T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/43 Esas
KARAR NO: 2024/855 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2015/346 Esas - 2021/196 Karar
TARİHİ: 23/03/2021
DAVA: Menfi Tespit (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 16/05/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesi ile; müvekkili şirket ile davalı bankanın Merter Şubesi arasında imzalanan sözleşmeye istinaden kredi ilişkisi kurulduğunu, bu kredi ilişkisi kapsamında çek karşılığı kredi kullanıldığını, müvekkili şirketin 01.06.2010 tarihinde ekonomik darboğaza girdiğini ve çeklerinin yazıldığını, bunun üzerine davalı bankanın Bakırköy ....Noterliği’nin 01.07.2010 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesi ile kredi hesaplarını kat edip, akabinde İstanbul .... İcra Md. ... E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlattığını, icra takibinde güncel borç bakiyesi üzerinden takibin yasal dayanağının bulunmadığını, müvekkilince davalı bankaya verilen çeklerin %70'i mertebesinde kredi kullandırıldığını, takipten önce ve sonra muhtelif çekler ödenmiş olmasına ve müvekkilleri tarafından borca karşılık yapılan tahsilatların takip dosyasına bildirilmesi davalı bankadan defalarca talep edilmesine rağmen, davalı bankanın bu tahsilatlarla ilgili takip dosyasına beyanda bulunmadığını, müvekkillerini haksız yere yüksek tutarlı haciz-satış tehdidi altında bıraktığını, hatta müvekkilinin borçlarını kapamak için satmış olduğu taşınmazlardan dolayı davalı bankaca tasarrufun iptali davası açıldığını, davalı bankada yapılacak inceleme sonucunda borcun büyük kısmının ödendiğinin anlaşılacağını, icra takibinde istenilen %90 oranındaki faizin fahiş olduğunu, takibe konu alacağa yasal faiz uygulanması gerektiğini beyanla müvekkillerinin takip dosyasında şimdilik 150.000 TL davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, davalının kötüniyetli olması nedeniyle %40'dan az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekilince sunulan 04/03/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile; dava dilekçesindeki talepler, takip dosyasında davacı şirket açısından "154.699,95 TL asıl alacak borcu bulunmadığının tespiti" şeklinde, davacı kefil açısından ise "170.219,07 TL asıl alacak, 2.732,07 TL işlemiş faiz borcu bulunmadığının tespiti" şeklinde, kötüniyet tazminatı da %20 oranından az olmamak şeklinde ıslah edilmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; müvekkili bankanın Merter Şubesi ile davacı kredi borçlusu/lehtarı ... Tic.Ltd.Şti. arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşmeyi davacı kefilin de müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalamış olduğunu, verilen kredinin sözleşme hükümlerine aykırı olarak ödenmemesi nedeniyle, Genel Kredi Sözleşmesinin verdiği yetkiye istinaden Bakırköy .... Noterliğinin 01.07.2010 tarih ve ... no.lu ihtarnameleri ile hesabın kat edildiğini, verilen sürede borcun ödenmemesi üzerine İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile güncel borç miktarı üzerinden ilamsız icra takibine geçildiğini, yapılan kısmi ödemelerin TBK madde 100 hükmü uyarınca işlemiş faiz ve fer'ilerine mahsup edilmek suretiyle kalan alacak üzerinden icra takibine geçildiğini, takibe itiraz edilmemesi üzerine takibin kesinleştiğini, kat ihtarında istenilen alacak ile takip talebinde istenilen alacağın birbirinden farklı olduğunu, bu durumun yapılan ödemelerin borca mahsup edildiğini gösterdiğini, davacı yanın teminata vermiş oldukları çeklerin kredi borcunu kapatmaya yetmediğini, icra takibinin %90 faiz oranı üzerinden kesinleştiğini, yapılan kısmi ödemelerin TBK madde 100 uyarınca borca mahsup edileceğini, müvekkilinin alacağını tahsil edemeyeceğini anlayınca İİK’nın 277 vd. uyarınca taşınmazlara ilişkin tasarrufun iptali davası açtığını, İstanbul 4.ATM'nin 2012/145 E. sayılı dosyasından 02.02.2015 tarih ve 2015/31 sayılı kararı ile davacılara ait Şişli ve Silivri ilçelerinde bulunan 2 adet 955.000,00 TL değerinde taşınmazın 3. kişilere satışı nedeniyle müvekkili bankanın alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak müvekkili bankaya verilmesine karar verildiğini, tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla anılan taşınmazın satış işlemlerine başlanıldığını, davacının teminata verdiği ...’a ait karşılıksız çıkan 4.000,00 TL’lik çekten dolayı takip açıldığını, yine ... Bank'a ait 17.115,00 TL’lık çekin sahte çıkması üzerine Bakırköy C. Savcılığı'nın 2010/104840 hazırlık dosyasının soruşturmasının devam ettiğini, müvekkili bankanın talep ettiği faizin fahiş olmadığını, GKS'ye uygun olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 23/03/2021 tarih ve 2015/346 Esas - 2021/196 Karar sayılı kararında; "Dava; genel kredi sözleşmesine-GKS dayalı olarak (tahsilde tekerrür olmayacak şekilde) başlatılan icra takibi nedeniyle, takip borçluları olan kredi asıl borçlusu şirket ve müteselsil kefil gerçek kişi tarafından açılan takip sonrası menfi tespit davasıdır.İstanbul 12.İM 2010/16616 E takip dosyası celbedilip incelenmiş, 29/07/2010 tarihinde davalı banka tarafından davacılar ve dava dışı başka kefil aleyhine ticari nitelikteki bankacılık işlemleri sözleşmesine dayalı olarak (tahsilde tekerrür olmayacak şekilde) 218.565,98 TL asıl alacak, 2.732,07 TL işlemiş faiz, 136,50 TL faizin BSMV'si, 223,05 TL iht.haciz masrafı-vek.üc. toplamı 221.657,70 TL alacak talebiyle başlattığı ve asıl alacak için %90 oranında temerrüt faizi, faizin BSMV'si ve diğer takip fer'ileri talep ettiği, takibin itirazsız kesinleşmiş durumda ve derdest olduğu görülmüştür. Ayrıca takip sırasında davalı/alacaklı tarafından açılan tasarrufun iptali davasında verilen mahkeme kararı üzerine 13/03/2015 tarihinde düzenlenen icra emri ile, bu ilamdan doğan alacakların da takip borcuna eklenmiş olduğu anlaşılmıştır. Takip dosyası, taraflar arasında akdedilen (davacı gerçek kişinin müteselsil kefil olarak imzaladığı) 21/01/2010 tarihli 500.000,00 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi ve ayrıca akdedilen Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesi, noter hesap kat ihtarı, tebliğ şerhleri incelenmiş, davalı banka ile yazışmalar yapılarak hesap ekstreleri-çek ve tahsilat bilgileri, akdi faiz oranları tablosu celbedilmiş, davalı banka kayıtları üzerinde (bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi de verilmek suretiyle) birden fazla bankacılık ve finans uzmanı bilirkişiler vasıtasıyla bilirkişi incelemesi yaptırılarak kök raporlar ve ek raporlar alınmış, ayrıca icra hesaplamalarında uzman bilirkişiden de kök ve ek raporlar alınmıştır. Davacıların davası kısmi dava şeklinde açılmış olup, davacı asıl borçlu şirketin kullandığı çek iştira-iskonto kredisi nedeniyle teminat olarak davalı bankaya verdiği pek çok müşteri çekinin hesap kat tarihi ile takip tarihi arasında, ayrıca takip tarihi ile dava tarihi arasında davalı banka tarafından tahsil edilmiş olduğu, ancak takip dosyasına bu harici tahsilatların (takip tarihi sonrası yapılan tahsilatların) alacaklı banka tarafından bildirilmemiş olduğu, davacıların bankaya bu husustaki başvurularının sonuçsuz kalmış ve davacılar işbu davayı açmak zorunda kalmış olduğu, bu çeklerin davacı şirketin kendi keşide ettiği çek değil müşteri çeki olmakla davacıların bunları tespit imkanının bulunmadığı, dosya kapsamına göre takip tarihi ile dava tarihi arasında geçen yaklaşık 5 yıllık süreçte davalı bankanın yaptığı çek tahsilatlarını takip dosyasına bildirmemiş olduğunun bilirkişi raporlarıyla da tespit edilmiş durumda olduğu, nitekim takip dosyasına bilirkişi tespitlerinden sonra davalı bankaca harici tahsilat bildiriminin yapıldığı görülmekle, davacıların davasını kısmi dava olarak açmasında hukuki yararı bulunduğu kanaatine varılmıştır.İncelenen GKS md. 34'de temerrüt faizi oranının "...Yeni TL borçlarına temerrüt tarihindeki bankanın kısa,orta veya uzun vadeli cari kredi faizlerinden en yüksek olanın %50 fazlası nisbetinde temerrüt faizini, gider vergisini ve KKDF_Fon kesintisi ile birlikte ödemeyi kabul ederler" şeklinde düzenlenmiş olduğu görülmüştür. Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde, davacı asıl borçlu şirketin temerrüdünün İİK md 68/b gereği kat ihtarının tebliği üzerine 07/07/2010'da, davacı kefilin ise kat ihtarı tebliğ edilemediğinden takip tarihinde doğduğu; taraflar arasında akdedilen GKS kapsamında kullandırılan çek iskonto-iştira kredisinde uygulanan akdi faiz oranının %11,67 olduğu, GKS md 34'te düzenlenen temerrüt faizi hükmünün "TCMB'ye bildirilen azami akdi faiz oranının %50 fazlası" olarak uygulanamayacağı, maddedeki "....temerrüt tarihindeki bankanın kısa,orta veya uzun vadeli cari kredi faizlerinden en yüksek olanın %50 fazlası nisbetinde temerrüt faizi" ibaresinin davalı bankanın hesap kat tarihinde ticari kredilere fiilen uyguladığı en yüksek akdi faiz oranının %50 fazlası anlamında olduğu, bu nedenle takipte talep edilebilecek temerrüt faiz oranının raporlarda tespit edildiği üzere %57'nin %50 fazlası olan %85,50 olduğu, bu oran esas alınarak dosyada son alınan ek bilirkişi kurulu raporundaki tespitlerin dosya kapsamına ve GKS hükümlerine uygun olduğu; davalı bankanın ise takip talebinde her iki davacı yönünden temerrüdün 07/07/2010'da doğduğunu kabul ederek ve %60 akdi faiz-%90 temerrüt faizi uygulamak suretiyle alacak talebinde bulunduğu, bu taleplerinin akdedilen GKS ve banka kayıtlarından tespit edilen kredi kullandırma işlemlerine uygun olmadığı, dosyada (icra hesaplamalarında uzman bilirkişiye kapak hesabı da yaptırılmak suretiyle) alınan son ek kurul raporundaki tespitlerin dosya kapsamına, taraflar arasında akdedilen GKS'ye, uygun, denetime açık, hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılmakla hükme esas alınmıştır.Davacılar vekilinin ıslah dilekçesinde menfi tespit istenen tutarların, bilirkişi tarafından dava tarihi itibariyle hesaplanan asıl alacak-işlemiş faiz tutarıyla takip talebindeki asıl alacak-işlemiş faiz tutarı arasındaki farka göre bulunan asıl alacak-işlemiş faiz tutarlarına hasredilmesi gerektiği şeklindeki talebinin ise dosya kapsamı, alınan raporların içeriği ile davanın takip sonrası menfi tespit davası olması, takip tarihinde (kısmen fazla talep de olsa) kesinleşmiş bir alacak olması ve takip tarihi sonrası bu alacakla ilgili takip fer'ileri işlemeye devam ediyor olması nedeniyle, takip sonrası harici tahsilat yapılmasının takip tarihindeki talebi tamamen hatalı-fazla talep olduğu anlamına gelmeyeceği, bu nedenle ıslah dilekçesindeki talebin yasal ve içtihadi dayanağı bulunmadığı, bu şekilde bir menfi tespit hükmü kurulmasının mümkün olmadığı anlaşılmakla, dava ve ıslah dilekçesindeki talepler, son ek kurul raporunda hesaplanan tutarlardan daha düşük olduğundan aşağıdaki şekilde davacıların davasının kabulüne, davalının takibi kötüniyetle başlattığı veya devam ettirdiği ispatlanamadığından davacıların kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile, "1-Davacıların davasının KABULÜ İLE, İstanbul ....İcra Müdürlüğü ... Esas takip dosyasında 29/07/2010 tarihli ilamsız takip talebi yönünden asıl borçlu davacı şirketin 154.699,95-TL, müteselsil kefil davacı şahsın 172.951,14-TL davalıya borçlu olmadığının tespitine, Davacıların kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine," karar verilmiş ve verilen karara karşı taraf vekillerince (davacılar vekili tarafından katılma yoluyla) istnaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı banka vekili istinaf dilekçesi ile; davacılar ile müvekkili arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi uyarınca davacı şirkete kullandırılan kredi koşullarına uyulmaması nedeniyle kredi hesapları kat edilerek davacılara kat ihtarnamesinin gönderildiğini ve 243.375,34 TL borcun ödenmesinin ihtar edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile davacılar aleyhine güncel borç bakiyesi nazara alınarak takip başlatıldığını, icra takip tarihindeki asıl alacak miktarı hesaplanırken davacılar tarafından müvekkili bankaya verilen çek bedellerinden ödenen miktarların TBK'nın 100. maddesi uyarınca ilk olarak masraf ve faizlerden mahsup edildiğini, icra takip talebinde toplam 221.657,70 TL alacağın işleyecek %90 oranındaki temerrüt faizi ile tahsilinin talep edildiğini ve takibin itiraz edilmemesi üzerine kesinleştiğini, bu şekilde işlemlere devam edildiğini; Bakırköy ... Noterliği'nin 01.07.2010 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde 01/07/2010 tarihi itibariyle hesap kat miktarının 243.375,34 TL olduğunun görüldüğünü, 29.07.2010 tarihinde başlatılan icra takibinde ise takip tarihine kadar yapılan ödemelerin TBK'nın 100. maddesi gereği mahsup edilmesi neticesinde asıl alacağın 218.565,98 TL olduğunun, hesap kat tarihi (01.07.2010) ile takibin başlatıldığı (29.07.2010) tarihler arasında müvekkili banka tarafından davacıların kredi borcuna mahsuben yapılmış tahsilatların TBK madde100 gereği ilk olarak masraf ve faizlerden mahsup edildiğinin ve bu bakiye üzerinden icra takibine geçildiğinin görüldüğünü, Dairemizce de anlaşılacağı üzere tahsili halinde bedeli kredi borcundan mahsup edilmek üzere bankaya tevdi edilen çek bedellerinin davacıların borcunu ödemeye yetmediğini, çekler, icra takibi başlatıldıktan sonra tahsil edilmiş olup, icra takibinin de %90 yıllık faiz üzerinden kesinleşmiş olması ve (eski kanun) TBK madde 100 uyarınca yapılmış tahsilatların önce faiz ve masraflardan tahsil edileceği hususları da dikkate alındığında, tahsil edilen miktarların borç miktarını kapatmasının mümkün olmadığını;Davacının diğer tüm itirazları gibi faiz oranlarına karşı yapmış oldukları itirazlarının da kötü niyetli olduğunu, davalıların imzaladıkları Genel Kredi Sözleşmesi'nin 34.2 maddesinde; “... kredi vade ve türlerine bakılmaksızın, anapara, faiz ve teferruatının gününde ödenmemesi veya sair bir surette temerrüde düştüğü takdirde, Türk lirası borçlarına temerrüt tarihindeki Bankanın kısa, orta veya uzun vadeli cari kredi faizlerinden en yüksek olanının %50 fazlası nispetinde temerrüt faizi ödemeyi kabul eder...” hükmünün kararlaştırıldığını; Sözleşmenin 34.1 maddesinde de, gider vergisini davalıların ödemekle yükümlü olduklarının kararlaştırıldığını, hesabın kat edildiği tarihteki müvekkili banka temerrüt faiz oranının ISF kredilerine yönelik olarak yıllık %90 olduğunu, icra takibinde sözleşme koşullarına uygun temerrüt faizi talep edildiğini, ayrıca talep edilen BSMV'nin sözleşme ve yasaya uygun olduğunu, yine TTK 8. maddesi 1. fıkrası; "Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir." hükmünün de faiz oranının yasa ve hukuka uygun olduğunun açık kanıtı olduğunu, Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2012/5446 Esas - 2013/9052 Karar ve 16/05/2013 tarihli karar - Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2012/5456 Esas - 2021/13988 Karar ve 01/10/2012 tarihli karar);Davalılardan ... müvekkili bankanın Merter Şubesi kredi borçlusu ...Tic. Ltd. Şti'nin kefili olduğunu, kredi koşullarına uyulmaması nedeniyle kredi hesapları kat edilerek borçlu ve kefiller aleyhine kredi borçlarının ödenmesi için Bakırköy .... Noterliği'nin 01/07/2010 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini ve 243.375,34 TL borcun ödenmesinin istendiğini, ihtarnamede verilen sürede ödeme yapılmamasına müteakip İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ve davalı borçlu tarafından; ".... İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 218.565,98 TL üzerinden takip icra takibi başlatılmıştır. İcra takibi güncel borç bakiyesi üzerinden açılmadığından ve buna bağlı olarak müvekkil hakkında yapılan takiplerin yasal dayanağı olmadığından 150.000 TL borçlu olmadığımızın tespiti talepli..." dava açıldığını yani davacının icra takibine mesnet olan asıl alacağının hatalı olarak tespit edildiğini ve fazladan asıl alacak miktarı gösterilerek icra takibi başlatıldığını iddia ettiğini; 04/05/2018 tarihli bilirkişi raporu ile davacılardan ... ve ....Şirketi yönünden asıl alacak tutarının tespitinin yapıldığını, temerrüt tarihi itibariyle davacı borçlu şirketin bankaya takip tarihi itibariyle 243.375,34 TL, davacı kefil ... yönünden de 207.391,40 TL asıl alacak miktarı tutarında borçlu olduğunun tespit edildiğini, bunun yanı sıra dosya muhteviyatında raporlar arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu beyanla Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkeme tarafından aleyhe tespit ve değerlendirmeleri kabul etmemekle birlikte müvekkillerinin borçlu olunmadığı yönünden usul ve yasaya uygun karar verildiğini ancak kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili şirketin davalı bankadan kredi kullanılırken hep çek karşılığı kullandığını, bankaya vermiş olduğu çeklerin yaklaşık %70'ine karşılık gelen miktarda kendisine kredi verildiğini, davalı şirketin takipten sonra ve önce muhtelif tarihli çekler ödenmiş olmasına ve defalarca müracaat etmelerine karşın çeklerin ödendiğine ilişkin dosyaya beyanda bulunmadığını, müvekkilinin kredi borçlarını kapatmak için satmış olduğu gayrimenkullerin tasarrufunun iptali talepli davalar açtığını, bankaya teslim ettiği çeklerin dökümünün dosyaya sunulduğunu, bu çeklerin keşide tarihlerine bakıldığında da dava konusu takibe konu alacağın takibine girişilmesinden ve hesabın katından sonra müşteri çeklerinin tamamının ödendiğinin, ödenmeyen çeklerden dolayı müvekkili şirket aleyhine herhangi bir yasal takip yapılmadığının görüldüğünü, davalı şirkete borç bakiyesinin ne olduğu konusunda yaptıkları müracaat üzerine müvekkili şirketin ne kadar ödeyeceğini sorgulamasının kötü niyetli hareket ettiğini gösterdiğini, davalının kötü niyetli olarak hareket etmiş olduğundan bahisle kötü niyet tazminatının şartları oluşmasına karşın Mahkeme tarafından reddedildiğini; 2004 sayılı İİK’nın 72. maddesi uyarınca menfi tespit davası açan borçlunun tazminat isteme hakkı bulunduğunu, anılan maddenin 5. fıkrasının; “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olamaz” hükmünü içermektedir. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötü niyetli olmasıdır (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2006, s. 334, 335). şeklinde olup başka bir ifadeyle; İİK’nın 72/5’inci maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması halinde, istem varsa, davacı (borçlu) lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin gerekli olduğunu, mahkemenin kötü niyet tazminatının reddine ilişkin kararını da somut olarak gerekçelendirmediğini beyanla davalının istinaf başvurusu ile ileri sürdüğü tüm itiraz ve beyanları ile istinaf başvurusunun reddinie katılma yoluyla ileri sürdükleri istinaf başvurusunun kabulü ile kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalı banka ile imzalanan genel kredi sözleşmesi kapsamında çek karşılığı muhtelif tarihlerde kredi kullanıldığını, bir kısım çeklerin karşılıksız çıkması üzerine davalı banka tarafından hesabın kat edildiğini ve icra takibi başlatıldığını, davalı bankaya kredi kullanmak üzere verilen çeklerin bir çoğunun bedeli takipten önce ve sonra tahsil edilmiş olmasına rağmen, davalı bankanın tahsil edilen bedelleri icra dosyasına bildirmediğini, icra takibinde fahiş oranda faiz talep edildiğini beyanla fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davalı bankaya İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında 150.000 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiş, 04.03.2019 tarihli dilekçesi ile talebini ıslah etmiş, davalı taraf davacılar aleyhine başlatılan icra takibinde kat ihtarnamesinden sonra tahsil edilen çek bedellerinin nazara alındığını ve TBK'nın 100. maddesi uyarınca mahsup işlemi yapılarak belirlenen alacağın takibe konu edildiğini, takibin itiraz edilmemesi üzerine kesinleştiğini ve işlemlere devam edildiğini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, 10 ayrı rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davalı tarafça ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; Mahkemece alınan bilirkişi raporları arasında temerrüt tarihleri ve uygulanacak temerrüt faiz oranı yönünden farklılıklar bulunduğu, Mahkemece hükme esas alınan son raporda temerrüt tarihinin usulüne uygun olarak davalı şirket yönünden İİK'nın 68/b maddesi uyarınca kat ihtarnamesi tebliğinin sözleşmede bildirilen adresinden iade edildiği tarih, davalı kefil yönünden ise tebligat yapılamadığından takip tarihi olarak tespit edildiği, davalılar hakkında uygulanacak temerrüt faiz oranının genel kredi sözleşmesinde açık olarak belirlenmediği, Mahkemece de açıklandığı üzere, genel kredi sözleşmesinin 34. maddesinde davalı bankanın temerrüt tarihindeki kısa, orta veya uzun vadeli cari kredi faizlerinden en yüksek olanının %50 fazlası oranında temerrüt faizi talep edebileceği, davalı banka tarafından temerrüt tarihinde cari kredilerde uygulanan emsal akdi faiz oranlarının dosyaya sunulduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu oranlardan en yüksek olan %57 oranı nazara alınarak temerrüt faiz oranının %85,50 olarak belirlendiği, bilirkişi tarafından tespit ve Mahkemece kabul edilen temerrüt faiz oranının sözleşmeye uygun olduğu, davacı tarafça dava dilekçesi ve aşamalardaki tüm dilekçelerinde açıkça davalı bankanın takipten önce ve sonra tahsil ettiği çek bedellerini icra dosyasına bildirmemesi nedeniyle oluşan fazla alacağın dava tarihi itibariyle belirlenmesi ve buna göre menfi tespit kararı verilmesinin talep edildiği, yalnızca takip talebinde belirtilen asıl alacağın miktarının hatalı olduğundan bahisle bu alacak kalemi yönünden menfi tespit talep edilmediği, Mahkemece de talebe uygun olarak icra dosyasında dava tarihi itibariyle kapak hesabı yaptırıldığı ve bu kapak hesabından, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki miktarlara göre davacıların borçlu olmadıkları miktarların belirlendiği, verilen kararın usul ve yasaya uygun, davalı vekilinin aksi yöndeki tüm istinaf sebeplerinin ise haksız olduğu anlaşılmıştır.Dava, İİK'nın 72. maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılmış menfi tespit talebine ilişkin olup anılan madde uyarınca davanın borçlu lehine neticelenmesi halinde alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için takibin haksız ve kötü niyetli olduğunun ispat edilmesi gerektiği, Mahkemece de kabul edildiği üzere davacıların takip ve dava tarihi itibariyle talep edilenden farklı olmakla birlikte davalıya borçlu oldukları, davalı tarafından tahsil edilen bedellerin takip dosyasına bildirilmemesinin haksız olarak fazla alacak talep edildiğini göstereceği ancak kötü niyeti ispat etmeyeceği, aksi yönde davacılar tarafından da bir delil sunulmadığından Mahkemece davacıların kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu görülmüştür.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp,değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacılardan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 11.814,29 TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin olarak yatırılan 3.012,87.TL (59,30 TL + 2.953,57 TL) harcın mahsubu ile bakiye 8.801,42 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 16/05/2024 tarihinde HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.