(5237 S. K. m. 44, 241)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı katılan vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliğine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Telekomünikasyon ürünlerinin perakende satışı faaliyetiyle iştigal ettiği belirlenen sanığın 2012 yılı içerisindeki yapmış olduğu 6.527.142 TL lik işlemlerin bir kısmında pos cihazının kullandığı ancak kart sahipleriyle herhangi bir ticari faaliyetinin olmadığı, kredi kartı çekimlerinin faiz karşılığında ödünç para vermek için kullandığı, böylece 5464 sayılı yasanın 36.madesine aykırı şekilde belge düzenlediği ve tefecilik suçunu işlediğinin iddia olunduğu olayda;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/06/2014 tarih, 2012/1510 Esas, 2014/331 karar sayılı ilamında da belirtildiği şekilde, farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanunun 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemini" benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir. Fikri içtimada, fiil ya da hareketin tek olması, doğal anlamda değil hukuksal anlamda tekliği ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır.
Sanığın hukuki anlamda tek fiil sayılan eylemlerinin hem TCK'nın 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçunu hem de 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 36. maddesinde düzenlenen gerçeğe aykırı olarak harcama belgesi düzenleme suçunu oluşturması durumunda sanık hakkında TCK'nın 44. maddesindeki farklı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
Somut olayda, sanık hakkında düzenlenen vergi inceleme tutanağı, soruşturma raporuna göre sanığın 2012 takvim yılında düzenlenmiş olduğu satış faturaları ile bankalardan alınan pos satış bilgilerinin karşılaştırılması sonucunda kredi kartı ile mal veya hizmet satışı yapılmış gösterilen müşterilere düzenlenmiş herhangi bir faturanın bulunmayışı, bir kısım kart hamillerinin müfettişe vermiş oldukları ifadelerinde herhangi bir mal alışverişi yapmadan kart borçlarının ödemek amacıyla sanıktan para almak suretiyle kartlarından çekim yaptırdıklarını ifade etmeleri, 2012 takvim yılında sanığın düzenlediği mal ve hizmet tutarlarını gösterir form ile satışlarını gösterir form arasındaki miktar farklılıklarına ilişkin deliller karşısında yerel mahkeme kararında bu delillere neden itibar edilmediğinin gerekçelendirilmediği, CMK 230 maddesine aykırı şekilde yetersiz gerekçeyle sanığın beraatine karar verildiği anlaşılmış, ayrıca yukarıdaki açıklamalar ışığında TCK 44 maddesine değinilmeden sanık hakkında tefecilik suçundan herhangi bir hüküm de kurulmadığı görülmekle Hazine vekilinin istinaf talepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden CMK 280/1-a, 289/1-g maddeleri gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Kesin olmak üzere 18.04.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)