T.C. İstanbul Anadolu 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/145 Esas
KARAR NO : 2025/452
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 28/02/2023
KARAR TARİHİ : 11/06/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle: müvekkilinin 30 yılı aşkın süredir çeşitli sektörlere dökme ve ambalajlı kimyasalların tedarik edilmesi, depolanması ve düzenli olarak dağıtılması alanlarında hizmet sunan bir şirket olduğunu, müvekkili şirket ile davalı yan arasında 12.11.2021 tarihli sözleşme tahtında 1 yıllık süre boyunca toplam 400 ton “sülfürik asit”in 338,00 Euro birim fiyat üzerinden davalı şirkete satışının yapılması hususunda anlaşılmış olduğunu,Taraflar ürün sevkiyatının aylık yapılacağı hususunda anlaştığını, müvekkiline yalnızca 54,20 ton ürün siparişi verilmiş olduğunu, bakiye kalan alınmadığı, bedelleri ödenmediği ve sözleşme ile belirlenen yükümlüler ihlal edilmek suretiyle müvekkili zarara uğratılmış olduğunu, davalı tarafından kalan ürünlere ilişkin sipariş verilmemesi üzerine müvekkili çeşitli tarihlerde davalı yana e-postalar ilettiğini, sipariş tarihlerinin bildirilmesi hususunda bilgi beklenildiği belirtilmiş olduğunu, ancak davalı tarafından anılan e-postalar yanıtsız bırakıldığını, müvekkili e-postaların yanıtsız bırakılması üzerine davalı tarafa sipariş tarihlerinin bildirilmesi talebiyle ---------- Noterliği ile 21.04.2022 tarih,------------ yevmiye numaralı ihtarname tebliğ edildiğini, ihtarnameye davalı tarafından ---------Noterliğince 29.04.2022 tarih ve ----------- yevmiye numaralı ihtarname ile “sözleşme ile teslim alınacak sülfirik asit miktarı ile teslim tarihlerinin iki hafta içinde” bildirileceği belirtildiği ve müvekkili ile sözleşmesel ilişkinin bulunduğu teyit edilmiş olduğunu, İhtarnamede belirtilen iki hafta süre içinde sipariş verilmemesi üzerine 13.05.2022 tarihinde davalı tarafa bu husus bildirildiği ve siparişlerin beklendiği belirtildiğini, geçen süreye rağmen davalı tarafından hiçbir sipariş verilmemesi, uzun süre terminallerin revizyonda olamayacağı ve üretimin durdurulamayacağı yönündeki haklı gerekçeler ile ----------- Noterliği 23.06.2022 tarih ve-----------yevmiye numaralı ikinci bir ihtarname keşide edildiğini, ancak bu ihtar davalı tarafça tebellüğ edilmesine rağmen yanıtsız bırakılmış olduğunu, davacı müvekkili tarafından gönderilen ihtarlar ile Sözleşmeyi ayakta tutulması için çaba sarf edildiğini, ancak davalı tüm çaba ve gayretleri yok sayarak teslim alması gereken ürünleri teslim almadığını, sözleşme süresi sona ermeden bir gün evvel 11.11.2022 tarihinde sözleşme süresinin sona ereceği, ürünlerin teslim alınarak bedellerinin ödenmesi gerektiği e-posta ile davalı şirkete bildirilmiş olduğunu, Sözleşme süresinin bitmesini müteakip de 12.11.2022 tarihinde davalı tarafa ürünlerin teslim alınarak bedellerinin ödenmesi aksi halde Türk Borçlar Kanunu m. 236 gereği yasal hakların kullanılacağı ------------ Noterliği 02.12.2022 tarih ve ------------ yevmiye numaralı temerrüt ihtar ve tebliğ şerhi ile 07.12.2022 tarihinde davalı yana tebliğ edilmiş olduğunu, ihtar ile tanınan 2 günlük sürenin geçmesi ile de 09.12.2022 tarihinde yükümli lerini yerine getirmeyen davalının temerrüde düştüğü sabit olduğunu, Sözleşme süresi boyunca ürünlerin teslim alınacağını belirterek müvekkilini oyalayan davalı şirket, 02.12.2022 tarihli ihtarnamenin tebliğ edilmesinin ardından ---------- Noterliği 12.12.2022 tarih ve ----------- yevmiye numaralı ihtarname ile sözleşmenin davalı şirket tarafından yetkili kişi marifetiyle imzalanmadığı bu itibarla sözleşmenin kurulmadığı gibi haksız ve mesnetsiz iddialarda bulunmuş olduğunu, bir yıllık sözleşme süresi boyunca hiçbir şekilde bu iddialarını dile getirmeyen, yine sözleşme'yi hiçbir zaman inkâr etmeyen, tüm ihtarlara siparişlerin kısa sürede verileceğini bildiren davalının gelinen noktada bu iddialarına itibar edilemeyeceğini, gerek e-postalarda gerekse de davalı tarafından keşide edilen ihtarnamede sözleşme ve içeriği açıkça kabul edilmekte ki davalı tarafından sözleşme gereğince müvekkiline siparişler verildiği ve siparişlere konu ürün bedelleri de müvekkiline ödenmiş olduğunu, hatta davalının grup şirketleri ile huzurdaki uyuşmazlığa konu sözleşme ile birebir aynı şekilde satış sözleşmeleri imzalandığını, davalı tarafından bu sözleşmeler gereğince de yine müvekkiline siparişler verildiği ve siparişlere konu ürün bedelleri de müvekkiline ödenmiş olduğunu, davalının sözleşmeyi kabul ettiği ve sözleşme ile bağlı olduğunu, davalının ihtarda yer alan ürüne ihtiyaç duyulmadığı yönündeki beyanlarının da gerçek dışı olduğunu, kanunda yer aldığı anlamda basiretli bir tacirin, bugünün ve istikbalin piyasa durumunu işlemin yapıldığı sırada ön görmesi beklenir olduğunu, başka bir deyişle ti tüm hukuki ve fiili işlemlerini yaparken, ticari hayatın gerektirdiği tüm tedbirleri almalı ve meydana gelebilecek değişimleri önceden tahmin etmeye çalışarak yükümlülük altına girmesi gerektiğini, müvekkili bu süreçte sözleşme tahtında satımı konusunda mutabık olunan ürün bedellerine, bahse konu ürünlerin davalı tarafından teslim alınmaması sebebiyle oluşan depolama masraflarına ayrıca ürün bedelleri ödenmediğinden ham madde alımı hususunda kullanılan finansman (kredi) masraflarına katlanmak zorunda kalındığı ve katlanmaya da devam davalı tarafından taraflar arasında yer alan Sözleşme ihlal edildiği, satışı kararlaştırılan ürünler teslim alınmadığı gibi bedelleri de ödenmemiş olduğunu, müvekkili, sözleşme süresi sona erene dek davalıya ürünlerin teslim alınması hususunda sürekli ihtarlarda bulunduğu ve davalı tarafından sipariş verileceği yönündeki beyanlarla sürekli oyalanmış olduğunu, sözleşme süresi sona erdiğinde de davalı yanca son derece haksız ve dürüstlük kuralına aykırı şekilde kabulü mümkün olmayan mesnetsiz iddialarda bulunulmuş olduğunu, gerek sözleşme süresinin sona ermesi gerekse de 02.12.2022 tarihli temerrüt ihtarı ile davalının temerrüde düştüğü sabit olduğunu, anılan hükmün ikinci fıkrası uyarınca müvekkili, temerrüt tarihinden bu yana çeşitli tarihlerde çeşitli firmalara toplamda 262,59 ton ürün satışı gerçekleştirmiş olduğunu, sözleşme ile 338,00 Euro birim fiyat ödenmesinin kararlaştırılmasına karşılık ük bedellerle yeni alıcılara satılmış olduğunu, davalı tarafından 262,59 ton ürün sözleşme kapsamında teslim alınsa idi müvekkiline denmesi gereken bedel KDV hariç 88.755,42 Euro olacağını, ancak 262,59 ton ürün üçüncü şirketlere toplamda 34.610,57 Euro bedel karşılığı satılabildiği ve müvekkili yaklaşık 54.144,85 Euro zarara uğramış olduğunu, Şirketlere toplamda 262,59 ton ürün satışı yapıldığı, bakiye 137,41 ton satışı ise yapılmadığını, bu itibarla da sözleşmeye konu ürünün piyasa fiyatı belirlenebilir olduğundan bakiye satışı yapılmayan 137,41 ton ürün bakımından ise TBK m. 236/3 gereği taraflar arasında kararlaştırılmış satış bedeli ile ödeme günündeki piyasa değeri arasındaki farka göre oluşan zararın bu alanda uzman bilirkişi vasıtasıyla hesaplatılması gerekmekte olduğunu, davalının tek taraflı ve haklı neden olmaksızın Sözleşme'de belirtilen yükümlülüklerini ihlal etmesi nedeniyle davacı müvekkili doğmuş ve doğacak her türlü zararından sorumlu olduğunu, ürün bedellerinin yanı sıra ürünlerin depolama tankında bekletilmek zorunda kalınması nedeniyle de 9.874 USD depo kiralama masrafi doğduğunu ve ürünler beklediği sürece de artmakta olduğunu, tüm bunlara davacı müvekkili tek başına katlanmak zorunda kaldığını, tüm bu masrafların yanında Sözleşme konusu ürün kapsamında hammadde satın alımı yapılabilmesi adına müvekkili tarafından kredi kullanımı yapıldığı, ancak davalı tarafından ödenmediğinden yine 3.600 Euro bedelli bu maliyete de müvekkili tarafından katlanılmış olduğunu, anılan yasa hükümler gereği davalının haksız ve Sözleşme'ye aykırı olarak ürünleri teslim almaması sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik katlanmak zorunda olduğu zararlar; “Ürünlerin davalı tarafından teslim alınmaması nedeniyle 262,59 ton kısım Ürüne ilişkin 54.144,85 Euro ikame satış bedeli farkı, -Satışı yapılmayan 137,41 ton kısım Ürün bakımından temerrüt tarihindeki piyasa değeri baz alınarak yapılacak hesaplamaya ilişkin fark, “Ürünlerin teslim alınmaması nedeniyle şimdilik 9.874 USD tutarında depolama masrafı, Sözleşme bedeli ödenmediğinden katlanılan 3.600 Euro tutarındaki finansman bedeli, Dava konusunun ticari bir uyuşmazlık olduğu ve zorunlu arabuluculuk şartı gereği arabulucuya başvurulduğunu, ancak anlaşma sağlanamadığını, tüm ihtar, hatırlatma ve arabuluculuk görüşmesinin yapılmış olmasına rağmen zararların tazmin edilmemesi ve uyuşmazlık konusu sözleşmeden kaynaklı bir para borcu ihtiva etmesi nedenleri ile TBK m. 89 gereği alacaklı müvekkilinin yerleşim yeri mahkemesinde huzurdaki davayı açma zarureti hâsıl olduğunu, davanın kabulüne, şimdilik 54.144,85 Euro ikame satış farkı, 9.874 USD tutarındaki depo kiralama masrafının, 3.600 Euro finansman maliyetinin ve satışı yapılmayan ürünlere ilişkin hesaplanacak farkın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ve diğer fer'ileri ile birlikte davalıdan tahsiline, Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesi” talep edilmiştir
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle: dava dilekçesini özetledikten sonra, davacı yanın ileri sürdüğü hususlar ve buna bağlı talepler gerçeğe ve yasaya aykırı olduğu ve taraflarınca kabul edilmediğini, davacı ile müvekkil şirket arasında akdedilen bir sözleşme olmadığını, davacının 12.11.2021 tarihli sözleşme adı altında belirttiği belge, delil dilekçesinin ekinde de görüldüğü üzere davacı tarafından gönderilen teklif formu ve 10.11.2021 tarihli ------------ referans numaralı sipariş mektubu olduğunu, Her iki form altındaki imzalar incelendiğinde imzaların şirketi borç ve yükümlülük altına sokmaya yetkisi olmayan, şirket adına imza ve temsil yetkisi bulunmayan bir kişiye ait olduğunu, müvekkili şirketin Anonim Şirket olduğunu, yönetim kurulu üyeleri şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil ve/veya tacir yardımcısı olarak atayabilirse de bu durumun iç yönergede açıklanması, görev yerlerinin tanımlanması, onaylanıp tescil ve ilan edilmesi gerekmekte olduğunu, sipariş mektubu ve davacının belirttiği teklif formunu imzalayan kişi yönetim kurulu tarafından atanmadığı ve görevlendirilmemiş olduğunu, bu kişinin imza ve temsil yetkisi bulunmamakta olduğunu, Davacının dava dilekçesinin 12. Maddesinde, e-postalarda ve diğer yazışmalarda sözleşmenin kabul edildiği, davalı tarafından sipariş verilmesi nedeniyle sözleşmenin kabul edildiği ve benimsendiği, bu nedenle sözleşmeyle bağlı olduğu belirtilmiş olduğunu, taraflarınca bu iddialar kabul edilmediğini, Türk Borçlar Kanunu Madde 46 belirttikten sonra, yetkisiz temsilci tarafından yapılan işlemlerin açık bir şekilde onaylanmadığı sürece şirketi bağlamayacağını hükme bağlamış olduğunu, Müvekkili şirket tarafından daha önce gönderilen cevabi ihtarnamelerde; bu konuda imzayı atan şirket çalışanına açık bir yetki verildiği veya şirketi büyük bir borç altına sokan yıllık taahhüt işlemin onaylandığına dair bir açıklamada bulunmadığı görüleceğini, davalı müvekkili şirket tarafından ihtiyacı oranında sipariş verilmesi yahut teslim alınan malın bedelinin ödenmesi, tekrar ihtiyaç olması halinde davacı firmaya sipariş verilebileceğinin belirtilmesi, sözleşmenin varlığı veya kabul edildiği ve yıllık 400 ton gibi fazla miktarda ürün alınacağının taahhüttü altına girildiğine dair onay ve kabul anlamına gelemeyeceği açık olduğunu, kaldı ki, e-posta ekleri incelendiğine maillerin de teklif ve sipariş formlarını imzalayan kişi tarafından gönderildiği görülmekte olduğunu, Bu kapsamda her bir şirketi temsile ve imzaya yetkili ki --------- tescil ve ilan olduğunu müvekkili sirketin vetkisiz kisiler tarafından imzalanan sipariş formları nedeniyle belirtilen miktarda mal alma, sipariş verme taahhüdü ve zorunluluğu olmadığı gibi hukuken herhangi bir yükümlülüğü veya sorumluluğu da bulunmamakta olduğunu, davacının bu yönde bir talepte bulunması için alacaklının kendisine yüklenen ifayı yerine getirmemesi gerektiğini, davacı yan 21.12.2021 tarihli teklif formu ve sipariş mektubu kapsamında, yıllık 400 ton ürün alınması gerektiğini, bu sipariş mektubu kapsamında yalnızca 54,20 ton ürün alındığını, alınmayan bakiye miktarlar bakımından ise uğranılan zararı talep etmekte olduğunu, Kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte, ilgili sipariş mektupları değerlendirmeye alınacaksa dahi, sipariş mektupları incelendiğinde "Teslim Süresi" başlığında "Yukarıda yazan miktar yıllık öngörülen tüketim miktarlarıdır. Aylık sevkiyat planları, santral üretim hızına göre yükleniciye bildirilecektir." şeklinde ibarenin yer aldığı görülmekte olduğunu, ayrıca santralin şuan revizyonda olduğu da eklenmiş olduğunu, Buna göre davalı müvekkili şirket tarafından herhangi bir miktarda mal alımı taahhüdüne girilmediği, miktar kısmında yazan 400 ton miktarın yalnızca santralin üretim hızı, revizyon durumu, yıllık üretim miktarları kapsamında öngörülen ihtiyacı belirlediği, ihtiyaç olması halinde ihtiyacın doğduğu ay sipariş verilerek alım yapılacağının kararlaştırıldığı açık olduğunu, Taraflar arasındaki ilişki peşin satıma dayalı bir ilişki olduğunu, davacıdan alınan ve teslimi yapılan ürün miktarı karşılığı düzenlenen fatura bedelleri müvekkili tarafından ödendiğini, davalı müvekkili tarafından 400 ton ürün alınacağı taahhüdünde bulunmadığından temerrüt hali meydana gelmemiş olduğunu, her yeni sipariş yeni bir satım sözleşmesi olduğunu, sürekli bir sipariş verme taahhüdü olduğu yönünde yorumlanamayacağını, Diğer yandan, alacaklının temerrüdünün doğması için borçlunun edimini ifa etmesi, alacaklının ise bu ifayı kabulden kaçınması gerekmekte olduğunu, ancak taraflar arasında böyle bir hukuki ilişki bulunmadığı gibi, davacı tarafından yerine getirilmesi gereken bir edim de henüz doğmadığını, borçlu tarafından edimin teklif edilmesi gerekmekte olduğunu, edim teklifinin taraflar arasındaki iradeye uygun gerçekleşmesi gerektiğini, Davacı, müvekkili şirketlere gönderdiği ihtarnameler ile edimi teklif ettiğini ileri sürmüşse de, taraflarınca düzenlenen ------------- Noterliğinin 28.11.2022 tarihli ------------- nolu cevabi ihtarnamelerde de belirtildiği gibi, sipariş formları hukuki niteliği itibariyle birer satış sözleşmesi değil niyet mektubu olduğunu, bu belgelerin gönderilmesi, bir sözleşmenin ortaya çıkmasını temel hazırlayan karşılıklı ve örtüşen irade beyanlarından ilki olması sebebiyle Borçlar Hukuku bakımından icap niteliği taşıdığını, Sözleşmenin kurulabilmesi ve hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi için icap ve kabul aşamalarının tamamlanması gerektiğini, alacaklı tarafından ürünün teslim tarihi, miktarı ve semeni belirli olacak şekilde yetkili bir kişi tarafından siparişinin verilmiş olması yani bir alım-satım sözleşmesi kurulmuş olması gerekmekte olduğunu, Taraflar arasındaki ilişkide her bir siparişin yeni bir icaba davet, icap ve kabul anlamında olduğu ve yeni bir ticari alım-satım ilişkisi doğuracağı açık olduğundan, usulüne uygun icaba davetin yokluğu edim teklifinin de geçersizliğini doğuracağını, bu yönden usulsüz bir edimin teklif edilmiş olması ve alacaklının da bu teklifi reddetmesi alacaklının temerrüdünü doğurmayacağını, davacının iddia ettiği gibi, sözleşme süresi boyunca ürünlerin teslim alınacağı belirtilmediği, davacı tarafından gönderilen maillere dönüş yapılmadığı davacının da ikrarında olduğunu, davacı tarafından gönderilen ihtarnameye karşın taraflarınca ------------- Noterliğinin 29.04.2022 tarihli ------------- nolu ihtarname ile de yıllık bir taahhüt altına girilmediği, sipariş verilebileceği belirtilmiş olduğunu, akabinde gönderilen her ihtarnamede de bu hususlar tekrarlanmış olduğunu, ilgili ihtarnameler ile de davacının icaba daveti kabul edilmediği ve bir icapta bulunulmadığı, sözleşme ilişkisi kurulmamış olduğunu, nitekim ilgili santralde revizyonda olan üniteler yer almakta olduğunu, ihtiyacın tam olarak öngörülemez olduğu da görülmekte olduğunu, bu kapsamda ihtiyaç doğduğu miktar kadar alım yapıldığı, davacının dava dilekçesinde de belirttiği şekilde, yeni fiyat alım araştırması yapılmasından, davacıdan yeni bir teklif istenmesinden de anlaşılmakta olduğunu, davacı ile davalı arasında sonradan da icap- kabul aşamalarının tamamlanmadığı, davacının da kabulünde olduğunu, diğer grup şirketler bakımından da durum aynı olduğunu, Davacı, dava dilekçesinde, davalı tarafından sipariş edilmeyen ürünlerden 262,59 ton ürünün çeşitli firmalara daha düşük fiyatlardan satışını gerçekleştirdiğini, bakiye 137,41 ton ürünün satışının ise yapılmadığını, ayrıca hammadde için kredi kullandıklarını ve finansman zararı doğduğunu, ürünlerin depolanması nedeniyle de depolama masrafi yapıldığını beyanla bu zararların tazminini talep etmiş olduğunu, davacının afaki zarar taleplerinin hiçbirinden müvekkili şirket sorumlu tutulamayacağını, davalı müvekkili tarafından belirtilen miktarlarda ürün alımı zorunluluğu bulunmadığından davacı tarafından satıldığı iddia edilen 262,59 ton ürünlerden doğan ve satışının yapılmadığı belirtilen 137,41 ton üründen kaynaklanan zararlardan müvekkilinin sorumlu olması düşünülemeyeceğini, müvekkili bu miktarda bir malı sipariş etmiş ve teslimden kaçınmış olmadığını, hiç sipariş edilmemiş, alımı taahhüt edilmemiş bir malın piyasada üçüncü kişilere daha düşük fiyattan satılması yahut depolanması veya bu malın üretimiyle ilgili herhangi bir hammadde masrafının davalı şirkete yüklenmesi hiçbir hukuk kuralı ile bağdaşmayacağını, Davacı tarafından ilk ihtarname, 21.04.2022 tarihinde gönderilmiş ve ürün sipariş edilmesi talep edilmiş olduğunu, müvekkili şirket tarafından cevabi ihtarname ile revizyonda olan ünitelerin varlığı, ihtiyacın bulunmaması gibi sebeplerle davacının icabı kabul edilmemiş, alınan sülfürik asit miktarının öngörülebilir rakamlar olduğu, sonrasında sülfürik asit miktarına ihtiyaç duyulması halinde bildirileceği belirtilmiş olduğunu, davacı tarafın beyanlarının aksine, müvekkili 400 ton sülfürik asit alımına dair taahhüt içeren tarafların yetkili temsilcileri arasında imzalanmış hiçbir sözleşme bulunmadığını, bu hususta alacaklının temerrüdünden bahsedilemeyeceğini tekrar belirtmekte fayda olduğunu, davacı tarafından 23.06.2022 tarihinde tekrar ihtarname gönderilmiş olduğunu, bu ihtarname ve sonraki ihtarnamelere cevaplarında ürün siparişi yapılmayacağı açık bir şekilde belirtildiği ve davacı tarafından son ihtarname 02.12.2022 tarihinde keşide edilmiş olduğunu, Hiçbir şekilde ve anlamda kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacının ihtarnameleri sonucu ilk ihtarname tarihinden bu yana ürün siparişinde bulunulmaması, buna rağmen davacının yaklaşık 9 aydır ürünleri depolaması veya bu süreçte daha erken tarihlerde piyasa fiyatı düşmeden başkalarına satmaması da tamamen kötüniyetli ve kusurlu bir eylem olduğu ve zararı artıran bir husus olduğunu, “Kimse kendi kusurundan faydalanamaz” ilkesi gereği, zarar görenin kusuru halinde zararın tamamının zarar veren tarafından tazmin edilmesi, zarar verenin durumunu adalete aykırı bir şekilde ağırlaştıracağını, zarar görenin zararın doğmasına veya artmasına neden olan davranışı, sorumluluğun paylaştırılması ve tazminatın belirlenmesinde önemli bir ölçüt olduğunu, zarar görenin kusuruna ilişkin, Davacı tarafından sunulan faturalar incelendiğinde, davacının söz konusu ürünleri Aralık 2022 tarihinde satmaya başladığını, davacının davalı müvekkili temerrüde düşürmek niyetiyle hareket ettiği ilk tarih Nisan 2022 olduğunu, ürünlerin teslim alınmayacağının davacıya bildirilmesi ile davacının depolama işlemine devam etmesi veya ürünü satmayarak elinde bulundurması kendisinin katlanması gereken bir külfet olduğunu, bu süreç içinde alacaklının temerrüdü hükümlerine dayanılacaksa ki bu husus taraflarınca kabul edilmemekte ve borçlu bu kapsamda tevdi yeri tayin edilmesini isteyerek borcundan kurtulabileceğini, ancak davacı ürünleri 9 ay depoladığı ve sonrasında piyasa fiyatları aleyhine değiştiği bir zamanda satmış olduğunu, davacının hammadde satın alımı yapabilmek için kredi kullanması nedeniyle uğradığı finansman maliyetini de davalıdan talep etmesi hukuka aykırı olduğunu, davacının ana faaliyetlerinden biri sülfirik asit üretimi olduğunu, bu kapsamda, davacının genel işinin yürütülmesi adına ihtiyaç duyduğu ve birçok müşteriye satışını yaptığı herhangi bir hammadde alımı için kullanıldığı iddia edilen kredi bedelinin, davalı müvekkilinden talep edilmesi doğru olmadığını, davacı, başka firmalara da ürün satışında bulunduğunu beyan etmiş, fatura sunmuş olduğunu, bu hammaddelerin bu zamana kadarki başka firmalara yapılan satışlarda ve bundan sonraki satışlarda da kullanılacağı kabul edilmeli ve davacı taraf, basiretli bir tacir olarak bu faturalardaki ürünlerin üretiminin hangi tarihlerde yapıldığı, hammadde alımının yalnızca müvekkili davalı şirkete hasredilip edilmeyeceği açıklanamadığı, kullanıldığı iddia edilen krediye ilişkin bilgi ve belgeler sunulmadığı, bu yöndeki zarar ispat edilememiş olduğunu, Davacı yanca talep edilen ürünlerin depolama tankında bekletilmesi nedeniyle oluşan kiralama bedeli de müvekkili şirkete yüklenemeyeceğini, davacının ürünleri bu kadar uzun süre depolamak yerine yapması gereken tevdi yeri belirlemek olduğunu, kaldı ki bu ürünlerin ne zaman üretildiği, ne kadar miktardaki ürünün ne kadar bekletildiği de ispat edilememiş olduğunu, ayrıca davacının kendisine ait deposu bulunduğu görülmekte ve davacı depolama yaparken bir zararda karşılamamış olduğunu, Davacı tarafından depolama masrafı olarak imzasız emsal kira sözleşmeleri sunulmuş olduğunu, ancak sunulan bu imzasız emsaller davacının ürünleri depoladığının ispatı olamayacağı gibi depolama yeri kiraladığını da ispatlayamaz olduğunu, davacı hiç depolama yapmadığı bir ürünün bedelini de talep ediyor olabilece; önde de depolama zararları ispatlanmamış olduğunu, Davacı tarafın basiretli bir tacir olarak depo kiraladığı ve hammadde alımına dair kredi kullandığı gerekçeleri ile müvekkili kendisini zarara uğrattığı beyanlarına ilişkin hiçbir yazılı belge dosyada bulunmamakta olduğunu, teklif formu ve sipariş mektubunun yetkisiz kişi tarafından imzalanması, müvekkili şirket tarafından herhangi bir taahhüt altına girilmediği hususları değerlendirildiğinde sipariş verilmemiş ve alımı gerçekleştirilmemiş ürünlerin başkasına satılması, depolanması veya saklanması, hammadde alımına ilişkin kredi kullanılması ve depo kiralanması nedenleriyle meydana gelebilecekherhangi bir zararın Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri doğrultusunda müvekkili şirkete yüklenemeyeceğini belirttiği ve davanın reddini talep ve beyan etmiştir. Davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesinde özetle: taraflar arasında sözleşme kurulmuş olup davalı’nın sözleşme’nin yetkisiz temsilci tarafından imzalandığı hususundaki iddialarına itibar edilmemesi gerektiğini, alacaklı temerrüdü koşulları oluştuğunu, müvekkilin uğramış olduğu tüm zararların davalı şirket tarafından tazmini gerektiğini, davalının tek taraflı ve haklı neden olmaksızın sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini ihlal etmesi nedeniyle davacı müvekkilin doğmuş ve doğacak her türlü zararından sorumlu olduğunu, satış bedeli hususunda satılan ve satılmayan mallar bakımından ayrı hesaplama yapılarak (somut ve soyut yöntem) zararın belirlenmesi gerektiğini, müvekkil tarafından davalı şirket ve yine davalının grup şirketlerine 1757 tonluk depolama tankı tahsis edildiğini, tanka ilişkin depolama maliyeti de emsallerde görüldüğü üzere 1 ton başına 6,01 USD bedele tekabül etmekte ve toplam tank depolama bedeli de aylık 10.560 USD yaptığını, anılan depolama tankında ise ürünler 108 gün boyunca depolandığından toplam 38.016 USD’lik bir maliyet doğduğunu, grup Şirketleri de dahil 1540 ton ürün depolandığından ve davalı şirket payı 400 ton olduğundan oranlama yapıldığında davalı şirket adına düşen depolama maliyeti 9.874 USD yaptığını, tüm bu masrafların yanında sözleşme konusu ürün kapsamında hammadde satın alımı yapılabilmesi adına müvekkil tarafından kredi kullanımı yapılmış, ancak davalı tarafından ürün bedelleri ödenmediğinden yine finansman maliyetine müvekkil tarafından katlanıldığını, davalı bu maliyete yönelik delil ibraz edilmediğini belirtse de bu maliyetin hesabının yapılması adına ticari defterlerimizin incelenmesi talep olunduğunu beyan etmiştir. Davalı vekilinin ikinci cevap dilekçesinde özetle: davacının sözleşmenin geçerli olduğuna dair beyanları hukuka ve ticari hayatın gerçeklerine aykırı olduğunu, alacaklının temerrüdü hükümlerinin işletilebilmesi ve davacının bundan kaynaklanan zararları müvekkil şirketten istemesi mümkün olmadığını, davacının davalıdan talep edilebileceği bir zarar bulunmadığını, davacı ilgili zararlarını da ispatlayamadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının ihtarnameleri sonucu ilk ihtarname tarihinden bu yana ürün siparişinde bulunulmaması, buna rağmen davacının yaklaşık 9 aydır ürünleri depolaması veya bu süreçte daha erken tarihlerde piyasa fiyatı düşmeden başkalarına satmaması da tamamen kötüniyetli ve kusurlu bir eylem olup zararı artıran bir husus olduğunu, davacının bu yöndeki sözleşmenin sona ermesini beklediklerine yönelik beyanlarının doğru olmadığını, davacının davalı müvekkili temerrüde düşürmek niyetiyle hareket ettiği ilk tarih nisan 2022 olduğunu, ürünlerin teslim alınmayacağının davacıya bildirilmesi ile davacının depolama işlemine devam etmesi veya ürünü satmayarak elinde bulundurması kendisinin katlanması gereken bir durum olduğunu, bu süreç içinde alacaklının temerrüdü hükümlerine dayanılacaksa, ki bu husus tarafça kabul edilmediğini, borçlu bu kapsamda tevdi yeri tayin edilmesini isteyerek borcundan kurtulabileceğini ancak davacı ürünleri 9 ay depolamış ve sonrasında piyasa fiyatları aleyhine değiştiği bir zamanda sattığını, açıklanan nedenler ve re'sen göz önünde bulundurulacak hususlar ışığında, davacının cevap dilekçesine karşı cevaplarımızın sunulması ile müvekkile açılmış olan haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olan davanın reddini talep ve beyan etmiştir.
Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller değerlendirildiğinde; Dava, ticari satım sözleşmesi uyarınca davalıya satışı kararlaştırılan malların davalı yanca teslim alınmaması sebebiyle davacının uğradığını iddia ettiği zararın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı şirket davalı şirket ile 12.11.2021 tarihli bir satış sözleşmesi kapsamında 400 ton sülfürik asitin 338 Euro/ton birim fiyat üzerinden satışı konusunda anlaştığını iddia etmektedir. Ancak, davalı sadece 52,86 ton ürün almış, kalan 347,14 tonu almamıştır. Davacı, bu durumun sözleşme ihlali olduğunu ve sonucunda zarar gördüğünü ileri sürmektedir. Talep ettiği zarar kalemleri üçüncü kişilere satılan 262,59 ton ürün için ikame satış bedeli farkı, satışı yapılmayan 84,55 ton ürün için piyasa değeri farkı, depolama masrafı , finansman maliyetidir.Davalı, sipariş formunun yetkisiz bir kişi tarafından imzalandığını, dolayısıyla şirketi bağlamadığını savunmaktadır. Ayrıca, sipariş formunda 400 tonun yalnızca "öngörülen tüketim miktarı" olduğu, bağlayıcı bir taahhüt içermediği belirtilmektedir. Davalı, ilişkinin peşin satıma dayalı olduğunu ve her siparişin ayrı bir sözleşme oluşturduğunu iddia etmektedir. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 236. maddesi, alıcının satış bedelini ödemede temerrüde düşmesi halinde satıcının zarar ve ziyanını düzenleyen önemli bir hükümdür. Özellikle ticari satışlarda satıcının alıcıdan isteyeceği zarar ve ziyanın nasıl hesap edileceği bu maddede düzenlenmektedir [önceki konuşma]. Bu hüküm, TBK m. 235'teki hükmün uygulanması halinde devreye girer .Alacaklının edimi kabul etmemesi, çoğunlukla sorumluluğuna yol açmamakla birlikte, bazen edimi kabul, alacaklı için bir borç da teşkil edebilmektedir. Alacaklı borçlu tarafından usulüne uygun yapılan ifa teklifini haklı bir nedene dayanmaksızın kabul etmez ise, alacaklı temerrüdü meydana gelir.
Bu durumda ifa engeli, alıcının hareketsizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu anlamda alıcı temerrüdünün borçlu ve alıcıya dönük iki şartı mevcuttur. Borçlu tarafından edimin ifaya uygun olarak arz edilmesi gereklidir. Zira ifa edime uygun değilse, alıcı buna kabule mecbur olmadığından temerrüt olgusu gerçekleşmez. Alıcı bakımından gereken şart ise, ifanın haklı bir nedene dayanılmaksızın reddedilmesi ya da ifa için hazırlık hareketlerinin yapılmasından kaçınılmasıdır. Satış sözleşmelerinde alıcının borcu, sözleşmede kararlaştırıldığı biçimde satış bedelini ödemek ve kendisine sunulan satılanı devralmaktır (TBK m. 232/I). Satılanın satış bedeli ödendikten sonra veya ödeme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşmesi halinde satıcı her hangi bir işlem gerekmeksizin sözleşmeden dönebilir (TBK m. 235/I). TBK’nın 236. maddesinin birinci fıkrası uyarınca borcunu ifa etmeyen alıcı ise satıcının bu yüzden uğradığı zararları gidermekle yükümlüdür. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında ise öğretide somut ve soyut yöntem olarak ifade edilen zararın hesaplanma yöntemi açıklanmıştır. TBK 236. maddesinin birinci fıkrası gereğince alıcının temerrüdü hâlinde satıcının uğradığı zararın, öğretide somut yöntem olarak adlandırılan hesaplanma tarzına göre belirlenmesi düzenlenmektedir. Hem adi satışlarda hem de ticarî satışlarda alıcının temerrüdü hâlinde, satıcıya somut yönteme göre hesaplanacak zararını alıcıdan isteme hakkı tanınmıştır. Bu hükme göre, alıcının temerrüdü hâlinde satıcı, sözleşme konusu taşınır malı, başka bir alıcıya, dürüstlük kurallarına uygun olarak, "ikame satımı" yoluyla satmışsa, ilk alıcının ödemeyi üstlendiği bedele göre, yeni alıcıdan elde ettiği satış bedeli farkından doğan zararının, alıcı tarafından giderilmesini isteyebilir. İkinci fıkrada ise, alıcının temerrüdü hâlinde satıcının uğradığı zararın, öğretide "soyut yöntem" olarak adlandırılan hesaplanma tarzı ile belirlenmesi düzenlenmiştir. Buna göre, satılanın borsaya kayıtlı veya piyasa fiyatı (cari fiyatı) bulunan mallardan olması koşuluyla, ikame satımı yapmak zorunda olmaksızın satıcı, alıcıdan satış bedeli ile malın ödeme günündeki fiyatı arasındaki farktan doğan zararının giderilmesini isteyebilecektir. Somut olayda dosyadaki deliller (e-posta yazışmaları, ihtarnameler, kısmi ifa), bir ticari satış sözleşmesinin varlığını ispatlamaktadır. Davalının “yetkisiz temsil” iddiası, sözleşme süresince bu hususu gündeme getirmemesi ve kısmi sipariş vermesi nedeniyle bu iddianın reddi gerekmiştir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 12 uyarınca, şekle tabi olmayan sözleşmelerde örtülü irade beyanları bağlayıcıdır. Bu nedenle, davacı, sözleşmenin varlığı konusunda ispat görevini yerine getirmiştir. Davalının 52,86 ton dışında kalan 347,14 tonu almayarak temerrüde düştüğü, TBK m. 236/2 ve m. 236/3 uyarınca, davacının üçüncü kişilere satış yaparak zararını azalttığı ve satılmayan ürünler için piyasa değeri farkını talep edebileceği açıktır. Davalının, sözleşme süresince sipariş vermemesi ve ihtarnamelere rağmen yükümlülüğünü yerine getirmemesi, temerrüdüne sebep olur. TBK m. 236, satıcının alıcının temerrüdü halinde zararlarını talep edebileceğini düzenler. Davacının ihtarnamelerle yükümlülüğü hatırlatması ve ürün teslimine hazır olduğunu bildirmesi, edim teklifinin varlığını göstermekte, davalının gerekçeleri basiretli tacir ilkelerine aykırılık teşkil eder. Davacının depolama masraflarına ilişkin talebi ürünlerin fabrikada olması sebebiyle depolama masrafı ispatlanamadığından reddi gerekmiştir. Davacı finansman maliyeti istemiş ise de finansman maliyetinin yalnızca davalıya özgülenmediği ve genel iş gideri olduğundan davacının bu talebinin reddi gerekmiştir. Mahkememizce yukarıdaki değerlendirmeler doğrultusunda dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi heyet raporunda deliller değerlendirerek hesaplama yapmış, bilirkişi heyetinin yaptığı hesaplamada hükümde dikkate alınmış, mahkememizce tüm bu açıklamalar ışığında ve sunulan hükme elverişli hesap raporu doğrultusunda açılan davacnın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulması cihetine gidilmiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:
1-Davacının davasının KISMEN KABULÜ; ile 66.841,50 Euro alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanmak sureti ile işleyecek faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2- Harçlar Yasasına göre alınması gereken 91.639,84 TL karar ve ilam harcının başlangıçta alınan 22.883,53 TL peşin harç, 8.287,25 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 31.170,78 TL'den mahsubu ile bakiye 60.469,06 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Yargılama sırasında davacı tarafın yapmış olduğu 22.883,53 TL peşin harç, 179,90 TL başvuru harcı, 8.287,25 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 31.350,68 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Yargılama sırasında davacı tarafın yapmış olduğu 43.000,00 TL bilirkişi masrafı, 523,75 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere bakiye toplam 43.523,75 TL'nin davanın kabul-red oranına göre hesaplanan 37.292,26 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, arta kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Yargılama sırasında davalı tarafın yapmış olduğu masraf bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-Yargılama sırasında davacı taraf kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 199.814,05 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Yargılama sırasında davalı taraf kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 35.866,85 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-6325 Sayılı Yasa' nın 18/A maddesinin 11 ve 13. Fıkraları uyarınca zorunlu arabuluculuk nedeniyle arabulucuya hazine tarafından ödenen 3.120,00 TL'nin davanın red-kabul oranına göre hesaplanan 446,70 TL'sinin davacıdan alınarak, 2.673,30 TL'Sinin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
9-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca, artan gider avansının talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekilleri yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dilekçe ile başvurulacak İSTİNAF yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 11/06/2025