T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/490
KARAR NO : 2025/1666
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 03/03/2021
NUMARASI : 2017/1123 Esas - 2021/166 Karar
DAVA: Alacak (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 15/12/2017
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/10/2025
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili,davacının davalı banka ile dava dışı ... ... Ltd Şti arasında imzalanan 26.03.2015 tarihli sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, müvekkilinin 29.11.2011 tarihinden itibarek şirket ortağı iken 12.12.2016 tarihinde şirketteki hissesinin tamamını ...'e devredip ortaklıktan ayrıldığını, hisse devrinden sonra bankalara olan bütün kefilliklerinden ihtaren çekildiğini ilgili bankalara bildirdiğini, müvekkilin imzası bulunan GKS kapsamında kullanılan tüm kredi borçları ödenip kapatıldığını, müvekkili şirketten ayrıldıktan sonra yeni 17.01.2017 tarihli yeni GKS imzalanarak sözleşme kapsamında kullandırılan krediyi haciz baskısı altında müvekkilinden tahsil edilmeye çalışıldığını, oysaki müvekkilinin sorumluluğu sadece kendi kefalet imzası bulunan sözleşme kapsamıyla sınırlı olduğunu, müvekkili sorumlu olmadığı GKS kapsamında ödediği 10.000-TL nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte iade edilmesine karar verilmesi talep etmiştir.Davalı banka vekili,davacı tarafından imzalanan GKSnin kefalet şartları bakımından TBK'nın 583 maddesine uygun düzenlendiğini, müteselsil kefalette önce asıl borçluya başvurmak gibi bir zorunluluk olmadığını, davacı kefaletinden dolayı asıl borçlunun borcundan sorumlu olduğunu, şirket hissesinin devredilmesinin kefaletin sona erdiği anlamına gelmediğini, davacının kefaletinin halen geçerli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece; davalı banka ile asıl borçlu şirket arasında 26/03/2015 tarihinde düzenlenen 200.000-TL kefalet limitli GKS'nde davacı ... ...'in müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunduğu, ancak 16/01/2017 tarihinde düzenlenen GKS'inde kefalet imzası mevcut olmadığı, getirtilen tahsilat makbuzlarına göre ihtirazi kayıt koymak suretiyle kefaleten 30/11/2017 ile 23/03/2018 tarihleri arasında toplamda 20.745-TL ödeme yaptığı, davacının kefalet imzası bulunan sözleşme ile imzası olmayan sonraki tarihli sözleşme arasında herhangi bir bağlantı ya da atıf tespit edilemediği, davacının kefaleti olan 26/03/2015 günlü sözleşme kapsamında şirketin borcu olmadığının tesbit edildiği, davacının imzaladığı sözleşmeden doğan borcun sona erdiği,asıl borçluya yeni bir kredi sözleşmesi kapsamında kredi açılmışsa davacı kefilin sonraki sözleşmeden doğan borçtan sorumlu olmayacağı ,yapılan ödemenin20.745-TL olduğu gerekçesiyle kısmi davanın kabulüne ,davacı kefilin cebri icra baskısı altında çekince koyarak ödediği 10.000-TL'nin ödeme tarihi 30/11/2017'tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,karar verilmiştir.Davalı vekili; öncelikle ilgili borçtan kaynaklı davacıya müvekkil banka tarafından gönderilen bir ihtar ya da borç bildirimi olmadığı gibi,kendisini icra tehdidi altına sokan bir belge, ihtar gönderilmediğini, bu konuda davacı taraf dava dilekçesinde de herhangi bir beyanda bulunmadığı, ihtarnamenin davacının imzası bulunmayan 2017 tarihli genel kredi sözleşmesine dayandığı, hal böyle iken davacının icra tehdidi altında ödeme yaptığını beyan etmesi hukuka aykırı olup davanın reddi gerektiğini, davacı icra tehdidi altında olduğunu ispatla yükümlü olduğunu,ödemeliri rızaen yaptığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacının kefaleten imzaladığı 2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğan borçlar ödendikten sonra dava dışı şirket ile 2017 yılında yeni bir sözleşme imzalanmıştır. Hesabın kat edilerek 30.3.2018 tarihli ihtarın kredi borçlusu şirket ve kefili ... bakımından keşide edilmiştir.Ancak davacının yaptığı ödemelere bakıldığında ihtarname keşide edilmeden; 30.11.2017 tarihinde 10.000-TL, 20-TL "itirazı -kayıtla -dava açmak hakkı saklı kalmak kaydıyla", 05.01.2018 tarihinde 1.650-TL "ihtiyati haciz tehdidiyle ödenen" 12.01.2018 tarihinde "itirazı -kayıtla -dava açmak hakkı saklı kalmak kaydıyla" 3.200-TL, 07.02.2018 tarihinde 2.650-TL,09.03.2018 tarihinde 2.700-TL, 23.03.2018 tarihinde 525-TL -"ihtiyati haciz tehdidi nedeniyle ödenen" açıklamaları ile yaptığı anlaşılmaktadır. İhtarnamede toplam talep 172.912-TL olup asıl borçlu ve diğer müteselsil kefile icra takibe başlatılmadığı anlaşılmaktadır.Davaya cevap dilekçesinde davalı banka davacının müteselsil kefaletinin geçerli olduğunu, kendisinin borçtan sorumlu olduğunu, kefaleti dahilinde borcu ödediğini savunmuş ise de; borcun 2017 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğduğunun bilirkişi raporu ile belirlendiği ,davalı vekili bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde savunmasını ödemelerin rızai olduğu, geri istenemeyeceği yolunda değiştirmiştir. TBK nın 78. Maddesi "Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen kendisini borçlu zan ederek verdiğini ispat etmedikçe onu istirdat edemez." hükmünü haizdir. Davacı hakkında başlatılmış icra takibi ve kat ihtarı yok ise de ; davacının daha evvel müteselsil kefili olduğu şirketin ödemelerini zamanında yapamadığından bu ödemelerden sonra kredi hesabının kat edildiği belirlenmektedir. Ne var ki, hayatın olağan tecrübelerine göre; davacının yaptığı cüzi ödemelerin tamamına yazılan açıklamalara bakıldığında ödemelerin davacının ihtiyariyle yapıldığının kabulü de mümkün görülmemiştir.Davacının tüm ödeme dekontlarına haciz tehdidiyle ,dava açma hakkı saklı kalmak kaydıyla açıklamalar yaparak ödemeleri yaptığı; ihtiyariyle yapılan ödeme olarak kabulü mümkün olmadığından davalı vekilinin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle:
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 683,10-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile kalan 503,20-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye ödenmesine,Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 21/10/2025