T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/223 Esas
KARAR NO: 2024/1044 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2020/684 Esas - 2021/1023 Karar
TARİHİ: 10/11/2021
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 10/06/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin davalı ile arasındaki ticari ilişki neticesinde doğan 770.976,26 TL alacağın tahsili için öncelikle Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/195 D. İş sayılı dosyası ile ihtiyati haciz başvurusu yapıldığını, başvuru neticesinde karşı tarafın ihtiyati hacze yaptığı haksız itirazın reddine karar verildiğini, Küçükçekmece .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı neticesinde takibin durduğunu, müvekkili ile borçlu şirket arasındaki ticari ilişki neticesinde 07.08.2017, 19.02.2018, 15.03.2018, 27.04.2018, 28.05.2018 24.10.2018, 31.10.2018, 05.12.2018, 25.12.2018, 22.01.2019, 07.02.2019, 29.02.2019 ve 21.03.2019 tarihli cari hesap mutabakat mektupları ile alacaklı olduklarının sabit olduğunu, dava dilekçesi ekinde sundukları cari hesap ekstresinde de görüleceği üzere borçlu şirket tarafından 29.08.2019 tarihinde borç bakiyesine mahsuben bir miktar ödeme yapıldığını ancak 770.976,26 TL borç bakiyesinin ise ödenmediğini beyanla davalının 770.976,26 TL ve ferileri için haksız ve mesnetsiz itirazlarının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacının takibe konu borcun kaynağını, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı cari hesap borcunun oluşturduğunu, bu borç miktarı ile ilgili taraflar arasında mutabakat bulunduğunu iddia ettiğini, takibe konu cari hesap bakiyesine ilişkin bir mutabakat bulunmadığını, davacı yanca icra takibine dayanak cari hesapta belirtilen faturalardan bir kısmının mal alımına ilişkin olmayıp davacı yanca taraflar arasında süre gelen ticari ilişkiye aykırı şekilde kur farkı, vade farkı adı altında düzenlenen ve müvekkilince itiraz edilip davacı yana iade edilen faturalardan kaynaklandığını, mal alış satış faturalarının bazılarında, ürün bedellerinin taraflar arasında kararlaştırılan birim fiyatlarından yüksek şekilde yansıtılmak sureti ile yanlış şekilde düzenlenmesi sebebi ile oluşan müvekkilinin takas mahsup haklarının bulunması sebebi ile taraflar arasında mutabakat sağlanamadığını, cari hesap bakiyesi taraflar arasında kat edilmediğinden takip tarihi itibari ile muaccel olmadığını, müvekkili ile aynı gruba bağlı ... A.Ş. adı altında iplik üretim faaliyeti yapan bir şirket olduğunu, müvekkili şirketin ihtiyaçları üzerine davacı yana kumaş siparişi verdiğini, davacı yanın üreteceği kumaş için söz konusu ... Şirketi'nden iplik aldığını, söz konusu ipliklerden kumaş üreterek bu kumaşları müvekkiline fatura ettiğini, taraflar arasında oluşan bu üçlü ticari ilişkide cari hesap ile takip edilen borç alacak ilişkisinin takas mahsup şeklinde yürütüldüğünü, davacı yanın müvekkiline sattığı kumaşın ham maddesi olan ipliği aldığı dava dışı ... olan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu sebeple müvekkili şirket ile davacı yan arasında ki takas mahsup ilişkisinin gerçekleşmediğini beyanla davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 10/11/2021 tarih ve 2020/684 Esas - 2021/1023 Karar sayılı kararında; "Dava; cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olup, uyuşmazlık taraflar arsındaki ticari ilişkisi kapsamında davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarının ne kadar olduğu hususlarındandır.Dosya kapsamı ve toplanan deliller hep birlikte değerlendirilmiştir. Davacı taraf, davalı ile aralarında kumaş satışı yapılması şeklinde ticari ilişki kurulduğunu, ticari ilişki neticesinde 07.08.2017, 19.02.2018, 15.03.2018, 27.04.2018, 28.05.2018 24.10.2018, 31.10.2018, 05.12.2018, 25.12.2018, 22.01.2019, 07.02.2019, 29.02.2019 ve 21.03.2019 tarihli cari hesap mutabakat mektupları ile alacaklı olduğunu ileri sürmekte, davalı taraf ise, cari hesapta belirtilen faturalardan bir kısmının mal alımına ilişkin olmayıp davacı yanca taraflar arasında süre gelen ticari ilişkiye aykırı şekilde kur farkı, vade farkı adı altında düzenlendiğini, taraflarınca icra takibinde itiraz edilen ve davacı yana iade edilen faturalardan kaynaklandığını, mal alış satış faturalarının bazılarında, ürün bedellerinin taraflar arasında kararlaştırılan birim fiyatlarından yüksek şekilde yansıtılmak sureti ile yanlış şekilde düzenlenmesi ile oluşan takas mahsup haklarının bulunması sebebi ile taraflar arasında mutabakat sağlanamadığını, cari hesap bakiyesi taraflar arasında kat edilmediğinden, takip tarihi itibari ile muaccel olmadığını, şirketin ihtiyaçları üzerine davacı yana kumaş siparişi verdiğini davacı yanın üreteceği kumaş için dava dışı ... Firmasından iplik aldığını, söz konusu ipliklerden kumaş üreterek bu kumaşları fatura ettiğini, taraflar arasında oluşan bu üçlü ticari ilişkide cari hesap ile takip edilen borç alacak ilişkisinin takas mahsup şeklinde yürütüldüğünü, davacı yanın sattığı kumaşın ham maddesi olan ipliği aldığı dava dışı ...'e olan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu sebeple davacı yan ile aralarındaki takas mahsup ilişkisinin gerçekleşmediğini savunmaktadır.Taraflar ticari defter ve kayıtlarını bilirkişi incelemesine sunmuştur. Tarafların Ba-Bs formları dosya kapsamına celbedilmiş, yapılan incelemede, davacı ticari defterlerinde icra takip tarihinde davacının davalıdan 812.393,65 TL alacaklı gözüktüğü, icra takibine ise 770.976,26 TL'nin konu edildiği, davacının taleplerinin içerisinde kur farkı talebi de olduğu, kur farkları haricinde davacının TL olarak davalıdan olan alacağının ise 618.662,72 TL olduğu, davalı ticari defterlerinde icra takip tarihinde davalının davacıya 618.662,68 TL borçlu olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda 618.662,72 TL borç/alacak hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Davacının kur farkı talebi yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir. Davacı mal alım/satımını döviz üzerinden EURO olarak gerçekleştirdiği iddiası ile, davalıdan alınan TL çeklere, çeklerin alış tarihi ile vade tarihleri arasındaki farktan kaynaklı kur farkı talebi etmiştir. Bilirkişi raporunda; davacının icra takibinde alacağını döviz cinsinden talep etmediği, bir diğer ifade ile davacı bakiye dövizli alacağını fiili ödeme günündeki kurdan talep etmediği, bu nedenle yapılacak değerlendirmelerde davacının davalıya düzenlediği ve icra takibine konu ettiği/talep ettiği, davalıdan alınan TL çeklerin alım ve vade tarihleri arasındaki kur farkından kaynaklı alacak talebi inceleneceği, keza belirtmek gerekirse; davacının davalıya ait işlemleri döviz olarak takip ettiği dövizli cari hesaplardaki TL ve TL'nin döviz karşılıkları uyumlu olmadığı, örnek vermek gerekirse; davacının dövizli hesap başlangıcı olarak aldığı 30.11.2018 tarihinde TL alacağı o günkü kurdan EURO'ya çevrildiğinde örtüşmemekte, yine davalıdan alınan 2.415.880,00 TL'lik çekin döviz karşılığı dövizli alacaktan hiç düşülmemiş gözüktüğü, davacı da bu karmaşıklığı bildiği için, kur farkı olarak sadece TL çeklerin alım ve vade tarihi arasındaki kur farkını talep ettiği, davacının davalıya düzenlediği faturalarda, malın birim fiyatı EURO olarak belirtildiği, VUK hükümleri gereği ise faturalarır TL olarak düzenlendiği, faturaların üzerinde fatura bedelinin vadesinde döviz cinsinden ödeneceğine ilişkin herhangi bir şerh görülmediği, yine dosya münderecatında yanların dövizli olarak EURO bazında çalışacağı, bir diğer ifade ile kur farklı olarak çalışacağı yönünde yazılı bir sözleşme görülmediği, hal böyle olmakla birlikte; davacı yan ticari ilişki içerisinde 2018 ve 2019 yıllarında davalıdan TL olarak muhtelif çekler aldığı, bu çekler ilgili yıllarda tahsil edilmesine rağmen 10.07.2020 tarihine kadar davacı tarafından davalıya kesilen “TL ve vade tarihleri arasındaki farktan kaynaklı” bir kur farkı faturası bulunmadığı, bir diğer ifade ile yanlar arasında kur farkı faturası kesilmesi veya kur farkı istenmesi konusunda oluşmuş bir ticari teamül bulunmadığı, hal böyle olup da yanlar arasında kur farklı çalışılması teamül haline gelmemiş olmakla birlikte; davacının talebi TL olarak aldığı çeklerin, alım tarihi ile vade tarihleri arasındaki farktan kaynaklı kur farkı talebi olduğu, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, yanlar kur farklı olarak çalışsalar dahi, yanlar arasında TL olarak alınan çeklerin vadelerinde dövize çevrileceği ve buna göre kur farkı hesaplanacağı konusunda yazılı bir sözleşme bulunmadığı hallerde, TL çeklerin alım tarihi ile vade tarihleri arasında kur farkı talep edilemeyeceği kanaati bildirilmiştir. Esasen davacının düzenlediği faturalar EURO cinsinden olmakla, akdi ilişkinin yabancı para cinsinden olduğu ve faturaların mevzuat gereği TL cinsinden düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davalının TL cinsinden yaptığı ödemelerin ödeme tarihindeki kur dikkate alınarak yabancı paraya çevrilmesi ve fatura tarihindeki yabancı para ile arada bir fark meydana gelmesi halinde bunun kur farkı olarak davacıya ödenmesi gerekmekte olup davacının kur farkı talep edebilmesi için vade farkı talebinde olduğu gibi ticari teamül bulunmasına gerek bulunmamakta ise de; yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, yanlar kur farklı olarak çalışsalar dahi, yanlar arasında TL olarak alınan çeklerin vadelerinde dövize çevrileceği ve buna göre kur farkı hesaplanacağı konusunda yazılı bir sözleşme bulunmadığı hallerde, TL çeklerin alım tarihi ile vade tarihleri arasında kur farkı talep edilemeyeceği kabul edilmektedir. Bilirkişi raporunda kur farkına ilişkin değerlendirmede bu yönüyle yerinde olup, davacının bu nedenle kur farkı talep edemeyeceği anlaşılmakla, , davacının icra takip tarihinde davalıdan TL olarak 618.662,72 TL alacaklı olduğu sonucuna varılmış, davacının davasını 770.976,26 TL asıl alacak üzerinden harçlandırarak açtığı, davanın 618.662,72 TL yönünden ispatlandığı anlaşılmakla, bu miktar üzerinden davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, kabul edilen alacak miktarı faturaya dayalı olup likit olduğundan davacı lehine icra inkar tazminatı verilmesine ilişkin aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile, "Davanın kısmen kabulü ile Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında yapılan icra takibine davalının vaki itirazının 618.662,72 TL asıl alacak yönünden iptaline, takibin bu miktar asıl alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, Asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına," karar verilmiş ve verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; taraflar arasında kumaş satımına dayalı bir ticari ilişki bulunduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki neticesinde 07.08.2017, 19.02.2018, 15.03.2018, 27.04.2018, 28.05.2018, 24.10.2018, 31.10.2018, 05.12.2018, 25.12.2018, 22.01.2019, 07.02.2019, 29.02.2019 ve 21.03.2019 tarihli cari hesap mutabakat mektuplarından da görüleceği üzere müvekkilinin işbu ticari ilişkide alacaklı konumunda olduğunu, bilirkişi raporunda her ne kadar taraflar arasında dövize endeksli faturalama yapılması hususunda bir sözleşme bulunmadığı ve ödemelerin Türk Lirası üzerinden yapıldığı gibi hukuki dayanaktan yoksun ve eksik incelemeye dayalı rapor hükme esas alınmışsa da işbu tespitlerin kabulünün mümkün olmadığını, taraflar arasında ticari ilişki mevcut olup bu kapsamda düzenlenen faturaların Türk Lirası üzerinden düzenlenmiş olmasının ise sadece Vergi Usul Kanunu nezdinde işbu hususa ilişkin zorunluluk bulunmasından kaynaklı olduğunu, faturalardaki söz konusu miktarlardan anlaşılacağı üzere tarafların döviz kuru üzerinden söz konusu ticari faaliyetlerini sürdüreceklerini, asıl alacağın ihtilafsız olduğundan bahisle net bir şekilde kabul ettiklerini, müvekkilinin alacaklı olduğunun gerek Mahkemece, gerekse karşı tarafın ticari defterleri ile anlaşılmış olup sübuta erdiğini, bu konuda taraflar arasında ihtilaf olmayıp, ticaretin döviz endeksli yapıldığının izah edildiğini, müvekkilinin ticari defterleri ve kesmiş olduğu cari hesap mutabakat mektuplarından ve faturalardan da bu durumun anlaşıldığını, hal böyleyken asıl alacak döviz endeksli olduğundan kur farkına ilişkin kesilen faturanın bundan bağımsız değerlendirilmesinin yasalara aykırı olduğunu; Davalının asıl ticari ilişkilere ilişkin kesilen faturalara itirazının olmaması ve asıl alacağa bağlı faturaların ticari defterlerine işlendiği sübuta erdiğinden ve ticari ilişkinin de döviz endeksli olduğundan bahisle bu alacakların birbirinden bağımsız olarak düşünülmesinin hukuka aykırı olduğunu, burada yapılması gereken tek incelemenin, davalı tarafın borcun doğumuna sebep olan asıl faturaları kabul edip etmediği ve bu faturaları ticari defterlerine işleyip işlemediği olduğunu, zira mal alışverişine ilişkin faturalar dövize endeksli olduğundan ve üzerinde kur farkına ilişkin birim fiyatının döviz endeksli olmasından dolayı, söz konusu faturaların kabul edilmesinin zaten kur farkı alacağının da doğacağının kabulü demek olduğunu, bu faturaların davalı tarafça kabul edildiğini ve yapılan bilirkişi incelemesinde de bu hususun tespit edildiğini;Taraflar arasındaki ticari ilişkinin yabancı para ile gerçekleştirildiği cari hesap mutabakat mektupları, fatura ve taraf defterlerinin içeriğinden anlaşılmakta olup taraflar arasında bu konuda uyuşmazlık olmadığını, somut olayda işin niteliği gereği yazılı sözleşme yapılması geçerlilik koşulu olmayıp Yerel Mahkemece kur farkına ilişkin olarak ticari teamülün eksik olarak araştırıldığını, kumaş alım satımına ilişkin olarak ticari alışverişlerin döviz endeksli olup olmadığı noktasında ilgili ticaret odasına müzekkere dahi yazılmadığını, kumaş ticaretinin döviz kuruna bağlı olup olmadığı yönünde ticari teamülün mevcudiyetinin olup olmadığı konusunda görüş bildirilmesi istenmeden salt rapora göre hüküm kurulduğunu, taraflar arasında bulunan kumaş satımında kur farkı düzenlenmesinin ve ticaretin dövize endeksli olmasının ticari teamül gereği olduğunu;Kumaş sektörünün ticari teamül olarak dövize endeksli olan iplik hammaddesinden üretildiğini, iplik ve kumaş sektörünün dövize endeksli olarak işletilip, yürütülmesinin sektördeki ticari teamül gereği olduğunu, iplik ve kumaşlar piyasada ham madde olarak kullanılmakta olup ağırlıklı olarak ithal edildiğini, bunların uluslararası piyasada fiyatlarının ise dövize endeksli olarak belirlendiğini, iplik ve kumaş alanında faaliyet gösteren şirketler bakımından finansal raporlarındaki ölçüm kalemlerinin dövize endeksli olarak belirlendiğini, tacir sıfatına bağlı sonuçlardan birinin tacirlerin basiretli davranma zorunluluğu olduğunu, ticari teamül haline gelen kur farkı sözleşmesinin davalı tarafça inkar edilemeyeceğini, TTK md 2 'de belirtildiği üzere taraflar arasında kumaş alım satım ticareti yapılması ve kumaş ticaretinin ülkemizde ve dünyada döviz cinsi para üzerinden yapılması yönünde ticari teamülün mevcut olduğunu; Müvekkilinin birim fiyatını Euro bazında belirtmesine rağmen, kanuni zorunluluktan dolayı faturalarda Türk Lirası şeklinde fatura kestiğini ve cari hesap mutabakat mektuplarını düzenlendiğini, bunların icra takibine esas teşkil ettiğini, icra takibinde bu faturalar ve mutabakat mektupları dayanak olarak gösterildiğinden kanuni zorunluluk dolayısı ile TL cinsinden takip başlatıldığını, Mahkemenin sırf bu hususlara dayanarak kur farkı talebini reddetmesinin hukuka ve içtihatlara aykırılık teşkil edeceğini, somut olayda taraflar arasındaki ticari ilişkinin Euro cinsi üzerinden sürdürüldüğü, karşı tarafın bizzat sunduğu faturalar üzerinde de işbu fatura konusu alacağın döviz cinsi üzerinden bedelinin açıkça belirtildiği, ödeme tarihinde gecikme yaşanması halinde söz konusu bedelin ödeme günündeki kur üzerinden hesaplanacağını, bu itibarla kur farkının ortaya çıkması halinde karşı tarafın bundan sorumlu olduğunun ortada olduğunu, (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 10.12.2015 T. E 413, K 16682 sayılı kararının ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 07/12/2011 tarihli 2013/2749 E. 2013/8601 K. Sayılı kararının örnek olarak verilebileceğini);Kabul anlamına gelmemek kaydıyla taraflar arasında ayrıca imzalanmış bir kur farkı sözleşmesi bulunmasına gerek olmadığının ortada olduğunu, kur farkı alacağı doğumu taraflar arasında bir sözleşmenin varlığına bağlı olmayıp, ticari ilişkinin dövize endeksli olduğunun anlaşılmasına bağlı olduğunu, davaya konu somut olayda bu durumun açıkça görüldüğünü, ticari mal alışverişine ilişkin karşı tarafça da kabul edilmiş faturalarda hem malların Euro cinsinden bedeli, hem faturanın düzenlendiği günkü döviz kuru, hem de kur farkı alacağının doğacağına ilişkin müeyyidenin bulunduğunu, söz konusu Türk Lirası bedelinin malın Euro cinsinden değeri ile Euronun o günkü Türk Lirası karşılığının çarpımından bulunduğu, yani mal bedeli dövize endeksli olup, faturalamayı Türk Lirası cinsi üzerinden yapma zorunluluğu bulunduğu için faturanın Türk Lirası cinsi üzerinden düzenlendiğinin anlaşıldığını; Davalı tarafın ticari defterlerine kur farkı faturasını işlenmiş olmasını beklemenin abesle iştigal olduğunu, davalı yanın davaya konu kur farkı faturasını ticari defterine işlemeyeceğini, asıl ihtilaf konusu olan hususun bu olduğunu, bu nedenle tespiti çok açık ve mümkün olan olguların Yerel mahkemece tespit edilmemesi külfetinin müvekkiline yükletilemeyeceğini, taraflarınca gerekli ihtaratlar yapılmış olup karşı tarafın bu ihtarnameleri kabul etmeyerek kur farkı faturasına itiraz ettiğini, kur farkı faturasına ilişkin herhangi bir işlemin davalı tarafın ticari defter ve belgelerinde olmayacağının açık olduğunu, dosya kapsamında hazırlanan salt rapor doğrultusunda hüküm tesis edilip, eksik inceleme ile karar verilmesinin müvekkilinin hak kaybına uğramasına sebep olduğunu;Yargıtay kararlarında, kur farkı talep edilebilmesi için taraflar arasında sözleşme bulunması veya faturaların döviz karşılığının faturada gösterilmesi gerektiği, taraflar arasında sözleşme bulunmasa bile eğer faturalarda döviz karşılığı gösterilmişse kur farkı istenebileceği, ayrıca uygulama ya da teamül aranmadığının açıkça belirtildiğini, buna rağmen Yerel mahkemece somut hususlar aleyhe yorumlanarak, lehe hususlar gözetilmeden eksik incelemeye dayalı hüküm tesis edildiğini, bilirkişinin çözümü uzmanlık, teknik veya özel bilgi gerektiren konularda başvurulan bir takdiri delil olduğunu, Mahkemece tayin olunan bilirkişinin yalnızca mahkemenin görevlendirdiği hususlarla ilgili inceleme yapıp rapor hazırlayabileceğini, görevlendirilmediği hususlarla ilgili rapor hazırlayamayacağını, bilirkişilerin açıklama ve değerlendirme yapabileceği hususların HMK madde 279/4 de belirtildiğini, Mahkemece taraflar arasında bulunan ticari ilişkinin tayin ve tespit edilip, müvekkilinin alacaklı konumunda olup olmadığının tespiti için dosyanın bilirkişiye tayin edildiğini ancak görevlendirilen bilirkişinin HMK'nın 279. maddesine aykırı şekilde hukuki değerlendirmede bulunduğunu, serbest muhasebeci mali müşavir olarak uzmanlık alanında inceleme yapması adına atanan bilirkişi değerlendirmesinin hukuki bilgi ve uzmanlığı gerektiren konularda inceleme yaparak hatalı bir rapor hazırladığını;Yerel mahkemenin bilirkişi raporunun açıkça HMK madde 279'a aykırı olan kısmını hükme esas alarak hukuka aykırı hüküm kurduğunu, rapora itirazlarını değerlendirmeye almadan hüküm tesis ettiğini, Yerel mahkeme taraflar arasında dövize endeksli bir ticari ilişkinin bulunduğu tespitini yapmış olsa da taraflar arasında kur farkına yönelik yazılı bir sözleşmenin bulunmadığından bahisle davanın kısmi kabulüne karar vererek kur farkının talep edilemeyeceğine karar verdiğini, Yerleşik Yargıtay kararlarından da görüleceği üzere kur farkı talebi için ticari ilişkinin dövize endeksli olması yeterli olup taraflar arasında ayrıca bir yazılı sözleşmenin olmasına gerek olmadığını, dosya kapsamında davalı tarafın kur farkı ödeme borcu olduğunun açık olduğunu beyanla Yerel mahkemece verilen kısmi kabul kararının kaldırılarak kararın tamamen müvekkili lehine bozulmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemenin kararının; "152.313,05TL tutarındaki takip talebi içinde yer alan kur farkı faturasından kaynaklı alacak talebi yönünden, Yargıtay içtihatlarına göre, yanlar kur farklı olarak çalışsalar dahi, yanlar arasında TL olarak alınan çeklerin vadelerinde dövize çevrileceği ve buna göre kur farkı hesaplanacağı konusunda yazılı bir sözleşme bulunmadığı hallerde, TL çeklerin alım tarihi ile vade tarihleri arasında kur farkı talep edilemeyeceği kabul edilmektedir gerekçesi ile yerinde olmadığı, takipte talep edilen işlemiş faiz talebinin dava konusu edilmediği" şeklindeki kısmına aynen katılmakla birlikte esasa ilişkin hiçbir itiraz ve delil listelerinde incelenmesini talep ettikleri hiçbir husus irdelenmeden; taraf ticari defterleri üzerinden davacı yanın davalı müvekkili şirketten takip tarihi itibari ile 618.662,72 TL alacağı bulunduğu, alacağın likid olduğundan bahisle davalı müvekkili aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmiş olması ve cevap dilekçesi ile arz etmiş oldukları kötü niyet tazminatı talebi hakkında bir karar verilmemiş olması sebebi ile karar usul ve yasaya açıkça aykırı olduğundan, istinaf itirazlarımız doğrultusunda kaldırılarak davanın reddini talep ettiklerini; Davacının taraflar arasında ticari ilişkiden kaynaklı cari hesap borcu olduğunu, bu borç miktarı ile ilgili taraflar arasında mutabakat bulunduğunu iddia ederek, bu iddia üzerinden takibe yapılan itirazın iptalini talep ettiğini, tüm savunma ve itirazlarında belirttikleri hususlarda ve delil listesinde dava dışı ... Şirketi'nin de yer aldığı, taraflar arasındaki üçlü ticari ilişkinin tespiti ve ispatı açısından davacı ticari defter ve kayıtları üzerinden ... Şirketi ile olan ticari ilişkinin tespitini talep etmelerine karşın Mahkemece bu hususun hiçbir şekilde irdelenmediğini, bunun da kararı eksik ve hatalı kıldığını, davacı yanca cari hesaba yansıtılan mal satış faturalarının bazılarında, ürün bedellerinin taraflar arasında kararlaştırılan birim fiyatlarından yüksek şekilde yansıtılmak sureti ile yanlış şekilde düzenlendiğini, bu sebeple oluşan müvekkilinin takas mahsup haklarının da taraflar arasında kat edilmediğini, itirazlarına esas olmak üzere delil listesinde belirttikleri şekilde söz konusu cari hesaba konu faturalar üzerinde karşılaştırılmalı şekilde inceleme yapılarak aynı cins ürünlerle ilgili olarak birim fiyatları arasındaki farkın tespitinin yapılması gerekirken söz konusu itirazın da incelenmemiş olmasının kararı eksik ve hatalı kıldığını, davacının, Yerel mahkemece dahi 618.000 TL'si kabul edilen alacak iddiasının tamamı olan 778.000 TL için Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nden aldıkları 2020/195 D.İş sayılı ihtiyati haciz kararı aldığını; Söz konusu karar ile müvekkili şirket merkezinde fiili hacze gelindiğini, araç, banka ve taşınmazlarına haciz konulmuş olup davalı müvekkili tarafından takip öncesinde ihtiyati haciz baskısı altında davacı yanın alacak talebenin tamamı ihtiyati haciz baskısı altında icra dosyasına ödemediğini, yapılan yargılama sonucunda dahi davacı yanın ihtiyati haciz talep ve kararında belirtilen miktar kadar alacağı olmadığının anlaşıldığını, buna rağmen müvekkili şirketin ihtiyati haciz baskısı altında tüm alacak talebini icra dosyasına yatırdığını, bu hal altında müvekkilinin kötü niyetinden bahsedilemeyeceğini, her ne kadar belirtilen miktar likitse de, takibe konu borcun takip öncesi taraflar arasında kat edilmediğini, borcun kaynağının belirlenmesinin yargılamaya muhtaç olduğunu, bu hali ile dahi davacı yanın talep ettiği tutarın çok üzerinde bir tutar hakkında ihtiyati haciz talep ettiğini ve bu tutar üzerinden ihtiyati haciz işlemleri yaptığını, davacı yan lehine verilen icra inkar tazminatı kararının da usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine kararı verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, bakiye açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve takibin devamı taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ile aralarında kumaş alım satımına dayalı ticari ilişki bulunduğunu, bu kapsamda cari hesap mutabakatları imzalandığını ancak davalının cari hesapta bulunan borcunu ödemediğini, hakkında başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, taraflar arasında cari hesap mutabakatı yapılmadığını, davacının taraflar arasındaki ticari ilişkiye aykırı olarak kur ve vade farkı faturaları düzenlediğini, bazı mal satış faturalarının da yüksek bedelli olarak düzenlendiğini, alacağın muaccel olmadığını, ticari ilişkinin yalnızca taraflar arasında yürütülmediğini, dava dışı ... Şirketi'nin de taraflar arasındaki ticari ilişkiye dahil olduğunu, davacının bu şirketten iplik alarak bu ipliklerle ürettiği kumaşları taraflarına sattığını, ticari ilişkinin üç şirket arasında takas mahsup suretiyle yürütüldüğünü, davacı ile dava dışı şirket arasında mutabakat yapıldıktan sonra taraflar arasındaki hesabın kesinleşeceğini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.İİK'nın "İtirazın İptali" başlıklı 67. maddesinin 2. fıkrası uyarınca; bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminata hükmedilir.Somut olayda; az yukarıda açıklandığı üzere davalı taraf cevap dilekçesinde alacağın bulunmadığı, muaccel olmadığı savunmasına yönelik olarak üçlü bir ilişkiden, bir kısım faturalarda bedellerin yüksek gösterildiğinden ve ticari ilişkiye aykırı şekilde kur ve vade farkı faturası düzenlendiğinden bahsederek neticeten davanın reddi yanında davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini de talep etmiştir. Mahkemece davalının kur ve vade farkı faturası dışındaki savunma sebeplerinin neden reddedildiği gerekçeli kararda açıklanmadığı gibi kötü niyet tazminatı talebi hakkında da gerekçesi gösterilerek olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. T.C. Anayasası'nın 141/3. maddesi hükmüne göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. HMK'nın 297/1-c maddesinde hükmün; "Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri"ni kapsamında bulundurmasının zorunlu olduğu düzenlenmiştir.HMK'nın 297/2. maddesi ise; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." düzenlemesini havidir. İlk derece mahkemesince davalının İİK'nın 67/2. maddesine dayanan kötüniyet tazminat talebi hakkında gerekçesi de açıklanarak bir karar verilmediği ve cevap dilekçesinde yer alan savunmaların ne sebeple reddedildiği karar yerinde açıklanmadığından söz konusu karar HMK'nın 297. maddesine uygun olarak verilmiş bir karar değildir. Bu nedenle davalının istinaf başvurusu haklıdır. Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nın 297 ve 353/1-a6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iadesine, davacı tarafın istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/11/2021 tarih ve 2020/684 Esas 2021/1023 Karar sayılı kararının HMK'nın 297 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Davacının istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden taraflarca ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran ilgili tarafa iadesine,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/06/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.