T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/685 Esas
KARAR NO:2024/1540 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI:2016/92 Esas - 2021/639 Karar
TARİH:17/06/2021
DAVA:Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:10/10/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı dava dışı.... sicil numaralı ... A.Ş. İle ticari ilişki içinde olduğunu, müvekkilinin bu kapsamda davalıların yöneticisi oldukları dava dışı şirketten, güncel olarak 94.748.44,38 TL alacaklı olduğunu, alacağın ödenmesi için dava dışı şirkete keşide edilen Beyoğlu .... Noterliğinin .... yevmiye numaralı ve 25.06.2015 tarihli ihtarnameye rağmen dava dışı şirket tarafından müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını, dava dışı şirketin Beşiktaş .....Noterliğinin ...yevmiye numaralı ve 02.07.2015 tarihli cevabi ihtarında ise dava dışı şirketin müvekkil ile sözlü mutabakata vardığı ve buna göre ödeme yapılmasının söz konusu olmadığını iddia ettiğini, dava dışı şirketin Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1151 Esas sayılı dava dosyasında mali durumunun borca batık olduğunu beyan ederek iflasın ertelenmesine karar verilmesi istemiyle bir dava ikame ettiğini, bu dava üzerine dava dışı şirketin iflas erteleme başvurusu kapsamında Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1151 Esas sayılı dosyasında 25.12.2014 tarihinde verilen karar ile dava dışı şirket hakkındaki tüm takip işlemlerinin tedbiren durdurulmasına karar verildiğini, bu dosyada yapılan bilirkişi incelemesinde dava dışı şirketin borca batık olduğu, mali durumunun sunulan iyileştirme projesi kapsamında düzeltilmesinin mümkün görülmediğinin değerlendirildiğini, dava dışı şirketin yönetim kurulu üyesi, müdürü veya yöneticisi sıfatlarını taşıyan davalılardan bir kısmı halihazırda şirketi temsil, ilzam ve idare yetkisini haiz ortak ve yöneticisi olmakla birlikte, bir kısmı ise şirketin kötüye gittiğini fark ettikten sonra ivedilikle tüm yöneticilik veya hissedarlık görevlerinden ayrılmış bulunduğunu, Davalıların bu davranışlarının kötü niyetli olduğunu, davalıların dava dışı şirkete zarar veren ve bu şirketi borca batık hale sürükleyen kanuna ve esas sözleşmeye aykırı, kusurlu eylem ve işlemlerinin neticesinde alacaklarını tahsil edemeyen müvekkiline doğrudan zarar verdikleri, Davalıların yönetim kurulu üyesi, müdür ve/veya hissedar sıfatıyla yer aldıkları ... A.Ş.’nin alacaklı sıfatıyla müvekkiline ve diğer şirketlere verdikleri zararın ve bu zarar miktarının tespitine, fazlaya ait her türlü dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik davalıların, zarara uğratma ve/veya zararın önüne geçmeme şeklindeki eylemleri nedeniyle dava dışı şirketin malvarlığında meydana gelen zarar/azalma/pasifin artması/aktifin azalması ve benzeri şekildeki eylemleri nedeniyle müvekkili şirketin uğradığı zararın tazmini için davalıların şahsen, müştereken ve müteselsilen 10.000,00-TL ödemelerine, dava sonunda verilecek hükmün icrasının mümkün kılınması ve mal kaçırma amaçlı işlemlerin men edilmesi gayesiyle davalıların tüm banka hesaplarına, üzerlerine kayıtlı taşınmazlara, motorlu taşıtlara, adlarına kayıtlı her nevi menkul değer ve hisse senetlerine devir yasağı ve bloke konulması suretiyle ihtiyatı tedbir kararı verilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirket ile dava dışı ... firması arasında meydana gelen ticari ilişkiden doğan borçtan hiçbir hukuki ve cezai sorumluluklarının bulunmadığını beyan ederek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddi ile yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı şirket üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 17/06/2021 tarih 2016/92 Esas - 2021/639 Karar sayılı kararında; "Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1151 Esas sayılı dosyası, bilirkişi raporu ve celp edilen tüm bilgi ve belgeleri göre, dava dışı ... A.ş. nin muhasebe kayıtlarından, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmüş ve kesinleşmiş olan 2014/1151 E., 2016/619 K. Sayılı dosya münderecatından yapılan değerlendirmeler sonucunda, dava dışı .... A.Ş’nin kusurlu yönetilmiş olduğu, kusurlu yönetim sonucunda iflas ettiği anlaşılmıştır. Her ne kadar, dava dışı şirketin bu duruma düşmesinde ve alacaklarının varsa zarara uğramasında yöneticilerinin sorumlu olduğu izahtan vareste olsa da, yeniden yapılandırma konusunda tedbirlerin alınıp alınmadığı kusur sorumluluğun ispatının davacıya ait olduğu, iflas erteleme dosyasında, yeniden yapılandırma konusunda davacının sorumluluğunun bulunduğu, TTK 553 bağlamında sorumluluğun doğabilmesi için ortaya çıkan zararın ve hangi yöneticinin kusuruyla bu zarara sebep olduğu somut bir şekilde ortaya konmalıdır. Başka bir anlatımla dava dışı şirketten alacaklı olan davacının, davalı kurucu / yönetici / tasfiye memurlarının sorumluluğuna ilişkin davada alacaklı, alacağını şirketten alamamış ve alacağını tahsil edemeyiş nedeninin de yöneticinin tahsil edilemeyen alacağın tahsil edilememiş olmasından ötürü yöneticinin kusurundan kaynaklanan bir nedenin varlığı şarttır. Dolayısıyla davacı şirketin, dava dışı borçlu şirketin kurucu / yönetim kurulu üyesi / tasfiye memuru olarak görev yapmış davalıların, şirketten tahsil edilemeyen hangi zararının ne zaman hangi davalının şahsi kusurundan kaynaklandığı ortaya koyması gerekmektedir. Açıklandığı üzere, davacı hem kurucuların ve yönetim kurulu üyelerinin kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiklerini (fiil unsuru), hem söz konusu sorumluların kusurlu olduklarını (kusur unsuru), hem bu kişilerin fiillerinden zarara uğradığını (zarar unsuru) ispat edecek, bunun yanında hangi davalının hangi fiilinin hangi zarara yol açtığını (illiyet bağı) ispat edecektir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur. (4721 s.TMK m.6). Nitekim İstanbul 13. Bölge Adliye Mahkemesinin 2019/1352 esas 2021/522 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir. TTK 553 hükmü çerçevesinde kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının sorumluluğunun doğabilmesi için davacı alacaklının, davalıların kusurlarıyla zarara sebebiyet verdiklerini, fiil ile zarar arasında illiyet bağı bulunduğunu ispat etmeleri gerekir. Somut olayda, davacı her ne kadar sunduğu dilekçelerde genel olarak bir zararının olduğunu, davalıların kusurlarının bulunduğunu ve bu zararlardan sorumlu olduklarını iddia etmiş ise de; hangi zararın ne zaman hangi kurucu / yönetim kurulu üyesi ve yönetici / tasfiye memuru olan davalının kusuruyla gerçekleştiği hususunda herhangi bir ikna edici bilgi ve belge sunmadıkları, davacının dosyaya sunduğu delillerle davasını kanıtlayamadığı anlaşıldığından ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ..."gerekçesi ile, ''davanın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı/davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece dava ve delillerin incelenmediğini, davanın 2016 yılında açıldığını, dava esnasında mahkeme heyetinin 6-7 defa değiştiğini, bu sebeple dosyanın mahkeme tarafından hiçbir zaman gerçek anlamda bir incelemeye tabi tutulmadığını, inceleme yapılmadan dava dosyasının bilirkişi heyetine tevdi edildiğini, bilirkişi heyetinin ise, tanzim etmiş olduğu bilirkişi raporunda, “davanın ispat edilemediği” şeklinde bir beyana yer verildiğini, bilirkişi incelemesinden beklenenin, davanın ispat edilip edilmediği incelemesinin olmadığını, yani mahkemenin, bilirkişilere, davanın ispat edilip edilmediği yönünde bir inceleme yapmalarını, bu konuda bir kanaat bildirmeleri için görev tevdi etmediğini, bilirkişilerin davanın ispatına dair bir uzmanlığı olmadığını, bilirkişi incelemesinin takdiri bir delil olduğunu, bilirkişi incelemesinde, diğer delillerin davayı ispat etmeye yeterli olup olmadığını incelenemeceğini, mevcut delillerin yanı sıra bilirkişilerin davalılar ve dava dışı şirket nezdinde inceleme yaparak, dava konusu iddiaları ve talepleri incelemesi gerektiğini, bilirkişi heyetinin, davalılar veya dava dışı şirket nezdinde inceleme yapmadığını, bunun yerine dosya üzerinde yüzeysel bir inceleme yaptığını ve davanın ispat edilemediğini beyan etmeyi tercih ettiğini, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, ortada gerçek bir inceleme olmadığını, yeniden – ek inceleme yapılması gerektiğini hususlarında Mahkeme’ye yaptıkları itiraz ve taleplerin cevapsız bırakıldığını, alelacele bir şekilde, rapora uyarak, davanın ispat edilemediğinden reddine dair hüküm tesis edildiğini, bu incelemenin eksik, bu şekilde verilen kararın hatalı olduğunu,Bilirkişi raporunda ve gerekçeli kararda belirtilen, hangi yönetim kurulu üyesinin, hangi eylem veya işlemden ötürü dava dışı şirkete ne şekilde zarar verdiğinin ispat edilemediği beyanında doğruluk payının olmadığını, dava dosyasındaki dilekçeleri aracılığıyla, hangi davalının hangi eylem ve işlemleriyle dava dışı şirkete ne şekilde zarar verdiğinin ve bu işlemlerde nasıl bir kusurunun olduğunun apaçık şekilde açıklandığını, ne yazık ki heyetin sürekli değişmesi ve bilirkişilerin işin kolayına kaçan bir şekilde inceleme yapmadan rapor tanzim etmeleri sebebiyle dosyada açık açık yer alan işlem – eylem – kusur dökümünün dahi incelenmediğini, İflas dosyasına yer alan bilirkişi raporlarında da tespit ve tevsik edildiği üzere dava dışı şirketin, davalı yönetim kurulu üyeleri ve ortaklarına haksız, sebepsiz ve kanuna aykırı şekilde borçlandırıldığını, böylece şirketin ortaklarına uzun vadede 26.500.000 TL civarında borç altında sokulduğunu, bu borçların hiçbirinin gerçeğe dayalı ve doğru olmadığına, piyasa şartlarına ve dürüst resim ilkesine aykırı olduğunu açıkça işaret edildiğini ve dayanak olarak da hem iflas dosyasındaki bilirkişi raporları hem de dava dışı şirketin finansal tabloları ve yönetim kurulu karar defterinin gösterildiğini, ancak ne bilirkişi heyeti ne de yerel mahkemenin, iflas dosyasındaki bilirkişi raporları, yönetim kurulu karar defteri ve dava dışı şirketin finansal tablolarının hiçbirini incelemediğini,Dosyaya mübrez dilekçelerinde, davalıların dava dışı şirketin taşınmazlarını piyasa değerinin altında sattıklarının, şirketi ve alacaklıları zarara uğrattıklarının açıklandığını ve inceleme istenildiğini, ancak hiçbir taşınmazın satışına dair inceleme yapılmadığını, örneğin dava dışı şirket adına kayıtlı Samandıra/İstanbul’da yer alan çok sayıdaki taşınmazın, davalılar tarafından piyasa değerine göre çok düşük meblağlarla satıldığını, bu sebeple şirket ve alacaklılarının aleyhine açıkça kusurlu ve zarar veren işlemler tesis edildiğini, ancak bu husus açık açık belirtilerek, inceleme talep etmelerine rağmen bu satışların incelenmediğini, raporda veya kararda bir cümleyle dahi anılmadığını, Davalıların dava dışı şirketi zarara uğratan akaryakıt alım işlemleri olduğunu, davalıların, dava dışı şirketin mali durumundaki bozukluğun ve borca batıklık halinin akaryakıt fiyatlarındaki artışın ve döviz kurlarındaki yükselişten kaynaklandığını belirttiklerini, buna karşın mahkemeye bahse konu dönemde akaryakıt fiyatlarının artmadığının, iddia edildiğinin aksine düşüş gösterdiğinin açıkça ortaya konulduğunu, ilgili dönemde döviz kurlarında borca batıklığa yol açar bir hareket olmadığının ispat edildiğini, yani akaryakıt alımından zarar varsa bunun ancak davalıların kendi kusuruyla yol açtıkları bir zarar olabileceğini, mahkemeden dava dışı şirketin akaryakıt alımlarından oluşan zararın sebebi olarak gösterilen alımların nereden, nasıl, hangi fiyatla yapıldığını ve akaryakıt alış fiyatlarının ilgili tarihteki piyasa rayicine uygunluğunun incelenmesinin istenilmiş olduğunu ve fakat bu taleplerinin de ne mahkeme ne de bilirkişiler tarafından incelenmediğini, bilirkişilerce defterler incelenerek bu alımların piyasa fiyatlarına uygunluğu tetkik edilmeden zarar ve kusur incelemesinin nasıl temin edilebileceğini, ne raporda ve ne de raporun kopyası olan kararda ilgili dönemde akaryakıt fiyatlarında veya dövizde gerçekten bir artış olup olmadığının, bu durumun şirketi olumsuz etkileyip etkilemediğinin, zarara yol açan akaryakıt alımı varsa davalıların bunu basiretli bir yönetici gibi engellemelerinin mümkün olup olmadığın incelenmediğini, bu hususta tek bir cümle dahi olmadığını, dava dışı şirketin iflas gerekçelerinden birinin akaryakıt fiyatlarındaki artışın ve döviz kurundaki yükselişin şirketin maliyetlerini 1/3 oranında artırdığı, buna mukabil bu maliyet artışlarının navlun bedellerine yansıtılmadığı şeklinde olduğunu, esasen ilgili dönemde bir akaryakıt fiyat artışının olmadığını, olsa bile bunun öngörülemez bir sebep olmadığını, öngörülmediği varsayılsa dahi böyle artışların her zaman tacirler tarafından fiyatlara yansıtılacağını, davalıların bir fiyat artışı söz konusuysa bile bu artışı taşıma ücretlerine yansıtmadıkları için ortaya çıkan zarara kusurlarıyla yol açtığını, bilirkişilerden ve mahkemeden bu hususun incelenmesi istenilmişse de akaryakıt alım işlemlerinin fiyatlarında, artış olup olmadığı, navluna yansıtılıp yansıtılmadığı gibi hiçbir detayın incelenmediğini,Dava aşamasında sundukları iddiaların somut birer karşılıklarının olduğunu, bilirkişilerin ortaya konulan delilleri inceleme ve talepleri tetkik etme görevini yerine getirmediğini, mahkeme heyetinin sürekli değişmesinden ötürü, mahkeme heyetlerinden biri tarafından bir duruşmada ticari defterler celp edildiğini, diğer heyetçe incelenmeden iade edildiğini, ardından gelen yeni heyetin iflas erteleme dosyasının incelenmek üzere celbine karar verdiğini, tekrar arkasından gelen başka heyetin incelemeye gerek olmadığına karar verip dosyaları geri gönderdiğini, dolayısıyla davanın incelenmeden bir o yana bir bu yana savrulduğunu, nihayet iddianın ispat edilemediği gibi bir genel gerekçeyle sonuçsuz bırakıldığını,Dosyaya mübrez dilekçelerinde davacı tarafça dava dışı şirketin ve davalıların tüm banka hesap hareketlerinin dökümlerini, envanter dökümlerini, dava dışı şirketin ortak ve yöneticilerine olan borçların dayanaklarının celbi ile incelenmesinin talep edildiğini, bu taleplerinin görmezden gelindiğini, aynı dilekçelerde iletmiş oldukları, dava dışı şirketin borca batıklığına sebep olan eylem ve işlemlerin neler olduğunun, tarihlerinin, gerçekliklerinin ve dayanaklarının bilirkişiler tarafından incelenmesi taleplerinin katiyen dikkate alınmadığını, yine dava dışı şirketin malvarlığını azaltan taşınmaz ve taşınır satışlarının piyasa rayiçlerine uygunluğunun denetlenmesi taleplerinin sonuçsuz kaldığını, ancak bu inceleme yapılmadan davanın ispat edilmesinin mümkün olmadığını, bilirkişi raporunun 25 sayfasının dosyanın özeti olduğunu, raporda, inceleme değerlendirme kısmının sadece 1 sayfa olduğunu, raporda, dava dışı şirketin defterlerinin, davalıların Yönetim Kurulu Üyesi olarak aldıkları kararların, bilançoların, finansal verilerın, banka hesaplarının, envanter değişimi ve sair hususların hiçbir şekilde incelenmediğini, bunların incelenmesine dair taleplerinin ne mahkeme ne de bilirkişiler tarafından dikkate alınmadığını, gerçek bir bilirkişi incelemesi yapılmadan, ispat eksikliği gibi genel ve afaki bir gerekçeyle davanın reddedildiğini, 1 sayfalık bir raporun bilirkişi raporu olarak hükme esas alınamayacağını,04/01/2017 tarihli dilekçelerinde davalıların her birinin, tek tek, dava dışı şirketi ve alacaklılarının nasıl zarara uğrattıklarının, bunlardaki kusurlarının ve verdikleri zararların neler olduğunun ispat ve tevsik edildiğini, anılan rapor ve kararda dilekçelerindeki bu hususların yine incelenmediğini, bahse konu, son derece kapsamlı dilekçelerinde, davacı tarafça İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/1151 Esas sayılı, dava dışı şirketin iflasına karar verilen dosyası ve bu dosyaya mübrez kayyım ve bilirkişi raporlarının celbi ve bilirkişilerce incelenmesinin talep edildiğini, bu dosya ve raporlar celp olunmuşsa da bilirkişi incelemesinden evvel iade edilerek inceleme dışında kaldığını, oysa bu dosya ve dosyadaki raporlar incelenmeden karar verilemeyeceğini, incelenmiş olsaydı, davalıların kusurlarının ve verdikleri zararların bu dosyadaki bilirkişi ve kayyım raporlarında açıkça tespit edileceğini, Bilirkişilerin ve mahkemenin incelemediği bir diğer hususun; davalılardan ... ve ...’ın Yönetim Kurulu üyesi olarak düzenlediği bilanço ve gelir tablosu verileri ve bunlar üzerindeki değişim olduğunu, 2011 ve 2012 yılı gelir tablosu ve bilanço incelendiğinde şirketin içinin ... ve ... tarafından planlı bir şekilde boşaltıldığının tespit edildiğini, Dava dışı / müflis şirketin taşımacılık yaptığını, KDV oranının % 18 olduğunu, buna göre dava dışı şirketin yıllar itibariyle devrenden KDV tutarlarına bakıldığında, burada olağan dışı ciddi bir artış görüldüğünü, bu artışın ancak şirketin sürekli stok alıp bu stoklarını eritemeden faaliyetine devam etmesiyle mümkün olabileceğini, böylece devreden KDV tutarını astronomik tutarlara çıkaracağını, ancak bu durumun anılan müflis firma için mümkün olmadığını, zira ana faaliyet konusu taşımacılık olan bu firmanın, bir hizmet işletmesi olup, depolayabileceği ve stokta tutabileceği çok fazla bir unsur bulunmadığını, bununla birlikte, dava dosyasında yer alan Mizan ve Kurumlar Vergisi Beyanlarından ve yukarıdaki tablodan da açıkça görüleceği üzere; dava dışı borçlu şirketin devreden kdv artışı yaşanan dönemlerinde, ne 157 Diğer Stoklar hesabı ne de 150 İlk Madde ve Malzeme hesabında böyle bir stok bulunmadığını, bu durumun ne muhasebe tekniği ile ne de başka bir şekilde açıklanabilecek olmakla birlikte, muhasebe tekniği olarak imkânsız bir duruma işaret ettiğini,Dava dışı müflis şirketin, müvekkilinden akaryakıt aldığını, alacağın kaynağının bu akaryakıt satışından ibaret olduğunu, ancak dava dışı müflis şirketin kayıtları ve bilançosunda, bu alımlar ve bunların KDV tutarlarının görünmediğini, bu durumun tek açıklamasının; ... ve ...'ın dava dışı müflis - borçlu şirketin hesaplarında Sahte veya Muhteviyatı itibariyle Yanıltıcı Belge (SMİYB) Kullanarak muhasebe hilesi yaptıkları olduğunu, buna göre, davalıların, dava dışı şirketin aktifinde yer alan 190 Devreden KDV tutarını yüksek gösterdiğini, mal varlığının olduğundan daha yüksek gösterilmesi suretiyle hiç var olmayan borçları varmış gibi gösterdiğini, davalıların bu yolu izlediğinin çok açık olduğunu, belirttikleri üzere ürün sunmayıp yalnız hizmet veren bir şirketin sürekli stok depolayarak ve bu stokları kullanmadan faaliyetlerine devam etmesine olanak olmadığını, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığı'na daha önce sunulan ve dava dosyasında da yer alan 02/05/2016 tarihli ek Bilirkişi Raporunda da bu durumun açıkça tespit edilerek ortaya konulduğunu, hatta müflis şirketin 31.12.2015 tarihli bilançosunda yer alan Diğer Dönen Varlıklar Kalemi altındaki Devreden KDV tutarının kesinlikle bir aktif varlık olarak dikkate alınmadığını, dava dışı borçlu şirketin yöneticilerinin gelir gider tablosunda ve bilançoda yaptıkları bu hileli ve gerçek dışı işlemlerin, şirketi ve alacaklılarını zarara uğrattığını, bilirkişiler ve mahkemenin bu hususu incelemeden davanın ispat edilemediğine kanaat getirdiğini, bilirkişiler tarafından gelir ve gider tablosu, bilançolar incelenseydi davalıların şirketin zararıyla sonuçlanan gerçek dışı hileli işlemlerinin açıkça tespit edilebileceklerini, T.C. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığı’na sunulan (iflas dosyası) 02/05/2016 tarihli ek Bilirkişi Raporunun 5. sayfasında Devreden KDV tutarıyla ilgili olarak yapılan açıklamada:“….Davacı şirketçe raporlanan aktifler içinde en büyük paya sahip bulunan 39.155.934,92.-TL tutarındaki Devreden KDV tutarı, her ne kadar önceki bilirkişi kurulu tarafından KDV beyannamesindeki tutar ile teyit edilmişse de şirketin mevcut faaliyet yapısı ve potansiyel performansı ile bu tutarın mahsup yoluyla kapanması çok uzun yıllara yayılacağından, bilançoda ...hesap sınıfına aktarılarak raporlanmasının, finansal raporlama ilkeleri gereğidir. Bu durumda ise, şirketin ilk borca batıklık tespitinin yapıldığı 10.11.2014 tarihi itibariyle pozitif gibi görünen Net Çalışma Sermayesi, negatife dönmekte ve Net Çalışma Sermayesi açığı heyetimizce yaklaşık 18 Milyon TL olarak hesaplanmaktadır” denildiğini, müflis şirketin, mevcut faaliyet yapısı ve potansiyel performansı itibarıyla böyle bir tutarın mahsup yoluyla tüketilmesinin imkansız olduğunu, belirtilen devreden kdv tutarının borçlu şirketin faaliyet yapısıyla ve iştigal alanında oluşmasının mümkün olmadığını, buna göre müflis şirketin 2011 yılında devreden kdv tutarının aslında hiç mevcut olmamasına rağmen 2012 yılından başlayarak 2013-2014 ve 2015 yıllarında çok hızlı ve büyük sıçramalarla artmış gibi gösterilerek muhasebe hilesi yapıldığını, böylelikle aktif tutarını fiktif olarak artırıp aynı zamanda gerçek olmayan borçları olduğunun beyan edildiğini, bu suretle davalılar tarafından şirketin ve alacaklılarının ..., ... ve ..... tarafından yönetim kurulu üyesi sıfatıyla zarara uğratıldığının ortaya konulduğunu, ne yerel mahkeme kararında ne de sayın bilirkişiler raporunda, burada belirtilen hususlara dair bir tek cümle değerlendirmeye dahi yer verilmediğini, Tüm davalıların, yıllara göre ayrıntılı şekilde tespit ederek yerel mahkemeye sundukları üzere müflis şirketin aktif tutarını yıllar boyunca sürekli şekilde gerçeğe aykırı olarak yüksek gösterdiğini, davalıların aynı zamanda bu tutara karşılık pasifte yer alan ve var olmayan borçlar ve uzun vadeli Ortaklara Borçlar ihdas ederek bu hesapları planlı bir şekilde yükselttiklerini, davalıların bu zarar verici, gerçek dışı ve hileli işlem ve uygulamaları dava dışı şirketin iflasının temel sebebi olduğunu, davalıların şahsi kusurlarıyla yol açtıkları zararlar olduğunu, davalılardan ... ve ...’ın Yönetim Kurulu üyesi ve şahsen sorumlu olduğu dönemlerde şirketin ana faaliyet konusu olan taşımacılık işlerinde kullanılan ve şirkete en büyük, en önemli Katma Değeri sağlayan varlıkları olan motorlu taşıtların üçüncü kişilere satıldığını, piyasa rayicine aykırı bu satışların, dava dışı şirketin faaliyetlerine devam etmesini imkansız hale soktuğunu ve mali dengesini bozup zarara sokarak iflasa sürüklediğini, davalıların, böylece şirketin faaliyetlerini gayrı resmi şekilde durdurduğunu, sermayesini usulsüz şekilde azalttığını, kişisel varlıklarına aktardıklarını, bilirkişi raporunda araç satışlarının incelenmediğini yerel Mahkeme kararında ele alınmadığını, bu satışlar ve yol açılan zarar incelenmeden davanın ispatının elbette mümkün olmadığını, bilirkişinin dava dosyasını alıp sunulan delil, iddialara ve savunmalara göre dava dışı şirketin iflasına yol açan eylem, işlem ve bunlarda davalıların kusurunun olup olmadığını inceleyip raporlamakla mükellef olduğunu, bu işin uzmanlık ve emek gerektiren bir iş olduğunu, inceleme yapmadan "dava ispat edilememiştir" şeklinde rapor yazmanın ise kolaya kaçmak olduğunu, mahkemenin de bu kolaya kaçmaya göz yumduğunu ve raporu kopyalayarak hüküm tesis ettiğini, oysa açıklandığı gibi iddialarının ve delillerinin somut olduğunu, raporda ve kararda yer aldığının aksine; dilekçelerinde davalıların, dava dışı şirketin tüm gayrimenkullerini ve motorlu taşıtlarını, yani önemli ölçüde öz sermayesi ve malvarlığının tamamının hileli şekilde, usulsüz biçimde, alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla, davalıların şahsi malvarlıklarına aktarılarak devrettiklerinin izah ve ispat edildiğini, bunun sonucunda; öncelikle satıştan elde edilen gelirlerin etkisi ile dava dışı şirketin özvarlıklarının artması veya borçlarının azalması gerekirken; tam tersine uzun vadeli yabancı kaynaklar içerisinde yer alan senetli borçları ve ortaklara borçlarının hızla arttığını, aynı zamanda şirket ilgili yılda satışlarından kaynaklı faaliyet zararına uğratıldığını, ... ve ...’ın Yönetim Kurulu üyesi olduğu dönemde bu durumun çok net bir şekilde görüldüğünü, bu hususun, iflas erteleme dava dosyasında bulunan 2011 ve 2012 yıllarına ait mali tablolardan açıkça görüldüğünü, yerel mahkemeden bilirkişilere bu hususları inceletmesi talep edildiğini, fakat ne yerel mahkemenin spesifik olarak böyle bir inceleme görevi tevdi ettiğini ne de bilirkişiler tarafından bu açıklamalarının dikkate alıp bu yönde bir inceleme yapıldığını, yani kararın eksik incelemeyle ve meselenin mahiyetinde tamamen hatalı bir şekilde değerlendirme yapılarak verildiğini,Dilekçelerinde çok açık bir şekilde; davalı ...’ın şirketin ortağı, yönetici ve/veya temsile yetkili kişi konumunda oldukları dönemde, dava dışı şirketin 2012 takvim yılında elinde bulunan stok miktarının 665.329,97.-TL olması ve şirketin aynı yıl içerisinde 7.538.334,32.-TL Devreden KDV tutarına ulaşmasının mali tablolara göre teknik olarak imkansız olduğuna işaret edildiğini, çünkü müflis şirketin ana faaliyet konusunun yurtiçi karayolları taşımacılığı yapmak ve buna aracılık etmek olduğunu, bunun sonucu olarak; yurtiçinde yapmış olduğu faaliyetlerin tamamı % 18 oranında KDV’ye tabi olduğunu, davalının ve şirketin beyanlarından da görüleceği üzere şirketin KDV’den istisna tutulan herhangi bir yurtdışı taşımacılığı bulunmadığını, müflis şirketin 2012 takvim yılında toplam 30.869.750,17.-TL tutarında yurtiçi hasılat gerçekleştirdiğini, hasılatın tamamının KDV’ye tabi olduğunu, bu hasılatına karşılık olarak satışlarının maliyetinin ise 32.451.147,17.-TL olarak beyan edildiğini, hizmet işletmesi olan ve satışlarının maliyetinin büyük kısmının KDV’ye tabi olmayan ücret giderlerinden oluşan bu müflis firmanın alımlarının tamamının KDV’ye tabi olduğu kabul edilse dahi, satışlarının sonucunda hesapladığı KDV tutarı ile satışlarının maliyetini oluşturan alımların sonucu indirilecek KDV tutarı başa baş geldiğini, müflis şirketin ilgili yılda satın almış olduğu ve stoklarında beyan ettiği diğer stoklarının miktarının ise 2.665.329,97.-TL olduğunu, tamamının % 18 KDV oranına tabi alımlar olduğu kabul edildiğinde bu stoklar için yüklendiği indirilecek KDV tutarı 479.760.-TL civarında hesaplanmadığını, buna karşın dava dışı şirketin iflasın ertelenmesi talepli dava dosyasında yer alan ve yukarıda liste halinde verilen devreden KDV tutarının ise 7.538.334,32.-TL olarak beyan edildiğini, borçlu şirketin hizmet işletmesi olmasına rağmen Muhasebe ve Vergi Tekniği açısından açıklanamayan 7 Milyon TL’nin üzerinde bir devren KDV’si oluştuğunu, bunların hileli, gerçek dışı işlemler olduğunu ve şahsi mesuliyetini gerektirdiğini, aynı dönem içerisinde Borç Senetlerinin tutarının bir önceki yıla oranla 5 kat arttığını ve 22.910.634,51.-TL’ye ulaştığını, şirketin senetsiz borçlarını gösteren satıcılar hesabının da bir önceki seneye göre 4.763.000.-TL civarında artış gösterdiğini, müflis şirketin, muhasebe ile vergi tekniği açısından açıklanamayan ve matematiksel olarak da mümkün olmayan bir şekilde devreden KDV tutarının sürekli artmış olduğunu, devreden KDV artışına paralel olarak yabancı kaynakları önceki yıllardaki aynı satış tutarlarını yakalamasına rağmen 5 kat daha artarak 22 Milyon TL civarına ulaşmış olduğunu, senetsiz borçlarının da yine bir önceki seneye göre yaklaşık iki kat artarak 4.763.000.-TL civarında artış gösterdiğini,Davalı ... ve ...'ın, 2011 ve 2012 yılı sonunda ortaklıktan ayrıldıklarını belirterek, zararın oluştuğu dönemde şirkete dair sorumluluklarının bulunmadığı savunmalarının yukarıda yer verilen tespit ve açıklamaların ışığında kabul edilebilir bir yanının olmadığını, dava dışı şirketin yasal olarak vermiş olduğu Beyanname ve Mizanlar üzerinden yapılan tespitlerin davalılara ait savunmaların gerçek dışı olduğunu gösterdiğini, ne var ki yerel mahkemenin bu hususların hiçbirini nazara almadığını, Davalı ...’ın yönetim kurulu üyesi olduğu dönemlere ilişkin olarak iflasın ertelenmesi istemli dava dosyasında yer alan mali verilerin davacı tarafça incelendiğini, buna göre yıllar itibariyle bilanço ve gelir tablosu verilerinin ve bunlar üzerindeki değişimlerin dikkat çekici olduğunu, müflis şirketin 2011, 2012, 2013 ve 2014 yıllarına ilişkin verilerine bakıldığında; şirketin 2013 takvim yılında elinde bulunan stok miktarı, bir önceki sene var olan 2.665.329,97.-TL’den 26.606.565,26.-TL’ye yükseldiğini, herhangi bir ürün değil sadece hizmet sunan müflis şirketin aynı yıl içerisinde 21.831.296,00.-TL devreden KDV tutarına ulaşmasının teknik olarak imkansız olduğunu, yapılan işlemlerin tamamının gerçek dışı ve hileli olduğunu, bu işlemleri yapan kişinin ... olduğunu, ...'ın bu hileli ve gerçek dışı işlemleriyle kendine çeşitli çıkarlar sağladığını, dava dışı şirketin zararına ve iflasına yol açtığını, pek tabi bilirkişi raporunda bu hususun da incelenmesinin mümkün olmadığını, aynı dönemde, müflis şirketin, 2013 takvim yılında toplam 52.248.806,18.-TL tutarında Yurtiçi hasılat gerçekleştirmiş olup bu hasılatın tamamının KDV’ye tabi olduğunu, bu hasılatına karşılık; Satışlarının Maliyeti 54.500.803,74.-TL olarak beyan edildiğini, bununla birlikte; ilgili yılda şirketin satın almış olduğu ve stoklarında beyan ettiği Diğer Stoklarının miktarının ise bir önceki seneye göre 10 kat artarak 26.606.565,26.-TL’ye ulaştığını, bu stok alımlarının tamamının % 18 KDV oranına tabi alımlar olduğu kabul edildiğinde dönem başı stok miktarı düşülerek bu stoklar için yüklendiği İndirilecek KDV tutarı 4.310.000,00.-TL civarında gerçekleşmesi gerektiğini, müflis şirketin, devreden KDV tutarı ise 21.831.296,00.-TL olarak beyan edildiğini, aynı dönemde, şirketin borç senetleri tutarının bir önceki yıla oranla 2 kat arttığını, 22.910.634,51.-TL’den 42.810.476,43.-TL’ye ulaştığını, senetsiz borçlarını gösteren satıcılar hesabının ise bir önceki seneye göre 9 Milyon TL civarında artış göstererek 18.390.233,26.-TL’ye ulaştığını, ticari hayatta çok fazla kullanılmayan uzun dönemli borç senetleri tutarı ise 13.043.247,59.-TL olarak beyan edildiğini, muhasebe ve vergi tekniği açısından bu artışın açıklanmasının olanaksız olduğunu, bu artışın sebebinin davalı ...'ın, hiç var olmayan alımlara ilişkin .... ile belgelendirilen KDV tutarları ile aktif tutarının değerlerini olduğundan farklı göstererek, borç tutarını hileli olarak arttırmış olması olduğunu, ... tarafından şirketin yabancı kaynakları önceki yıllara göre anlaşılamaz bir şekilde artırıldığını ve şirket aleyhine tamamı fiktif, yani aslında var olmayan borçlar ihdas edildiğini, Bu yabancı kaynaklar içerisinde en büyük artışa neden olanın ortaklara borçlar hesabındaki değişme olduğunu, şirketin, ortaklarına, tamamı gerçek dışı bir şekilde sürekli borçlandırılmış olduğunu, ortakların şirkete para vermeden sürekli para almış ve şirketin içini boşaltmış olduklarını, müflis .... AŞ. ünvanlı şirketin bir önceki sene var olan 26.606.565,26.-TL Diğer Stoklar kalemi 2014 takvim yılında tamamen sıfırlandığını, ancak buna rağmen aynı yıl içerisinde Devreden KDV tutarı 21.831.296,00.-TL’den yaklaşık 17 Milyon daha artarak 38.939.658,97.-TL tutarına ulaştığını, bir şirketin aktifinde KDV’ye tabi bir alıma bağlı artış olmadan; hatta bir önceki seneden bulunan 26 Milyon TL’lik stoku da satıldığı halde, devreden KDV tutarında bu denli bir artış olması ve devreden KDV tutarlarının bu rakamlara ulaşması işlemlerin tamamının gerçek dışı, sahte ve hileli olduğunu göstereceğini, müflis şirketin daha önceki yıllarda olduğu gibi, 2014 yılında KDV’den istisna tutulan herhangi bir yurtdışı taşımacılığı da bulunmamasına karşın tamamı gerçek dışı yabancı borçlar yaratıltığını, pek tabi bu husus dahi incelenmemiş ama davanın her nasılsa ispat edilememiş sayıldığını, Müflis şirketin 2014 yılında senetsiz alacakları önceki yıllarda hiç olmadığı kadar arttığını ve 15 Milyon TL seviyelerine ulaştığını, ancak bir sonraki sene bu rakamın 2.832.600,76.-TL’ye düştüğünü, yani, alacaklarının büyük bir kısmı ise şüpheli hale gelerek tahsilinin imkansız hale geldiğini, aktif tutarı bu şekilde düşürüldüğünü ve şirkete zarar yazıldığını, aslında hiç olmayan alacaklar önce senetsiz alacak olarak yazıldığını, sonra tahsili mümkün olmayan alacak haline getirilip vergiden bir kısmı düşülmüş, geri kalanı şirket zararına dönüştürüldüğünü, bu işlemleri yapanların şahsi sorumluluğu olduğunu, davalıların kullandıkları bu yöntemi alışkanlık haline getirmesinin sonucu olarak müflis şirketin, aynı dönem içerisinde senetsiz borçlarını gösteren Satıcılar Hesabının da bir önceki seneye göre 11 Milyon TL civarında artış göstererek 18.390.233,26.-TL’ye ulaştığını, yani sürekli sahte senetsiz borç yaratılmış, sonra tahsili mümkün değil denilerek zarara dönüştürülmüş olduğunu, davalıların her sene bu kadar yüksek miktarda senetsiz borç yaratması ve sene sonu zarar yazmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını, bu uygulama neredeyse her sene yapılmış, her sene müflis şirket 15-20 Milyon TL zarara uğratılmış olduğunu, müflis şirketin aktif kalemleri içerisinde yer alan devreden KDV tutarı her sene gerçeğe aykırı şekilde arttırıldığını, buna bağlı olarak Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar içerisinde en büyük kalemi oluşturan ve kesinlikle gerçek olmadığı çok açık olan ortaklara borçlar hesabının 26.623.001,45.-TL tutarına ulaştığını, açıkçası ne KDV oranı ne de borç hesabındaki rakamların gerçek olmadığını, tamamının hileli ve gerçek dışı olduğunu, bu durumun şirketi zarara soktuğunu, ortaklarını ise haksız kazanca boğduğunu, davalıların, sistematik muhasebe hileleriyle, şirketin ve alacaklılarının, davalılar lehine zarara uğratılmasını planlı bir şekilde uyguladığını, yapılması gerekenin basit bir defter, mizan, finansal rapor, bilanço ve beyanname incelemesi olduğunu, ancak bu incelemenin maalesef hiç yapılamadığını, eksik incelemeyle hatalı bir karar verildiğini, Müflis şirketin 2014 yılı 120 alıcılar hesabı muavin dökümlerinden ...Şti.’ne ticari teamüllere aykırı olarak satışlar gerçekleştirdiğinin görüldüğünü, buna dair belgelerin dosyaya ek-9- 2014 yılına ait 120 alıcılar hesabı muavin dökümleri olarak sunulduğunu, ...aklık yapısını değiştiren bir şirket olduğunu, davalı ... bu... şirketine 28/12/2001 yılında %52 oranında ortak olduğunu, bir süre sonra şirketin % 100 hissesine sahip olduğunu, daha sonra % 1’lik hissesini kızı olan diğer davalı, ....’a devretmiş olduğunu, en son tekrar % 100 hissesini devraldığını, ...'ın ... şirketinin tek ortağı olarak aynı zamanda Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu, ... Lojistik, müflis şirketin alacaklı çek listesinde sürekli alacaklı olarak görüldüğünü, davalı ...'ın davalı kızı ile ortak ve yöneticisi olduğu ... şirketine, müflis şirketten sürekli gerçek dışı, hileli işlemlerle alacaklar yaratıldığını, böylece .... kazanmış, müflis şirket ise sürekli zarara uğratılarak nihayet battığını, müflis şirket aleyhine - ... lehine ... ve kızı diğer davalı bırcu yıldıran tarafından tesis edilen gerçek dışı çek alacaklarının taraflarınca tespit edildiğini, bu çeklerin hiçbirinin gerçek bir ticari ilişkiye, temel borç ilişkisine dayanmadığını, yalnız müflis şirketten - .... lehine hileli olarak varlık transfer etme amacıyla yapılan bu gerçek dışı alacak yaratma işlemlerinin tamamının, Müflisi ve alacaklılarını büyük zarara uğrattığını, detayına bakıldığında, müflis şirketin 391 Hesaplanan KDV Muavin defter dökümleri ile 120 Alıcılar Muavin kayıtları incelendiğinde ...ye 2014 takvim yılında 44 Milyon TL satış yaptığının görüleceğini, burada hileli işlemler bütünü olduğunu, müflis şirketin müvekkilinden 7 TL’ye aldığı akaryakıtı, şirketin işlerinde kullanılmak yerine, ... ve ....’ın ortak şirketi olan ... şirketine 3-4 TL’den sattığını, .... tarafından ise 6-7 TL aralığından başkalarına satıldığını, ... ve ....’ın şahsi hesaplarına aktarıldığını, müflis şirkete ise "7-4 satış 3 TL senetsiz alacak tahsil edilemedi" denildiğini, kademeli zarar yazıldığını, davalıların şahsi kusurlarıyla yol açtıkları zararı ispat etmek için açıklanan tüm bu meşru olmayan işlemlerden bir tanesinin bile bilirkişi veya mahkeme tarafından incelenmediğini, 2014 takvim yılında da toplam satış miktarının 53.370.900,7.-TL olduğunu, sadece ortakları aynı olan bu firmaya yaklaşık 44 Milyon TL satış yaptığını, 2,3 Milyon TL faaliyet zararı gerçekleştirildiğini, dilekçenin önceki bölümlerinde görüleceği üzere ortakları aynı olan firmalara satış yapmış olması ve bu satışlarından dolayı da ciddi bir şekilde zarar etmesi aynı zamanda borç tutarlarının devreden KDV tutarına paralel olarak artış gösterdiğini, işlemlere hile ve fesat karıştırıldığının apaçık ortaya koyulduğunu, müflis şirketin içinin boşaltılmasında kullanılan .... Şti.’nin bir dönem kadar ortağı olan davalı ...’ın kızı davalı ...'ın hisselerini daha sonra diğer davalı ...’a devrettiğini, bu dönemlerin tamamında davalı ...’ın her iki şirketin de avukatı sıfatıyla çalıştığının tespit edildiğini, bu tespitin dayanağının iflasın ertelenmesi dosyasına mübrez icra takiplerine dair ödeme emirleri olduğunu, davalı ...'ın ise aynı anda hem ....'nin hem de dava dışı borçlu şirketin yönetiminde yer aldığını, böylece menfaat çatışmasını müflis şirket aleyhine yöneterek şirkete ve alacaklılarına zarar vermeye devam edildiğini, Yapılan tüm tespitlerden görüleceği üzere, müflis şirketin iflas erteleme başvurusu yaptığı tarihten hem önce hem de sonra; şirketin faaliyetinin tamamına yakınını yukarıda ortaklık yapısı ve satış miktarlarına yer verdikleri davalıların ortağı ve yöneticisi oldukları diğer şirketlerle yapıldığını, şaşırtıcı olmayan şekilde tüm bu satışların sonucunda dava dışı borçlu şirket sürekli zarar ederken davalıların ortak veya yöneticisi olduğu şirketlerin ise sürekli kar ettiğini, ne var ki bu işlemlerin bir tanesinin bile incelenmediğini, davalıların toplu ve organize şekilde, müflis şirket adına, müvekkilinden aldıkları akaryakıtı, müflis şirket zararına, piyasa fiyatının altında sahibi oldukları diğer şirketlere sattığını, müflis şirketi zarara uğrattığını, davalıların aynı işlemle sahibi oldukları mezkur şirketleri alırken ve satarken iki defa kar ettirdiğini ve bu karları da dava dışı şirkete ödeme yapmayarak bir bütün halinde kendi şahsi varlıklarına eklediklerini, müflis şirketin öz sermayesi ve varlıklarının da elden çıkartıldığı için alacaklıların alacaklarını talep ve tahsil yolunun da kapatıldığını, bunların tamamının davalıların, planlı, şahsi kast ve kusura dayalı, dolanlı ve zarar verici işlemleri olduğunu, davalıların, müflis şirket adına müvekkilinden satın aldıkları, bedellerini ödemedikleri akaryakıtları dava dışı şirketin müvekkilinden aldığı fiyattan daha düşük bir fiyata kendilerine ait olan diğer şirketlerine sattığını, bu haliyle de borcun mevcudu ile alacağından ziyade olduğunu bildiği halde, ehemmiyetli kıymeti haiz ticari mallarını yahut fabrikasının mahsullerini, hem satış gününün piyasasından hem de mal olduğu veya satın alındığı kıymetten pek aşağı bir fiyatla satmak suretiyle mevcudunu israf ettiklerini, bu durumun müflis şirket yöneticilerinin, hem muhasebe hilesi yoluyla, hem de satışları özellikle ilişkili kişilere piyasa fiyatının çok altında yapmak suretiyle şirket mallarını kaçırarak şirketi hile ile iflasa sürüklediğinin çok açık göstergesi olduğunu, fakat tüm bu detaylı tespitlere rağmen her nasılsa bilirkişi raporu ve onu kopyalayan mahkeme kararının davalıların şahsi kusurlarıyla zarara yol açtıklarının ispat edilemediği görüşünde olduğunu, çünkü esasen ne mahkeme ne de bilirkişi heyetinin gerçek bir inceleme yaptığını, Yerel mahkeme kararında delillerin toplandığını ve incelendiği yazıldığını, ancak aşağıdaki delillerin bir kısmının toplanmadığını, tamamının ise katiyetle incelenmediğini, "Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen 2014/1151 Esas numaralı dosya için verilmiş olan 05/08/2015 tarihli Bilirkişi Raporu, Ulaştırma Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne 04/04/2013 tarihinde verilmiş olan 2012 Takvim yılına ait Kurumlar Vergisi Beyannamesi. Marmara Kurumlar Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne 03/04/2014 tarihinde verilmiş olan 2013 takvim yılına ait Kurumlar Vergisi Beyannamesi, Marmara Kurumlar Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne 10/04/2015 tarihinde verilmiş olan 2014 takvim yılına ait Kurumlar Vergisi Beyannamesi, Uluçınar Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne 0/04/2016 tarihinde verilmiş olan 2015 takvim yılına ait Kurumlar Vergisi Beyannamesi, 01.01.2014 - 10.11.2014 dönemini kapsayan ve 27/11/2014 tarihinde çıkarılan Genel Mizan, 01.01.2015 - 31.03.2015 dönenini kapsayan ve 28/04/2015 tarihinde çıkarılan Genel Mizan, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen 2014/1151 Esas numaralı dosya için verilmiş olan 02/05/2016 tarihli Ek Bilirkişi Raporu, 01.11.2014 - 10.11.2014 tarihleri arası 120 Alıcılar Hesabı Muavini, Alıcılar Hesabı Muavini, Davalıların kurucu ve ortağı olduğu diğer şirketlerin sicil kayıtları, bu şirketlerle müflis şirket arasındaki fatura ve ödemeler, Müflis şirketin davalılara borçlu göründüğü kayıtların ödeme işlemleri ve dayandıkları belgeler – sözleşmeler", açıklanan tüm bu belgelerle Mahkemece resen gözetilerek hususların muvacehesinde Yerel Mahkeme ve Bilirkişi Heyeti'nin eksik incelemesiyle tesis edilen hatalı kararın istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını isteme zaruretinin hasıl olduğunu,İleri sürerek; yukarıda arz ile izah edilen ve dairemizce re'sen nazara alınacak nedenlerle; ilk derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararının kaldırılmasına; davanın kabul edilmesine; davalıların şahsi malvarlığına dava konusu alacak miktarı kadar olmak üzere ihtiyati tedbir kararı verilerek tasarruf yasağı konulmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretlerinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, 6102 sayılı TTK'nın 553 ve devamı maddeleri uyarınca uyarınca şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkin, mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacı yan 02/02/2016 tarihli dava dilekçesi ile; dava dışı ... A.Ş. ile uzun süreden beri ticari iş ilişkisi içinde olduğunu, davalıların yöneticisi oldukları dava dışı şirketten, güncel olarak 94.748.44,38-TL alacaklı durumda bulunduğunu, bu alacağın tamamının muaccel olduğunu, alacağın ödenmesi için dava dışı şirkete keşide edilen Beyoğlu .... Noterliğinin .... yevmiye numaralı ve 25/06/2015 tarihli ihtarnamesine rağmen davacıya ödeme yapılmadığını, ancak dava dışı şirketin Beşiktaş .... Noterliğinin .... yevmiye numaralı ve 02/07/2015 tarihli cevabi ihtarında, davalı ile varılan sözlü mutabakata istinaden ödeme yapılmasının söz konusu olmadığını iddia ettiğini, böylece borcun kabul edildiğini ve ödeme yapılmayacağının olmayan bir mutabakata dayanılarak açıkça beyan edildiğini, bu süreçte dava dışı şirket tarafından Bakırköy 1 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1151 esas sayılı dosyası nezdinde iflas erteleme başvurusunda bulunulduğundan, mahkemece yapılan ilanlar sayesinde haberdar olunduğunu ve davaya müdahil olunduğunu, davanın halen derdest olduğunu, iflas erteleme yargılamasında alınan bilirkişi raporları ve düzenlenen kayyım raporlarından şirketin borca batık olduğunun tespit edildiğini, yine bu raporlar kapsamından dava dışı şirketin belli dönemlerde yöneticisi olan davalıların şirketi kötü yönettiklerinin ve hileli işlemlerle hem şirketi hem de alacaklıları zarara uğrattıklarının anlaşıldığını ileri sürerek, şimdilik 10.000,00-TL'nin TTK'nun 553 maddesi uyarınca davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Mahkemece yargılama devam ederken Bakırköy 1 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1151 esas, 2016/619 karar sayılı ve 14/07/2016 tarihli ilamı ile; koşulları oluşmayan iflas erteleme talebinin reddine, borca batık olduğu anlaşılan iyileştirme projesi ciddi ve inandırıcı bulunmayan dava sırasında merkez adresini değiştiren Gebze Ticaret Sicil Müdürlüğün'ün ...sicil numarasında, .... Gebze /Kocaeli adresinde kayıtlı bulunan davacı ... Şirketi'nin iflâsına, iflasın 14/07/2016 günü saat 11:04 itibariyle açılmasına karar verildiği, iflas kararının 09/08/2016 tarihinde kesinleştiği, iflas tasfiyesinin iflas idaresince yürütüldüğü, davacı alacağının 106.692.312,72-TL olarak sıra cetvelinin 38 inci sırasına kaydedildiği, herhangi bir ödeme yapılmadığı anlaşılmıştır. Eldeki davada davacı, dava dışı borçlu şirketten alacaklı olduğunu, davalı şirket yöneticilerinin hileli muhasebe işlemleri, şirketin ortaklara gerçek dışı borçlandırılması, şirketin taşınır taşınmaz malvarlıklarının rayiç değeri altında elden çıkartılması, şirkete satılan akaryakıtın, davalı yöneticilerin ortağı olduğu şirketlere daha ucuza satılıp, bu şirketler tarafından da üçüncü kişilere daha yüksek fiyata satılması, davalıların ortağı oldukları diğer şirketlerle fiktik ticari ilişkilere sokularak şirketin hileli kambiyo borçları altına sokulması, şirketin için boşaltılması suretiyle şirketi ve alacaklıları zarara uğrattıklarını, böylece davacı alacağının da tahsil edilemez hale geldiğini ileri sürmüş olup, alacağının tahsil edilememesi nedeniyle uğradığı zararın tespitini ve bu zararın davalılardan tahsilini talep etmektedir. Dava konusu zarar dava dışı şirket yönünden doğrudan, davacı yönünden ise dolaylı zarar niteliğinde olup, böyle bir zararın ancak şirkete verilmesi istemiyle dava açabilir (bkz Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2022/7508 esas, 2024/3871 karar sayılı; 2017/786 esas, 2018/6284 karar sayılı ilamları). 6102 Sayılı TTK'nın 556. maddesinde; zarar gören şirketin iflası halinde yöneticiler aleyhine sorumluluk davası açma ve yürütme yetkisinin öncelikle iflas idaresine ait olduğu, iflas idaresinin bu davayı açmak veya yürütmek istememesi halinde şirket alacaklılarının ve ortaklarının dava açıp yürütebilecekleri hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme ile şirketin iflas halinde olmaması durumunda dolaylı zarara istinaden dava açma hakkı yalnızca şirket ortaklarına tanınmış, bir başka ifadeyle iflas hali dışında alacaklıların dolaylı zarar nedeniyle yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dayalı tazminat davası açamayacakları öngörülmüştür. Somut olayda dava dilekçesinin netice-i talep kısmında davacı yanın; davalıların, yönetim kurulu üyesi, müdür ve/veya hissedar sıfatıyla yer aldıkları ... A.Ş.'nin, alacaklı sıfatıyla davacıya ve diğer şirketlere verdikleri zararın ve bu zarar miktarının tespitine; fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik davalıların, zarara uğratma ve/veya zararın önüne geçmeme şeklindeki eylemleri nedeniyle dava dışı şirketin malvarlığında meydana gelen zarar/azalma/pasifin artması/aktifin azalması ve benzeri şeklindeki eylemleri nedeniyle davacı şirketin uğradığı zararın tazmini için davalıların şahsen, müştereken ve müteselsilen 10.000,00-TL ödemelerine karar verilmesi talep edilmiş olup, zararın şirkete mi davacıya mı ödenmesinin talep edildiği dilekçeden anlaşılamamaktadır.Mahkemece HMK'nun 31, 119/1-ğ ve 119/2 maddeleri uyarınca netice-i talebini somutlaştırması için davacı yana ihtaratlı kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içerisinde davacı yan netice-i talebini somutlaştırmak kaydıyla, davacının dava tarihi itibariyle dava açma hakkı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, bulunduğunun anlaşılması halinde bu kez yargılama sırasında iflas ettiği anlaşılan dava dışı müflis şirketin doğrudan ve dolaylı zararları için tazminat davası açma yetkisinin öncelikle iflas idaresine ait olduğunu, ancak iflas idaresince dava açılmaması veya şirkete ait istemlerin İİK'nun 245 maddesine göre iflas idaresince ortaklara veya alacaklılara devredilmesi halinde ortakların veya alacaklının dolaylı zararın tespiti ve şirkete ödenmesini talep edebileceğini öngören TTK'nun 556 maddesi koşullarının mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, özel dava şartı niteliğindeki bu hususlar gözden kaçırılarak esasa girilmesi isabetsiz olmuş, kamu düzenine ilişkin bu husus dairemizce re'sen nazara alınmıştır. Sonuç itibariyle; davacı yanın istinaf başvurusunun usulen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda mahkemesine iadesine, sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun USULEN KABULÜ ile; Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/06/2021 tarih ve 2016/92 Esas - 2021/639 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/10/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.