T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/166 Esas
KARAR NO: 2024/178 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2022/437 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİH 29/11/2023
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 01/02/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile, davalı ile aralarında ürün ve hizmet alım satımından kaynaklı ticari ilişki bulunduğunu,davalının 8 adet fatura bedeli toplamı olan 1.800.295,32 TL alacaklarını ödemediğini, takibe konu faturalarında davalı yanca kabul edildiğini ve borcun kabul edildiğine dair mailleşmeler olduğunu, buna rağmen borcun ödenmediğini belirterek ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 11.10.2023 tarihli duruşmada bilirkişi raporunda tespit edilen 896.666,89 TL yönünden yaklaşık ispatın gerçekleştiğini belirterek ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 12/10/2023 Tarih ve 2022/437 Esas sayılı ara kararı ile; "....Davalının aleyhine delil teşkil eden ticari defter ve belgelerine göre davacıya 896.666,89 TL borçlu gözükmesi, tarafların BA/BS formlarının uyumlu olması, nizaya konu ..10 numaralı fatura haricinde tarafların ticari defter ve kayıtlarının uyumlu olması nazara alındığında aşağıda belirtilen alacak için yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiği , ihtiyati haciz için kesin delil aranmadığı görülmekle aşağıda yazılı alacak için ihtiyati haciz kararı verilmesi gerekmiş buna dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. "gerekçesi ile, 1-İhtiyati haciz talep eden vekilinin ihtiyati haciz talebinin KABULÜ ile 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun 257. ve müteakip maddeleri gereğince borçluların 896.666,89 TL borcuna ve masraflarına yeterli miktarda taşınır ve taşınmaz malları ile 3. şahıslardaki hak ve alacaklarının üzerine, İHTİYATİ HACİZ KONULMASINA,2-İhtiyati haciz isteyen davacı tarafın 2004 Sayılı İ.İ.K'nin 259 ve 6100 Sayılı HMK'nin 87. maddeleri gereğince yukarıda miktarı belirlenen toplam alacağın % 15'i tutarında ( 134.500,03 TL ) nakdi veya Mahkemece kabul edilecek kati süresiz ve muteber banka teminat mektubunu Mahkeme veznesine depo etmesi halinde ihtiyati haciz kararının yetkili icra müdürlüğünde infaz edilmek üzere ihtiyati haciz isteyene verilmesine,karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından itiraz edilmiştir.
DAVALI VEKİLİ İTİRAZ DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; müvekkili şirket ile davacı arasında hukuki ilişkinin sadece bir alt kira ilişkisi olup bu ilişki kapsamında para alacağı olan tek tarafın müvekkili şirket olduğu, akdedilen sözleşmeler kapsamında müvekkili şirketin sözleşmesel yükümlülüğünün müze alanı içindeki hediyelik eşya ve sair ürünlerin satışını yapmak üzere bir mağaza alanını davacının kendi nam ve hesabına işletmesi şartıyla davacıya temin etmekten ibaret olduğu, bunun haricinde, davacıya karşı herhangi bir edim yükümlülüğünün bulunmadığını; davacının karşı edim yükümlülüğünün ise aylık ciro bedelleri üzerinden müvekkili şirketi ödeme yapılması olarak kararlaştırıldığı, davacı, elde etmiş olacağı vergiler hariç net gelirin ... mağazalarında %23’ünü, ... mağazasında %18’ini olacak şekilde müvekkili şirkete her ayın 3.iş gününde ödemeyi kabul, beyan ve taahhüt ettiği, bu durumun 09/06/2021 tarihli e-posta ile sabit olduğu, davacının ilgili yazışmaya dilekçesinde yer vermesiyle ilgili oranın davacı tarafından da ikrar edildiği ve çekişmesiz hale geldiğinin açık olduğu, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişki ve karşılıklı edimler izah edilenlerden ibaret olup yerine getirilmesi gereken başkaca bir yükümlülüğün bulunmadığı, ortada davacının herhangi bir şekilde dava konusu faturaları tanzim etmesine imkân tanıyacak herhangi bir hukuki dayanağın bulunmadığı, huzurdaki davada ise davacının faturalara dayanak akdi ilişkiyi ispatlar tek bir delil dahi dosyaya sunmadığı, alt kiracı olarak tahsis edilmiş ve kendi nam ve hesabına işletmekte olduğu mağaza alanlarında sadece bir kısım ürünler sattığını ve bu ürünlerin bedellerinin müvekkili şirket tarafından ödenmesini iddia ve talep ederek, hiçbir dayanağı olmayan faturalarının müvekkili şirket tarafından ödenmesini talep ettiği, işbu davanın öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin ve fatura dayanağının ispat edilememiş olması sebebiyle reddi gerekmekteyken ihtiyati haciz kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hukuka aykırı şekilde tesis edilmiş olan ihtiyati haciz kararına itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 12/10/2023 Tarih ve 2022/437 Esas sayılı ara kararı ile verilen ihtiyati haciz kararına davalı vekilinin itiraz etmesi üzerine mahkemece, ihtiyati haciz kararına yönelik itirazın 29/11/2023 tarihli duruşmada değerlendirilerek; Davalı vekilinin ihtiyati haciz kararına karşı yapmış olduğu itirazın reddine, karar verilmiş ve bu konuda 29/11/2023 tarihli gerekçeli ara karar yazılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 29/11/2023 tarih ve 2022/437 Esas sayılı ara kararı ile;"...Dava fatura kaynaklı başlatılan 8 adet fatura kaynaklı itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkememiz ihtiyati haciz kararı gerekçeli yazılmış olup bu kararda da belirtildiği üzere bilirkişi heyetinden alınan rapora göre davalının kendi aleyhine delil teşkil eden ticari defter ve belgelerine göre davacının davalıdan takip tarihi itibarı ile 896.666,89 TL alacaklı olduğu, tarafların BA/ BS formlarının uyumlu olduğu, aynı sayıda belge ile beyanda bulunulduğu, uyuşmazlığın sadece davacı yanca keşide edilen ancak davalı yanca kabul edilmeyen 541.407,00 TL lik faturadan kaynaklı olduğu, Davalının aleyhine delil teşkil eden ticari defter ve belgelerine göre davacıya 896.666,89 TL borçlu gözükmesi, tarafların BA/BS formlarının uyumlu olması, nizaya konu ..10 numaralı fatura haricinde tarafların ticari defter ve kayıtlarının uyumlu olması nazara alındığında ihtiyati haciz kararı verilen miktar bakımından zaten bu miktarın davalı kayıtlarında da yer alması nedeni ile bu aşamada yaklaşık ispatın gerçekleştiği görülmüş davalı vekilinin ihtiyati hacze itirazının reddine karar verilmiştir... "gerekçesi ile, 1-Davalı vekilinin ihtiyati haciz kararına karşı yapmış olduğu itirazın reddine, karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile, müvekkili şirket ile davacı arasında davacının müvekkili şirkete fatura kesmesine sebebiyet verecek bir hizmet veya mal satım sözleşmesi bulunmadığını,Müvekkili şirket ile davacı arasında hukuki ilişki sadece bir alt kira ilişkisi olup bu ilişki kapsamında para alacağı olan tek tarafın müvekkili şirket olduğunu, akdedilen sözleşmeler kapsamında, müvekkili şirketin sözleşmesel yükümlülüğü müze alanı içindeki hediyelik eşya ve sair ürünlerin satışını yapmak üzere bir mağaza alanını davacının kendi nam ve hesabına işletmesi şartıyla davacıya temin etmekten ibaret olduğunu, müvekkili şirketin davacıya karşı herhangi bir edim yükümlülüğü bulunmadığını, Davacının karşı edim yükümlülüğü ise aylık ciro bedelleri üzerinden müvekkili şirkete ödeme yapılması olarak kararlaştırıldığını, davacı, elde etmiş olacağı vergiler hariç net gelirin ... mağazalarında %23’ünü, ... mağazasında %18’ini olacak şekilde Müvekkil Şirket’e her ayın 3.iş gününde ödemeyi kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, ... mağazalarına istinaden belirlenmiş oranın kabul edilmiş olduğu da davacı tarafından dava dilekçesinin 6. sayfasında ekran görüntüsü olarak konulan ... tarafından gönderildiğini 09.06.2021 tarihli e-posta ile sabit olduğunu, davacının ilgili yazışmaya dilekçesinde yer vermesiyle ilgili oranın Davacı tarafından da ikrar edildiği ve çekişmesiz hale geldiğini, Taraflar arasındaki sözleşmesel ilişki ve karşılıklı edimler izah edilenlerden ibaret olup yerine getirilmesi gereken başkaca bir yükümlülük bulunmadığını, davacının herhangi bir şekilde dava konusu faturaları tanzim etmesine imkân tanıyacak herhangi bir hukuki dayanak bulunmadığını, Galata Kulesi sözleşmesinin 3.1. maddesinde belirtildiği gibi davacı; “Muhatabın taahhüdündeki işleri hukuki, mali, idari ve teknik şartları bilerek ve kabul ederek, Sözleşme ve eklerindeki şart ve hükümlere göre Müvekkil Şirket tarafından verilen talimatlara uyarak, işin detaylarını, işin ehli sıfatıyla gerekli ve yeterli bilgiye sahip olarak, İŞ SÜRESİ BOYUNCA HİÇBİR EK TALEPTE BULUNMADAN, teknik ve ekonomik faktörlere, fen ve sanat kurallarına uygun şekilde eksiksiz, kusursuz, özürsüz, idari ve mali problemsiz ve ana iş programındaki diğer disiplinlerin de programlarını aksatmayacağını” kabul, beyan ve taahhüt etiğini, davacı ile müvekkili şirket arasındaki sözleşmeler tahtında ödeme yapma yükümlülüğü altında olan taraf sadece ve sadece davacı olduğunu, müvekkili şirketin ilgili sözleşmesel ilişki çerçevesinde davacıya borcu olduğu iddiası hiçbir hukuki dayanağı olmayan, açıkça haksız kazanç sağlamaya yönelik bir beyan olduğunu, yukarıda yer verilen Galata Kulesi sözleşmesinin 3.1. maddesi uyarınca Muhatabın taahhüdündeki işleri herhangi bir ek talepte bulunmadan yerine getirmesi gerektiği ve bu hususu açıkça kabul, beyan ve taahhüt ettiği de ortada olduğunu, davacı, tanzim ettiği faturalara karşılık gelen sözleşmesel ilişkiyi ispat etme külfeti altında olduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) “İspat Yükü” başlıklı 190. maddesi aynen; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” hükmünü haiz olup ilgili hükümde hak iddia eden tarafın ispat külfeti altında bulunduğu ortaya konmuş olup somut olayda ispat yükünün hak ve alacak iddiasında bulunan davacıya ait olduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200. Maddesi aynen;“Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.” hükmünü haiz olup ilgili hüküm uyarınca belirli bir miktarın üzerindeki uyuşmazlıkların ispatının senetle yapılması zorunluluğu getirilmiş olup 2022 yılı için asgari sınır 6.640,00-TL olarak belirlendiğini, davaya konu fatura alacakları açıkça ilgili sınırı aştığından davacının ilgili faturalara karşılık gelen ilişkiyi ancak senet niteliğinde yazılı delil ile ispat etme külfeti altında bulunduğunu, Yerleşik Yargıtay içtihadında da taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığının ispat külfeti hak iddia eden tarafa yüklendiğini, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2016/212 E., 2017/495 K. Sayılı ve 07/02/2017 Tarihli Kararında: “Davacı iş bedelini talep etmiş, davalı ise akdi ilişkiyi inkâr etmiştir. Akdi ilişkinin kurulduğunu ispat külfeti davacı yüklenicidedir. Bir başka deyişle davacı yüklenici eser meydana getirdiğini ve iş bedelini hakettiğini usulüne uygun yasal delillerle kanıtlama yükümlülüğü altındadır. Türk Medeni Kanunu'nun .... maddesi gereğince iddia eden, iddiasını ispat yükümlülüğü altındadır. Somut olayda davacı, davalı ile eser sözleşmesi ilişkisinin kurulduğunu iddia etmekte, davalı ise davacı ile aralarında sözleşme ilişkisinin kurulmadığını savunmaktadır. O halde, davacı akdi ilişkiyi kanıtlamak zorundadır. Davacı taraf, davalıya ait evin dükkanların inşa tamirat ve tadilat işini üstlenerek yaptığını ve bedelin ödenmediğini iddia etmekte olduğundan iddiasını, müddeabihin miktarına göre 6100 sayılı HMK'nın 200. maddesi hükmü gereği talep miktarına göre senetle ispat etmek zorundadır. Taraflar arasında akdî ilişkinin kurulduğunu ispat açısından aynı Kanunun 200/.... maddesi gereğince tanık dinlenmesine karşı tarafın açık muvafakatı da bulunmadığından tanık deliline dayanılamaz.”Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2011/9222 E., 2012/16122 K. Sayılı ve 15/10/2012 Tarihli Kararında: “Davalı, taşıma sözleşmesi olmadığını savunarak taşıma ilişkisini inkâr etmiştir. Bu durumda, her ne kadar taşıma sözleşmesi yazılı şekle tabi değilse de miktar olarak ispatı HUMK'nun 288. maddesi (HMK 200.md) kapsamında olup, sözleşmenin yazılı ve diğer kesin delillerle davacı tarafından ispat edilmesi gerekir. Davacı tarafa bu hususta delillerini bildirmek üzere süre verilip sonucuna göre karar vermek gerekirken, açıklanan hususlar nazara alınmadan yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulü doğru görülmemiştir.” şeklinde hüküm kurduğunu, görüldüğü üzere, somut olayda olduğu üzere akdi ilişkinin inkâr edilmesi halinde bunun aksine yönelik ispat külfetini Yargıtay açıkça hak iddia eden davacıya yüklediğini,İşbu davada ise davacı, faturalara dayanak akdi ilişkiyi ispatlar tek bir delil dahi dosyaya sunmadığını, alt kiracı olarak tahsis edilmiş ve kendi nam ve hesabına işletmekte olduğu mağaza alanlarında sadece bir kısım ürünler sattığını ve bu ürünlerin bedellerinin müvekkili şirket tarafından ödenmesini iddia ve talep ederek, hiçbir dayanağı olmayan faturalarının müvekkili şirket tarafından ödenmesini talep ettiğini, işbu davanın öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin ve fatura dayanağının ispat edilememiş olması sebebiyle reddi gerektiğini, ihtiyati haciz kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, 29.11.2023 tarihli usul ve yasaya aykırı ara kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması ve itirazlarımız doğrultusunda ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar karar verilmesi gerektiğini, Davaya konu faturaların bir kısmına itiraz edilememiş olması faturaya konu iş veya hizmetin yapılıp teslim alındığının kabulü anlamına gelmeyeceğini, Müvekkili şirket tarafından dava konusu faturaların bir kısmına süresi içerisinde itiraz edilmemiş olması faturanın düzenlenmesine neden olan iş veya hizmetin yapıldığı/teslim edildiği veya fatura içeriğine bağlı bir borcun doğduğu anlamına gelmediğini, Yargıtay içtihadı irdelendiğinde, faturaya itiraz edilememiş olmasının iş veya hizmetin yerine getirilmiş olduğunun kabulü anlamına gelmediği, bir başka deyişle sadece faturalar üzerinden alacak iddiasında bulunulamayacağı açık bir şekilde ortaya konulduğunu, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 2004/7832 E. 2005/4738 K. sayılı ve 05.05.2005 tarihli kararında: “Oysa, faturanın içeriğine 8 gün içerisinde itirazda bulunulmadığı takdirde sadece faturada belirtilen verilerin doğru olduğu karinesi doğar; yoksa faturanın verilmesine neden olan iş veya hizmetin de yapılmış olduğunun kabulü anlamını taşımaz. Uyuşmazlık halinde, işin yapılmış olduğunun kanıtlanması gerekir. Ayrıca, davalıya tebliğ edilmiş olan fatura içeriğinin kesinleşmesi söz konusu olamaz.” Yargıtay 15.Hukuk Dairesi 2007/2029 E. 2008/1483 K. Sayılı Ve 7.3.2008 Tarihli Kararında; “Davaya dayanak alınan faturanın Türk Ticaret Kanunu'nun 23. maddesi gereğince kesinleşmiş ve tarafları bağlayıcı olduğunun kabul edilebilmesi için, fatura konusu işle ilgili yanlar arasında sözleşme yapıldığının yasal delillerle kanıtlanması ve bedeli uyuşmazlık konusu işin de kabul edilebilir yeterlikte iş sahibine teslim edildiğinin yüklenici tarafından kanıtlanmış olması zorunludur. Mahkemenin kabulünde ve somut olayda olduğu gibi, açıklanan koşullar gerçekleşmeden sadece faturanın karşı tarafa tebliğ edilmiş ve itiraz edilmemiş olması yanlar arasında akdi ilişkinin kurulmuş olduğunu, iş bedelinin istenebilir olduğunu kanıtlamaz.” Yargıtay 15.Hukuk Dairesi 2006/7750 E. 2007/882 K. Sayılı ve 14.2.2007 Tarihli Kararında; “Türk Ticaret Kanunu'nun 23/2. maddesi gereğince; faturayı alan kimsenin, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde kapsamı hakkında itirazda bulunmaması sonucu fatura kapsamını kabul etmiş sayılabilmesi için faturanın, yanlar arasındaki yazılı sözleşme şartını değiştirecek içerikli olmaması gerekir. Çünkü, yanlar arasında bir yazılı sözleşme mevcut ise, taraflardan birisi tek yanlı olarak sözleşme hükümlerini değiştiremez.”Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 04.02.2014 Tarihli, 2013/543 E. 2014/681 K. Sayılı Kararında; “Akdi ilişkinin varlığını ispat yükü davacı yüklenicidedir. Davacı akdi ilişkinin varlığını yazılı belgeyle usulen kanıtlayabilmiş değildir. Fatura düzenlenmesi tek başına akdi ilişkinin varlığını kabule elverişli olmayıp davanın reddine karar verilmesi gerekirken akdi ilişkinin varlığı kanıtlanmış gibi yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 16.01.2023 Tarihli, 2021/5302 E. 2023/16 K. Sayılı Kararında;“Mahkemece uyulan bozma ilamına ilamı doğrultusunda hizmetin verilip verilmediğine ilişkin ispat yükü üzerinde olan davacının bildirdiği iki tanığın dinlenildiği, dinlenen tanıkların dava konusu faturalara ilişkin davacı tarafça davalıya hizmet verildiğine ilişkin somut ve yeterli görgü ve bilgisinin olmadığı, süresinde tanık listesi sunan davalı tanıklarının bozma ilamı sonrasında mahkemece dinlenilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, davacının davasını usulüne uygun delillerle kanıtlayamadığı anlaşılmakla mahkemece verilen kararda isabetsizlik görülmemiştir.”Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 30.05.2019 Tarihli, 2016/15372 E. 2019/6962 K. Sayılı Kararında; “Ne var ki; davalı tarafından sözleşme ilişkisi inkar edildiğine göre davacının öncelikle davalı ile aralarındaki sözleşme ilişkisini, hizmet bedelini ve hizmetin verildiğini ispatlaması gerekmektedir. O halde Mahkemece, sözleşme ilişkisinin davalı tarafından inkar edildiği ve ispat yükünün davacı üzerinde olduğu gözetilerek, tarafların iddia ve savunmaları ile sunmuş oldukları deliller doğrultusunda değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.”Şeklinde olup söz konusu kararlarda fatura içeriğinin tek başına işin ya da hizmetin ifa edildiğini kanıtlamayacağı açıkça belirtildiğini, dava konusu uyuşmazlık kapsamında davacı tarafından düzenlenen faturalara dayanak teşkil edebilecek bir ticari ilişki bulunmadığını, davacı tarafından faturaların hangi ticari ilişki kapsamında düzenlendiği dahi açıklanmadığını, Yargıtay kararlarında da bahsedildiği üzere dava konusu uyuşmazlık bakımından ispat yükü davacı taraf üzerinde olduğu sabit olduğunu, davasını ispat edemeyen davacının ihtiyati haciz talebinin kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,Davaya konu faturalara ilişkin olarak müvekkili şirkete verilmiş bir hizmet bulunmamakta olup bahse konu mallara ilişkin müvekkili şirkete yapılmış herhangi bir teslimin de söz konusu olmadığını, Yargıtay içtihadında, fatura düzenlemiş olan tarafın fatura konusu malları tereddüte yer vermeyecek şekilde teslim ettiğini ispat külfeti altında bulunduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/915 E. 2018/1338 K. Sayılı Ve 19.09.2018 Tarihli Kararında:“Eldeki davada, davalı sözleşmesel ilişkiyi, malın kendisine teslim edildiğini ve borcu inkâr etmektedir. Hâl böyle olunca, sözleşmesel ilişkiyi, malların alıcı olan davalıya teslim edildiğini ve faturanın da bu akdi ilişki nedeni ile düzenlendiğini ispat yükü davacı tarafa aittir. Davacı bu iddiasını, uyuşmazlığın miktarına göre, HMK’nın 200. Maddesi uyarınca yazılı delille kanıtlamalıdır. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı tarafça sunulan irsaliyeli faturada teslim eden ve teslim alan bölümlerinde isim ve imza bulunmamaktadır. Diğer yandan, kargo teslim belgesinde ve kargo şirketince gönderilen kayıtlarda bir teslimatın yapıldığı belirtilmiş ise de teslimatın içeriğine ilişkin bir açıklama yapılmamıştır. Bir başka anlatımla, teslim belgelerinde, teslimatın dava konusu mallara ilişkin olduğu hususu da tereddüte yer vermeyecek şekilde ortaya konamamıştır. Öte yandan ticari defter ve kayıtların usulüne uygun tutulmuş olması yanında defterlerde yer alan kayıtların dayanağının da usulüne uygun olması gerekmektedir. Davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerinde kayıtlı olan faturanın dayanağının da usulüne uygun olduğunu ispatlanmalıdır. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, fatura düzenlenmesi ve dayanağı kanıtlanamayan bu faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. Bu durumda mahkemece açıklanan yönler gözetilmeksizin, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.” Yargıtay 13. HD. 2017/8713 E. 2020/1330 K. Sayılı Ve 05/02/2020 Tarihli Kararında:“Davacı, eldeki dava ile faturaya dayalı olarak yapmış olduğu icra takibine vaki itirazın iptalini istemiş, davalı ise fatura konusu malların teslim edilmediğini ve teslim makbuzlarındaki imzanın davacının kendi çalışanlarına ait olduğunu, kendilerinin bir imzası olmadığını savunmuştur. Mahkemece, davacının ticari defterleri incelenerek sunulan bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa ki; fatura tek başına alacağın varlığına delil olmadığı gibi davalının da söz konusu makbuzların altında imzası yoktur. Hemen belirtmek gerekir ki teslim hukuki bir işlem olup, ancak yazılı delille ispat edilebilir, bu hususta da delil bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” şeklinde hüküm kurulduğunu,Yerleşik içtihatlar kapsamında hak iddia eden taraf düzenlemiş olduğu faturaya konu malları teslim ettiğini şüpheye mahal vermeyecek derece ispat etme külfeti altında olduğunu ancak huzurdaki davada, davacı tarafından talep edilen faturalara konu edilmiş malların dahi müvekkili şirkete teslim edildiğine dair hiçbir delil dosyaya sunulmadığını. davacı Yargıtay içtihadı ve yasa uyarınca, alacak iddiasını ispat edemediğini, Müvekkili şirket, uluslararası ölçekte kamu ve özel sektörle işbirliği içinde çalışan son derece köklü ve kendi sektöründe dünyada önde gelen bir kurum olup, davacının müvekkili şirketin atıl kalacağı ve benzeri anlamlardaki iddiaları küllen gerçeği yansıtmadığını, Davacı tarafından müvekkili şirketin atıl bırakılmaya çalışıldığı, var olduğunu iddia ettikleri borçlarını tahsil etme konusunda endişeleri bulunduğu hususları belirtildiğini, başka bir deyişle, müvekkili şirketin borç taahhütlerinden kurtulmak için mallarını gizlemeye ve kaçırmaya çalıştığı yönünde mahkemeyi yanıltmaya çalışıldığını, İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosya ile işbu usul ve yasaya aykırı ihtiyati haciz kararının infaz edilmesi akabinde müvekkili tarafından İİK m.266 uyarınca ihtiyati haczin kaldırılmasını talep edildiğini ve İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/437 E. sayılı dosyası kapsamında 19.10.2023 tarihli ara kararı ile “Davalının 12.10.2023 tarihli ara kararda belirtilen 896.666,89 TL tutarında nakit veya kesin ve süresiz teminat mektubu sunması durumunda icra dosyasında haczedilen mallar üzerinde konulan ihtiyati hacizlerin kaldırılmasına” şeklinde karar verildiğini, işbu ara karar uyarınca süresi içerisinde Sayın Mahkemeye ... Bankası tarafından 20.10.2023 tarih ve ... mektup numaralı 896.666,89 TL bedelli kesin ve süresiz teminat mektubu sunulduğunu ve ihtiyati haciz kaldırıldığını, müvekkili şirket, son derece köklü ve kendi sektöründe dünyada önde gelen bir kurum olarak ticari faaliyetlerinin sekteye uğramaması için yüksek bedelli bir teminat mektubunun kısa sürede hazırlanmasını sağlayarak ihtiyati haczin kaldırılması akabinde ticari faaliyetlerine devam etiğini, 12.10.2023 tarihli usul ve yasaya aykırı ihtiyati haciz kararının ivedilikle kaldırılması gerektiğini, Davacı alacak iddiasını yaklaşık ispat kuralı gereği ispatlayamadığından verilen ihtiyati haciz kararı usul ve yasaya aykırı olduğunu, işbu ihtiyati haciz kararının devamı müvekkili şirketin telafisi güç ve imkansız zararlarına sebebiyet vereceğini, (İcra ve İflas Kanunu’nun “İhtiyati haczin şartları” başlıklı 257.maddesi, İcra ve İflas Kanunu’nun “İhtiyati haciz kararı” başlıklı 258.maddesi)İşbu davada davacı tarafından temel borç ilişkisinin ortaya konulması ve alacaklarının bulunduğunun yaklaşık olarak ispat edilmesi için birtakım e-faturalar ibraz edilmekle yetinildiğini, faturalaın ve dosyada mübrez defter incelemesine ilişkin bilirkişi raporu tek başına alacağın varlığı hususunda yeterli kanaat oluşturması mümkün olmadığını, faturada belirtilmiş olan işlerin, malların, hizmetlerin yapıldığı, verildiği, tamamlandığını ortaya koymamakta iddia edilen ilişkinin varlığını ispat edemediğini, Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 2016/7548 E. 2016/14409 K. Sayılı ve 8.11.2016 Tarihli Kararında; “İhtiyati haciz isteyen vekili alacağının dayanağı olarak faturaları ibraz etmiştir. Fatura tek başına malın teslim edildiğinin kabulü için yeterli değildir. Alacağın varlığı yaklaşık ispat kuralı gereği ispatlanamamıştır…”Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 2016/12866 E. 2016/14124 K. Sayılı ve 8.11.2016 Tarihli Kararında; “Mahkemece tek başına faturanın, alçağın varlığını yaklaşık ispat kuralına göre kanıtlayamayacağı ve İİK’nın 257.maddesindeki koşulların mevcut olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş, karar ihtiyati haciz isteyen vekilinde temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle geciktirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre ihtiyati haciz isteyen vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA,”Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 2015/12316 E. 2016/12184 K. Sayılı ve 18.11.2015 Tarihli Kararında;“Dava, ihtiyati hacze itiraza ilişkindir. İİK'nın 257.maddesinde ihtiyati haciz talep edilebilmesinin koşulları sayılmıştır. İİK'nın 257. maddesine göre, ihtiyati haciz istenebilmesi için alacağın vadesinin gelmesi ve rehinle temin edilmemiş olması yeterlidir. Dairemizin yerleşik kararlarında da ihtiyati hacze konu alacağın kesin olarak ispatı gerekmeyip, yaklaşık ispat yeterli kabul edilmektedir. Somut olayda, alacaklı borçluya verdiği hizmet karşılığı fatura keşide etmiş ve faturayı karşı tarafa tebliğ etmiş, ancak, borçlu şirket yetkilisi de faturanın tebliği üzerine noterden ihtarname göndermek suretiyle borcu kabul etmediğini ve alacaklının haksız kazanç elde etme amacı taşıdığını bildirerek verilen hizmetlere dair detay göndermesini istemiştir. Bu durumda, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için gerekli “alacağın varlığına dair yaklaşık ispat” gerçekleşmediği gerekçesiyle ihtiyati hacze itirazın kabulü gerekirken, yazılı gerekçelerle reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.” şeklinde hüküm kurulduğunu , 11.10.2023 tarihli duruşmada taraflara bilirkişi raporu elden tebliğ edildiğini, davacı tarafından bir kez daha ihtiyati haciz talebinde bulunulduğunu, bilirkişi raporuna itiraz süresi dahi geçmeden mahkemece ihtiyati haciz kararı verildiğini, bu kararın hatalı olduğunu, Yargıtay 15.Hukuk Dairesi 2015/4899 E. 2015/5464 K. Sayılı ve 2.11.2015 Tarihli Kararında;“Dava konusu alacağın rehinle temin edilmediği hususu ihtilafsızdır. Ancak, alacağın varlığı ve vadesinin gelip gelmediği hususları ihtilâflıdır. Bu durumda, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 257. ve 258. maddeleri kapsamında değerlendirme yapılması gereklidir. Mevcut haliyle işin yapılıp teslim edildiği taraflarca imzası inkâr olunmayan geçici kabul tutanağı ile sabittir. Tespit dosyasında yapılan keşif sonrasında alınan bilirkişi raporunda bir kısım işlerin eksik olduğu görüşüne yer verilmişse de, bu rapor ihtiyati haciz kararı verilmesi için gerekli olan yaklaşık ispat ölçüsünü sağlayacak nitelikte değildir. Bu nedenle, talebe konu edilen alacağın varlığı ve vadesinin gelip gelmediği yaklaşık ispat ölçüsünde dahi henüz belli değildir. Nitekim, Dairemizin 19.11.2007 Tarih, 2007/6565-7260 Esas ve Karar sayılı ilâmında da bu husus net bir şekilde gösterilmiştir. Açıklanan gerekçelerle mahkemece itiraz üzerine ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, itirazın reddine karar verilmiş olması doğru olmayıp, kararın bozulması gerekmiştir.” şeklinde hüküm kurulduğunu, Uyuşmazlık konusu edilen faturaların taraflar arasındaki ne tür bir sözleşme ya da sair hukuki ilişkiye dayandığı, bu ilişkiye göre hareket edilerek fatura tanzim edilip edilmediği, faturaya konu edilen mal ya da hizmetlerin taraflar arasındaki varlığı iddia olunan hukuki ilişkiye uygun şekilde müvekkili şirkete teslim edilip edilmediği, faturada yazılı bedellerin dayanağının olup olmadığı ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığı alacak iddiasının muaccel olup olmadığı hususlarının tamamı taraflar arasındaki ticari uyuşmazlık konuları olup haklılığın tespiti açıkça yargılamayı gerektirdiğini, yargılama sırasında tanzim edilen bilirkişi raporunda müvekkili şirketin ticari defter kayıtlarında borçlu gözüktüğü belirtilse dahi dava konusu faturaların bir kısmına itiraz edilmemesi nedeniyle müvekkili şirketin borçlu gözüktüğünü, müvekkili şirketin dava konusu faturaların bir kısmına itiraz etmemesi nedeniyle ticari defterlerde borçlu gözükmesi taraflar arasında bir ticari ilişki olduğunu ve bu ticari ilişki kapsamında davacının alacağının bulunduğu hususunu tek başına ispat etmeye yeterli olmadığını, bu kapsamda davacı tarafından dava konusu alacak yaklaşık olarak ispat edilememiş olmasına rağmen sayın mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi 29.11.2023 tarihli ara kararın yapılacak istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, 12.10.2023 tarihli ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, mahkemece verilen 29.11.2023 tarihli itirazın reddi ara kararının ve 12.10.2023 tarihli ara karar ile verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılması istemine ilişkindir.Somut olayda, faturadan kaynaklı alacağın tahsili talebiyle başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında mahkemece 17/06/2022 tarih ve 2022/437 Esas sayılı ara kararı ile; Davacının İhtiyati Haciz talebinin reddine karar verildiği, verilen kararın, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 14/09/2022 tarih ve 2022/1549 Esas - 2022/1179 Karar sayılı kararımız ile Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği , Dairemiz kararından sonra Mahkemece, tarafların ticari defter ve kayıtları inceletilmek suretiyle 02/10/2023 tarihli bilirkişi raporu alınmış, davacı vekili 11/10/2023 tarihli duruşmada ihtiyati haciz talebini yinelediğini beyan ettiği, mahkemece, davacı vekilinin ihtiyati haciz talebinin celse arasında değerlendirilmesine karar verildiği, ara karar doğrultusunda mahkemece dosyanın ele alınarak 12.10.2023 tarihli ara karar ile; 896.666,89 TL alacak için yaklaşık ispatın gerçekleştiğinin kabulü ile teminat mukabilinde ihtiyati haciz kararı verildiği, davalının ihtiyati haciz kararına itiraz etmesi üzerine mahkemece 29.11.2023 tarihli ara karar ile; Davalı vekilinin ihtiyati haciz kararına karşı yapmış olduğu itirazın reddine karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İİK'nın 257. maddesinde ihtiyati haczin şartları düzenlenmiştir. Buna göre rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. İİK'nın 258/1. maddesinin 2. cümlesine göre, "İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacaklı, alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermeye mecburdur.Somut olayda; ihtiyati haciz kararı, dosyaya ibraz edilen belgeler ve bilirkişi raporundaki tesbitlere dayalı olarak verilmiştir. İstinafa konu ara karar tarihi itibariyle dosyaya ibraz edilen belgeler ve bilirkişi rapor içeriğindeki tesbitlere göre yaklaşık isbatın gerçekleştiği, davalı vekilince ileri sürülen itiraz sebeplerinin İİK'nın 265. maddesinde sayılan itiraz sebepleri arasında yer almadığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince ihtiyati haciz kararına yönelik yapılan itirazın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup, itiraz eden davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi ek karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 01/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.