T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/47
KARAR NO: 2024/93
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10/04/2023 (İhtiyati Tedbir Talebinin Reddi Ara Kararı) (Davacı istinafı) : 12/09/2023 ( Gerekçeli Karar ) ( Davacı istinafı )
DOSYA NO: 2023/248 Esas - 2023/657 Karar
DAVA Sözleşmeden Dönüldüğünün ve Hükümsüz Olduğunun Tespiti
KARAR TARİHİ: 25/01/2024
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen gerekçeli karara ve ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin sahibi ve işleticisi olduğu "..." markası altında işletilen okulların, uzun zamandır ekonomik bir dar boğaz içerisinde olduğunu, müvekkili şirketin en önemli varlıkları ve müvekkil şirketin yegane gelir kaynağının "..." markası ile işletilen okullar olduğunu ve çeşitli sebepler ile müvekkili şirketin ekonomik sıkıntısının okullara da sirayet ettiğini, yaşanan bu ekonomik dar boğazın aşılması ve müvekkili şirketin borçlarından kurtulması ve hem de "..." adı altında işletilen okullarda eğitim gören öğrencilerin, velilerinin ve eğitim veren öğretmenlerin ve personelin mağdur olmamasını teminen, bu okulların sağlam finansal kaynağa ve prestijli hissedar yapısına sahip bir şirkete devredilmesinin gündeme geldiğini, bu kapsamda, müvekkili şirketin "..." adıyla işlettiği okulların davalı şirkete devredilmesi için 2020 yılında davalı şirket ile devir görüşmelerine başlandığını, o dönemde, 2020 yılında davalı şirketin %100 hissedarı ... A.Ş. Olduğunu, ... A.Ş.'nin hissedarları ile İstanbul Teknik Üniversitesi, İTÜ-ETA Vakfı, İTÜ Vakfı ve ... Proje Geliştirme ve Planlama A.Ş. olduğunu, devir görüşmelerinin başladığı ve devir sözleşmelerinin imzalandığı tarihte davalı şirketin hissedarlık yapısının son derece prestijli ve güvenilir olduğunu, devir görüşmelerinin kamuoyuna yansıması ve müvekkili şirketin "..." adı altında işlettiği ve ekonomik sıkıntı içerisinde olan okulların davalı şirkete devredilmesinin gündeme gelmesi, okullarda eğitim gören öğrencilerde, velilerde, eğitim veren öğretmenlerde ve personellerde büyük bir heyecan yarattığını, davalı şirketin o dönemdeki hissedarlık yapısı dikkate alındığında, davalı şirketin o dönemde son derece prestijli ve güvenilir bir şirket olduğunu, davalı şirket ile yapılan devir görüşmeleri sonucunda bir mutabakata varıldığını ve davalı şirket ile 06.10.2020 tarihli İşletme Devir Sözleşmesi (“Devir Sözleşmesi”) imzalandığını ayrıca Beyoğlu .... Noterliği nezdinde her bir okul için ayrı ayrı olmak üzere Düzenleme Şeklinde İşletme Devir Sözleşmeleri imzalandığını, (Beyoğlu ... Noterliğinin 09.10.2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı, 13.10.2020 tarihli ve ..., ... yevmiye numaralı, 17.11.2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi yazılı noter devir sözleşmeleri) müvekkili şirkete ait olan toplam 166 adet okulun davalı şirkete devredildiğini, bu sözleşmeler dışında davalı ile başkaca ek protokollerin de yapıldığını, bu ek protokollerin işin esasına ve devre ilişkin olmadığından, ek protokoller ile alakalı açıklama yapılmadığını, taraflar arasında imzalanan 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesi incelendiğinde, ek protokollerde davalı tarafa yüklenmiş yan edimler haricinde davalı şirketin asli ediminin/yükümlülüğünün/borcunun Devir Sözleşmesi'nde yazılı olan borçların davalı şirket tarafından ödenmesi gerektiğini, taraflar arasında imzalanan 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesi ile müvekkili şirkete, "... " markası ile işlettiği okulları davalı şirkete devrettiğini, davalı şirket ise Devir Sözleşmesi'nde belirtilmiş olan bütün borçları ve yan edimleri ödeyeceğini kayıtsız ve şartsız kabul ettiğini, davalı şirketin, taraflar arasında imzalanan sözleşmeler ile üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve sözleşmeleri ihlal ettiğini, taraflar arasındaki sözleşmelerin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu anlamında senet ve kesin delil olduğunu, davalı şirketin üstlendiği yükümlülüklerin senet ile kesin delil ile sabit olduğunu, davalı şirketin sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve sözleşmeleri ihlal etmesi karşısında müvekkili şirketin, TBK'nın 125. maddesi uyarınca sözleşmelerden dönme hakkına sahip olduğunu ve bu hakkını kullandığını, sözleşmeden dönme beyanının, yenilik doğuran bir hak olduğunu ve geriye etkili olacağını, taraflar arasında imzalanan ve müvekkili şirket tarafından dönülmüş olan sözleşmelerin en başından beri hükümsüz hale geldiğini, tüm bu nedenlerle; taraflar arasında akdedilen 06.10.2020 tarihli Sözleşmesi'nden ve Beyoğlu ... Noterliği nezdinde 09.10.2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı, 13.10.2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı, 17.11.2020 tarihli ve ... yevmiye no.lu akdedilen düzenleme şeklinde İşletme Devir Sözleşmelerinden haklı nedenle dönüldüğünün tespiti ile bu sözleşmelerin tamamının geçmişe etkili olarak ortadan kalktığının/hükümsüz kaldığının tespitini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini, Dava konusu İşletme Devir Sözleşmelerine konu okulların kötü niyetli bir biçimde 3. kişilere devredilmesinin engellenmesini teminen bu okulların Milli Eğitim Bakanlığı nezdindeki ruhsatlarına kayden ihtiyati tedbir konulmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan işletme devri sözleşmesinin 06.10.2020 tarihinde yürürlüğe girdiğini, işbu sözleşmenin “Devir-Kapsamı-Devir Bedeli-Mahsup Hükümleri-Sorumluluklar” başlıklı IV. Maddesi ile davalı-devreden şirketin sözleşme ile kararlaştırılan malvarlığı değerleri, işletmekte olduğu kampüs-okullar, sahibi olduğu fikri ve sınai haklar ile alacaklarının tamamı müvekkili-devralan şirkete devir ve temlik edildiğini, Yönetmeliğine ve İşletme Devrine Bağlı yasal sonuçlara uygun biçimde tüm malvarlıkları ile birlikte müvekkili şirket tarafından devralındığını, Noter huzurunda düzenlenen resmi devir sözleşmeleri ile davalı şirket nezdinde ... okullarına ait herhangi bir demirbaş ve/veya marka hakkı ve/veya işletme ve/veya işlem kalmadığını, davacı taraf, daha önce İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/890 Esas sayılı dosyası ile sözleşmeden dönüldüğünün tespiti ve sözleşme konusu malvarlıklarının iadesi talebi ile dava ikame ettiğini, mahkemece verilen kesin süre içerisinde harca esas değeri belirtmediği ve davasını harçlandırmadığından davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, harç ödemekten ısrarla kaçınmaya çalışan kötü niyetli davacının, davasını harçlandırmaksızın işbu “sözleşmeden dönüldüğünün tespiti” talepli davayı ikame ettiğini, eda davası ikame etme imkanı varken ikame edilen tespit davalarının hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, davacının daha önce eda davası ikame ettiği konuda, mahkemece tespit edilen harcı ödemekten kaçınmak için bu defa tespit davası ikame etmesinde hukuki yarar bulunmadığını, davacı tarafın eda davası açabilecek ve daha önce eda davası dahi ikame etmiş iken, işbu davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, mahkemece aksi kanatte olunması halinde ise, davacı tarafından “tespit” şeklindeki hukuki nitelendirmesi ile bağlı kalınmaması ve mahkemece hukuki nitelendirme yapılarak, davacının amacının sözleşme konusu malvarlığı ve menfaatlerin iadesini sağlamak olduğunu dikkate alınması gerektiğini, harca esas değer sözleşme konusu tüm işletmelerin değeri, bu kapsamdaki menfaatler ve müvekkilinin sözleşme kapsamında ödemek durumunda kaldığı/kalacağı borçların tutarları toplamı olacağını, davacı tarafın tespit davası için zorunlu arabuluculuk yoluna başvurmadığını, dava dilekçesi eklerinde arabuluculuk tutanağı yazılmış olmasına karşın sunulmuş bir tutanağın UYAP sistemi üzerinde görünmediğini, daha önce ikame edilmiş olan ve eda davasına ilişkin arabuluculuk başvurusu ile işbu dava bakımından zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş sayılmasının mümkün olmadığını, davacının haksız iddialarının aksine müvekkili şirketin işletme devir sözleşmesinden doğan tüm yükümlülüklerini eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, işletmelerin devralmasından bu yana davacı şirkete ait yaklaşık olarak 5 milyar Türk Lirasından fazla borcun ödenmesini ve/veya yapılandırılmasını sağladığını, davacının iddialarının tam aksine söz konusu markaların davacı tarafından kullanılması hukuka aykırı ve haksız rekabet teşkil ettiğini, açıklanan tüm bu nedenlerle, fazlaya ve sair hususlara ilişkin her türlü beyan, talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; eda davası ikame edilebilecek iken ve daha önce eda davası dahi ikame edilmişken açılan tespit davasının usulden reddini, harca esas değeri gösterilmeyen ve eksik harç ile ikame edilen davanın usulden reddini, zorunlu arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeden ikame edilen davanın usulden reddini, daha önce ikame edilen İstanbul Anadolu 10 . Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/890 Esas sayılı ve halen derdest olan İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2022/106 Esas Sayılı dosyası dikkate alınarak işbu davanın derdestlik nedeniyle usulden reddini, davanın esas bakımından reddini, HMK’nın 329/1.maddesi gereğince hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan davacı tarafından, müvekkilince işbu davanın takibi için tarafımıza vekâlet ücretinin tamamını ödemeye mahkum edilmesini, 6100 sayılı HMK 329/2.maddesi gereğince kötüniyet sahibi davacının 15.000,00-TL den az olmamak üzere disiplin para cezası ile mahkum edilmesini, yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN ARA KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 10/04/2023 tarih ve 2023/248 Esas sayılı Ara Kararı ile; " Somut olayda istemin yargılamayı gerektirmesi ve HMK 390. maddeye göre davanın esası yönünden kendisini haklılığını yaklaşık olarak ispat etmekle yükümlü olduğundan, alacağın varlığı yargılamayı gerektirdiğinden, şartlar oluşmadığından ihtiyati tedbir talebinin reddine "gerekçeleri ile; " Davacı tarafın ihtiyati tedbir isteminin reddine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: DAVACI VEKİLİ ARA KARARA YÖNELİK İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Müvekkil şirket tarafından davalı şirket aleyhine; taraflar arasında akdedilen resmi yazılı noter devir sözleşmelerinden haklı nedenle dönüldüğü ve tüm sözleşmelerin geriye etkili olarak kalktığının tespiti talepli dava açıldığını, söz konusu davada aynı zamanda, dava konusu olan devir sözleşmelerinde bahsi geçen okulların 3. kişilere devretmesinin engellenmesini teminen söz konusu okulların Milli Eğitim Bakanlığı nezdindeki ruhsatlarına kayden ihtiyati tedbir konulmasının talep edildiğini, buna karşılık yerel mahkeme tarafından ihtiyati tedbir kararı verilmesi taleplerinin, somut olayda istemin yargılamayı gerektirmesi, müvekkil şirketin haklılığını yaklaşık olarak ispatla yükümlü olduğu ve alacağın yargılamayı gerektirdiği ile bu şartların oluşmadığı gerekçesiyle 10.04.2023 tarihli ara karar ile usule ve hukuka aykırı şekilde ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verildiğini, bu kararın kaldırılması gerektiğini, Mahkemenin 10.04.2023 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine dair kararın, gerekçeli şekilde yazılmadığından sadece bu nedenle dahi kaldırılması gerektiğini, Dava dilekçelerinde yaptıkları kapsamlı açıklamalar uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilmesi taleplerine karşılık mahkeme tarafından matbu ifadeler kullanıldığı ve gerekçesiz şekilde karar verildiğinin görülmekte olduğunu, yerel mahkemenin ihtiyati tedbir taleplerine karşılık olarak alacağın yargılamayı gerektirdiği hususlarının ifade edildiğini, söz konusu ifadelerin matbu bir şekilde yapıldığını, Mahkemenin somut uyuşmazlık kapsamındaki beyanlarını ve delillerini ne şekilde değerlendirdiğini ve hangi gerekçelerle yasal şartların sağlanmadığını izah dahi etmediğini, keza yerel mahkeme önünde görülmekte olan davanın niteliği itibari ile tespit davası olduğu gözetildiğinde, ara karar içeriğinde geçen "alacağın yargılamayı gerektirdiği" ifadesinin somut olaya uygun olmadığı ve sadece bu ifadeden dahi matbu şekilde karar tesis edildiği hususunun açıkça ortaya çıkacağını, Ayrıca, taleplerinin reddine yönelik verilen ara kararın içeriğinde, söz konusu karara karşı HMK'nın 391/3 maddesi uyarınca istinaf kanun yoluna başvurulabileceğinin yazıldığını, HMK'nın 391/3 maddesinin ise aynen "İhtiyati tedbir talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir ve bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir. Yüzüne karşı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf da kanun yoluna başvurabilir. Bu başvurular öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır" şeklinde olduğunu, dolayısıyla yerel mahkemenin başta kanuni düzenleme olmak üzere kendi karar içeriği ile dahi çeliştiğinin görülmekte olduğunu, çünkü yerel mahkemenin ara kararında somut şekilde ve sebep sonuç ilişkisi içerisinde, kanuni dayanakları ve sebepleri açıkça yazılmaksızın karar tesis edilmediğinin ortada olduğunu, Bu konunun Anayasa ve HMK'nın başkaca maddelerinde düzenlendiğinin görülmekte olduğunu, Anayasa'nın 141. Maddesinin “... Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır ... ”, HMK’nın 27. maddesi ise "(2) c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir...” şeklinde düzenlemelerde bulunduğunu, buna göre Anayasa'nın konuya ilişkin düzenlemeleri uyarınca, her türlü mahkeme kararının taraf açıklamalarını dikkate alınarak değerlendirildiği ve açıkça gerekçelendirileceği şekilde yazılması gerektiğinin düzenlendiğini, somut olay bakımından ise bu düzenlemelere aykırı şekilde karar tesis edildiğinin görülmekte olduğunu, Buna göre; belirttikleri yasal düzenlemelere karşılık, yerel mahkemenin taleplerinin reddine yönelik ara karar oluşturması karşısında, açıklamalarının değerlendirilmediği, hangi gerekçe ile taleplerinin reddine karar verildiği hususunun somut ve açık şekilde yazılmadığı, huzurda görülen davanın alacak davası olmayıp tespit davası olmasına karşılık mahkemenin "alacağın varlığı yargılamayı gerektirdiğinden" ifadesi ile matbu ifadeler kullanmak suretiyle taleplerinin reddine karar verildiğini, yerel mahkeme kararının sadece bu nedenle dahi hukuka aykırı olduğu ve müvekkil şirketin anayasal haklarından olan adil yargılanma hakkının bu şekilde ihlal edildiğinin ortada olduğunu, Yerel mahkeme önünde görülen dava dosyasında yaptıkları açıklamalar ve sundukları deliller doğrultusunda; davadaki haklılıkları kesin şekilde ortada olduğundan ve yaklaşık ispat yükümlülüğü yerine getirildiğinden taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Yerel mahkeme tarafından yürütülen yargılamada; taraflar arasındaki uyuşmazlıklar ile davalı şirketin hukuka ve sözleşmesel yükümlülüklerine aykırı davranışları ile müvekkil şirketin ekonomik mahvına sebebiyet verdiği ve kötü niyetli şekilde hareket ettiği hususlarının açıkça ortaya konulduğunu, Kısaca özetlemek gerekirse; müvekkil şirketin sahibi ve işleticisi olduğu "..." markası altında işletilen okullar, uzun zamandır ekonomik bir dar boğaz içerisinde olduğundan, müvekkil şirketin borçlarından kurtulması ve "..." adı altında işletilen okullarda eğitim gören öğrencilerin, velilerinin ve tüm personelin mağdur olmamasını teminen devredilmesinin gündeme geldiğini, bu kapsamda müvekkil şirketin "... " adıyla işlettiği okulların davalı şirkete devredilmesi için 2020 yılında davalı şirket ile devir görüşmelerine başlandığını, bu devir görüşmeleri sonucunda en nihayetinde bir mutabakata varıldığını ve davalı şirket ile 06.10.2020 tarihli İşletme Devir Sözleşmesi imzalanmış olduğunu, böylece müvekkil şirkete ait olan toplam 166 adet okulun davalı şirkete devredilmiş olduğunu, Taraflar arasında imzalanan 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesi incelendiğinde, ek protokollerde davalı tarafa yüklenmiş yan edimler haricinde davalı şirketin asli ediminin/ yükümlülüğünün/ borcunun Devir Sözleşmesi'nde yazılı olan borçların davalı şirket tarafından ödenmesi olduğunun kolayca anlaşılmakta olduğunu, yani taraflar arasında imzalanan 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesi ile müvekkil şirketin, "...." markası ile işlettiği okulları davalı şirkete devrettiğini, davalı şirketin ise Devir Sözleşmesi'nde belirtilmiş olan bütün borçları ve yan edimleri ödeyeceğini kayıtsız ve şartsız kabul etmiş olduğunu, Bu kapsamda müvekkil şirketin, 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesi'nin bu hükmü uyarınca, bu edimini de yerine getirmiş ve davalı şirket ile Beyoğlu ... Noterliği nezdinde her bir okul için ayrı ayrı olmak üzere Düzenleme Şeklinde İşletme Devir Sözleşmeleri imzalamış olduğunu, fakat devam eden süreçte davalı şirketin % 100 hissedarı olan ... A.Ş.'nin, sebebini bilmedikleri bir şekilde davalı şirkette sahip olduğu hisselerinin tamamını, güvenirliliği ve prestiji şüpheli olan veya pek de parlak olmayan ... A.Ş. ve ... A.Ş.' ye devretmiş olduğunu, Davalı şirketin hissedarlık yapısının bu şekilde değişmesinden sonra davalı şirketin, Devir Sözleşmesindeki yükümlülüklerini yerine getirmemeye başladığını ve müvekkil şirketi hukuken ve fiilen çok zor durumda bıraktığını ve ticari hayatının durmasına sebebiyet verdiğini, yani davalı şirketin borçları müvekkil şirket üzerinde bıraktığını ve varlıkları (yani ... Kolejlerini) kendi uhdesine geçirdiğini, dahası davalı şirketin, taraflar arasındaki Devir Sözleşmesi'nde hüküm altına alınmış yükümlülükleri yerine getirmediği gibi Sözlmeşme' ye de aykırı davranmaya başladığını, davalı şirketin hissedarlık yapısının değişmesinden sonra, yeni hissedar ... kötü niyetli bir biçimde hareket ederek borçları müvekkil şirket üzerine yıkma ve varlıkları ise kendi uhdesinde tutma yolunda bir operasyona imza atmış olduğunu, Davalı şirketin bu son derece kötü niyetli davranışı nedeniyle müvekkil şirket, taraflar arasındaki sözleşmeler tahtındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi ve muaccel borçları ödemesi için davalı şirkete Bakırköy ... Noterliği' nin 14.04.2022 tarih ve ... numaralı ihtarnamesini keşide etmişse de bu ihtarnameye rağmen davalı şirketin, sözleşmeye aykırılıkları gidermediği gibi sözleşmedeki yükümlülüklerini de yerine getirmediğini, bunun üzerine müvekkil şirketin, davalı şirkete Bakırköy .... Noterliği'nin 28.04.2022 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesini keşide ettiğini ve taraflar arasındaki Devir Sözleşmesinden ve Beyoğlu ... Noterliği nezdinde yapılan İşletme Devir Sözleşmelerinin tamamından döndüğünü ihtar ettiğini, Sonuç olarak; - Taraflar arasındaki 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesinin HMK anlamında adi senet olup, yine taraflar arasında Beyoğlu ... Noterliği nezdinde yapılan İşletme Devir Sözleşmeleri'nin ise HMK anlamında resmi senet olduğunu, - Yani, davalı şirketin sözleşmesel yükümlülükleri/ edimleri/ borçlarının, HMK anlamında senet olan Sözleşmeler ile ispatlanmış olduğunu, senet kesin delillerden olduğundan, davalı şirketin yükümlülükleri/ edimleri/ borçlarının ve bunları ifa etmediği kesin deliller ile ispatlanmış durumda olduğunu, böylece yerel mahkemenin ara kararının tersine, ihtiyati tedbir kararı tesis edilebilmesi lazım gelen yaklaşık ispatın çok ötesinde, taleplerindeki haklılıklarının dosya kapsamında olan kesin deliller doğrultusunda, ispat faaliyetinin kendileri tarafından yerine getirilmiş durumda olduğunu, Müvekkil şirketin dönme beyanı üzerine taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin geçmişe etkili olarak, yani en başından beri ortadan kalktığını ve hükümsüz hale geldiğinden halen davalı şirket elinde olan "... Kolejlerinin" davalı elinde kalması için hiçbir hukuki dayanak kalmadığını, Bu itibarla, davalı şirketin söz konusu okulları kötü niyetli bir biçimde 3. kişilere devretmesinin engellenmesini teminen söz konusu okulların Milli Eğitim Bakanlığı nezdindeki ruhsatlarına kayden ihtiyati tedbir konulması lazım gelmekte olduğunu, aksi takdirde müvekkil şirketin telafisi imkansız zararlara uğrayacağını, bu bakımdan dava dilekçelerinin 4 numaralı delili olarak sundukları listede adı geçen okulların 3. kişilere devrinin engellenmesini teminen bu okulların ruhsatlarına kayden ihtiyati tedbir konulması yolunda ara karar tesis edilmesini talep etiklerini, yerel mahkeme tarafından dava dilekçelerinde ileri sürdükleri beyan ve açıklamaları ile dilekçeleri ekinde sundukları kesin deliller incelenmeksizin, hukuka aykırı şekilde tedbir taleplerinin reddine yönelik kararın kaldırılmasını ve taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etme gereği doğduğunu beyanla; Açıklanan nedenler ve fazlaya ilişkin yasal tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; - İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2023/248 E. sayılı dosyasının ihtiyati tedbir talebinin reddi hakkında verilen 10.04.2023 tarihli kararına karşı istinaf dilekçelerini sunduklarını, - İstinaf sebeplerinin kabulüne ve yerel mahkemenin yasaya aykırı 10.04.2023 tarihli kararının kaldırılarak, dava dilekçelerinin 4 numaralı delili olarak sundukları listede adı geçen okulların 3. kişilere devrinin engellenmesini teminen bu okulların ruhsatlarına kayden ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN GEREKÇELİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 12/09/2023 tarih ve 2023/248 Esas - 2023/657 Karar sayılı kararı ile; " Dava hukuki niteliği itibariyle; taraflar arasında yapılan 06/10/2020 tarihli "İşletme Devir Sözleşmesi" ve bu sözleşme kapsamında olan 166 adet okul için ayrı ayrı düzenlenen devir sözleşmelerinden dönüldüğünün tespiti talepli tespit davasıdır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan usul hükümleri doğrultusunda basit yargılama usulüne tabi olarak oluşturulan tensibe istinaden yargılamaya başlanmış, öncelikle ön inceleme aşamasında dava şartları incelenmiştir.Davacı vekili; davacının uzun süredir '...' isimli okulları işlettiğini, şirketin ekonomik zorluklardan kurtulmak için 2020'de davalı ile okulların devri konusunda görüşmeye başladıklarını, o dönmelerde davalı şirketin tek ortağının ... A.Ş. Olduğunu, bu şirketin hissedarlarının ise ... A.Ş. Olduğunu, kendilerinin davalı şirketin bu yapısına güvenerek davalı ile anlaştıklarını, davalı ile 06/10/2020 tarihli "İşletme Devir Sözleşmesi" yaptıklarını ve 166 adet okulun işletmesini ayrı ayrı her bir okul için Noterliklerde düzenlenen sözleşmelerle davalıya devrettiklerini, bu sözleşme ile davalının sözleşmede belirtilen tüm borçları ve yan edimleri ödemeyi kabul ettiğini, daha sonra ... A.Ş.'nin hissesinin tamamını bilinmeyen ve tanınmayan ...A.Ş. İle ... A.Ş.'ye devrettiğini, davalının sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu nedenle ekonomik olarak zor durumda kaldıklarını, aynı gerekçelerle İstanbul Anadolu 10.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/890 esas sayılı dosyasında açtıkları tespit ve alacak davasının usuli sebeplerle reddedildiğini, yapılan sözleşmelerden Beyoğlu ....Noterliği'nin 28/04/2022 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile döndüklerini beyan ederek, sözleşmeden döndüklerinin tespitini istemiş; davalı vekili ise; davacının eda davası açabilecekken tespit davası açmasının mümkün olmadığını, davacı tarafın harç ödememek için bu yola başvurduğunu, bu nedenle hukuki yararının bulunmadığını, kaldı ki aynı konu ile ilgili aynı davanın İstanbul Anadolu 10.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/890 esas sayılı dosyasında da açıldığını, bu davada davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, bu karar kesinleşmeden davacının işbu davasını açtığını ve derdestlik dava şartının da bulunmadığını beyan ederek davanın reddini istemiştir. İstanbul Anadolu 10.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/890 esas sayılı dosyasının yapılan incelemesinde; dosyanın davacısının dosyamızın davacısı ...A.Ş., davalısının dosyamız davalısı ... A.Ş. olduğu, davacının aynı gerekçelerle, dosyamızda olduğu gibi 06/10/2020 tarihli sözleşme ve buna dayalı olarak yapılan sözleşmelerden dönüldüğünün tespiti ile ödenmeyen alacaklarını talep ettiği, alacak talebi yönünden harç yatırmadığından davacı vekiline harç tamamlama ihtarı yapıldığı, harç yatırılmaması üzerine 26/12/2022'de dosyanın işlemden kaldırıldığı, 11/04/2023'te de davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.İstanbul Anadolu Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/118 esas sayılı dosyasının yapılan incelemesinde; dosyanın davacısının dosyamızın davacısı ...A.Ş., davalısının dosyamız davalısı ... A.Ş. Olduğu, davacının aynı gerekçelerle dosyamızda olduğu gibi 06/10/2020 tarihli sözleşme ve buna dayalı olarak yapılan sözleşmelerden dönüldüğünün tespitini talep ettiği, davanın derdest olduğu anlaşılmıştır.6100 sayılı HMK'nın "Tespit Davası" başlıklı 106.maddesinde; "Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz." düzenlemesine yer verilmiştir. Aynı Kanun'un "Dava şartları" başlıklı 114. maddesinin 1.fıkrasının h bendinde; "davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması" dava şartları arasında sayılmıştır.Yine aynı Kanun'un "Dava şartlarının incelenmesi" başlıklı 115.maddesinde ise; "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi yer almaktadır.Somut olayda; davacının, davalı tarafa sözleşmeye konu okulların işletilmesinin devredildiği, davalının da kendilerinin borçlarını yan edimleri ile ödemeyi üstlendiği, 06/10/2020 tarihli sözleşmenin her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğu iddiaları doğrultusunda, eda davası açabilecekken, hasımsız tespit davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmakla; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115. maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan açılan davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçeleri ile; "1-Davacının davasının HUKUKİ YARAR YOKLUĞUNDAN REDDİNE,... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: DAVACI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Yerel mahkemenin 12.09.2023 tarihli gerekçeli kararının usul ve kanunlara aykırı şekilde tesis edildiğini, bu nedenle ilgili karara karşı istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu doğmuş olup istinaf sebeplerini sunduklarını, Yerel mahkeme tarafından davanın hasımsız açıldığı yönündeki ifadenin hatalı olup, eksik inceleme ve değerlendirme neticesinde karar tesis edildiği hususunun açık olup, HMK'nın 353. maddesi uyarınca, kararın salt bu nedenle dahi kaldırılması gerektiğini, Yerel mahkeme nezdinde açılan davanını, hasımsız tespit davası şeklinde açılmamış olup, dava konusu yapılan sözleşmeleri akdeden tarafa karşı davalı gösterilmek suretiyle açılmış olduğunu, ne var ki yerel mahkeme tarafından eksik inceleme ve değerlendirme sonucunda dava dosyasının hasımsız tespit davası olarak açılamayacağı yönünde yapılan hatalı tespit ile usule aykırı şekilde davanın reddine karar verilmiş olduğunu, Yerel mahkeme tarafından, dava dosyasının tarafları kapsamında dahi hatalı tespitte bulunulduğu ve açılan davanın hasımlı şekilde davalı gösterilmek suretiyle açılmış olmasına rağmen gerekçeli karardaki "hasımsız tespit davası" açıldığı yönündeki tespitin yerel mahkeme tarafından eksik inceleme neticesinde ve yanlış hukuki değerledirme bulunduğunu ortaya koymakta olduğunu, açılan davada tarafları kapsamında hatalı değerlendirme yapılması neticesinde davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğinden yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep ettiklerini, Davalı tarafından ileri sürülen başta usuli itirazlar olmak üzere tüm iddiaların tamamen mahkemeyi yanıltma maksatlı olup, davalının soyut iddialarına ve hatta tahmine dayalı karar tesis edilmiş olduğunu, ki hukuk bunu korumayacağını, Yerel mahkeme nezdinde görülen davanın ikame edilmesi akabinde davalı şirket tarafından sunulan cevap dilekçesi incelendiğinde özetle; müvekkil şirket tarafından başta İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2022/890 E. sayılı dosya üzerinden dava açıldığı ve sözleşme konusu olan ve iadesi talep edilen 214 okulun değeri ve davacının sözleşme kapsamında ödemek durumunda kaldığı ve kalacağı borç miktarı tutarının toplamı olacağı, bu tutarın şu an en az 6 milyar Türk Lirası olduğu, Mahkemece verilen kesin süreye karşın davacı tarafından bu hususta hiçbir açıklama ve harçlandırma yapılmaması üzerine dosyada İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/890 E.- 2023/372 Karar sayılı 11.04.2023 tarihli kararı ile davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, huzurda görülen davanın ise işlemden kaldırılan dava ile konusu tamamen aynı olacak şekilde sözleşmelerden dönüldüğünün ve geçmişe yönelik olarak kesin hükümsüz olduklarının tespitinin talep edildiği, taleplerde ise bu defa sözleşme konu malvarlıklarının iadesini eklemeyerek harç ödemekten kaçınmak istendiğinin iddia edildiğini, Her şeyden önce, davalı tarafından ileri sürülen işbu iddiaların tamamen tahmine dayalı olup, dikkate alınmasının mümkün olmadığını, söz konusu iddianın, soyut ve dayanaksız olduğunu, davalının kendi lehine olacak şekilde ileri sürdüğü bir senaryodan ibaret olduğunu, İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/890 E. sayılı dosyasının usuli gerekçelerle reddedilmiş olup, derdestlik süresinin bitiminden itibaren aynı davanın HMK uyarınca bir kez daha açıldığını, bu durumun önünde hukuken bir engel olmadığını, harç ödemekten kaçınmak adına taleplerde farklılığa gidildiği iddiasının tamamen davalı şirketin yorumundan ibaret olduğunu, zira davalının esasa ilişkin itirazları dikkate alındığında tek bir somut delile dayandırdığı cevabının olmadığı ve müvekkilin beyanlarının ikrarı anlamına gelen beyanlarda bulunduğu hususunun ortada olduğunu, bu nedenle davalı tarafın, özünde esasa ilişkin bir cevabının olmaması nedeniyle, davanın esasına girilmesine engel olmak maksadı ile asılsız iddialarla usuli itirazlarda bulunduğunu, Ne yazık ki, yerel mahkeme tarafından da eksik inceleme ve değerlendirme yapılması nedeniyle davalının bu tahmine dayalı soyut iddiaları doğrultusunda açılan davada hukuki yarar bulunmadığına karar verilmişse de bahsi geçen kararın hukuka aykırı olduğunu, Müvekkil davacının işbu davayı açmada hukuki yararı bulunmadığını, Davalı şirketin sorumluluktan kaçmaya yönelik iddialarının ve yerel mahkemenin hatalı hukuki değerlendirmesine karşılık müvekkil davacının işbu davayı açmada hukuki yararı bulunmakta olduğunu, yerel mahkeme nezdinde açılan dava ile elde edilecek sonuç ile eda davası açılması halinde elde edilecek sonuçların farklı olduğunu, müvekkil şirketin, davalının sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle dava konusu yapılan ve taraflar arasında imzalanan sözleşmelerden dönmek zorunda kalmış olup, bu kapsamda sözleşmelerden dönüldüğünün mahkemece tespitinin zorunlu olduğunu, eda davası açılması ihtimalinde bu sonucun elde edilemeyecek olup, her iki davanın sonuçlarının birbirinden farklı olduğunu, bu nedenle davalı tarafça ileri sürüldüğü ve yerel mahkemece de hatalı şekilde karar verilenin aksine müvekkil şirketin talebinin eda davası açılması ile ilgili olmayıp, resmi yazılı noter devir sözleşmelerinden haklı sebeplerle dönüldüğünün ve tüm bu sözleşmelerin geçmişe etkili olarak ortadan kalktığının/ hükümsüz kaldığının tespiti talepleri bulunmakta olduğunu, yerleşik Yargıtay içtihatları ve uygulamada da bu tip davaların açıldığının görülmekte olduğunu, Davalı şirketin, yerel mahkemeyi yanıltmak ve esasa ilişkin ileri sürebileceği tek bir geçerli gerekçesi ve cevabı olmaması nedeniyle huzurda açılan davanın harç ödemesi yapılmaması için tespit davası olarak açıldığını ileri sürdüğünü, davanın esasına girilmesini engellemeye çalıştığını, halbuki dava dilekçelerinde kapsamlı şekilde izah ettikleri gerekçelerle müvekkilin yerel mahkemede açılan davayı açmakta hukuki yararı bulunduğunu, Müvekkil şirket tarafından "..." adı altında işletilen okullarda yaşanan büyük ekonomik sıkıntılar nedeniyle, öğrencilerin, velilerinin ve öğretmenler ile personelin mağdur olmaması için bu okulların sağlam finansal kaynağa ve prestijli hissedar yapısına sahip bir şirkete devredilmesinin gündeme gelmesi akabinde, o dönemde güvenilir bir şirket yapısına sahip olan davalı şirket ile devir görüşmeleri yapıldığını, konuya ilişkin mutabakata varıldığını ve taraflara arasında 06.10.2020 tarihli İşletme Devir Sözleşmesi (“Devir Sözleşmesi”) imzalanmış olduğunu, ayrıca Beyoğlu ... Noterliği nezdinde her bir okul için ayrı ayrı olmak üzere Düzenleme Şeklinde İşletme Devir Sözleşmeleri imzalanmış olduğunu, böylece müvekkil şirkete ait olan toplam 166 adet okulun davalı şirkete devredilmiş olduğunu, Taraflar arasında imzalanan 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesi kapsamında, yan edimler haricinde davalı şirketin asli ediminin/ yükümlülüğünün/ borcunun Devir Sözleşmesi'nde yazılı olan borçların davalı şirket tarafından ödenmesi ve bu şekilde müvekkil davacının borçtan kurtarılması olduğu hususunun açıkça ortada olup, sözleşmenin 8., 9. ve 10. maddelerinde bu hususun net bir şekilde düzenlenmiş olduğunu, yani taraflar arasında imzalanan 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesi ile müvekkil şirketin, "... Koleji" markası ile işlettiği okulları davalı şirkete devrettiğini, davalı şirketin ise Devir Sözleşmesi'nde belirtilmiş olan bütün borçları ve yan edimleri ödeyeceğini kayıtsız ve şartsız kabul etmiş olduğunu, Akabinde, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 14/c maddesine göre, özel bir okulun yani Kolejin devrinin Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde onaylanması için devralanın, devralacağı okulun vadesi gelmiş veya gelecek tüm borçlarını kabul ettiğine dair Noter nezdinde düzenlenmiş resmi senet istenilmekte olduğunu, bu hüküm nedeniyle tarafların 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesi'nin 2. maddesinde, okul devirlerinin Milli Eğitim Bakanlığının istediği usul ve esaslara göre yapılacağına yani, noter nezdinde düzenleme şeklinde devir sözleşmeleri imzalayacaklarını da kabul ve beyan ettiklerini ve bu kapsamda taraflar arasında, Beyoğlu ... Noterliği nezdinde her bir okul için ayrı ayrı olmak üzere Düzenleme Şeklinde İşletme Devir Sözleşmeleri imzalamış olduğunu, düzenleme şeklinde bu devir sözleşmelerinin her birinde davalı şirketin, devraldığı okullara ait bütün borçlarını (vergi ve SGK borçları dahil olmak üzere) ödeyeceğini bir kez daha kabul ve beyan ettiğini, Ne var ki söz konusu sözleşmelerin imzalanmasının, yani davalının "..."nin borçlarını ödeme yükümlülüğüne girmesi akabinde davalı şirketin % 100 hissedarı olan ... A.Ş.'nin, sebebini bilmedikleri bir şekilde davalı şirkette sahi olduğu hisselerin tamamını, güvenilirliği ve prestiji şüpheli olan veya pek de parlak olmayan ... A.Ş. ve ... A.Ş'ye devretmiş olduğunu, Davalı şirketin hissedarlık yapısının bu şekilde değişmesinden sonra davalı şirketin, Devir Sözleşmesindeki yükümlülüklerini yerine getirmemeye başladığını ve müvekkil şirketi hukuken ve fiilen çok zor durumda bıraktığını, taahhüt verdiği gibi müvekkil şirketin borçlarını ödemediğini, şirketin haksız hacizlerle muhatap olmasına neden olduğunu ve ticari hayatının durmasına sebebiyet verdiğini, böylece davalı şirketin, borçları müvekkil şirket üzerinde bıraktığını ve varlıkları (yani ... Kolejlerini) kendi uhdesine geçirdiğini, dahası davalı şirketin, taraflar arasındaki Devir Sözleşmesi'nde hüküm altına alınmış yükümlülükleri yerine getirmediği gibi Sözleşme'ye de aykırı davranmaya başladığını, davalı şirketin hissedarlık yapısının değişmesinden sonra, yeni hissedar ... kötü niyetli bir biçimde hareket ederek borçları müvekkil şirket üzerine yıkma ve varlıkları ise kendi uhdesinde tutma yolunda bir operasyona imza attığını, vakıanın şu olduğunu, davalı şirketin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, üstlendiği borçları ödemediğini, bundan sonra da borçlarını ödemeyeceğini ve inkar yoluna gideceğini, Davalı şirketin bu son derece kötü niyetli davranışı nedeniyle müvekkil şirketin, taraflar arasındaki sözleşmeler tahtındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi ve muaccel borçları ödemesi için davalı şirkete Bakırköy ... Noterliğinin 14.04.2022 tarih ve ... numaralı ihtarnamesini keşide ettiğini, fakat müvekkil şirketin keşide etmiş olduğu bu ihtarnameye rağmen davalı şirketin, sözleşmeye aykırılıkları gidermediği gibi sözleşmedeki yükümlülüklerini de yerine getirmediğini, bunun üzerine müvekkil şirketin, davalı şirkete Bakırköy .... Noterliğinin 28.04.2022 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesini keşide ettiğini ve taraflar arasındaki Devir Sözleşmesinden ve Beyoğlu .... Noterliği nezdinde yapılan İşletme Devir Sözleşmelerinin tamamından döndüğünü ihtar ettiğini, Taraflar arasında yaşanan tüm bu süreçten de anlaşıldığı üzere, davalı şirketin, taraflar arasında imzalanan sözleşmeler ile üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmeyerek sözleşmeleri ihlal etmiş olduğunu, bu nedenle müvekkil şirketin işbu davayı açmada hukuki yararı bulunmakta olduğunu, Taraflar arasında imzalanmış olan 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesine göre davalı şirketin yükümlülüklerinin özetle şu şekilde hüküm altına alındığını: > Devre konu 166 adet okula ait mevcut borçlar (ki, bu borçların içerisinde öğretmen maaşları, personel maaşları, kira ödemeleri, faturalar vs vardır) davalı şirket tarafından ödenecektir (Sözleşmenin IV/10. maddesi). Davalı şirketin üstlendiği bu yükümlülük, Beyoğlu ... Noterliği nezdinde yapılan düzenleme şeklinde İşletme Devir Sözleşmelerinin her birisinde de ayrıca mevcuttur. > Müvekkil şirkete ait 250.000.000 TL'nin üstündeki bütün vergi borçları ile SGK borçları davalı şirket tarafından ödenecektir (Sözleşmenin IV/8. maddesi). Yani vergi ve SGK borçlarının 250.000.000 TL'lik kısmı müvekkil şirket tarafından, üstü ise (ne kadar yüksek olursa olsun) davalı şirket tarafından ödenecektir. > Sözleşmede belirtilmiş istisnalar dışında müvekkil şirketin doğmuş bütün borçları davalı şirket tarafından ödenecektir (Sözleşme'nin IV/21. maddesi). Görüldüğü üzere davalı şirketin, sözleşmedeki birkaç istisna hariç olmak üzere müvekkil şirkete ait tüm borçları ve ayrıca 250.000.000 TL'nin üstündeki bütün vergi ve SGK borçlarını ödemeyi kabul ettiğini ve bu yükümlülük altına girdiğini, ne var ki davalı şirketin, bu yükümlülüklerini hiçbir zaman yerine getirmediğini, Davalı şirketin, sözleşmede kararlaştırılan borçları ödememesi nedeniyle müvekkil şirket ve yöneticileri aleyhine 1000’in üzerinde yasal takip başlatılmış olup, hali hazırda müvekkil şirkete alacaklılar tarafından ihtarnameler keşide edilmeye devam etmekte olduğunu, davalı tarafın bilerek ve isteyerek bu şekilde kötü niyetli davrandığını ve müvekkil şirketi daha da sıkıntıya sokarak okulların üzerine tek bir kör kuruş dahi ödemeden oturmak gayreti içerisine girdiğini, davalı şirketin, bu davranışlarının başka bir şekilde izah etmenin mümkün olmadığını, Taraflar arasında akdedilen sözleşmede davalı şirketin asli ediminin, davacı müvekkil şirketi borçlarından kurtarmak olduğunu, bununla birlikte davalı şirketin, yukarıda tafsilatıyla açıklandığı üzere asli edim niteliğindeki söz konusu muaccel borcunu ifa etmediğini, muaccel borcun borçlusu davalı şirketin, ayrıca müvekkil şirket tarafından gönderilen ihtarname ile temerrüde düştüğünü, verilen mehile ve aradan geçen bunca süreye rağmen borcunu hiçbir zaman ifa etmediğini, bu sebeple davacı müvekkil şirketin, TBK md. 125 f. 2 ve 3 çerçevesinde 28.04.2022 tarihli ihtarname ile devir sözleşmesinden döndüğünü ve dönme için açıklanan haklı sebepler mevcut olduğunu, Taraflar arasındaki sözleşmelerin, HMK anlamında senet olduğunu ve kesin delillerden olduğunu, dolayısıyla davalı şirketin üstlendiği yükümlülüklerin senet ile yani kesin delil ile sabit olduğunu, halbuki davalının cevap dilekçesinde soyut ve çelişkili iddialarda bulunarak işbu iddialara dayanak herhangi bir kesin delil sunamadığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunda delillerin, kesin ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrıldığını, kesin delillerin, ikrar, kesin hüküm, senet ve yemin olmak üzere dört tane olduğunu, bunlara kesin delil denilmesinin nedeninin, bu delillerin hakimi bağlayıcı nitelikte olmaları olduğunu, hakimin kesin delillerden biri ile ispat edilen bir vakıayı, ispat edilmiş olarak kabul etmek zorunda olduğunu, yani hakimin bu delilleri takdir yetkisi olmadığını (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, cilt 2, Demir, s.2032). Senedi, Prof. Dr. Baki Kuru'nun Hukuk Muhakemeleri Usulü adlı eserinden aynen alıntı yaparak açıklamak gerekir ise: "Senet, bir kişinin vücuda getirdiği (veya getirttiği) ve kendi aleyhine delil teşkil eden yazılı belgedir. Buna göre, senet yazılı bir belgede açıklanan irade beyanıdır (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, cilt 2, Demir, s.2073-2074). Bu anlamda, her ne kadar senet denilince, ilk başta kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren bono akla gelse de, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerin de birer senet olduğu noktasında en ufak bir kuşku yoktur (Prof. Dr. Baki Kuru; Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001, cilt 2, s. 16). Yine bilindiği üzere senetlerin, düzenleyen kişilere ve ispat güçlerine göre, adli ve resmi senetler olarak ikiye ayrılacağını, resmi bir makam veya memurun katılması olmaksızın düzenlenen senetlere adi senetler denildiğini, bu anlamda bononun da (yani emre muharrer senedin de ) Hukuk Muhakemeleri Kanunu anlamında adi senet olduğunu, adi senedin ise kesin delil olduğunu (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, cilt 2, Demir, s.2079-2083). Buna göre, taraflar arasındaki 06.10.2020 tarihli Devir Sözleşmesi'nin adi senet olduğu, Beyoğlu ... Noterliği nezdinde yapılan düzenleme şeklinde İşletme Devir Sözleşmeleri'nin resmi senet oldukları hususlarının tartışma götürmez bir gerçek olduğunu, bu itibarla davalı şirketin üstlendiği yükümlülüklerin HMK'ya göre senet olan kesin deliller ile kanıtlanmış durumda olduğunu, dolayısıyla davalı şirketin, senede karşı senet ilkesi uyarınca sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirdiğini senetle ispat etmek mecburiyetinde olduğunu, Halbuki, davalının cevap dilekçesi incelendiğinde hem çelişkili hem de soyut, herhangi bir dayanağı olamayan iddialardan öteye gidemediğinin görülmekte olduğunu, şöyle ki; Davalının yerel mahkemeyi yanıltma maksadıyla başta; "(...) 214 okulun değeri ve davacının sözleşme kapsamında ödemek durumunda kaldığı ve kalacağı borç miktarı tutarının toplamı olacağı, bu tutarın şu an en az 6 milyar Türk Lirası olduğu, (...)" şeklindeki beyanı ile ortada böyle bir borç miktarı olduğunu açıkça ikrar ettiğini, devamında esasa ilişkin beyanları bölümünde bu kez, işletme devir sözleşmesinden doğan tüm yükümlülüklerini eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, davacının işçilik borçları, ticari borçları, kredi borçları vb. şekilde her türlü borcunu ödediğini ve/ veya yapılandırılması için her türlü işlemi gerçekleştirdiklerini iddia ettiğini, Davalı şirketin beyanlarının çelişkilerle dolu olduğu gibi diğer yandan da işletme devir sözleşmesinden doğan tüm yükümlülüklerin eksiksiz bir şekilde yerine getirildiği ve borçların ödendiği ileri sürülürken de tek bir ödeme belgesi, delil vb. dayanak belge sunulmadığı, salt sözlü ve soyut ifadelerde bulunduğu hususlarının görülmekte olup, esasa ilişkin beyanlarının tamamen gerçeğe aykırı olduğunun açıkça anlaşılmakta olduğunu, Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davalı şirketin sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve sözleşmeleri ihlal etmesi karşısında müvekkil şirketin, TBK'nın 125. maddesi uyarınca sözleşmelerden dönme hakkına sahip olduğu ile işbu davayı açmada hukuki yararının olduğu hususlarının izahtan vareste olduğunu, Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan birinin sözleşmesel edimini/ yükümlülüğü/ borcunu yerine getirmemesi halinde diğer tarafın sahip olduğu seçimlik hakların Türk Borçlar Kanunu'nun "Seçimlik Haklar" kenar başlıklı 125. maddesinde düzenlenmiş olup, maddeye göre böyle bir durumda alacaklının a) aynen ifa ve gecikme tazminatı isteme, b) ifadan vazgeçip müsbet zararı isteme, c) sözleşmeden dönme seçimlik haklarına sahip olduğunu, Dönme seçimlik hakkı ve dönme seçimlik hakkının kullanılmasının sonuçlarının TBK m. 125'te aynen şu şekilde düzenlenmiş olduğunu: "Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme halinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir" Taraflardan birinin sözleşmesel yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumunda diğer tarafın, sözleşmeden dönme seçimlik hakkına sahip olduğu hususunun her türlü tartışmadan uzak olduğunu, Dilekçelerinin yukarıdaki kısımlarında açıklanıp kesin deliller ile kanıtladıkları üzere davalı şirketin, sözleşmesel yükümlüklerini yerine getirmediğini ve sözleşmeleri ihlal ettiğini, bunun üzerine müvekkil şirketin önce davalı şirkete ihtar keşide ettiğini ve aykırılığın giderilmesi için mehil verildiğini, verilen mehil içerisinde de aykırılıklar giderilmediği ve temerrüt durumu hasıl olduğu için, bu kez sözleşmelerden dönüldüğüne dair ihtarname keşide edildiğini, sonuç olarak sözleşmeden dönme hakkının usulüne uygun olarak kullanılmış olduğunu, Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarından bilindiği gibi bir sözleşmenin yürürlükte olduğunun ve/ veya sözleşmeden dönüldüğünün tespiti davası ikame edilebilmekte olduğunu, buna göre davalının daha önce İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/890 E. sayılı dava dosyası ile işbu dava dosyası arasında irtibat kurmaya çalışarak ve tamamen farazi şekilde harç yatırmaktan kaçınmak adına huzurdaki davanın açıldığını ileri sürmesinin, bir teoriden ibaret olup, dilekçelerinde izah edilen vakıalar ile müvekkilin mağduriyeti açıkça ortada iken yerel mahkeme nezdinde davanın açılmasında hukuki yararının bulunduğunu, Açıklanan nedenlerle; yerel mahkeme nezdinde açılan davada, delilleri toplanmaksızın, ön inceleme duruşması yapılmaksızın, eksik inceleme ve değerlendirme ile sadece ve sadece davalının sözleşme ile yüklendiği edim ve sorumluluklarından kaçmaya yönelik soyut iddia ve talepleri dikkate alınmak suretiyle, davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesinin usul ve yasalara aykırılık teşkil etmekte olduğunu, davalı şirketin sözleşme ile üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediği hususunun açıkça kesin deliller ile ortada iken ve esasa dair tek bir açıklama yapmaksızın ve herhangi bir bilgi, belge, dokümana dayanmaksızın tamamen soyut iddialar uyarınca, tespit davası açılamayacağı hususunun ileri sürülmesi ile bu doğrultuda davanın reddine karar verilmesinin her türlü yasal düzenlemeye ve tüm iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil etmekte olduğunu, bu nedenle İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2023/248 E. sayılı dosyasından tesis edilen 12.09.2023 tarihli karara karşı istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu doğmuş olup, istinaf sebepleri doğrultusunda, yerel mahkemenin usul ve yasalara aykırı kararının kaldırılmasını talep ettiklerini beyanla; Anlatılan nedenler ve fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/248 E. sayılı dosyasından tesis edilen 12.09.2023 tarihli ve 2023/647 K. Sayılı ilamına karşı sunulan istinaf sebeplerinin kabulüne ve yerel mahkemenin usul ve yasalara aykırı 12.09.2023 tarihli "davanın hukuki yarar yokluğundan reddine" kararının kaldırılmasına, Taraflar arasında akdedilen 06.10.2020 tarihli Sözleşmesi'nden ve Beyoğlu .. Noterliği nezdinde 09.10.2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı, 12.10.2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı, 13.10.2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı, 17.11.2020 tarihli ve ... yevmiye no.lu akdedilen düzenleme şeklinde İşletme Devir Sözleşmelerinden haklı nedenle dönüldüğünün tespiti ile bu sözleşmelerin tamamının geçmişe etkili olarak ortadan kalktığının/ hükümsüz kaldığının tespitine, Yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalının taraflar arasında akdedilen dava konusu sözleşmeleri ihlal ettiği iddiası ile davacı tarafından dava konusu sözleşmelerden haklı nedenle dönüldüğünün tespiti ile bu sözleşmelerin tamamının geçmişe etkili olarak ortadan kalktığının/hükümsüz kaldığının tespitine karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece davanın hukuki yarar yokluğundan reddine, ihtiyati tedbir talebinin yaklaşık ispat koşulu gerçekleşmediğinden reddine karar verilmiş, gerekçeli karara ve ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 6100 Sayılı HMK'nın 114/1-h maddesine göre davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartı olup, aynı Kanunun 115 maddesine göre Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. HMK'nın 137/1 maddesine göre dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler. HMK'nın 138/1 maddesine göre Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir. Yine HMK'nın 320 maddesine göre Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler. Söz konusu yasal mevzuat hükümlerine göre Mahkemece ön inceleme duruşmasında dava şartı olan dava açılmasında hukuki yararın bulunup bulunmadığı hususunda inceleme yapılması ve karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 106. maddesine göre; Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz. Tespit davası, bir hukuki ilişkinin varlığının veya yokluğunun belirlenmesine (tespitine) ilişkin bir davadır. Tespit davasının dinlenebilmesi için diğer genel dava şartlarının yanında hukuki ilişki ve hukuki yarar şartlarının bir arada olması gerekmektedir. Tespit davasının konusu yalnız hukuki ilişkiler olup, maddi vakıalar tespit davasının tek başına konusu olamaz. Tespit davasını açanın hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunması gerekmektedir. Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır. 1) Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı, 2) Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte olmalı, 3) yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Eda davası açılması mümkün olan hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yarar yoktur. (Prof. Dr. Baki Kuru-Av Burak Aydın, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 2021 yılı, sayfa 140-142) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 106. maddesinde tespit davasıyla ilgili olarak "Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz." şeklinde düzenleme yapılmıştır. HMK'nın 106 maddesi ile alacağın belirlenebilmesi için tek başına tespit davası açılabilmesi mümkün hale getirilmiştir. Ancak, tespit davasında, sadece tespit hükmü verilebilir. Tespit davasında verilen karar ile hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu kesin olarak tespit edilir. Bir tespit davasının kabule şayan olabilmesi için, bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir. Tespit davasında; eda davasından ve inşai davadan farklı olarak, davacının böyle bir menfaatinin bulunduğu varsayılmaz. Tespit davasında davacı, kendisi için söz konusu olan tehlikeli veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın, ancak tespit davası ile giderilebileceğini kanıtlamalıdır. Çünkü tespit davası, hukuki bir durum ya da hak henüz inkar ya da ihlal edilmeden, yani herhangi bir zarar doğmadan açılabildiğinden, menfaatin doğmuş ve güncel olması gereğinin bir istisnası olarak ortaya çıkmıştır. İşte davacının hukuki ilişkinin derhal tespitinde menfaatinin (hukuki yararının) varlığı için öncelikle davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (halihazır) ve ciddi bir tehditle karşı karşıya olması gerekir. Bu tehdit çoğunlukla davalının davranışları ile ortaya çıkar. Bu tehdidin davacı için bir tehlike oluşturabilmesi, bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumunun tereddüt içinde olmasına ve bu hususun, davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmasına bağlıdır (Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu'nun 22.05.2013 gün ve 2013/22-561 Esas, 2013/733 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.) (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06.05.2014 tarih, 2014/1876 esas ve 2014/8631 karar sayılı ilamı) Yukarıda belirtilen yasal mevzuat, doktrin görüşü ve içtihatlar ışığında somut uyuşmazlığa dönüldüğünde; davacı vekili tarafından davalı ile akdedilen dava konusu sözleşmelerin davalı tarafından ihlal edilmesi sebebiyle sözleşmeden geçmişe etkili olarak dönüldüğünün ve bu sözleşmelerin tamamının geçmişe etkili olarak ortadan kalktığının/hükümsüz kaldığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı tarafından davalıya gönderilen Bakırköy ... Noterliği'nin 28/04/2022 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile dava konusu sözleşmelerden dönüldüğü ihbar ve ihtar edilmiştir. Sözleşmeden dönülmesi dönmek isteyen tarafın dönme iradesini tek taraflı olarak herhangi bir şekle bağlı olmaksızın ve dava açılmasına gerek olmaksızın karşı tarafa iletmesi ile kullanılabilir. Sadece TTK'nın 18/3 maddesinde tacirler arasındaki sözleşmeden dönmeye ve belirtilen diğer hususlara ilişin ihbar ve ihtarların belirli şekillerde yapılmasına ilişkin hüküm getirilmiş olup, bu hükümde geçerlilik şartı olmayıp, ispat şeklidir. Ayrıca yukarıda belirtildiği üzere ancak hukuki ilişkiler tespit davasının konusunu oluşturur. Sözleşmeden dönme ise maddi bir vakıa olup, tespit davasına konu olamaz. Ayrıca davacı sözleşmelerden dönüldüğünü dava dilekçesi ekinde sunulan ihtarname ile de ortaya koymuş olup, sözleşmeden dönüldüğünün tespitinde hukuki yararı bulunmamaktadır. Bunun yanında görülmekte olan veya açılacak bir davada iddia ve savunma olarak ileri sürülebilecek konular olan sözleşmeden haklı nedenle dönüldüğü ve davalı tarafın sözleşmeyi haksız olarak ihlal ettiği hususlarının tespiti için ayrı bir tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Mahkemece gerekçede davanın hasımsız açıldığının belirtilmesi yerinde olmamış ise de sonuca etkisinin bulunmaması ve sonuç olarak davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı vekili tarafından, İlk Derece Mahkemesince verilen 10/04/2023 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara karara karşı 15/05/2023 tarihli istinaf dilekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulduktan ve dosya istinaf incelemesi için Dairemize tevzii edildikten sonra; İlk Derece Mahkemesi'nin 12/09/2023 tarih, 2023/248 Esas ve 2023/657 Karar sayılı ilamı ile davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verildiğinden davacının ilk derece yargılamasında ileri sürdüğü ihtiyati tedbir talebi ve ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin karara karşı istinaf başvurusu konusuz kalmıştır. Bu sebeple İlk Derece Mahkemece verilen 10/04/2023 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara karara karşı konusuz kalan istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi'nin 12/09/2023 tarih, 2023/248 Esas ve 2023/657 Karar sayılı gerekçeli karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, İlk Derece Mahkemece verilen 10/04/2023 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara karara karşı konusuz kalan istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının 10/04/2023 tarih ve 2023/248 Esas sayılı ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara karara yönelik, konusuz kalan istinaf başvurusu hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2-Davacının 12/09/2023 tarih ve 2023/248 Esas ve 2023/657 Karar sayılı gerekçeli karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından ara karar istinafı yönünden yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 5-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince gerekçeli kararın istinafı yönünden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 6-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ara karar istinafı yönünden HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak, gerekçeli kararın istinafı yönünden HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere 25/01/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.