(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230, 254) (5237 S. K. m. 106)
DAVA: Yerel mahkemece verilen hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurulmakla CMK'nun 279. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
KARAR: Sanık hakkındaki hükmün Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nun 34, 230 maddeleri gereğince, bölge adliye mahkemesi incelemesine tabi olacak ve kesinleşmesi halinde infaza verilecek hüküm olacağı bu nedenle kararın dayandığı tüm delillerin bu delillere göre ulaşılan sonuçların, iddia, varsa tanık beyanı, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunu, hangi gerekçe ile hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması ve bu şekilde cezaların şahsileştirilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında;
A) Tehdit ve Hakaret suçlarından kurulan hükümlerin istinaf incelemesi sonucunda;
Sanık ve katılanın müşterek çocukları olan tanık Ç. K.'nın kovuşturma evresinde tanıklıktan çekinme hakkını kullanması karşısında, tanığın soruşturma evresindeki anlatımlarının hükme esas alınamayacağı da gözetilerek, sanığın savunmasında iddianamede belirtilen tehdit ve hakaret içerikli sözleri sarfetmediğini beyan etmesi ve sanığa isnat edilen tehdit ve hakaret suçları ile ilgili olarak katılanın iddiası dışında başkaca delil bulunmaması karşısında hangi gerekçe ve hangi delil ile sanık hakkında tehdit ve hakaret suçlarından mahkumiyet hükmü kurulduğu açıkça tartışılmadan yeterli gerekçeden yoksun şekilde mahkumiyet hükmü kurulması;
Kabule göre de;
Hükümden sonra 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. Maddesi ile değişik CMK'nun 253/1 maddesi uyarınca istinaf incelemesine konu ve TCK'nun 106/1-1 maddesinde tanımı yapılan tehdit suçunun uzlaşma kapsamına alınması karşısında; TCK'nun 7/2 maddesindeki "suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur" hükmü gözetilerek, anılan kanunun 35. Maddesi ile değişik CMK'nun 254. Maddesi gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
B) Kişilerin huzur ve sükûnunun bozma suçundan kurulan hükmün İstinaf incelemesi sonucunda; Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2015/27480 esas 2016/11949 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; Bu suçla kişilerin huzur ve sükununun bozulması hususunda gösterilen davranışlar cezalandırılmakta, bu şekilde psikolojik ve ruhsal sükunun içerisinde yaşama hakları korunmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için özel bir maksatla hareket edilmesi, hukuka aykırı bir fiille kişilerin rahatsız edilmesi ve bu hareketlerin de mağdurun huzur ve sükununu bozma amacıyla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunda korunan hukuki yarar; ısrarlı davranışlarla kişilerin rahatsız edilmeden sükunu içerisinde, huzurlu ve sağlıklı bir şekilde yaşama haklarıdır. Suç oluşturacak eylemler bakımından herhangi bir sınırlama getirilmediğinden, seçimlik hareketli bir suçtur. Suçun manevi unsuru ise özel kast olup, eylemin sırf başkalarının huzur ve sükununu bozmak amacıyla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Sanığın, "katılanı zaman zaman 10 yaşındaki çocuğumu görmek istediğimde ararım HTS raporundaki aramalarım buna ilişkindir" şeklindeki savunması karşısında ve tüm dosya kapsamına göre sanığın kastının ne şekilde sırf huzur ve sükunu bozma saiki olarak kabul edildiği yöntemince açıklanmadan ve yeterli gerekçe gösterilmeden kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan mahkumiyetine karar verilmesi,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş ve sanık tarafından yapılan istinaf itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan incelemesi yapılan hükmün CMK'nun 289/1-g-h ve 280/1-b maddeleri gereğince BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hüküm kurulmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine CMK'nun 284. maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile, 26.01.2017 tarihinde karar verildi. (¤¤)