T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1998 Esas
KARAR NO: 2025/1961 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2024/412 D.İş- 2024/426 Karar
TARİH: 20/11/2024
TALEP: İhtiyati Haciz
KARAR TARİHİ: 20/11/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
İhtiyati haciz talep eden vekili talep dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından davalı sigorta şirketine 09/06/2023 tarihli sözleşme kapsamında otomobil yedek parça tedarik ettiklerini, sözleşme gereğince hasarlı araçların tamir edildiği servislere davalı tarafın talimatı gereğince parçaların teslim edildiğini, bu kapsamda toplam 14.505.447-TL alacakları oluştuğunu, davalı tarafın herhangi bir ödeme yapmadığı gibi taleplerine cevap vermediğini beyanla mallarını kaçırma ihtimali bulunduğundan İİK 257 ve devam maddeleri gereğince ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi'nin 20/11/2024 tarih ve 2024/412 D.İş- 2024/426 Karar sayılı kararı ile:
"Taraflar arasında düzenlenen ve inkar edilmeyen 09/06/2023 tarihli sözleşme kapsamında davacı tarafından davalı sigorta şirketinin anlaşmalı servislerine oto yedek parça tedarik edildiği, tedarik edilen parçalara ilişkin araç plakaları ile dosya numaralarının yer aldığı listenin mahkememize sunulduğu, davalı tarafın SDDK tarafından onay verildikçe ödemelerin yapılacağının belirtildiği, bu bağlamda onay verilen 105 adet dosya için toplam 2.375.844-TL ödemede bulundukları, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 8.maddesine göre tedarik kapsamında ödemelerin SDDK onayına tabi tutulduğuna ilişkin herhangi bir koşulun söz konusu olmadığı, yaklaşık ispat kapsamında davacı tarafın 14.505.447-TL talep edilen alacağından davalı tarafın ödediğini beyan ettiği 105 adet dosya yönünden toplam 2.375.844-TL'nin mahsubundan sonra bakiye 12.129.603-TL alacak yönünden ihtiyati haciz isteminin kabulüne karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur..." gerekçesi ile,''1-İHTİYATİ HACİZ isteyen tarafın talebinin İİK 257 vd maddeleri gereğince borçlu yönünden %20 teminat karşılığı olan 2.425.920,60-TL'nin yatırılması halinde KABULÜ ile İİK ' nın 257/1 maddesi uyarınca ihtiyati haciz isteyen alacaklının yukarıda belirtilen 12.129.603,00-TL alacağının tahsilini sağlamak için borçlunun borca yeter miktardaki yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır , taşınmaz malları ile üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacaklarının İHTİYATEN HACZİNE, 2-İİK 261/1 maddesi uyarınca iş bu kararın 10 gün içinde infaz edilmemesi halinde kendiliğinden kalkmış sayılmasına,'' karar verilmiş ve karara karşı karşı taraf vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karşı taraf vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi kararının tümüyle hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığını, huzurdaki uyuşmazlık bakımından müvekkilinin herhangi bir borcunun varlığının ispat edilemediğini, talep edenin, iddia ettiği alacağa dair somut, kesin ve yeterli delil sunamadığını, huzurdaki dosya bakımından taraflar arasında hukuki bir borç ilişkisinin varlığını gösteren somut bir delil bulunmadığını, aynı zamanda söz konusu alacak iddiasına ilişkin olarak İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/263 E. Sayılı dosyasında görülmekte olan itirazın iptali davasının halen derdest olduğunu;Hiçbir şekilde alacağın kabulü anlamına gelmemekle birlikte, söz konusu alacak talebi bütünüyle fatura alacağından ibaret olup talep edenin faturalar haricinde alacağın mevcudiyetini, miktarını ve dayanağını ispat edecek herhangi bir belge, evrak, sözleşme, yazışma veya başkaca delil sunamadığını, tarafların iddialarını ispat külfeti altında bulunduğu temel hukuk prensibi gereğince, talep edne tarafın ileri sürdüğü alacak talebinin sadece fatura ibrazıyla sınırlı kalması ve bu belgelerin ötesinde somut delillerin bulunmamasının ispat açısından yetersiz kaldığını;Her ne kadar ihtiyati haciz kararının verilebilmesi için alacağın kesin ve mutlak surette ispatlanmış olması şartı aranmamakta ve bu hususta yaklaşık ispat kuralı benimsenmiş ise de, yine de münhasıran faturanın tek başına ihtiyati haciz kararının verilmesi için yeterli olmadığını, zira ihtiyati haciz müessesesinin amacı, alacaklının hakkını güvence altına almak olmakla birlikte, bu tedbirin uygulanabilmesi için alacağın varlığına dair makul düzeyde bir kanaat oluşturabilecek delillerin bulunması ve alacağın hukuki dayanağının asgari düzeyde dahi olsa ortaya konulabilmesi gerektiğini, bu bağlamda, sadece fatura ibrazının yapılması, alacağın gerçekte doğup doğmadığını, karşı tarafça kabul edilip edilmediğini, ifa edilip edilmediğini ve nihayet tahsil edilip edilmediğini göstermediği gibi, alacağın hukuki sebebini ve geçerliliğini de yeterli ölçüde ispat etmediğini;
Müvekkili şirketin mal kaçırmasının mümkün olmadığını, ihtiyati haciz müessesinin yasal amacı ve sınırlarının aşıldığını, Yerel Mahkeme tarafından itirazlarına konu ihtiyati haciz kararının verilmesinde İcra ve İflas Kanunu'nun 257. maddesi şartlarının bulunup bulunmadığının yeterince araştırılmadığını, davacı tarafın ihtiyati haciz talebi konu alacak iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olmasına rağmen, ihtiyati haciz kararının verilmesinin isabetsiz olduğunu, yerleşik uygulamalarda da belirtilediği üzere, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın varlığı hususunda kuvvetli delil ve gecikmenin telafisi güç zararlar doğuracağı şartlarının bir arada bulunması gerektiğini, ancak somut olayda bu şartlardan hiçbirinin gerçekleşmediğini, özellikle alacağın varlığı hususunda kuvvetli delil şartının mevcut olmadığını;Müvekkili şirketin tüm mal varlığının halihazırda Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu ("SEDDK") tarafından kontrol ve denetim altında olduğunu ve tüm finansal işlemler, ödemeler ve para transferlerinin SEDDK'nın önceden vermiş olduğu onay ve izin çerçevesinde gerçekleştirildiğini, öte yandan müvekkili şirkete ait tüm taşınır ve taşınmazların da SEDDK nezdinde kaydının tutulduğunu, herhangi bir satış ya da devir işleminin yapılabilmesi için SEDDK'nın onayının alınmasının zorunlu olduğunu, bu durumda müvekkili şirketin, malvarlığı değerlerini gizleme, kaçırma, yurt dışına transfer etme veya başka surette alacaklının haklarını zarara uğratacak şekilde tasarrufta bulunması yahut şirket yöneticilerinin kendilerinin kaçmaya hazırlanması ya da fiilen kaçması veyahut bu maksatla alacaklının meşru haklarını ihlal eden hileli, muvazaalı veya aldatıcı işlemlerde bulunması gibi bir durum ve olasılığın kesinlikle söz konusu olmadığını;Nitekim ihtiyati haciz müessesesinin hukuki gerekçesi ve varlık sebebinin, esas itibariyle borçlunun malvarlığını kaçırma, gizleme veya başka surette alacaklının hakkını tehlikeye düşürecek tasarruflarda bulunma riskine karşı alacaklıyı korumak olduğunu, ancak somut olayda, müvekkili şirketin tüm mali işlemlerinin SEDDK'nın gözetim ve kontrolü altında yürütülmekte olması nedeniyle, böyle bir risk ve tehlikenin bulunmadığının aşikar olduğunu, bu itibarla, mevcut koşullar altında ihtiyati haciz tedbiri uygulanarak erişilebilecek somut bir hukuki yarar ve fayda bulunmadığı gibi, bu tedbirin uygulanması için gerekli olan "acele hal" ve "tehlike" unsurlarının da somut olayda mevcut olmadığını, işbu sebeple Yerel Mahkeme tarafından verilen ihtiyati haczin kabulüne ilişkin kararın, hukuki açıdan talep eden taraf lehine sağlayacağı herhangi bir meşru yarar ve gereklilik bulunmadığını;Aksine söz konusu kararın, müvekkili şirketin ticari faaliyetlerinin sürekliliğini tehlikeye atacak şekilde malvarlığı unsurlarının haczi ve muhafazası yoluyla işleyişini ağır ve orantısız bir biçimde zorlaştırmak, şirketin mali yapısına zarar vermek ve henüz mahkeme önünde esasa ilişkin yargılamasının dahi tamamlanmadığı, dolayısıyla hukuki varlığı ve miktarı kesinleşmeyen bir alacağı cebren tahsil etmeye çalışmaktan başka bir amacı ve işlevi bulunmadığını, bu durumun, ihtiyati haciz müessesesinin asıl amacı olan taraflar arasındaki dengeyi koruma ve gelecekte verilecek kararın icrasını güvence altına alma işlevinden tamamen uzaklaştığını, müvekkili şirket aleyhine haksız bir baskı aracına dönüştüğünü, dolayısıyla Yerel Mahkeme tarafından verilen ihtiyati haciz kararının son derece hatalı ve hukuka aykırı olduğunu;İhtiyati haciz kararının icrasının tedbiren durdurulması gerektiğini, alacaklı tarafından başlatılan İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün... E. sayılı takip dosyası kapsamında, Yerel Mahkeme tarafından verilen ihtiyati haciz kararının infazına başlandığını, söz konusu dosya çerçevesinde müvekkili şirketin tüm malvarlığı unsurları üzerinde kapsamlı ve ağır nitelikli haciz işlemlerinin uygulandığını, bu bağlamda, müvekkili şirketin bankalar nezdindeki hesaplarına, taşınmazlarına, şirket hisselerine ve taşınır malları üzerinde haciz konularak ticari faaliyetlerinin devamı için gerekli olan mali hareketliliğin tehlikeye düşürüldüğünü, bunun ötesinde, müvekkili şirketin ticari faaliyetlerini sürdürdüğü iş merkezine bizzat fiili haciz işlemi yapıldığını, bu kapsamda şirketin günlük operasyonlarının yürütülmesi için vazgeçilmez nitelikte olan IT altyapısı ekipmanlarına, çok sayıda masaüstü ve dizüstü bilgisayara, yazıcılara, tarayıcılara, sunucu ekipmanlarına ve diğer elektronik cihazlara haciz uygulandığını, söz konusu haciz işlemlerinin, müvekkili şirketin ticari faaliyetlerini sürdürmesini fiilen imkansız hale getirdiğini, şirketin müşterilerine karşı sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyerek iş sürekliliğini ciddi şekilde tehdit eder duruma geldiğini, bu durumun, ihtiyati haciz müessesesinin amacını aşarak müvekkili şirketin ticari varlığını tehlikeye atan ölçüsüz ve orantısız bir uygulamaya dönüştüğünü beyanla Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/412 D.İş 2024/426 K. Sayılı 20.11.2024 tarihli kararı ile verilen ihtiyati haciz kararına karşı itirazlarının kabulüne, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, taraflar arasındaki Yedek Parça Tedarik Sözleşmesi uyarınca karşı tarafa teslim edilen yedek parça bedellerinden oluşan alacağın temini için ihtiyati haciz kararı verilmesine ilişkin olup, Mahkemece, duruşmalı olarak yapılan inceleme neticesinde yukarıda açıklanan gerekçe ile talebin kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı karşı taraf/borçlu vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.İİK'nın 257/1. maddesi uyarınca; rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. İİK'nın 258. maddesi uyarınca; ihtiyati haciz talep eden alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur. Burada aranan ölçü yaklaşık ispat ölçüdür. Somut olayda; taraflar arasında Yedek Parça Tedarik Sözleşmesi bulunduğu ve bu sözleşme gereğince talep edenin karşı tarafa yedek parça temin ettiği hususunda uyuşmazlık olmadığı, talep edenin karşı tarafa teslim ettiği yedek parçaların faturalarını, bu yedek parçaları gösteren listeyi ve muavin kayıtlarını dosyaya sunduğu, karşı tarafça sunulan beyan dilekçesinde; şirket bünyesinde devam eden ...Ve Özel Emeklilik Düzenleme Ve Denetleme Kurumu denetimi nedeniyle tüm hasar süreçleri ve ödemelerin denetlendiğini, kurum tarafından onay verilmesi ile ödemelerin yapılabildiğini, ki bu kapsamda talep edene 105 adet hasar dosyası kapsamında 2.375.844,07 TL ödeme yapıldığını, ödeme yapılmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, talep eden taraf ile mutabakat sağlanmadığını beyan ettiği, esasen talep edilen alacağın bulunmadığına yönelik açık bir savunmanın ileri sürülmediği, talep edence 25/10/2024 tarihinde gönderilen Noter ihtarnamesine karşı borcun bulunmadığına dair bir cevap verilmediği, taraflar arasındaki sözleşmenin 8.2. maddesinde ödemelerin ve taraflar arasında sağlanacak mutabakatın şartlarının düzenlendiği, Sigortacılık Ve Özel Emeklilik Düzenleme Ve Denetleme Kurumu tarafından ödemelere onay verilmesi şartının bulunmadığı, karşı taraf nezdinde yapılan denetlemenin talep edenin alacağını talep etmesine engel oluşturmadığı, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için yaklaşık ispatın yeterli olduğu ve bu hali ile talep eden tarafça alacağın varlığı, miktarı ve muacceliyetinin yaklaşık olarak ispat edildiği, vadesi geçmiş para alacağı hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için karşı tarafın kaçma veya mal kaçırma şüphesi içerisinde olması şartının aranmadığı, karşı tarafın malvarlığı üzerinde orantısız veya yasaya aykırı şekilde haciz işlemi uygulandığına dair iddiaların kararın infaz aşaması ile ilgili ve icra dairesi ile icra hukuk mahkemesi nezdinde şikayet konusu edilebilecek hususlar olduğu, bu minvalde Mahkemece şartları oluşan ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından ve kararda kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, karşı tarafın istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Karşı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 20/11/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.