T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2024/1990
KARAR NO: 2025/1418
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 04/10/2024
NUMARASI: 2023/539 Esas - 2024/668 Karar
DAVANIN KONUSU: Tanıma Ve Tenfiz
DAVA TARİHİ: 16/08/2023
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 24/09/2025
Davanın kabulüne ilişkin verilen kararın davalı ... AŞ vekili ve davalı ... AŞ tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacı vekili; dava dışı ... Bank ... 'ın kredi veren sıfatı ile dava dışı ...Ltd ve ... ... Ltd şirketlerinin ise kredi alan sıfatı ile 22/03/2010 tarihinde kredi sözleşmesi imzaladıklarını, kredi alanların edimini garanti etmek üzere davalı ... AŞ ve dava dışı ... Holdings ile 22/03/2010 tarihinde, diğer davalı ... ...AŞ ile ise 31/12/2012 tarihinde garanti sözleşmeleri imzalandığını, dava dışı ... Bank ...'ın 24/12/2013 tarihinde temlik sözleşmesi ile kredi alanlar, davalılar ve dava dışı ... Holdings'e karşı olan haklarını ve alacaklarını garanti sözleşmeleri ile müvekkiline devrettiklerini, kredi borçlusu dava dışı şirketin borcunu ödememesi üzerine kredi borcunun davalılardan ve dava dışı garanti edenden ödenmesinin talep edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine müvekkilinin garanti sözleşmeleri nezdinde Türkiye'de mukim davalılar ve Malta'da mukim dava dışı ... Holdings aleyhine İngiltere'de Yüksek Adalet Mahkemesi Kraliçe Yargıçlar Kurulu Dairesi Ticaret Mahkemesi'nde 11/02/2015 tarihinde dava açtıklarını, yargılama sonunda ödenmemiş ana para tutarına ilişkin 39.153.350,41-USD ile garanti sözleşmelerinin 3.1.maddesi ve 6.1.maddesi uyarınca 3.677.679,65-Çin Yuanı ve 132.527,19-GBP tutarındaki masraf ve giderlerin de ödenmesine karar verildiğini, yine kredi sözleşmesinin 7. maddesi uyarınca 4.398.521,23-USD tutarında faize ve kredi sözleşmesinin 9.4.maddesi uyarınca 110.681,31-USD tutarında komisyona hükmedildiğini, müvekkilinin alacaklı olduğu tutarın bir kısmının kredi alanlar tarafından müvekkiline ödendiğini, kalan alacaklarının 31.812.552,95-USD olduğunu, davalıların İngiltere'deki yargılamada kendilerini avukat aracılığıyla temsil ettirdiğini, tenfizi istenen kararın bağlayıcı ve icra edilebilir nitelikte olduğunu, karara karşı kanunyoluna başvurulmayarak kesinleştiğinin mahkeme müdürü ve hakimi tarafından düzenlenen şerhlerle tespit edildiğini belirterek 23/10/2015 tarihli (08/03/2016 tarihinde düzeltilmiş hali ile) mahkeme kararının davalılardan tahsil edilmeyen 31.812.552,95-USD tutarındaki kısmının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili; tenfizi istenen ilamın dayanağı olan, 22/03/2010 tarihli garanti sözleşmesinin davacı tarafından ibraz edilmesi gerektiğini, müvekkili şirket kayıtlarında imza yetkilileri tarafından imzalanmış böyle bir sözleşmeye rastlanmadığını, MÖHUK'un 54. maddesinde belirtilen şartların bulunmadığını, tenfizi talep edilen kararın müvekkili şirkete usulüne uygun olarak tebliğ edilmek sureti ile kesinleştiğinin kanıtlanmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalı şirket tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır.
İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; kararın verildiği İngiltere ile Türkiye arasında yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi hakkında fiili karşılıklılık bulunduğu, davanın temelinin kredi sözleşmesi ve garanti sözleşmesine dayanması nedeniyle yabancı mahkeme ilamının Türk Mahkemeleri'nin münhasır yetkilerine girmeyen bir konuda verildiği, yabancı mahkeme ilamında Türk kamu düzenine aykırılık bulunmadığı, davalıların savunma haklarının ihlal edilmediği, kararın tebliğ edildiği ve süresinde temyiz edilmediğinden kesinleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne, İngiltere Yüksek Adalet Mahkemesi Kraliçe Yargıçlar Kurulu Dairesi Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 2015/143 esas numaralı 23 Ekim 2015 tarihli (8 Mart 2016 tarihinde düzeltilmiş haliyle) kararın kredi sözleşmesinin bakiye anapara meblağıyla ilgili olarak verilen hükümdeki 31.812.552,95-USD tutarındaki kısmının tenfizine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... ...AŞ vekili; bahsi geçen kararın müvekkili şirkete usulüne uygun bir şekilde tebliğ edildiğinin ve kesinleştiğinin kanıtlanamadığını, İngiltere'deki dava dosyasında müvekkilinin yasal temsilcisi olan ... LLP'nin müvekkilini temsile yetkili olmadığının bildirildiğini ve bildirimin davalı adına müdür sıfatıyla isimsiz bir kişi tarafından imzalandığını, kararın kesinleşmesi için öncelikle ilamın usulüne uygun bir şekilde tebliğinin ispatlanması gerektiğini, mahkemeden kararın tebliğine ilişkin evrakların getirtilmesi talep edilmiş ise de mahkemece bu taleplerinin dikkate alınmadığını, ...'in 09/05/2023 tarihli tanık beyanından kararın müvekkiline tebliğ edildiği anlamının çıkarılamayacağını, müvekkili şirketin avukatı olarak görev yapan ... LLP'nin 19/10/2015 tarihinde görevi bıraktığını, yeni bir avukat görevlendirilmemesi nedeniyle her üç davalının da şahsen taraf olarak hareket etmeye devam ettiğini, müvekkili şirkete ait tebligatın ... isimli kişiye yapıldığını, müvekkilinin böyle bir çalışanı ya da avukatı bulunmadığını, tebligatın çıkarıldığı adresle müvekkilinin bir ilgisinin bulunmadığını, kararın usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmemesi nedeniyle müvekkilinin savunma hakkının da kısıtlandığını, ayrıca İngiliz mahkemelerinin yetkisinin bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı ... ...AŞ; tenfizi talep edilen kararın MÖHUK'un 54. maddesinde düzenlenen şartları taşıyıp taşımadığının mahkemece incelenmediğini, Tenfiz kararı verilebilmesi için İngiliz mahkemelerinin yetkili kılınması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti Arasındaki Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması'nın 14. maddesi gereğince davacının yabancılık teminatından muaf olduğu anlaşılmaktadır.5718 sayılı MÖHUK'un 54. maddesine göre yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilebilmesi için; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması, ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması koşullarının varlığı gerekmektedir. Aynı yasanın 50/1 maddesi hükmüne göre ise, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Bu yasal düzenleme karşısında, yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle ilamın kesinleşmiş olması gerekmekte olup, dava şartı niteliğindeki bu husus, mahkemece kendiliğinden gözetilmelidir. İngiltere ile Türkiye arasında yabancı mahkeme kararının tenfizine yönelik bir anlaşma bulunmasa da, emsal yargı içtihatlarında da belirtildiği üzere, tenfiz için karşılıklılık koşulu bulunmaktadır (Yarg. 11. HD. 25/04/2012 tarih, 2011/76 E. 2012/6825 K.; 02/03/2007 tarih, 2007/1335 E. 2007/3808 K.). Davalılarca, İngiltere mahkemelerini yetkili kılan bir düzenleme bulunmadığı ileri sürülmüş ise de Garanti Sözleşmesi'nin 15. maddesinde ihtilaf halinde İngiliz mahkemelerinin yetkili olacağı kararlaştırılmıştır. Kaldı ki davalılarca yabancı mahkeme nezdinde mahkemenin yetkisizliğine dair bir iddia ileri sürülmediği gibi bu hususta kanunyolu da tüketilmediğinden davalıların aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Davalı tarafından, savunma hakkının kısıtlandığı, usulüne uygun tebligat yapılmadığı, kararın kesinleşmediği iddia edilmektedir. MÖHUK’un 54. maddesinin (ç) fıkrasındaki düzenleme uyarınca, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmaması, mahkemede temsil edilmemesi ve bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında karar verilmesi tenfiz engeli olarak belirtilmiştir. MÖHUK’un 54. maddesinin (ç) fıkrasında düzenlenen hususlar için gözetilmesi gereken hukuk, tenfiz kararı verecek yer mahkemesinin usule ilişkin hükümleri değil, tenfize konu kararın verildiği ülke kanunlarıdır. Zira bu konuda yasa hükmü açık olup, anılan fıkranın giriş cümlesi “o yer kanunları uyarınca,” şeklinde bir belirleme içermekte olup, aynı fıkrada aynı cümle içinde ikinci kez tekrar edilmek suretiyle aynı husus vurgulanmış ve “bu kanunlara aykırı bir şekilde” kelime dizisi kullanılarak konu açıklanmıştır. Bu da göstermektedir ki, bu fıkrada belirtilen hususların ihlal edilip edilmediği tenfizi istenilen kararın verildiği yer kanunlarına göre belirlenecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/11/2014 tarih 2013/11-1136-E. 2014/974 K. Sayılı içtihadı). Tenfiz istemine konu ilamla ilgili yapılan yargılamada davalıların kendilerini vekille temsil ettiği savunma dilekçesi sundukları dikkate alındığında savunma hakkının kısıtlandığına dair istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Yine, tenfiz istemine konu ilamın kesinleşip kesinleşmediğinin ilamı veren mahkemenin kanunlarına göre belirlenmesi gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.02.2012 tarih, 2010/1 esas ve 2012/1 karar sayılı kararında; yabancı devletin usul hukukuna tabi olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının kesinleşme şartlarının münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukuka göre tayin ve tespit edileceği, bu durumun milletlerarası alanda ve Türk hukuku uygulamasında kabul edilmiş bulunan usul hukukunda lex fori prensibinin, diğer bir deyişle mahkemenin kendi usul hukukuna tabi olması prensibinin bir gereği olduğu belirtilmiştir. 5718 sayılı MÖHUK'un 50 ve 53. üncü maddelerinde de kanun koyucu tenfize konu ilamdan bahsederken, kesinleşme hususunda ısrarla o ülke iç hukukuna ve kurumlarının inisiyatifine atıfta bulunmuş olmasına göre, yabancı mahkeme ilamı bakımından Türk usul hükümlerine göre bir kesinlik denetimi yapılması mümkün değildir.Dosyaya ibraz edilen tebligatnamelerde kararın her iki davalıya 15/03/2016 tarihinde tebliğ edildiği, mahkeme müdürü tarafından düzenlenen 18/04/2016 tarihli yazıda mahkeme kararının verilmesinden sonra tarafların temyiz başvurusunda bulunmadığının, temyiz süresinin dolduğunun tespit edildiği, aynı hususun mahkeme hakimi tarafından düzenlenen 14/04/2016 tarihli kesinleşme belgesinde de belirtildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda tenfizi istenen mahkeme kararının ilamı veren mahkemenin tabi olduğu kanunlara göre kesinleştiği anlaşıldığından davalı tarafça ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Somut olayda kanunda belirtilen tenfiz şartlarının gerçekleştiği ve yabancı mahkeme ilamında Türk kamu düzenine aykırılık da bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemece söz konusu kararın tanınmasına ve tenfizine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle; mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararda isabetsizlik bulunmadığından, davalılar vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle:
Davalı ... AŞ vekili ve davalı ... AŞ'nin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,Davalılardan alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından davalılardan tarafından peşin yatırılan 855,20-TL harcın mahsubu ile fazla alınan 239,80-TL harcın istek halinde davalılara iadesine,Davalılar tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davacı tarafından yapılan 420-TL istinaf yargı giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.24/09/2025