T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/366
KARAR NO: 2023/1737
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/10/2020
NUMARASI: 2017/31Esas - 2020/584 Karar
DAVA: Genel Kurul Kararının İptali
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/11/2023
Davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacı vekili; davalı şirketin 3.750.000-TL'ye tekabül eden 3.750 adet hissesi bulunduğunu, müvekkilinin davalı şirketin sermayesinin %39,6'sına tekabül eden 1485 payına sahip olduğunu, davalı şirketin 2008 yılından itibaren çoğunluk pay sahibi ... tarafından yönetildiğini, diğer yönetim kurulu üyelerinin ...’nun eşi ... ile eşinin babası ... olduğunu, davalı şirketin 2009 yılından itibaren olağan genel kurul toplantılarının yapılmayarak müvekkilinin pay sahipliği haklarının kullanılmasının engellendiğini, şirketin 2009-2010- 2011-2012 ve 2013 yıllarına ilişkin Olağan Genel Kurul toplantısının 02/12/2016 tarihinde saat 14:00'te yapıldığını, toplantının 3. gündem maddesinde bilanço ve kar-zarar hesaplarının tasdikine ilişkin alınan kararın yasaya ve dürüstlük kuralına aykırı bulunduğunu, şirketi yöneten çoğunluğun, bilanço ve kar-zarar hesaplarını şeffaf bir şekilde görüşülmeden kendi oylarıyla tasdik ettiklerini, her bir dönem için müvekkili tarafından sorulan cevapsız bırakıldığını, davalı şirketin bilgi vermeyi reddederken yapılan açıklamaların inandırıcı olmadığını, ibraya ilişkin kararın yasaya ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ibranın yönetim kurulu üyelerinden çoğunluk pay sahibi ... oyları ile alındığını, oysa şirket yönetim kurulu üyelerinin birbirlerinin ibrasında oy kullanmalarının mümkün olmadığını, ayrıca kâr dağıtım kararlarının da yasaya ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, dağıtılabilir kârın %10-17 olarak belirlenmesinin şirketlerin temel yapısına aykırı olduğunu, kârın büyük çoğunluğunun dağıtılmamasının makul bir gerekçesinin bulunmadığını belirterek davalı şirketin 02/12/2016 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısının 3.nolu gündem maddesinde alınan kararların açıkça yasa ve dürüstlük kurallarına aykırı olması nedeniyle TTK'nın 445. maddesi gereğince iptallerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili; davanın kötüniyetli açıldığını, bilançonun tasdikine dair genel kurul kararının aynı zamanda ibra yerine geçmesi nedeniyle gündemde ibraya yer verilmemesinin eksiklik olmadığını, gündemde kar ve zarar hesapları hakkında karar alınacağından bahsedilmesi nedeniyle kar dağıtımı ile ilgili gündeme aykırılık iddiasının yerinde olmadığını, genel kurul toplantılarının ertelenmesinin müvekkillerinden kaynaklanmadığını, tarafların ortak arzusunun bu yönde olduğunu, 6 yıllık süre zarfında davacının mahkeme vasıtasıyla toplantıya çağırma hakkını kullanmadığını, şirkete bu yönde müracaatının da bulunmadığını, davacının genel kurul toplantısında cevaplanmasını istediği soruların çoğunun cevabının ticari sır niteliğinde olduğunu, şirket sırlarını içeren soruların cevaplandırılmaması konusunda Yargıtay kararlarının bulunduğunu, davacının iddialarını ispatlamak zorunda olduğunu, şirketin finansal tablolarının kamu gözetimi, muhasebe ve denetim standartları kurumunun istediği standartlarda olduğunu, davacının bilgi alma hakkının kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde sınırlandırıldığına ve finansal tabloların şeffaf ve güvenilir olmadığına dair iddialarının gerekçesiz olduğunu, murakıp raporunun genel kurulda hazır bulunduğunu, ancak gündemde yer almaması nedeniyle toplantı başkanlığı tarafından murakıp raporunun müzakereye sunulmadığını, finansal tablolarla ilgili davacının cevaplandırılması istenen soruların iyiniyetli olmadığı gibi bir kısmının sır niteliğinde olduğunu, belirtilen giderlerin mutat sınırlar içerisinde olduğunu, ... ve ... ibralarında ...'un oy kullanmasının kanuna aykırı olmadığını, müvekkili davalı şirketin bir sanayi şirketi olduğunu, yatırım yaparak üretim imkanlarını geliştirdiğini, yapılan yatırımların uzun süreli olduklarını, bundan ötürü yapılan yatırımların kısa vadeli olarak düşünülmesinin mümkün olamayacağını, şirketçe uzun süreli olan bu yatırımların finanse edildiğini ve şirketin dünyada ve Türkiye'de olan krize rağmen yatırımlarını yapmaya devam ettiğini, kullanılan kredilerde şirketin çoğunluk oy sahibi ortağın şahsi kefaletinin kullanıldığını, bu süreçte şirketten kar dağıtımı beklenemeyeceğini, buna karşılık makul sayılabilecek kar dağıtımına karar verildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; davacının davalı şirketin 02/12/2016 tarihinde yapılan 2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ait genel kurul toplantısında alınan 3 nolu karanının iptalini talep ettiği, 06/07/2020 tarihli raporda ve bununla aynı doğrultuda olan 17/11/2017 tarihli raporda belirtildiği üzere, 2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ait bilanço ve kar/zarar hesaplarının, davalı şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak şekilde düzenlendiği, davalı şirketin 2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yılı bilançoları ve kar/zarar hesaplarının içeriklerinin de gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı şirketin 02.12.2016 tarihli, 2009-2010-2011-2012 ve 2013 yıllarına ait genel kurulunda alınan 3 nolu kararının iptaline karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacının genel kurul toplantısında cevaplanmasını istediği soruların çoğunun cevabının ticari sır niteliğinde olduğunu, şirketin finansal tablolarının kamu gözetimi, muhasebe ve denetim standartları kurumunun istediği standartlarda olduğunu, davacının bilgi alma hakkının kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde sınırlandırıldığına ve finansal tabloların şeffaf ve güvenilir olmadığına dair iddialarının gerekçesiz olduğunu, murakıp raporunun genel kurulda hazır bulunduğunu, ancak gündemde yer almaması nedeniyle toplantı başkanlığı tarafından murakıp raporunun müzakereye sunulmadığını, finansal tablolardaki gider kalemlerinin mutat sınırlar içerisinde kaldığını, ... ve ... ibralarında ...'un oy kullanmasının kanuna aykırı olmadığını, yönetim kurulu üyelerinin birbirlerinin ibralarında oy kullanmalarını yasaklayan bir hükmün TTK'da mevcut olmadığını, müvekkili davalı şirketin bir sanayi şirketi olduğunu, yatırım yaparak üretim imkanlarını geliştirdiğini, yapılan yatırımların uzun süreli olduklarını, bundan ötürü yapılan yatırımların kısa vadeli olarak düşünülmesinin mümkün olamayacağını, şirketçe uzun süreli olan bu yatırımların finanse edildiğini ve şirketin dünyada ve Türkiye'de olan krize rağmen yatırımlarını yapmaya devam ettiğini, kullanılan kredilerde şirketin çoğunluk oy sahibi ortağın şahsi kefaletinin kullanıldığını, bu arada şirketin kar dağıtımı yapamayacağını, buna karşılık makul sayılabilecek kar dağıtımına karar verildiğini, karara esas alınan bilirkişi raporunda soyut ve dayanaksız yorumlar yapıldığını, kanuna ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi tarafından başka bir davanın konusu olan hususlara da değinildiğini, aynı olağan genel kurulun 4. gündem maddesiyle ilgili aynı mahkemenin 2016/1211E. sayılı dosyasında devam eden yargılama alınan son bilirkişi raporunda müvekkili lehine görüş bildirilmesine rağmen bilirkişi heyeti tarafından bu rapordan bahsedilmediğini, raporun sonuç kısmında “….2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ait Bilanço ve Kar/Zarar Hesaplarının, davalı şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak şekilde düzenlenmiş oldukları gibi davalı şirketin 2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yılı Bilançoları ve Kar/Zarar Hesaplarının içeriklerinin de gerçeği yansıtmadıkları….” görüşünü bildirmişse de bu kanıya nasıl ulaşıldığında ilişkin hiç bir gerekçe ileri sürülmediğini, şirket kayıtlarının gerçeği yansıtmadığına ilişkin en ufak bir tespit bulunmadığını, bilirkişi heyetinin bir taraftan şirket bilançolarının ve kâr/zarar hesaplarının içeriklerinin gerçeği yansıtmadıklarını bildirdiğini, diğer taraftan da 26 sayfalık raporunun tamamında yaptığı tespitlerde bu bilanço ve kâr/zarar hesaplarına dayandığını, raporun çelişkili olduğunu, bilirkişi heyeti tarafından sadece kasa mevcudundan bahsedildiğini, fakat kasa mevcudunun sebeplerinin genel kurul kararının iptaline sebep olamayacağını irdelemediğini, dava konusu kasa mevcudunun uzun bir döneme yayılı ve çok sayıda işlemin birikmesinden oluştuğunu, tasfiyesinin 6111 sayılı yasanın gerekçesine, ruhuna, lafzına uygun olarak yapıldığını, tasfiyenin yasaya uygun olduğunu ve şirketin menfaatine olduğunu, ortada kanuna, esas sözleşmeye, dürüstlük kuralına aykırı bir durum bulunmadığını, devletin tüm vergi mükellefleri için getirdiği 6111 sayılı kanun kapsamında aktif hesaplardan çıkartılarak giderlere çekilen kasa hesabı bakiyesi ve şirketin diğer “kanunen kabul edilmeyen gider” mahiyetindeki giderleri, şirket yönetiminin bu giderler dolayısıyla şirketi zarara uğrattığına, daha açık ifade ile yolsuz işlemler yaparak şirket aleyhine sebepsiz zenginleştiğine karine veya kanıt teşkil etmeyeceğini, gerek 6111 sayılı kanun kapsamında giderlere çekilen, gerekse şirketin kanunen kabul edilmeyen gider hesaplarında yer alan diğer tutarların, Yönetim veya ortaklarca şirketten çekilen veya kâr olarak dağıtılan tutarlar olmadığını, 6111 sayılı kanun kapsamında dikkate alınan kasa bakiyesinin ve yine şirket kayıtlarında yer alan kanunen kabul edilmeyen gider mahiyetindeki tüm harcamaların işletmenin esas faaliyeti ile ilgili elzem ve somut gerekçeleri bulunduğunu, bilirkişi raporunda, dört seneyi aşan bir zaman dilimine yayılan bu işlemlerin tutar olarak işletmenin büyüklüğü ve faaliyeti karşısında bir orantısızlık teşkil ettiği hususunun gösterilmediğini, zira, bu işlemlerin işletmenin faaliyet gösterdiği sektörde karşı karşıya bulunduğu iktisadi, teknik icaplara ve ihtiyaçlara uygun olduğunu, bilirkişinin Kanunen Kabul Edilmeyen Giderlerle ilgili yaptığı tespitlerin kabul imkanı bulunmadığını, nitekim davacının yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde de Kanunen Kabul Edilmeyen Giderlerin bulunduğunun kayıtlarla sabit olduğunu, muhasebenin Kanunen Kabul Edilmeyen Giderleri kayıtlarında göstermesinin kayıtların şeffaf ve gerçeği yansıttığının göstergesi olduğunu, kanunen kabul edilmeyen giderlerin her şirkette olabileceğini, bunların şirketin faaliyet gösterdiği sektörün ve ticari hayatın gerçeklerinden kaynaklanan, son derece makul açıklamaları ve gerekçeleri bulunduğunu, ancak bilirkişi heyeti, şirket yönetim kurulunca kendisine sunulan belge, bilgi ve açıklamaları değerlendirmeden, bu açıklama ve gerekçelerin ne olduğunu araştırmaya, hatta sormaya dahi gerek duymadan davacı iddiaları doğrultusundaki rapor sunulduğunu, kanuna, sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı bir durum bulunmadığından iptal kararı verilemeyeceği belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.Davalı şirketin, 2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısının yapıldığı 02/12/2016 tarihli genel kurulda 3 nolu gündem maddesi ile alınan her bir yıla ilişkin bilanço tasdiki, ibra ve kar dağıtımına ilişkin kararın iptali talep edilmektedir.Genel kurulda her bir yıla ilişkin ayrı ayrı yapılan oylamada bilançonun ... ve davacının karşı oyuna rağmen tasdik edildiği, yönetim kurulunda görev alan ...'nın ibra edildiği, ...'nun ibra edilmediği, 2009 yılına ilişkin 211.774,77-TL'den 25.000-TL'nin, 2010 yılına ilişkin 159.042,62-TL'den 20.000-TL'nin, 2011 yılına ilişkin 156.311,96-TL'den 20.000-TL'nin, 2012 yılına ilişkin 55.565,22-TL'den 10.000-TL'nin, 2013 yılına ilişkin 151.809,14-TL'den 25.000-TL'nin kâr olarak dağıtılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.6102 sayılı TTK'nın 445. maddesi hükmüne göre; kanun ve esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde iptal davası açılabilir. Dava tarihi itibariyle davanın yasal süresinde olduğu; davacı ortak olup, iptali istenen kararlara olumsuz oy vererek muhalefetlerini tutanağa geçirttiği hususları dikkate alındığında, dava açma hakkının da bulunduğu görülmüştür.Bilirkişi raporunda; 31/12/2010 tarihli kaydi kasa mevcudunun fiilen kasada mevcut olmayan 758.000-TL kısmının 6111 sayılı yasadan yararlanılmak suretiyle ticari defter ve kayıtlarında düzeltmeye tabi tutulduğu, bu tutar nedeniyle şirketin zarara uğradığı, davalı şirketin ticari defter kayıtlarına göre 01/01/2009 - 31/12/2013 tarihleri arasındaki dönemde dava dışı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarını gerektiren Kanunen Kabul Edilmeyen Giderlerin 1.069.244,66-TL olduğu, 396.428,37-TL tutarındaki şirket alacağının takip ve tahsili yapılmadan aciz belgesine bağlanmadan şirket zararı olarak kayda geçildiği, 2009-2013 döneminde 464.555,41-TL SGK primlerinin gecikmesinden dolayı faiz ödemesi yapıldığı, sonuç olarak davalı şirketin 6762 sayılı TTK.m.380 ve 6102 sayılı TTK.m.424 yönünden 2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ait bilanço ve kar/zarar hesaplarının, davalı şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak şekilde düzenlendiği, davalı şirketin 2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yılı bilançoları ve kar/zarar hesaplarının içeriklerinin de gerçeği yansıtmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda bilançoların gerçeği yansıtmadığının tespit edilmesi karşısında bu bilançoların onaylanmasına ilişkin genel kurul kararının ve bu bilançolara dayanan kar payı dağıtımına ilişkin iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bunun dışında TTK'nın 436/2 maddesi gereğince yönetim kurulu üyeleri, kendilerinin ve birbirlerinin ibrasına ilişkin kararlarda oy hakkını haiz değillerdir. Yönetim kurulu üyelerinden ...'ın ibra oylamasında diğer yönetim kurulu üyeleri ... (5 pay sahibi) ve ...'nun (2.210 pay sahibi); ...'nun ibra oylamasında diğer yönetim kurulu üyeleri ... (5 pay sahibi) ve ...'nun (2.210 pay sahibi) oylamaya katıldığı ve bu şekilde ibra kararı alındığı anlaşılmaktadır. Davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri, kendi ibralarında oy kullanmamış iseler de bir diğer yönetim kurulu üyesinin ibrasında oy kullanmışlardır. Toplantıya ... (15 pay sahibi) ile ...'nun (15 pay sahibi) toplantıya katılmadığı, ... (1.485 pay sahibi) ve ... (5 pay sahibi) olumsuz oy kullandıklarından ibra için gerekli oy çoğunluğu bulunmadığından yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin söz konusu karar bu yönüyle geçersiz olduğundan davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 269,85-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile kalan 210,55-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yapılan 8,80-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 08/11/2023