma yükümlülüğünü ihlal etmiş bu nispetle de davalıyı zarara uğrattığını, İmzalanan sözleşme ile mailde davalıya iletilen sözleşme farklı düzenlenmiş ve tabiri caizse sözleşmenin imzalanması aceleye getirilerek, davalıya sözleşme konusunda ikna edilmeye çalışıldığını, Davacı davalının zarara uğramasına neden olduğundan dolayı da bu zararın tazmin edilmesi gerektiğini, Davacının borca konu sözleşme maddesini çıkartmasından sonra maddeyi bildiğini açıkça beyan ettiği dilekçelerine istinaden, halen hangi alacağa yönelik açıldığını anlayamadığını belirtmesi sayın mahkemenizi ne denli oyalama niyeti olduğunu ortaya koyduğunu, taraflarınca anılan maddeye ilişkin alacaklı oldukları haklara yönelik beyanlarını sunduklarını, Daha önce cevap dilekçeleri ekinde ---------- ile sundukları mail yazışmalarından da açıkça görüleceği üzere davalı ile davacı şirket arasında uzlaşıya varılan sözleşmede 4.4 bendinde geçen; "4.4. ----------, isbu süzleşmenin imzalanması ve sözlesmedeki yükümlülüklerin ------------ TArafindan yerine getirilmesi ile birlikte ------------ ait malvarlığı değerleri ile ilgili hiçbir hakkının kalmadığını, şirket hisselerinin tümü karşılığında talep ettiği tüm bedellerin kendisine ödenmiş olduğunu, işbu sözleşmenin 3. Maddesinde kararlastırılanlar dışında hiçbir hak veya alacak talebinde bulunmayacağını kabul, beyan ve taahhüt eder. Bu maddede bahsi geçen malvarlığı, değerlerinin kapsamına ------------- ait tüm taşınmazlar, taşınırlar tescilli olsun veya olmasin tüm fikri ve sinai ürünler , doğmuş ve doğacak alacak haklar dahildir. -----------, üretim, tasarım ve/veya yaratım süreçlerine maddi/manevi katkıda bulunmus olsun veya olmasin, ----------- hiçbir fikri ve sinai ürünü üzerinde hak talep etmeyeceğini, bunlar üzerindeki tüm haklarin devrettigini kabul, beyan ve taahhüt eder.'' bendi sözleşme görüşmelerinde mevcutken; sonrasında sözleşme imza edileceği aşamada tam sayfa geçişine denk gelecek şekilde 4.3 bendinden doğrudan 4.5 bendine geçildiğini, 4.4 bendi silinerek yahut ortadan kaldırılarak tabiri caizse davalının algısıyla oynandığını, ve bu şekilde sözleşme imzalatıldığını, Nitekim söz konusu çıkarılan madde incelendiğinde davalının önceden ortak/müdür olduğu şirket nezdinde diğer hissedarlar ile ortak oluşturdukları marka hakkı alacağı ve diğer birçok madde de açıkça belirtilmiş olan alacak hakkı açısından korunmamış olacağı ve birçok zarara maruz kalacağı anlaşılacağını, Yine söz konusu maddenin çıkarılması hasebiyle davalı alacaklarını alamamış ve taraflarınca yapılmış icra takipleri de zaten bu alacaklarını alamaması sebebiyle ikame edildiğini, Son olarak, davacı şirketin davalıya borcu bulunduğunu talep ve beyan etmiştir. kapsamı ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde;Dava, İİK.72 mad gereği takipten sonra açılan menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî İlişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer . Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer .Somut olayda davalı ile dava dışı üçüncü kişi--------- Şirketi arasındaki 18.03.2022 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçerli bir şekilde kurulduğu ve bu sözleşme ile davalının, şirket hisselerini aktif ve pasiflere ilişkin tüm hak ve borçlarıyla birlikte -------- Şirketi’ne geçerli bir şekilde devrettiği, davalının, uğradığı zarara ilişkin iddia ettiği --------- sorumluluğunun somut olayda ileri sürülemeyeceği, davacının sözleşmede belirlenen sorumlulukları yerine getirdiği, davalının sözleşmeden bilgisi dışında çıkarıldığını iddia ettiği maddenin , davalıyı zarara uğrattığına dair delil belge sunulmadığı, ilgili maddenin çıkarılmasının davalının sözleşmedeki haklarının kaybına yol açtığının tespit edilmediği anlaşılmakla davacının davasının kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin şartları oluşmadığından reddine karar vermek gerekmiştir. Mahkememizce yukarıdaki değerlendirmeler doğrultusunda dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi heyetinin yaptığı inceleme hükümde dikkate alınmış, mahkememizce rapor olaya uygun ve kanaat verici bulunmuş, tüm bu açıklamalar ışığında ve sunulan hükme elverişli rapor doğrultusunda açılan davanın kısmen kabul kısmen reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulması cihetine gidilmiştir.
HÜKÜM; Gerekçesi yukarıda açıklanan sebeplerle;
1-Davacının menfi tespit davasının KISMEN KABULÜ ile; --------- İcra Müdürlüğü ---------- Esas sayılı dosyasından dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE, davacı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin şartları oluşmadığından reddine
2-Harçlar Yasasına göre alınması gereken 605.527,16 TL'nin harçtan peşin alınan 103.599,80 TL 'nin mahsubu ile bakiye kalan 501.927,36 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Yargılama sırasında davacı taraf kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince 392.464,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Yargılama sırasında davacı tarafın yapmış olduğu 103.599,80 TL peşin harç, 179,90 başvuru harcı, 12.000,00 TL bilirkişi ücreti, 300,25 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 116.179,95 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Yargılama sırasında davalı tarafın yapmış olduğu masrafların üzerinde bırakılmasına,
6-Artan gider avansının karar Gider avansı tarifesi 5. Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Dair, taraf vekilleri yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dilekçe ile başvurulacak İSTİNAF yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 10/07/2024