(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230) (5237 S. K. m. 43)
Yerel Mahkemece sanık hakkında kurulan hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre tehdit suçlarından kurulan hükme yönelik yapılan incelemede;
İddianame içeriği ve dosya kapsamından sanığın katılan E.'ya satmış olduğu daire nedeni ile aralarında alacak verecek meselesi olduğu, olay tarihinde sokakta gezinirken alacak-borç ilişkisi olmayan katılan E.'nın babası diğer katılan Hasan'ı gördüğü ve
"kızının 2009 yılında benden aldığı evin kalan 4.500.TL borcunu ver, yoksa senin ağzını burnunu kırarım, tezgahının camlarını kırarım, eğer borcunu vermezsen yarın gelip tezgahını başına geçireceğim" içerikli söylemlerde bulunarak tehdit ettiğinin iddia edilmesi karşısında, kanıtlanması halinde eylemin yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağına dair kanıtları değerlendirme ve suçu nitelendirme görevinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmeden, görevsizlik kararı yerine yargılamaya devamla hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Sanık hakkındaki hükmün, Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nun 34, 230 maddeleri gereğince, bölge adliye mahkemesi incelemesine tabi olacak ve kesinleşmesi halinde infaza verilecek hüküm olacağı bu nedenle kararın dayandığı tüm delillerin bu delillere göre ulaşılan sonuçların, iddia, savunma, tanık beyanı ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eyleminin ve yüklenen suçların unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçe ile hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması ve bu şekilde cezaların şahsileştirilmesi gerekmektedir.
Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın katılan E. Ü. K.'e yönelik tehdit suçundan dolayı cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; sanığın tüm aşamalarda atılı suçu inkara yönelik savunmada bulunması karşısında, sanığın savunmasının aksine, katılanın iddiaları dışında sanığın atılı suçu işlediğine ilişkin sübuta götüren, kararın dayandığı tüm delillerin, bu delillere göre ulaşılan sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçe ile hangi delillere üstünlük tanındığının açıklanması ve gerekçelendirilmesi gerekirken yeterli, dosya kapsamı ve deliller ile uyumlu olmayacak gerekçeler ile sanık hakkında katılan E. Ü. K.'e yönelik tehdit suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,
5237 sayılı TCK’nın “Zincirleme Suç” başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” şeklinde zincirleme suç tanımlanmış, ikinci fıkrasında ise; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır” denilmek suretiyle zincirleme suçtan farklı bir müessese olan, aynı nev’iden fikri içtima kuralı düzenlenmiştir.
Türk Ceza Kanunu sistematiğinde, kural olarak yasadaki suç tanımına uygun her bir netice ayrı bir suç oluşturmasına karşın, bu kuralın istisnaları olarak, TCK’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42, 43 ve 44. maddelerine yer verilmiştir. Aynı nev’iden fikri içtima halinde, fiil yani hareket hukuksal anlamda tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Bu durumda hareket tek olduğu için, fail hakkında tek bir ceza verilecek, ancak bu ceza mağdur sayısı fazla olduğu için, TCK’nın 43/1. maddesine göre artırılacaktır. Aynı suç işleme kararından, yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, bu plan çerçevesinde hareket etmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiştir. Aynı suç işleme kararının varlığı, olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenecektir. Suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok bir zaman aralığı bulunması, suç mağdurlarının birden fazla olması halinde teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun bulunmayacağının genel bir kabul gördüğü de anlaşılmaktadır.
Somut olayda; sanığın katılan E.'ya satmış olduğu daire nedeni ile aralarında alacak verecek meselesi olduğu, olay tarihinde sokakta gezinirken müşteki E.'nın babası diğer müşteki Hasan'ı gördüğü ve "kızının 2009 yılında benden aldığı evin kalan 4.500.TL borcunu ver, yoksa senin ağzını burnunu kırarım, tezgahının camlarını kırarım, eğer borcunu vermezsen yarın gelip tezgahını başına geçireceğim" içerikli söylemlerde bulunarak tehdit ettiği, sonrasında katılan E. ile yaptığı telefon konuşmasında "borcunu öde, madem kabul etmiyorsun o zaman zorla alırım, ben senin de ailenin de çocuğunun da nerede olduğunu biliyorum, öldürmekse öldürme" diye söylemlerde bulunarak tehdit ettiğinin kabulü karşısında, sanığın eylemin bu hali ile bir bütün olarak TCK.nun 106/1-1,43/2. maddelerine uyduğu gözetilmeden, sanığın eyleminin ve yüklenen suçların unsurlarının nelerden ibaret olduğu açıklanmadan yeterli, dosya kapsamı ve deliller ile uyumlu olmayacak gerekçeler ile her iki katılana yönelik tehdit suçundan TCK.nun 106/1.1 maddesi gereğince ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmesi,
Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan kısmi iptal kararı uyarınca, 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin 1. fıkra (b) bendinde düzenlenen “seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına” hükmünün iptal edilmesi nedeniyle uygulanamayacağının gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Hükümden sonra 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. Maddesi ile değişik CMK'nun 253/1 maddesi uyarınca istinaf incelemesine konu ve TCK'nun 106/1-1 maddesinde tanımı yapılan tehdit suçunun uzlaşma kapsamına alınması karşısında; TCK'nun 7/2 maddesindeki "suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur" hükmü gözetilerek, anılan kanunun 35. Maddesi ile değişik CMK'nun 254. Maddesi gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
Yasaya aykırı olup, istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf talebi yerinde görüldüğünden hükmün CMK'nun 289/1-d ve 280/1-b maddeleri gereğince BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hüküm kurulmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine CMK'nun 284.maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliğiyle 12/09/2017 tarihinde karar verildi. (¤¤)