(5237 S. K. m. 6, 43, 44, 241) (5271 S. K. m. 230, 280, 289) (5464 S. K. m. 36)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı sanık müdafii tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliğine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığın telekomünikasyon teçhizatlarının parekende ticareti ile iştigal ettiği ve işyerine gelen müşterilerin kredi kartlarının POS cihazından geçirerek gerçekte alım satım yapmadığı halde kart sahibinin bankaya olan borcunun ödenmesi amacıyla işlem yaparak çekim miktarının üzerinde menfaat temin ederek tefecilik suçunu işlediği gibi Banka ve Kredi Kartları Kanunun 36. maddesinde düzenlenen gerçek dışı belge düzenleme suçunu işlediğinin iddia olunduğu olayda;
Yerel Mahkemece tefecilik suçundan kredi kartı sahibi sayısı kadar sanığın mahkumiyetine karar verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, karara yapılan itiraz üzerine mercii tarafından bu kararın kaldırıldığı, tefecilik suçu yönünden henüz verilmiş bir kararın bulunmadığı ve istinaf incelemesi dışı olduğu anlaşılmakla birlikte, Yerel Mahkemenin bu suçtan yapmış olduğu uygulamanın hatalı olduğu, zira TCK 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçunun her ne kadar tek kişiye karşı gerçekleştirilmesi halinde oluşacağı bilinmekle birlikte, tefecilik suçunun ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar bölümü içerisinde yer aldığı, bu bölümün de topluma karşı işlenen suçlar kısmı içinde bulunduğu, TCK 43/1. maddesi 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, suçun mağdurunun aynı kişi olmasının suçun zorunlu unsuru haline getirmiş iken, 08/07/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 Sayılı Kanunun 6. maddesi ile anılan madde ve fıkraya eklenen "mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır" hükmü ile zincirleme suçu kapsamının genişletildiği ve mağduru aynı kişi olsun yada olmasın maddenin son fıkrasındaki istisnalar dışındaki tüm suçlarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün hale getirildiği, bu sebeple somut olayda birden fazla kişiye kazanç karşılığı borç para verilmesi eyleminin tefecilik suçu açısından kişi sayısınca oluşmayıp teselsül edecek şekilde tefecilik suçundan uygulama yapılması gerektiği, her ne kadar bu hüküm istinaf dışı olsa da belirtilmesinde fayda görülmüştür.
İstinafa konu 5464 Sayılı Yasanın 36. maddesi gereğince sanığın mahkumiyetine karar verilen hükümle ilgili yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/06/2014 tarih, 2012/1510 Esas, 2014/331 karar sayılı ilamında da belirtildiği şekilde, farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanunun 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemini" benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir. Fikri içtimada, fiil ya da hareketin tek olması, doğal anlamda değil hukuksal anlamda tekliği ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır.
Buna göre sanığın hukuki anlamda tek fiil sayılan eylemelerinin hem TCK 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçunu, hemde 5464 Sayılı Yasanın 36. maddesinde düzenlenen gerçeğe aykırı olarak harcama belgesi düzenleme suçunu oluşturduğu bu itibarla sanık hakkında TCK 44. maddesindeki farklı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerektiği, sanık hakkında tefecilik suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olduğundan (itiraz sonucu kaldırıldığı görülmektedir) sanığa aynı fiilden dolayı 5464 Sayılı Kanunun 36. maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, gerekçeleri açıklanmadan ayrıca gerçeğe aykırı harcama belgesi düzenleme suçundan da CMK 230. maddesine aykırı olacak şekilde gerekçesiz olarak hüküm kurulması isabetli görülmediğinden, sanık müdafiinin istinaf talebi bu itibarla yerinde görülmekle CMK 280/1-b 289/1-g maddesi gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Kesin olmak üzere 09/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)