T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/80 Esas
KARAR NO: 2024/791 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2021/224 Esas - 2021/1031 Karar
TARİH: 28/10/2021
DAVA: Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması)
KARAR TARİHİ : 09/05/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile, ;Kanada uyruklu olan müvekkilinin altın ticareti yapan davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin sermayesinin 10.000.000 TL olup ... 6.667.000 TL, ...'in 3.333.000 TL pay dağılımının olduğunu, davalı şirkette şu an münferit yetkili müdür olan ... Türk vatandaşlığına 2020 yılı içerisinde geçmeden önce Irak vatandaşı olup aslı adının ... olduğunu, davalı şirketin esasen müvekkilinin babası ... ile ... tarafından 2018'de iki ortaklı ve eşit paylı olarak kurulduğunu, ... hariç tüm ortakların sermaye taahhütlerini yerine getirdğini, ... borcunu inkar ettiğini, davalı şirketin adresinde ... Limited Şirketi adıyla yeni bir şirket kurduğunu, davalı şirket ile bu yeni şirket arasında ne tür işlemlerin yapıldığının ortaya çıkarılmasının önem arz ettiğini, ...'in müvekkilini babası ...'ı milyonlarca Türk Lirası dolandırması sebebiyle müdür (şüpheli) ... hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/25526 soruşturma sayılı dosyasından suç duyurusunda bulunulduğunu, şirket hakkında hiçbir bilgisi olmayan müvekkilinin vekil sıfatıyla müracaatı üzerine yapılan araştırmalarda davalı şirketin usulsüz bir şekilde personel çalıştırdığının tespit edildiğini, müvekkilinin babası ... kaptırdığı parasını alabilmek amacıyla Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/238 Esas sayılı dosyasında alacak davası açıldığını, davalı şirketin müvekkili açısından korunmaya değer menfaat bulunmadığı gibi her geçen gün zararının arttığını, şu an Türkiye ile tek bağı olarak şirketteki payının kaldığını belirterek müvekkilinin davalı şirketteki ortaklığının çekilmez hale gelmiş olması ve zarara uğraması sebebiyle davalı şirketin feshine ve tasfiyesine, bu süreçte müvekkilinin haklarının korunması amacıyla TTK.nın 225.maddesi gereği şirkete kayyım atanmasına ve gerekli diğer önlemlerin mahkemece alınmasına, müvekkilinin şirketteki alacağına ticari faiz uygulamasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile, davacının haksız davasının öncelikle usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise davacının tüm alacağını fazlası ile müvekkilden aldığı dikkate alınarak davanın esastan reddine, davacının haksız olması nedeniyle, davacının müvekkil şirketi uğrattığı zararlar da hesaplanacak ve tazmin edilecek şekilde, herhangi bir hak vermeksizin ortaklıktan çıkartılmasına, aksi durumda müvekkil lehine olacak şekilde hüküm tesis edilmesine, verilen tedbir kararı müvekkili aleyhine çok ağır olup verilen tedbir kararının öncelikle kaldırılmasına, teminatsız tedbir kararının kaldırılması ile müvekkili şirketin zararları dikkate alınarak teminat yatırılmarak sureti ile tedbir kararı alınmasına karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 28/10/2021 tarih 2021/224 Esas 2021/1031 Karar sayılı kararında;"...... Yapılan yargılama, toplanan ve sunulan deliller, ticaret sicil kayıtları, gelen yazı cevapları ile tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde; TTK'nun 636/3 maddesinde "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." düzenlemesi getirilmiştir. Kanun koyucu anonim şirketlerden farklı olarak limited şirketlerde haklı sebeple fesih davası açma hakkını şirkette belirli oranda pay sahibi olmaya bağlamamış, her bir ortağa şirkette sahip olduğu sermaye payı oranından bağımsız olarak bu hakkı tanımıştır. Şirketin haklı sebeple feshi, ikincil bir çözümdür. Bu talebin ikincilliği hem davanın açılması hem de davada verilecek hüküm bakımından geçerlidir. Haklı sebeple fesih davasının diğer hukuki yollarla ilişkisi konusu çok net bir biçimde ortaya konulmuş değildir. Ancak İsviçre doktrininde bugün hakim olan ve Türk doktrininde de benimsenen görüş davanın ikincil niteliğinin bu davaların açılmasının haklı sebeple fesih davasının ön şartı olmadığı yönündedir. Gerçekten de davanın ikincil nitelikte olması diğer davalar ile arasında bir bağlılık bulunduğu ve azlığın bu davaları açmadan haklı sebeple fesih davası açamayacağı anlamına gelmez. O nedenle örneğin genel kurul kararının iptali yolu yerine haklı sebeple fesih davasına başvurulmuş olması davanın reddini gerektirmez. Hakim fesih dışında alternatif bir çözüme karar verebileceğinden, diğer çözüm yollarına başvurulmadan bu davanın açılması sakıncalı sonuçlar doğurmayacaktır. Haklı sebebin varlığı hakimin haklı sebeple şirketin feshine karar verebilmesinin veya maddede öngörülen duruma uygun başka bir çözüme hükmedebilmesinin şartlarından birisidir. O nedenle haklı bir sebebin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. Haklı sebep kanunda tanımlanmamış, örnek olarak da gösterilmemiş, bu kavramın niteliklerinin gösterilmesi ve tanımlanması yargı kararlarıyla öğretiye bırakılmıştır. Bununla birlikte şirketin feshini gerektiren haklı sebebin somut olması gerektiğini, gelecekte meydana gelmesi mümkün uyuşmazlıklar veya zarar endişesi gibi nedenlerle şirketin feshinin talep edilemeyeceğini belirtmek gerekir. Bir başka anlatımla varsayımlar ve olumsuz beklentiler haklı sebep kabul edilmezler. Haklı sebebin ekonomik olması şart değildir. Malvarlıksal olmayan pay sahipliği haklarının ihlali de haklı sebep oluşturabilir.TTK.md.636 da nelerin haklı sebep sayılacağı gösterilmemiştir. Şahıs şirketlerinde olduğu gibi limited şirketlerde de ortakların aynı amacı gerçekleştirmek üzere müşterek gayret ve birbirlerine karşı güven ilişkisi içerisinde bulunmaları şirketin devamı için zorunludur. Şirketlerde olmazsa olmaz bu unsurların zedelenmesi, şirketin devamını ve kuruluş amacının gerçekleşmesini imkansız hale getirebilir. Ortaklar arasında özünde, aynı amaç için çalışma azminin olmaması şirketlerde güvensizliğe neden olacaktır. Böyle bir durumun varlığına rağmen, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmak doğru değildir. Bu durumda ortağın şirketteki payını başkasına devrederek ayrılması düşünülebilirse de ortağın payını devrederek şirketten ayrılmasının zor veya imkansız olduğu hallerde, ortağın kendisini çekilmez bir hal alan ortaklık ilişkisinden kurtarabilmesi amacıyla haklı sebeple fesih hükümlerine yer verilmiştir.Hakim, çoğunluğun davranışının haklı sebep olup olmadığını değerlendirirken TMK md. 2’de yer alan dürüstlük kuralını ve hakkın kötüye kullanımı yasağını esas almalıdır. Haklı sebepler yorumlanırken ikili sözleşmelerde uygulanan kriterlerden yararlanılabilirse de şirketler hukuku alanında bu kriterlerin birebir kullanılmasının mümkün olmadığına dikkat edilmelidir. Pay sahipleri arasında kişisel çekişmeler sermaye şirketlerinde kural olarak haklı sebep teşkil etmezler. Haklı sebebin nesnel olması aranır. Bununla birlikte bazı durumlarda şahıslar arasındaki ilişkiler de belirli bir ölçüde dikkate alınır. Örneğin aile tipi şirketlerde boşanmalar, aile üyeleri arasındaki çekişmeler, mirasçılar arasındaki anlaşmazlıklar, yine az sayıda ortağı olan küçük şirketlerde ortaklar arasındaki şahsi nitelikteki husumet ya da eşit paylara sahip olunan şirketlerde pay durumu haklı sebep olarak kabul edilebilir. Haklı sebep olduğu iddia edilen olayın, şirketin feshine neden olacak nitelikte olup olmadığı değerlendirilirken, şirketin yapısı, ortak sayısı, ortaklar arasındaki ilişkileri dikkate alınmalıdır. Örneğin iki ortak arasındaki ciddi bir anlaşmazlık, iki kişilik bir şirkette, şirketin çalışamaz duruma gelmesine neden olabilirken, daha fazla ortak sayısına sahip bir şirkette aynı anlaşmazlık şirketin faaliyetlerinin devamını etkilemeyebilir. Bunun yanı sıra talep edilen sonucun kabulünün menfaatler dengesine uygun olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Feshi talep eden ortağın çıkması veya çıkarılması taraf menfaatlerine daha uygun ise feshe karar verilmemelidir. Taraf menfaatlerinin dışında fesih talebinin son çare olup olmadığı hususu da değerlendirilmelidir. Somut olayda; Davalı şirketin haziran 2021 den sonra satış yapmaması, bünyesinde uzun süredir sadece 1 personel bulunması dikkate alındığında bu haliyle gayrifaal görünümünde olduğu kanaatine varılmıştır. Şirketin süreklilik arz eden ve artarak devam eden faaliyet zararları, 2021 Haziran ayından sonra hiç satış yapmaması, 2021 Nisan ayından itibaren tek bir personel ile faaliyetine devam etmesi, davacı şirket ortağının uzun süredir yurtdışında olması ve şirket faaliyetleri ile ilgilenmemesi, davalı şirket ortağının da faaliyetlerini ünvanı birbirine çok yakın aynı sektör ve faaliyet alanında ve aynı adreste olan farklı bir şirket (...) üzerinden sürdürmesi, ortaklar arasındaki ilişkilerdeki ciddi anlaşmazlıklar da dikkate alındığında takdiri Sayın Mahkemenize ait olmakla birlikte şirkette haklı fesih sebebi olarak değerlendirilmiştir. davalı şirket ortağının aynı adreste benzer ünvanlı farklı bir tüzel kişiliğe sahip şirket üzerinden aynı iş kolunda faaliyetlerini sürdürmesi Şirketin süreklilik arz eden ve artarak devam eden faaliyet zararları, 2021 Haziran ayından sonra hiç satış yapmaması, 2021 Nisan ayından itibaren tek bir personel ile faaliyetine devam etmesi şirketin faaliyetinin bulunmaması dikkate alındığında taraflar bakımından şirketin devamında fayda kalmadığından Şahıs şirketlerinde olduğu gibi limited şirketlerde de ortakların aynı amacı gerçekleştirmek üzere müşterek gayret ve birbirlerine karşı güven ilişkisi içerisinde bulunmaları şirketin devamı için zorunludur. Şirketlerde olmazsa olmaz bu unsurların zedelenmesi, şirketin devamını ve kuruluş amacının gerçekleşmesini imkansız hale getirmiş olup . Ortaklar arasında özünde, aynı amaç için çalışma azminin olmaması şirketlerde güvensizliğe neden olmuştur. Böyle bir durumun varlığına rağmen, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmak doğru görülememiştir Tüm bu nedenlerle; davanın kabulü ile İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun ... numarasında kayıtlı ...'nin fesih ve tasfiyesine, tasfiye işlemlerini yürütmek ve sonlandırmak için tasfiye memuru olarak mali müşavir ...'ın atanmasına, tasfiye memuruna emek ve mesaisine karşılık toplam 6.000,00 -TL ücret takdirine, ücretin ileride davalı şirket hesaplarından tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafından kesinleşmesinden itibaren 1 haftalık süre içerisinde yatırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ..."gerekçesi ile, 1-Davanın KABULÜNE, İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun ... numarasında kayıtlı ...'nin FESİH VE TASFİYESİNE,2-Tasfiye işlemlerini yürütmek ve sonlandırmak için tasfiye memuru olarak mali müşavir ...'ın atanmasına, 3-Tasfiye memuruna emek ve mesaisine karşılık toplam 6.000,00-TL ücret takdirine, ücretin ileride davalı şirket hesaplarından tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafından kesinleşmesinden itibaren 1 haftalık süre içerisinde yatırılmasına, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile, Sayın mahkemenin kararı her ne kadar şirketin Feshi hususunda yerindeyse ve tasfiye noktasında istinaf kanun yoluna başvurmayacaklarını belirtmiş olsalar da kusur olarak müvekkili aleyhine olacak şekilde hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle şirketin feshi kararı, dava açıldıktan ve şirkete kayyım atandıktan sonra davacının tutumu nedeniyle yerinde olmakla birlikte şirket tasfiyesi taraflarınca istinaf edilmeyeceğini, fakat aşağıda belirteceği hususlar sayın mahkemece dikkate alınmadan müvekkili aleyhine tesis edilen hüküm neticesinde sayın üst derece mahkemenin de resen tespit edeceği hususlar dikkate alınarak süresinde istinaf kanun yolu başvuru zorunluluğunun hasıl olduğunu, şöyle ki; Davacı taraf davayı açarken davacının vatandaşlık kimlik numarası bilgisini yazmadığını, tevzi ve mahkeme kalemi tarafından bu durumun farkedilmediğini, HMK ilgili hükümleri bu hususta açık olmakla birlikte tensip ile eksiklerin düzeltilmesi gerekirken düzelttirilmediğini, bu eksik ve usule aykırı işlemlerle şirkete kayyım atandığını, davacı vekili müvekkilinin yabancı vatandaş olduğunu gizleyerek olası bir teminattan kaçınmayı hedeflediğini bunu da başardığını, Tedbir kararına her ne kadar itiraz edilmişse de dikkate dahi almadan usule aykırı olarak teminatsız olarak verildiğini, davacı yan tüm piyasaya müvekkili şirkete kayyım atandığını duyurduğunu ve müvekkili şirketi çalışamaz hale getirdiğini, müvekkili de davacının bu ve buna benzer bir çok tutumu neticesinde -kanuna uygun olarak- zaten kendi adına kiralık olan iş yerinde yeni şirket kurarak ticaretini sürdürmek istediğini, teminatsız verilen tedbir kararı davanın sonunda da anlaşılacağı üzere müvekkilinin piyasadaki güvenirliğini zedelendiğini, ülkenin ekonomik olarak zor durumda olduğu bir süreçte şirketin neredeyse batmasına neden olmuş ve zararını tazmin edeceği bir teminat yerel mahkemece dosyaya depo edilmediğinden bu zararın karşılanması da artık mümkün olmadığını, davacının müvekkile açtığı Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/ 238 E sayılı alacak davası da müvekkili lehine sonuçlandığını, dava sonunda vekalet ücreti alacağı için açılan icra takibi sonrası vekalet ücretini dahi müvekkiline ödememiş olan davacının mal varlığı sorgu sonuçları da olumsuz çıktığını, HMK gereği ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacının haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerektiğini, 6100 s. Kanun 390. maddesine göre; "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır." ilgi Kanun maddesi uyarınca ihtiyati tedbir koşulları oluşmadığını, Kanunda açıkça belirtildiği üzere; tedbir kararının teminatsız olarak verilebilmesi için talebin resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanması gerektiğini, tedbirin hangi delile dayanılarak verildiği ve neyin üzerinde tedbire karar verildiği tedbir kararında açıkça yazması gerektiğini, böyle bir durum dosyada mevcut değilken verilen kararın oldukça ağır olduğunu, Davacı tarafından tedbir talebindeki haklılığını ispatlayacak herhangi bir delil sunulmadığını, davacı yanın müvekkili şirkette ödenmiş sermayesini ödemediği, mevcudiyeti ile şirketin işleyişini aksatmaktan başka şirkete bir katkısı bulunmadığını, davacının babası, müvekkili şirketten gerek kendisinin gerek davacının tüm haklarını almış olup kendi hisselerini devretmişse de oğlunun yurt dışında olması nedeniyle daha sonra devir işlemlerini yapabileceğini söylemiş, sonrasında ise herhangi bir işlem gerçekleştirmediği gibi haksız olarak müvekkili şirketten yeni bir ödeme talep etiğini,Ödemelerini fazlasıyla davacı ve davacının babasına veren müvekkili şirketine teminatsız olarak tedbir konulmasını talep etmesi ve mahkemenin de bu şekilde hüküm tesis etmesi açıkça ağır ve hukuka aykırı olduğunu,Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”) m. 48 kapsamında aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.”Davaya cevap dilekçesinde belirtildiği üzere davacının babası zaten şirketle olan alacağını aldığı için davacının davası sadece şirketi batırmaya yönelik olduğunu, Davacının bir çok iddialarının asılsız olduğunu, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile şirketin tasfiye kararı hukuka uygun olmakla, bu kararın müvekkilinin kusursuz olduğunun gerçekleştirilecek istinaf incelemesi neticesinde ortaya çıkartılarak davacının kusurunun tespiti ile birlikte şirketin tasfiyesininde davacının kusurlu olduğunun tespiti ile tüm yargılama giderlerinin, tasfiye masraflarının ve vekalet ücretinin davacının üzerinde bırakılmasına karar verilecek şekilde kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636/3 maddesine dayalı olarak haklı sebeple davalı şirketin fesih ve tasfiyesi ile tedbîren davalı şirkete kayyım atanması talebine ilişkindir.Mahkemece, Davanın kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun 302397 numarasında kayıtlı ...'nin fesih ve tasfiyesine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun ... numarasında kayıtlı davalı ...'nin Yenibosna-Bahçelievler/İstanbul adresinde 09/01/2018 tarihinde Değerli metal cevherleri ve konsantrelerinin toptan ticareti (altın, gümüş, platin vb.) konusunda faaliyette bulunmak üzere 200.000 TL (İkiyüz bin Türk Lirası) ile ... ve ... (Irak vatandaşı oan ... 2020 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş, ismi ... olarak değişmiştir.) 2 ortaklı olarak kurulduğu, şirket ortaklarının %50 hisseye sahip oldukları, şirketin sermayesi 17.09.2018 tarihinde 200.000 TL den 10.000.000 TL ye yükseltildiği, daha önceki 200.000 TL sermayenin tamamı ödenmiş, arttırılan 9.800.000 TL sermayenin 6.740.000 TL si ortaklara borçlar hesabından karşılanmış olup kalan 3.060.000 TL bakiye ise nakden taahhüt edildiği, şirket ortakları ... ve ... (...) kendi ortaklık paylarına ait 1.667.000 TL tutarında hisselerini Davacı ...' devrettikleri, davacının17.04 2019 tarihinde davalı şirkete ortak olduğu, böylelikle üç ortağın hisse dağılımının %33 olduğu, davacının şirket ortağı ...'in de oğlu olduğu, 03.11.2020 tarihinde şirketin kurucu ortaklarından %33 hissedar ... (Kanada vatandaşı)'in, hisselerinin tamamını yine kurucu ortaklardan olan ... (...)'na devrederek ortaklıktan ve müdürlük görevinden ayrıldığı, 03.11.2020 Tarihi İtibariyle Pay Devirleri Sonrası davalı şirkette ... (...)'nun % 67, davacı ...'in % 33 pay sahibi olduğu, Şirkete ait 31.03.2021 detay mizanında 10.000.000 TL kayıtlı sermayenin 1.504.023,96 TL sinin ödenmediği, ödenmeyen sermayenin de kayıtlarda davacı ... adına olduğu kayyım raporunda belirtildiği, sicil kaydına göre dava dışı ortak ...'nun münferit yetkili müdür, davacı ...'in ise münferit yetkili müdürler kurulu başkanı olduğu görülmüştür. Davalı vekili istinaf dilekçesi ile, Sayın mahkemenin şirketin Feshi hususunda kararının yerinde olduğunu, tasfiye noktasında istinaf kanun yoluna başvurmayacaklarını ancak kusur olarak müvekkili aleyhine olacak şekilde hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle şirketin feshi kararı, dava açıldıktan ve şirkete kayyım atandıktan sonra davacının tutumu nedeniyle yerinde olmakla birlikte şirket tasfiyesine ilişkin kararın esasının taraflarınca istinaf edilmeyeceğini ve usuli yönden kararın istinaf edildiğini belirttiğinden HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapıldığından mankemece şirketin feshine yönelik verilen kararın yerinde olmadına yönelik istinaf sebebi ileri sürülmediğinden bu yönde dairemizce inceleme yapılmamıştır.Davalı vekilinin mahkemece yargılama aşamasında ihtiyati tedbir kararı verilmesi için 6100 s. Kanunun 390. Maddesi uyarınca yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığı, ayrıca ihtiyati tedbir kararının teminatsız olarak verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna yönelik istinaf sebebi incelendiğinde;Davacı tarafın davalı şirkete kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebi konusunda Mahkemece, 11/03/2021 tarihli tensip tutanağının 12 nolu ara kararı ile; Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin Kabulü ile; HMK 389.vd maddeleri uyarınca, ihtiyati tedbir yoluyla davalı şirkete denetim ve onay kayyımı atanmasına, karar verildiği ve bu konuda 12/03/2021 tarihinde gerekçeli ara karar yazıldığı, davalı vekili tarafından ihtiyati tedbir kararına 07.04.2021 tarihli dilekçe ve 21.04.2021tarihli cevap dilekçesi ile itiraz edilmesi üzerine mahkemece 22/04/2021 tarihli duruşmanın 2 nolu ara kararı ile ; Davalı şirkete kayyım atanmasına ilişkin davalının itirazının reddine ve bu konuda gerekçeli ara karar yazılarak taraflara tebliğine karar verildiği halde , mahkemece gerekçeli ara karar yazılıp taraflara tebliğ edilmediği ve bu nedenle tedbir kararına karşı davalı tarafın itirazının reddi ara kararına karşı davalı tarafın istinaf kanun yoluna başvurulmadığı, davalı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürdüğü tedbir kararının teminatsız verildiği ve yaklaşık ispatın oluşmadığına yönelik itirazlarının mahkemece verilen gerekçeli kararda da tartışılıp değerlendirilmediği ve davalı vekilinin bu itirazlarının istinaf dilekçesinde istinaf sebebi olarak ileri sürüldüğü anlaşılmıştır.HMK' nın 297/2 maddesine göre mahkemenin tarafların taleplerinin her biri hakkında karar vereceği düzenlenmiş olup, yine 297/1-c. fıkrasına göre gerekçe yazılması zorunlu bulunmaktadır. HMK' nın 297. maddesine uygun olarak verilmeyen kararın istinaf aşamasında denetlenmesine imkan bulunmamaktadır.Davalı vekilinin davacının Türk Vatandaşı olmadığı halde, ''MÖHUK” m. 48 kapsamında mahkemece yargılama aşamasında davacıdan teminat alınmadığına yönelik istinaf sebebi incelendiğinde;Davalı vekili, yargılama aşamasında verdiği cevap dilekçesi ile;Davacının yabancı ülke vatandaşı olması nedeniyle ''MÖHUK” m. 48 kapsamında teminat yatırması gerekmesine rağmen davacı yan huzurda görülen davada teminat yatırmadığından davanın usulden reddine karar verilmesine yönelik itiraz ileri sürdüğü halde mahkemece davalı vekilinin bu itirazı konusunda olumlu/olumsuz karar verilmediği ve istinafa konu gerekçeli kararda da tartışılık değerlendirilmediği, davalı vekili istinaf dilekçesinde de; 5718 sayılı MÖHK’un 48/1. Maddesi uyarınca davacının teminat göstermesi gerektiğine yönelik istinaf sebebi ileri sürülmüştür. 5718 sayılı MÖHK’un 48. Maddesinde;'' (1) Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. (2) Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar,'' hükmü düzenlenmiştir.Mahkemece, 5718 sayılı MÖHK’un 48. Maddesi uyarınca değerlendirme yapılıp davacının teminat yatırılması gerekip gerekmediği yönünde olumlu/olumsuz bir karar verilmediği anlaşılmıştır.6100 Sayılı HMK. Nın 114/1-ğ maddesinde;'' Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi,'' dava şartı olarak düzenlenmiş olup mahkemece davalı vekilinin cevap dilekçesinde ileri sürdüğü yabancılık teminatı yatırılması itirazı konusunda olumlu/olumsuz karar verilmemesi yerinde görülmemiştir. HMK' nın 297/2 maddesine göre mahkemenin tarafların taleplerinin her biri hakkında karar vereceği düzenlenmiş olup, yine 297/1-c. fıkrasına göre gerekçe yazılması zorunlu bulunmaktadır. HMK' nın 297. maddesine uygun olarak verilmeyen kararın istinaf aşamasında denetlenmesine imkan bulunmamaktadır. HMK.nun (Değişik:22/07/2020-7251/35md.)353/1-a6 maddesinde; "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." hali, kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesi sebepleri arasında gösterilmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/10/2021 tarih ve 2021/224 Esas 2021/1031 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı olması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.