T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/836
KARAR NO: 2025/962
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/02/2025
NUMARASI: 2024/478 Esas - 2025/161 Karar
DAVA: Alacak (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 16/08/2024
Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacı vekili; taraflar arasında akdedilen, 31.10.2016 tarihli Protokol uyarınca ½ şirket hissesini davalı ...’a tamamen devrettiğini,böylece davalı ..., ... Şirketi’nin yegâne pay sahibi haline geldiğini, şirketin tek pay sahipli anonim şirket haline gelmesine ilişkin ilanın 14.11.2016 tarih ve 9197 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nin 498. sayfa nüshasında yayınlandığını, ancak davalı tarafından protokol’de öngörülen edimlerin yerine getirilmediğini, ... İnşaat şirketi ve ...’ın edimlerini yerine getirmemesi üzerine sözleşmeden dönme ve edimlerin iadesi, mümkün olmadığı takdirde ise terdiden ifa ve tazminat istemleri ile İstanbul 18. ATM’nin 2017/208 E. sayılı dosyasında davası görüldüğünü, protokol ile şirket paylarının tamamını davalı ...’a devreden müvekkilinin şirketin Protokol tarihinde devam eden davalarından lehe sonuçlananlar nedeniyle elde ettiği kazanımları bilmesi ve tespit edebilmesinin olanaklı olmadığını, 31.10.2016 tarihinde derdest olan dava dosyalarının UYAP sistemi üzerinden ve mümkün olmaması halinde ise adliyelerin tevzi büroları ile yapılacak yazışmalar neticesinde tespit edilmesinin ve tüm dava dosyalarının celp edilmesini, devamında ise celp edilen bu dava dosyalarında ve ... İnşaat şirketinin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi vasıtasıyla inceleme yapılarak, ... İnşaat şirketinin lehine sonuçlanan her bir dava dosyası yönünden elde edilen tazminat ve sair her türlü kazanımın parasal karşılığının belirlenmesi ve -Protokol’de bu kazanımların taraflarca eşit şekilde paylaşılacağı öngörüldüğünden- tespit edilen kazanımların yarısının müvekkil lehine hüküm altına alınması gerektiğini, Protokol’ün 18. maddesi uyarınca, lehe sonuçlanan davalardan elde edilen tazminatlara göre belirlenecek alacağın, bilirkişi marifetiyle tam ve kesin olarak tespiti ile tespit edildiği anda talep miktarını artırmak üzere HMKnın 107madde hükmü kapsamında belirsiz alacak davası olarak- şimdilik; 1.000-TL’nin, lehe sonuçlanan her bir davada elde edilen kazanımlar yönünden (ayrı ayrı olmak üzere) davanın karar tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili; dava konusu bakımından protokolün imzası anında ikame edilmiş olup da henüz müvekkil tarafından fiilen parasal getiri sağlayan sonuçlanmış bir dava mevcut olmadığını, bu da huzurdaki dava bakımından davanın ikame edildiği anda hukuki yararın mevcut olmadığının kesin ispatı olduğunu, bu nedenle huzurdaki davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini,tarafların ortaklığını bitiren bir protokol söz konusu olduğu dikkate alındığında bundan kaynaklı alacakların zaman aşımı farklı alacak kalemleri yönünden farklı olarak belirlenmişse de en fazla 5 yıl olduğunu,zaman aşımı süresinin dolduğunu, İstanbul 18. ATM'nin 2017/208 Esas sayılı dosyasından verilen karara itibar edilecek ise mahkemece verilen kararın kesinleşmesinin beklenmesi gerektiğini, davacı, müvekkil şirketin taraf olduğu ve 31.10.2016 tarihine kadar ikame edilmiş derdest davaların sonunda müvekkilin elde edeceği menfaatlerin yarısını talep ettiğini, müvekkil şirketin 31.10.2016 tarihine kadar ikame edilen ve taraf olduğu davalardan elde ettiği bir menfaat mevcut olmadığını, davanın hukuki yarar ve ... bakımından husumet dava şartı yönünden reddine, aksi halde zaman aşımına uğraması nedeniyle davanın reddine, bekletici mesele talebinin kabulüne, davacının müvekkilden dava konusu alacağının bulunmaması nedeniyle davanın reddine, takas - mahsup talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; İstanbul Adliyesi Hukuk tevzi bürosu, İstanbul Anadolu Adliyesi Hukuk tevzi bürosu, Bakırköy Adliyesi Hukuk tevzi bürosuna ayrı ayrı müzekkere yazıldığını, davalılara ilişkin taraf olduğu dosya listesinin istenildiği, İstanbul 18 ATMnin 2017/208-2023/417 esas karar 25/05/2023 tarihli dosyası uyap sisteminden celp edildiğini, dosyanın istinaf aşamasında olduğunu, davacının % 50 hissesinin ...'a devretmesi sebebiyle, hisse devri bedellerinden ... sorumlu olduğundan ...ın pasif husumeti bulunduğundan buna yönelik itirazın reddine karar verildiğini, protokolün 18. maddesinin ".. Protokolde yer alan edimler taraflarca yerine getirildiğinde tarafların geçmişe dönük olarak ortaklık bakımından birbirine bir borcu kalmayacaktır. Devam eden aleyhine sonuçlanması muhtemel davaların maddi değerleri iş bu protokolde ortaklık değerleri arasında yer almasına karşın lehe sonuçlanması muhtemel davalara yer verilmemiştir. Buna göre devam eden lehe sonuçlanacak davalardan elde edilecek tazminat kazanımlar taraflarca eşit olarak paylaşılacaktır." şeklinde olduğunu, davacının iş bu protokolün bu maddesine istinaden iş bu alacak (HMK 107. Maddesine göre belirsiz alacak davası) davası açarak mahkemece tevzi bürolarına yazı yazıldıktan sonra bilirkişi marifeti ile alacağın tespiti bakımından talepte bulunduğunu, HMK nın114/1-h maddesi hükmüne göre; davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunmasının dava şartı olduğunu, hukuki yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut olması gerektiğini, hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetileceği, davacının protokole istinaden belirleyemediği alacağın mahkeme vasıtası ile dosya belirlendikten sonra bilirkişi incelemesini talep ettiğini, mahkemece tarafların hukuk tevzi bürolarına müzekkere yazılarak taraf olduğu dosyaların istenildiğini, dava tarihi itibariyle hukuki bir yararı bulunmadığı anlaşıldığından davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili; protokolde " devam eden aleyhe sonuçlanması muhtemel davaların maddi değerleri işbu protokolde hesaplamalara dahil olmasına karşın lehe sonuçlanması muhtemel davalara yer verilmemiştir. Buna göre devam eden ve lehe sonuçlanacak davalarda elde edilecek tazminat ve sair kazanımlar taraflarca eşit olarak paylaşılacaktır.” şeklinde olduğunu ,protokolün üzerinden uzunca yıllar geçtiği halde, devam eden davalarının akıbeti hakkında müvekkile herhangi bir bilgi/belge vermediğini, lehine sonuçlanan her bir dava dosyası yönünden elde edilen tazminat ve sair her türlü kazanımın parasal karşılığının belirlenmesi ve - Protokol'de bu kazanımların taraflarca eşit şekilde paylaşılacağı öngörüldüğünden- tespit edilen kazanımların yarısının müvekkil lehine hüküm altına alınması talep edildiğini , mahkemece, tevzi büroları ile yazışmalar yapıldıktan sonra, dava tarihi itibariyle hukuki bir yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verildiğini ,huzurda ki davanın eda davası niteliğinde olduğunu ,eda davalarında hukuki yararın varlığının mevcut olduğunun varsayıldığını ,tarafımızca, mahkemenin müzekkeresi ile İstanbul Adliyesi tevzi bürosuna yeniden müracaat ile temin edilen asıl dava listesinde - dosyaya gönderilen listenin aksine - 101 ayrı dava görüldüğü, bunlardan 32 davanın Protokol tarihi olan 31.10.2016 tarihinden önce açıldığının anlaşıldığını dava listesi (Ek-1/1-24) işbu istinaf dilekçesi ekinde sunulduğunu ,tevzi bürosundan gönderilen yazı cevaplarına karşı,beyanda bulunmak üzere tarafımıza süre verilmesi yönündeki taleplerinin, haklı ve hukuki sebep gösterilmeksizin reddedildiğinden, mahkemeye sunulma imkânı kalmadığı, ilk derece mahkemesince, 6100 sayılı Kanun'un 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına aykırı olarak, açıklama ve ispat hakkı ile mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesi hakkı ihlal edildiğini,davalı şirketin taraf olduğu dava dosyaları, tevzi büroları nezdinde usulüne uygun yapılan araştırma ile tespit edilmeden, tespit edilen dava dosyalarından elde edilen tazminat ve sair kazanımlar yönünden herhangi bir inceleme, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmadan tesis edilen karar eksik incelemeye dayalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Davacı tarafından açılan belirsiz alacak davası kapsamında açtığı dava ile; davacının davalıya şirket hisselerini devir ettiği protokolde, protokol tarihi itibariyle mevcut dava dosyalarının şirket lehine sonuçlananlardan elde edilecek getirinin eşit olarak paylaşılacağı; davalı şirket hakkında protokol tarihi itibariyle tüm davaların adliye tevzi büroları ve Uyap sisteminden araştırılarak tesbit edilip, akabinde şirket lehine sonuçlanan dava var ise şirketin ticari defterleri incelenerek müvekkili lehine hükmedilmesi talebe dilmiştir."6100 sayılı HMK'nın 119/1-d ve bentlerinde, vakıaların ve delillerin gösterilmesi aslında dilekçenin iki unsuru olarak belirtilmiştir. Dava dilekçesinde hiç vakıa gösterilmemesi ile belirli vakıaları gösterip bunların somut ve açık olmaması hallerini birbirinden ayırd etmek gerekir. Zira birincisi iddia yükünün yerine getirilmemesi iken diğeri somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesi olup, her ikisinin sonucu ve yaptırımı ayrı düşünülmelidir.Davacının vakıaları hiç belirtmemesi veya hiçbir delile dayanmaması ile bunları yeterli açıklıkta ve bağlantılı şekilde göstermemesi arasında bir ayırım yapılmalıdır. Zira davacının göstermediği bir vakıanın veya delilin araştırılması ya da dikkate alınması ancak re'sen araştırma ilkesinin uygulanması durumunda olduğu gibi kanunda öngörülen istisnalar sözkonusuysa mümkündür. Kanundaki istisnalar dışında böyle bir yola gidilmesi 25.madde de gösterilen taraflarca getirilmesi ilkesine aykırı olacaktır. Hatta, hakimin bu yönde tarafın hiç ileri sürmediği bir vakıayı hatırlatması hakimin reddi sebebi sayılacaktır. Taraflarca getirilme ilkesine göre, dava malzemesinin, yani vakıaların ve delillerin getirilmesi işi taraflara aittir. Medeni yargılama hukuku, özündeki özel hukuktaki hakların yerine getirilmesini amaçladığı için, tarafların haklarını ararken de aktif olmalarını ve kendi iddialarını, bunların dayanaklarını ve delillerini getirmeleri -kural- olarak gerekli ve zorunludur... Davacının hiç bir vakıa ileri sürmemesi demek ,aslında iddia yükünü yerine getirmemek demektir. Davacının maddi meseleye ilişkin olup bir hukuk normunun aradığı koşul vakıalara karşılık gelen olaya ilişkin somut vakıaların varlığını mahkemeye bildirmesi, ileri sürmesi, iddia yükü olarak ifade edilmektedir. Çünkü, mahkemenin objektif soyut hukuk kuralını, sübjektif -somut duruma uyarlayıp kanundaki hukuki sonucu değerlendirerek somut bir karar verebilmesi, bu iddiaların mahkeme önüne getirilmesine bağlıdır. Sadece, mahkemeye yöneltilen "haksızlığa uğradım,hakkımı verin" ya da "alacağım tahsil edilsin" anlamında ki bir taleple ya da bir takım havada kalan ifadelerle kullanarak dilekçe yazıp sonuca gitmek mümkün değildir. İddia yüküne, kısaca tarafın talebini haklı kılacak hukuk kuralının gerektirdiği temel maddi vakıaları mahkeme önüne getirme yükü de diyebiliriz. (Prof.Dr. Muhammed Özekes- Dava dilekçelerinde eksiklikler halinde yapılması gereken işler..) Somut olayda; davacı vekili dava dilekçesinde dayandığı protokolde gösterilmeyen dava dosyalarının şirket lehine sonuçlanan dava var ise mahkemece araştırılıp bulunarak lehine karara bağlanmasını talep etmektedir. Hukuk yargılamasına taraflarca getirilmesi ilkesi hakimdir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde, mahkemece yapılan araştırmada tesbit edilen dava dosya sayısının eksik olduğunu, kendilerinin daha fazla dosya tesbit ettiklerini ileri sürmüştür. Davacı vekili istinaf aşamasında tevzi bürosundan aldıkları dava listesini dilekçesine eklemiştir. Dava dilekçesinde, davalı şirket lehine sonuçlanan dava dosyalarının varlığını belirtmediği, davacının iddia yükünü kanuna uygun yerine getirmediği, bu durumda temel vakıalar bakımından ispat yükünü de yerine getirmiş olmayacağından, ihtimale dayalı dava açılamayacağından davanın usulden reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamıştır.Açıklanan nedenlerle; davacı tarafça davalı şirketin lehine sonuçlanmış bir dava olduğu hususunda somut vakıa ileri sürülmediği, tarafın iddia yükünü yerine getirip, somutlaştırma yükünü yerine getirmemesi durumunda hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü var ise de, tarafın hiç ileri sürmediği, gerçekleştiğini ortaya koymadığı bir vakıa bakımından hakimin açıklama istemesi yada davanın aydınlatılması sözkonusu olamayacağından davacı vekilinin kararın kaldırılması istemli istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Peşin harcın karar harcına mahsubuna başkaca harç alınmasına yer olmadığına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 13/06/2025