T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1810 Esas
KARAR NO: 2025/1767 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
(DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)
NUMARASI: 2014/361 Esas - 2025/233 Karar
TARİH: 14/04/2025
DAVA: Alacak
KARAR TARİHİ: 23/10/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait (8 palet çelik alaşımdan üretilmiş) çimento fabrikası yedek parça yükü İzmit'ten Almanya'ya gönderilmek üzere 01.02.2008 tarihinde 2 numaralı davalıya ait ... plakalı araca teslim edildiğini, anılan araç 03.02.2008 tarihinde Pendik'ten İtalya'nın Trieste Limanı'na sefer alan 1 numaralı davalıya at ... ... isimli gemiye bindirildiğini, ... ... gemisinde gemi henüz Trieste Limanı'na varamadan Hırvatistan karasularında yangın çıktığını, çıkan yangın neticesinde müvekkiline ait yük tamamen zayi olduğunu, tamamı zayi olan yükün değeri 170.437,00 Euro olduğunu, müvekkilinin taşıma için 2.495,00 Euro navlun bedeli ödediğini, müvekkilinin yükün zayi olması ve de konu taşımanın tamamlanmaması nedeniyle toplam 172.932,00 Euro zarara uğradığını beyanla fazlayı talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkili şirketin 172.932,00 Euro tutarındaki alacağının işletilecek Bankaların bir yıl vadeli Euro mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, mahkeme masrafları ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... ... gemisi donatanı ... İşletmeleri A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ......İşletmeleri A. Ş.'ne ait “... ...” isimli ... gemisi, Pendik (İstanbul-Türkiye) / Trieste (İtalya) seferini gerçekleştirmek üzere 03.02.2008 tarihinde Pendik Limanı'ndan hareket ettiğini, 06.02.2008 tarihinde saat 05.30 civarında geminin varma limanına ulaşmasına üç saat kala ana güvertede başlayan yangın 10-15 dakikalık bir süre içinde tüm gemiyi sardığını ve geminin içindeki yüklerle birlikte yanarak tamamen zayi olmasına neden olduğunu, yükleyicinin ... Servis olduğu bu konişmento ile belgelenen kırkambar türü navlun sözleşmesinin tarafları, müvekkili donatan / taşıyan ......İşletmeleri A.Ş ile taşıtan ... Servis firması olduğunu, dolayısıyla davacı ... Döküm Sanayi ve Tic. A.Ş.'nin davalı müvekkili ... İşletmeleri A. Ş.'ne karşı sözleşmeden doğan bir talep hakkı olmadığını, taşıyan şahsi kusurundan kaynaklanmayan, diğer bir anlatımla adamları ve gemi adamlarının kusurundan kaynaklanan yangından ileri gelen zararlardan mutlak surette sorumsuz olduğunu, 1976 Londra Konvansiyonu'nun 6. maddesinin 1. Paragrafının b) bendi uyarınca hesaplanacak meblağ ile sınırlı olduğunu, Londra Konvansiyonu'nun 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca müvekkili donatanın tazmin borcu 3.907.800.- Hesap Birimi (Özel Çekme Hakkı - ÖÇH / Special Drawing Rights - SDR) ile sınırlı olduğunu, olay tarihi itibarı ile Özel Çekme Hakkı kuru ile hesaplanırsa müvekkili şirketin davacı vekilinin iddia ettiği zarar dahil gemideki tüm araç ve yüklerin yanmasından ileri gelen zararların tamamı için ödeyeceği tazminatın üst sınırı, 1 SDR = 1.8761 YTL (06.02.2008 tarihli kur), 3.907.800.- SDR x 1.8761 = 7.331.423,58 YTL olduğunu, yanarak zayi olan ... ... gemisi hurda olarak Trieste'de yapılan açık artırmada 2.300.000 Euro bedelle satıldığını, geminin Pendik- Trieste seferinden elde edilen navlun miktarı ise 343.310.- Euro olduğunu, buna göre müvekkilin donatanın ... ... gemisinde bulunan ve yanarak zayi olan tüm yükler için ödemekle yükümlü olduğu tazminat miktarı 2.643.310.- Euro ile sınırı olup, bu miktar tüm tazminat alacaklılarına alacakları oranında paylaştırılacağını, beyanla davanın reddine, TTK 1062/2’deki savunmaları kabul görmemesi halinde (kabul anlamında olmamak üzere) 1976 tarihli Londra Konvansiyonu hükümlerine göre Sınırlama Fonu tesis edilerek, hükme bağlanacak alacakların fondan tahsiline, mahkeme masrafı ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Servis Uluslararası Taşımacılık Turizm Ve Dış Ticaret Ltd. Şti'nin cevap dilekçesinde özetle; Davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, söz konusu yangında müvekkilinin de mağdur olduğunu ve yangın hadisesi taşıyıcının önleyemeyeceği bir sebepten dolayı meydana geldiğinden müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davayı kabul anlamına gelmemesi kaydıyla; davacının iddiasının tüm iddialarıyla birlikte bir zararının olup olmadığının, müvekkilinden istenilen paranın haklı bir dayanağının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini, müvekkilinin ticari adresi Kartal olup, yetkili mahkemenin Kadıköy Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, dava konusu olay ... konvansiyonuna tabi olduğunu, ... konvansiyon hükümleri gereğince taşıyıcı konumundaki müvekkilinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, davacının talep ettiği tazminat fahiş olup, ... Konvansiyonuna göre yeniden hesaplanması gerektiğini beyanla davanın reddine, vekalet ücretinin ve yargılama masraflarının karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 14/04/2025 tarih ve 2014/361 Esas - 2025/233 Karar sayılı kararında; "Dava; davalının maliki/donatanı olduğu ... ... isimli...gemisinin 202 adet tır ve römork yüklü olarak Pendik/İstanbul Limanından İtalya/Triesta Limanına gitmek üzere sefer yaptığı sırada Hırvatistan açıklarında gemide çıkan yangında davacı şirkete ait emtiaların yanarak zayi olması nedeniyle ortaya çıkan zararın, davalı gemi donatanı ile diğer davalı ... taşımacısı davalı ... Servis Uluslararası Taşımacılık şirketinden müteselsilen tahsili istemine ilişkindir.Dava konusu uyuşmazlıkta davacı taraf, geminin yangına karşı koyma da teknik donanımı ile gemi adamlarının Ulusal ve Uluslararası kuralları gereğince alması gereken eğitim ve yeterlilikleri açısından denize, yola ve yüke elverişli olmadığından bahisle, davalı donatanın zarardan sorumlu olması gerektiğini iddia etmektedir. Davalı vekili ise, donatanın şahsi kusurundan kaynaklanmayan yangından doğan zarardan sorumsuz olduğunu, TTK'da taşıyan lehine kabul edilen sorumluluktan kurtuluş beyinelerinden yararlanmak için geminin teknik ve idari bakımdan sahip olması gereken tüm belgelerinin mevcut olduğu, gemi adamlarınında gerekli ehliyet ve sertifikalara sahip olduklarından donatanın sorumluluğuna gidilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. ... ... isimli...gemisinde ortaya çıkan yangın hadisesinde zarar gören araç sahipleri/ yük ilgilileri ve sigorta şirketleri tarafından davalı gemi donatanına karşı mahkememizde çok sayıda davalar açılmış olup, bu dosyalardan 2008 /151 Esas sayılı dosya pilot dosya olarak seçilerek, diğer dosyalarda ve eldeki dosyada 2008/151 Esas sayılı dosyanın sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.Bekletici mesele yapılan dosyanın Denizcilik İhtisas Mahkemesinde aldığı ilk Esas numarası 2008/151 olup, bu esas üzerinden yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 18.07.2011 tarihli 1.bozma ilamı ile davacının bilirkişi raporuna yaptığı itirazların karşılanması konusunda yeniden rapor alınması gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş, bozmadan sonra İstanbul(Kapatılan) 51.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/411 Esasını alan dosyada yapılan yargılama sonucunda 19/12/2013 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İş bu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 27/03/2015 tarihli 2. bozma ilamıyla bozulmasının ardından 2016/94 Esas üzerinden Direnme kararı verilerek dosya Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.10.2018 tarihli, 2018/11-624 Esas ve 2018/1516 Karar sayılı oy çokluğu kararı ile;"... bilirkişi raporları arasındaki geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının da yukarıda ispat yüküne ilişkin belirtilen ilkeler gözetilmek suretiyle yeniden değerlendirilmesi ile direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir." gerekçesi ile yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bu aşamadan sonra 2019/211 Esas üzerinden yapılan yargılama neticesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında işaret edilen hususlarda bilirkişi raporu alındıktan sonra 17/03/2021 tarihli karar ile; "... ... gemisinin ISM yöneticisi olan şirket hukuki açıdan taşıyanın yardımcısı konumunda olduğundan bu şirketin geminin yola elverişsizliğine neden olan kusurlu davranışının davalı taşıyanın kişisel kusuru sayılması gerektiği, saptanan elverişsizlik hali ile yangın olayı ile davacının ortaya çıkan zararı arasında illiyet bağının bulunduğundan yangında zayi olan davacıya ait 11 adet araç ile ilgili zararından davalı donatanın eTTK m.1019 ve 1062.gereğince sorumlu olduğu, kar kaybı zararının ispatlanamadığı" gerekçesi ile davanın Kısmen Kabulüne karar verilmiştir. İş bu karar davalı vekili vekili tarafından temyiz edildiğinden dosya yeniden Yargıtay'a gönderilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23/02/2023 tarihli, 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı ilamı ile; "... iddia, savunma, bilirkişi raporları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı uyarınca dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu, gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları, yangın olayının denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiği, gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle geliştiği, bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağı ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan ve davalıyı sorumlu tutan Landshut Eyalet Mahkemesinin (2.Ticaret Mahkemesi) ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesinin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü, taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı, davalı taşıyıcının kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği, davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı da değerlendirildiğinde bir bütün olarak davalının meydana gelen zarardan sorumlu olmadığına karar vermek gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği" gerekçesi ile hüküm davalı yararına bozulmuştur. Dosya Yargıtay'dan döndükten sonra 2024/215 nolu Esasını alan davada mahkemece Yargıtay Bozma İlamına uyularak, Bozma ilamında açıklanan gerekçelerle sonuç olarak davanın reddine karar verilmiştir.Böylelikle, bekletici mesele yapılan dosyada Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23/02/2023 tarihli, 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı son Bozma İlamı ile, eldeki dosyaya konu olan ... ... isimli...gemisinde meydana gelen yangın olayında gemi donatanının "sorumlu olmadığına" karar verilmiştir.Sigortalı emtianın kara nakliyecisi olan 2 nolu davalının sorumluluğu açısından Türkiye’nin de taraf olduğu ... hükümlerinin mi, yoksa deniz taşıması için geçerli olan TTK hükümlerinin mi uygulanacağı belirlenmelidir. ... Konvansiyonunun 2. Maddesinde yer alan düzenlemeye göre, yükün hasarlanmasında kara nakliyecisinin kusurunun bulunmadığının anlaşılması halinde bunun yönünden Deniz Ticareti hükümleri uygulanacaktır. Somut uyuşmazlık konusu yangın olayının meydana gelmesinde davalı ... Servis Uluslararası Taşımacılık Şti.'nin kusurunun bulunduğu davacı tarafça iddia ve ispat olunamamıştır. Öyleyse bu davalı açısından da TTK'nun Deniz Ticaretine ilişkin hükümlerine gidilmelidir. Bu durumda gemi donatanı ile ilgili varılan sonuç 2 nolu davalının sorumluluğu açısından belirleyici olacaktır.Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23/02/2023 tarihli, 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı ilamıyla ... ... gemisinde çıkan yangın olayında gemi donatanının sorumlu olmadığına karar verilmiş olduğundan, davalılar hakkında açılan iş bu davanın anılan Yargıtay İlamı doğrultuda reddine karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, '' 1-Davanın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, yargıtay bozma ilamına gerekçesiz ve hatalı bir yorumla uyulduğunu, İstinaf taleplerine konu olan İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14.04.2025 tarihli gerekçeli kararının, esasa ilişkin hiçbir özgün değerlendirme ve vicdani kanaat içermemekte olduğunu; kararın, dosyadaki en temel ve güncel delil olan 25.01.2021 tarihli kapsamlı bilirkişi raporunun bulgularını tamamen göz ardı ederek, yalnızca Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23.02.2023 tarihli bozma ilamını gerekçe göstermekte olduğunu; bu durumun, mahkemenin dosyayı esastan incelemek ve delilleri tartmak yerine, kendisini Yargıtay kararına uymak zorunda hisseden şekli bir usul işlemi tesis ettiğini göstermekte olduğunu, bu yaklaşımın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun amir hükümlerine ve "gerekçeli karar" hakkına aykırı olduğunu; yerel mahkeme, bir üst mahkeme kararına uysa dahi, bu kararın dosyadaki maddi vakıalarla ve delillerle neden uyumlu olduğunu kendi gerekçeleriyle açıklamakla yükümlü olduğunu; oysa mahkemenin, Yargıtay kararının barındırdığı bariz maddi ve hukuki hataları sorgulamaksızın, adeta otomatik bir ret kararı verdiğini, Donatanın "Yola Elverişlilik" yükümlülüğünün kapsamının hatalı ve dar yorumlandığını, olay tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (eTTK) 817. maddesi, "yola elverişlilik" kavramını, geminin yalnızca teknik donanımı ve resmi belgelerinin tam olmasıyla sınırlı tutmadığını; madde metninde açıkça belirtildiği üzere yola elverişliliğin; geminin teşkilatı, yükleme durumu, yakıtı, kumanyası ile birlikte "gemi adamlarının yeterliği ve sayısı" bakımından da yapacağı yolculuğun tehlikelerine karşı koyabilecek vasıflara sahip olmasını gerektiren bütüncül bir kavram olduğunu; Yargıtay'ın ve dolayısıyla yerel mahkemenin düştüğü temel hatanın, donatanın bu bütüncül yükümlülüğünü göz ardı ederek, geminin sadece kağıt üzerindeki belgelerini (klas sertifikaları, denize elverişlilik belgesi vb.) yeterli görmesi olduğunu; deniz hukuku doktrini ve yerleşik içtihatların, geminin sefere fiilen hazır ve muktedir olmasını esas aldığını; belgelerin ise bu fiili durumun yalnızca bir karinesi olduğunu ve aksinin her zaman ispatlanabilir olduğunu, Yargıtay kararında, gemi adamlarının ... (Gemi Adamlarının Eğitim, Belgelendirme ve Vardiya Tutma Standartları) sertifikalarına sahip olmasının, yeterlilik için kafi görüldüğünü; bunun, "yola elverişlilik" kavramının ruhuna aykırı, son derece dar bir yorum olduğunu; denizde can ve mal emniyetini sağlamayı amaçlayan Uluslararası Emniyetli Yönetim (ISM) Kodu ve ... (Denizde Can Emniyeti Uluslararası Sözleşmesi) kuralları, personelin sadece belgelere sahip olmasını değil, aynı zamanda görev yapacakları gemiye özgü acil durum senaryolarına karşı fiilen eğitildiğini, tatbikat yaptığını ve kriz anında doğru müdahalede bulunabilecek kapasiteye sahip olmasını zorunlu kıldığını; dava konusu olayda yaşananların, mürettebatın belgelerinin fiili bir yeterliliğe karşılık gelmediğini, aksine tam bir acziyet içinde olduklarını acı bir şekilde kanıtladığını, 25.01.2021 tarihli bilirkişi raporu çoğunluk görüşünün göz ardı edildiğini; Yargıtay ve ona uyan yerel mahkemenin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (YHGK) bozma kararı üzerine aldırılan ve dosyanın en kapsamlı, en güncel ve en teknik analizini içeren 25.01.2021 tarihli bilirkişi raporunun ezici çoğunluk görüşünü tamamen yok saydığını; bu raporun, donatanın kusurunu ve geminin yola elverişsizliğini somut ve çürütülemez delillerle ortaya koyduğunu, Raporun çoğunluk görüşünde tespit edilen ve Yargıtay tarafından görmezden gelinen kritik eksikliklerin şunlar olduğunu;Sistematik Eğitim Eksikliği; gemiye yeni katılan ve aralarında gemi kaptanı, 1. zabit ve baş mühendisin de bulunduğu kilit personele, ... ... gemisine özgü yangından korunma ve söndürme sistemleri hakkında hiçbir tanıtım ve bilgilendirme eğitimi verilmediğini; bu durumun, ISM Kodunun açık bir ihlalidir ve doğrudan donatanın organizasyonel kusuru olduğunu, Hatalı Yangınla Mücadele Prosedürü; mürettebata, bir...gemisi yangınında felaketle sonuçlanacağı teknik olarak bilinen "önce hortumla müdahale et, olmazsa yağmurlama sistemini çalıştır" şeklinde hatalı bir prosedürün talim ettirildiğinin tespit edildiğini; bu, donatanın/işletenin personeli doğru prosedürlerle eğitme yönündeki asli yükümlülüğünü yerine getirmediğinin kanıtı olduğunu, ... Şirketinin Ağır İhmali; geminin emniyetli yönetiminden sorumlu olan "Bluewater Ship Management" şirketinin, eğitim, denetim ve acil durum desteği sağlama görevlerini yerine getirmediğinin açıkça saptandığını, bu tespitlerin, münferit birer hata değil, seferin başlangıcında mevcut olan ve gemiyi "yola elverişsiz" kılan sistematik kusurlar olduğunu; bu somut ve teknik bulguların yok sayılarak karar verilmesinin, açıkça hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay'ın "İnsani Hata" ve "Panik" gerekçesinin somut olayla uyumsuz olduğunu; "panik" gerekçesi öngörülebilir riskleri ortadan kaldırmayacağını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, gemi adamlarının müdahaledeki yetersizliğini "can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle" açıklayarak donatanı sorumluluktan kurtardığını; bu gerekçenin, modern denizcilik hukukunun temelini oluşturan ISM Kodu'nun varlık sebebini inkâr etmek anlamına gelmekte olduğunu; ISM Kodu ve ... kurallarının, tam da bu tür "insani" faktörlerin ve panik anlarının öngörülebilir riskler olduğunu kabul ettiğini ve donatana, personeli bu anlarda dahi doğru reaksiyonları verebilecek şekilde eğitme, donatma ve prosedürler oluşturma yükümlülüğü getirdiğini; yangının, bir...gemisi için en öngörülebilir ve en tehlikeli risklerden biri olduğunu; donatanın görevinin, bu risk gerçekleştiğinde paniğin ve kaosun hüküm sürmesini engellemek, personelin ezberlenmiş ve doğru prosedürleri uygulamasını sağlamak olduğunu; bu görevde başarısız olan donatanın, sorumluluktan kurtulamayacağını, Kusurun niteliğinin, sistematik hatadan kaynaklanan bireysel başarısızlık olduğunu; gemi adamlarının yaşadığı panik ve acziyet, soyut bir "insani hata" değil, seferin başlangıcından itibaren var olan sistematik eğitim ve prosedür eksikliklerinin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu; 25.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda da vurgulandığı gibi, mürettebata öğretilen hatalı "önce hortumla müdahale" prosedürü, yangının ilk ve en kritik dakikalarında değerli zamanın kaybedilmesine ve yangının kontrolsüz bir şekilde büyümesine neden olduğunu; hızla yayılan alevler ve duman karşısında çaresiz kalan personelin paniğe kapılmasının, bu sistematik kusurun doğal bir neticesi olduğunu; dolayısıyla paniğin, donatanın sorumluluğunu ortadan kaldıran bir sebep değil, bizzat donatanın kusurunun bir sonucu olduğunu, eTTK m. 1062 Kapsamında "Şahsi Kusur" mevcut olduğunu: eTTK m. 1062/II uyarınca taşıyanın yangın istisnasından yararlanabilmesi için yangının çıkmasında veya söndürülememesinde "şahsi kusuru"nun bulunmaması gerektiğini; donatanın, geminin emniyetli yönetimini devrettiği ISM şirketinin eğitim, denetim ve prosedür oluşturma yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal etmesinin, doğrudan doğruya donatanın şahsi kusuru olarak kabul edilmesi gerektiğini; donatan, gemi adamlarının seçimi, eğitimi ve denetimindeki özen borcunu bir başkasına devrederek sorumluluktan kurtulamayacağını; sefer başlangıcında mevcut olan bu organizasyonel ve sistematik ihmaller, donatanın şahsi kusurunu oluşturduğunu ve yangın istisnasından yararlanmasına engel teşkil ettiğini, Alman Federal Mahkemesi kararının bağlayıcılığının bulunmadığı hususunun tereddütsüz olduğunu, Yargıtay'ın bozma kararında önemli bir dayanak olarak gösterdiği Alman Federal Mahkemesi kararı, Türk hukuku açısından hiçbir bağlayıcılığı olmayan, emsal niteliği taşımayan bir karar olduğunu; her yargılamanın kendi delil çevresinde değerlendirilmesinin esas olduğunu; Yargıtay'ın, YHGK kararı uyarınca kendi yargı çevresinde aldırılmış, son derece detaylı ve olayın tüm teknik yönlerini aydınlatan 25.01.2021 tarihli bilirkişi raporunu bir kenara bırakarak, önündeki delil setini ve hukuki değerlendirme standartlarını bilmedikleri bir yabancı mahkeme kararına bu denli ağırlık vermesinin taraflarınca anlaşılamadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023 tarihli kararı, aynı olaya ilişkin daha önce Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (YHGK) verdiği 2018 tarihli bozma kararının ruhuna ve amacına da aykırı olduğunu; YHGK, önceki raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve donatan sorumluluğunun tüm yönleriyle derinlemesine incelenmesi amacıyla dosyayı bozduğunu; bu bozma üzerine aldırılan 25.01.2021 tarihli raporun, tam da bu derinlemesine incelemeyi yaptığını ve donatanın sorumluluğunu somut delillerle ortaya koyduğunu ancak 11. Hukuk Dairesi Bozma Kararında, YHGK'nın talimatıyla yapılan bu derinlemesine incelemenin sonuçlarını dikkate almayarak, son derece yüzeysel bir "insani hata" gerekçesiyle ve hatalı bir emsal karara dayanarak sonuca vardığını, İstikrar Kazan(ma)mış içtihattan ayrılarak karar verilmesini dilediklerini; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023 tarihli kararı, olayın kendine özgü teknik koşullarını ve dosyadaki en önemli delil olan bilirkişi raporundaki ezici çoğunluk görüşünü göz ardı ettiğini; bu nedenle, söz konusu kararın, hukuki ve maddi gerçeklerle bağdaşmayan, istikrar kazanmamış bir içtihat olarak kabul edilmesi gerektiğini; Bölge Adliye Mahkemesi'nin bu hatalı içtihattan ayrılarak, dosyadaki somut delillere ve teknik gerçeklere göre adil bir karar vermesini arz ve dilediklerini, Bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin müvekkili lehine ve teknik gerekçelere göre yorumlanmasının zorunlu olduğunu, Somut olayda teknik çoğunluk görüşünün hukuki değerlendirmede esas alınması gerektiğini, yargılama boyunca alınan çok sayıda rapora rağmen, YHGK bozması sonrası aldırılan 25.01.2021 tarihli rapor , dosyadaki en güncel, en kapsamlı ve çelişkileri gidermeye yönelik nihai rapor olduğunu; bu raporda yer alan üç teknik uzmanın (gemi inşa mühendisleri ve uzakyol kaptanı) oluşturduğu çoğunluk görüşünün, olayın teknik ve operasyonel boyutunu en doğru ve tarafsız şekilde yansıtmakta olduğunu; hukuki bir kararın, olayın teknik gerçeklerini aydınlatan bu somut tespitler üzerine inşa edilmesinin zorunlu olduğunu; soyut hukuki yorumlar ve "insani hata" gibi genel geçer kavramların, bu denli net teknik gerçekleri göz ardı edemeyeceğini, Azınlık görüşünün dayandığı "Denizciler İtfaiyeci Değildir" argümanının hukukiken geçersiz olduğunu, Rapordaki azınlık görüşünde ve davalı savunmalarında sıkça tekrarlanan "denizciler itfaiyeci değildir" argümanı, donatanın asli yükümlülüklerini ortadan kaldıran bir savunma aracı olamayacağını; elbette denizcilerden profesyonel bir itfaiyeci performansı beklenemeyeceğini; ancak donatandan, denizcilere öngörülebilir risklere (yangın gibi) karşı geminin özel koşullarında etkili bir ilk müdahalede bulunabilecek düzeyde eğitim, teçhizat ve prosedür sağlama yükümlülüğü beklendiğini; olayda başarısız olan, tam da bu temel ilk müdahale kapasitesi olduğunu; donatanın, bu asli yükümlülüğünü yerine getirmediğini, personeli hem bilgisiz hem de son derece vahim hadisenin orta yerinde biçare bıraktığını, 25.01.2021 tarihli bilirkişi raporundaki bulguların, yangına müdahalenin tek bir hatadan ibaret olmadığını, bir dizi sistematik ve birbiriyle bağlantılı başarısızlıktan oluşan bir "başarısızlıklar zinciri" olduğunu göstermekte olduğunu; bu zincirin, geminin sefer başlangıcında ne denli elverişsiz olduğunun en net kanıtı olduğunu, (Aşama 1 - Olayı Algılama ve Alarm (Saat 05:30)) ilk alarmın 2. Kaptan tarafından "yanlış alarm" olarak değerlendirilip susturulması ve genel alarmın tam 18 dakika gecikmeyle (saat 05:48) verilmesi, hem personelin sisteme güvensizliğini hem de prosedürel ciddiyetsizliği göstermekte olduğunu, (Aşama 2 - Hatalı Prosedür Takibi (Saat 05:55 civarı)), ISM şirketinin hatalı talimatı uyarınca, etkisiz kalacağı teknik olarak bilinen hortumla müdahale girişiminde bulunularak yangının en kritik ilk dakikalarının kaybedilmesi, eğitimin temelden yanlış olduğunun ispatı olduğunu, (Aşama 3 - Teknik Ekipman Arızası), gemi adamlarının beyanlarıyla sabit olduğu üzere, hortumlara su gelmemesi, sprinkler ve acil durum pompalarının çalıştırılamaması, geminin yangınla mücadele donanımının fiilen işlevsiz olduğunu ortaya koymakta olduğunu, (Aşama 4 - Yönetim ve Destek Başarısızlığı), kriz anında kaptanın karadaki tam yetkili personele (DPA) ulaşamamasının, ISM sisteminin en temel gerekliliği olan kara-deniz entegrasyonunun tamamen çöktüğünü göstermekte olduğunu, bu başarısızlıklar zincirinin, Yargıtay'ın iddia ettiği gibi anlık bir "panik" haliyle açıklanamayacağını; bu tablonun, baştan sona kusurlu bir emniyet yönetim sisteminin, yani sefer başlangıcında mevcut olan ve donatanın şahsi kusurunu oluşturan bir "yola elverişsizlik" halinin bir fotoğrafı olduğunu, 25.01.2021 tarihli bilirkişi raporu çoğunluk görüşü ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23.02.2023 tarihli kararı arasındaki temel hukuki farklılıkların, somut olayın nitelendirilmesinde ve sorumluluğun tespitinde son derece önemli olduğunu, gemi adamlarının yeterliliği bakımından, bilirkişi raporu, sistematik eğitim eksiklikleri, gemiye özgü oryantasyon yapılmaması ve ISM Kodu ihlallerine odaklanarak fiili bir yetersizlik ve dolayısıyla yola elverişsizlik sonucuna varırken; Yargıtay kararının, gemi adamlarının gerekli belgelere sahip olmasını, eğitimli ve tatbikat yapmış olmalarını yeterli görerek şekli bir yeterlilik ve yola elverişlilik kabulü yaptığını, yangına müdahale prosedürü bakımından; bilirkişi raporu, ISM şirketinin öğrettiği "önce hortumla müdahale" prosedürünün hatalı olduğunu ve kritik zaman kaybına yol açtığını tespit ederek olayı bir sistematik kusur ve donatanın şahsi kusuru olarak nitelendirdiğini; buna karşılık Yargıtay'ın, prosedürü tartışmadığını ve müdahaledeki yetersizliği "insani sebeplere" bağlayarak durumu anlık bir hata ve gemi adamı kusuru çerçevesinde değerlendirdiğini; olayın hukuki niteliği bakımından, bu farklı yaklaşımların, olayın hukuki niteliğini de değiştirdiğini; bilirkişi raporu, seferin başlangıcında mevcut olan bir kusurdan hareketle olayı "yola elverişsizlik" olarak tanımlarken, Yargıtay'ın sefer sırasında ortaya çıkan bir durum olarak "insani hata", "panik" ve "can korkusu" kavramlarını öne çıkardığını; bu ayrımın, hukuki sonuç olarak donatanın sorumlu tutulması (eTTK m. 1019) ile donatanın sorumsuz sayılması (eTTK m. 1062 Yangın İstisnası) arasında temel bir fark yarattığını, illiyet bağı bakımından; bilirkişi raporu, eğitim ve prosedür eksiklikleri ile yangının söndürülememesi arasında doğrudan bir illiyet bağı kurarken, Yargıtay kararında bu bağın tartışılmadığını ve olayın adeta denizin doğal bir riski olarak görülerek illiyet bağının adeta göz ardı edildiğini, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/04/2025 tarihli ve 2014/361 E., 2025/233 K. sayılı kararının, dayandığı Yargıtay ilamının dosyadaki somut delillere ve hukukun temel ilkelerine aykırı olması sebebiyle hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır. Anılan kararın istinafen kaldırılarak, davanın kabulüne, 172.932,00 Avro alacaklarının faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacıya ait emtianın davalı taşıyana ait gemi ile nakliyesi esnasında gemide çıkan 06/02/2008 tarihli yangın sonucu tamamen zayi olması nedeniyle zararın davalı donatan ile davalı kara taşıyıcısından tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucu davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Yartgıtay 11 Hukuk Dairesi'nin bekletici mesele yapılan dosyada verdiği bozma kararının dosya kapsamı ile ve yine bekletici mesele yapılan dosyaya ilişkin daha önce verilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Karraına uygun olmadığı, bekletici mesele yapılan dosyada alınan son güncel rapordaki çoğunluk görüşüne rağmen, gemi mürettebatının yangına müdahalede yetersiz kalmış olmalarının insani hata olarak kabul edilemeyeceği, davalı donatan tarafından gemi mürettebatına sistematik eğitim verilmemiş olmasının, gerekli denetim ve tatbikatların yapılmamış olmasının, gemi güvenliğinin teslim edildiği dava dışı şirket tarafından da bu yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olmasının geminin başlangıçta yola elverişli olmadığını gösterdiği, geminin klas sertifikaları, denize elverişlilik belgesi gibi kağıt üzerindeki belgelerinin yola elverişlililği ispata yeterli olmadığı, mürettebatının yangına müdahalede gecikmesinin ve yetersizliğinin, teknik ekipman yetersizliğinin, kriz yönetimindeki aksaklığın bekletici mesele yapılan dosyada alınan son bilirkişi raporu ile de tespit edildiği, donatanın şahsi kusurunun bulunduğu, buna rağmen müdahaledeki aksaklığın gemi adamlarının paniği ve can korkusuna bağlanmasının donatanın sorumluluğunun hukuki niteliğini ve illiyet bağına ilişkin değerlendirme sonucunu da hatalı olarak değiştirdiği, Yargıtay kararında atıf yapılan Alman Fedesarl Mahkemesi kararının bağlayıcı olmadığı, davanın kabulü gerektiği yönündedir. Somut olayda; davacıya ait emtianın da içerisinde bulunduğu davalının donatanı olduğu ... ... isimli gemi, varma limanı olan İtalya - Trieste'ye doğru ... Denizi'nde seyir halinde iken 06/02/2008 tarihinde saat 05.30 civarında geminin ana güvertesinde nedeni tespit edilemeyen TIR araçlarının birinde yangın çıktığı ve yangına yapılan müdahalelerin başarısız kalması sonucunda geminin ve gemide yer alan tüm yükün yanarak zayi olduğu ihtilaf konusu değildir. Eldeki dava; bu yangında zarar gören yük ilgilileri ve sigortacıları tarafından davalı donatana karşı İstanbul 17 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ikame edilen davalardan biri olup, ilk derece mahkemesi tarafından bu davalar arasında ... Turizm Ticaret ve Nakliyat Anonim Şirketi tarafından donatana karşı açılan davada donatanın sorumluluğu yönünden pilot yargılama yapılarak, eldeki dava ile birlikte diğer tazminat davaları bakımından bu dosya bekletici mesele yapılmıştır. Bekletici mesele yapılan ve ... Turizm Şirketi tarafından İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi'nde ikame edilen 2008/151 esas sayılı dava dosyasında; mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 27/01/2011 tarihli ve 2011/20 karar sayılı karar ile davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacının yaptığı temyiz başvurusunun Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 18/07/2011 tarihli 2011/6376 esas, 2011/9220 karar sayılı ilamı ile davacının rapora itirazlarının karşılanmadığı gerekçesi ile kabul edildiği, bozma sonrası dosyanın İstanbul 51 (Kapatılan) Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/411 esasına kaydolunduğu, bu dosyada bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonucu 19/12/2013 tarihli ve 2013/331 karar sayılı davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı taraf vekillerinin temyiz yoluna başvurdukları, Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2014/7243 esas, 2015/4347 karar sayılı ve 27/03/2015 tarihli ilamı ile; mahkemenin bozma öncesi aldığı ve çoğunluğu gemi inşa-gemi makine mühendisi olan bilirkişilerden oluşan heyet raporu, bozma sonrası alınan ilk raporun gemi inşa, gemi makine mühendisleri ve uzak yol kaptanından oluşan çoğunluk görüşü ile bozma sonrası alınan ikinci raporun ayrık görüşünde, dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğunun bildirildiği, yine bu raporlarda ... ... gemisi gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildiklerinin, tatbikatlarını yaptıklarının, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip olduklarının, ancak yangının denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiğinin ve bu tür olaylarda kusur değerlendirmesi yapılırken, yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılıp ve büyüdüğünün, gemi adamlarının eğitildikleri ve tatbikatını yaptıkları şekilde tamamen insani duygular ile ani gelişen bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağını belirtildiği, tarafları farklı olmakla beraber dava konusu ... ... isimli ... gemisinde taşınmakta iken yanan treyler(içindeki yükler) ile ilgili olarak taşımanın kara taşıması ayağı için ... Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde görülüp sonuçlandırılan Federal Eyalet Mahkemesi’nin 15/12/2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu ... ... gemisinde meydana gelen yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğünün kabul edildiği, buna göre mahkemece teknik uzmanlık gerektiren bu konularda, teknik bilirkişilerin görüşleri yerine, ilk rapordaki hukukçu bilirkişinin ayrık görüşü ve ikinci rapordaki hukukçu bilirkişilerin çoğunluk görüşüne itibaren edilerek davalıya ait geminin, yolculuğun başında yola elverişli bulunmadığının kabul edilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile kararı davalı yararına bozduğu anlaşılmıştır. Bozma sonrası dosyanın İstanbul 17 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin (Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla) 2016/94 esasına kaydedildiği, mahkemenin 27/04/2016 tarihli ve 2016/189 karar sayılı kararı ile önceki kararda direndiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/11-624 esas, 2018/1566 karar sayılı ilamı ile ; geminin teknik donanımının yolculuğun başında yola ve denize elverişli olup olmadığı hususunda raporlar arasında çelişki giderilmeden karar verildiği, geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile direnme kararının bozulmasına karar verildiği tespit edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bozma ilamı sonrası mahkemece bozmaya uyularak yeniden bilirkişi raporu alınmış ve yapılan yargılama sonucunda 17/03/2021 tarihli ve2019/211 esas, 2021/140 karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, bu karara karşı taraf vekillerince yapılan temyiz başvurusu sonucu Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2021/4620 esas, 2023/1074 karar sayılı ilamı ile; tüm dosya kapsamına göre; dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu, gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları, yangın olayının denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiği, gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle geliştiği, bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağı, ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan ve davalıyı sorumlu tutan Landshut Eyalet Mahkemesinin (2.Ticaret Mahkemesi) ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesinin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü, taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı, davalı taşıyıcının kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği gerekçesi ile davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı da nazara alındığında, davalının bir bütün olarak meydana gelen zarardan sorumlu olmadığına karar vermek gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararının davalı yararına bozulduğu anlaşılmıştır. Mahkemece bozmaya uyularak verilen 03/07/2024 tarihli 2024/215 esas, 2024/294 karar sayılı karara karşı davacının yaptığı temyiz başvurusu Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2024/5455 esas, 2025/4965 karar sayılı ve 08/07/2025 tarihli ilamı ile reddedilerek, bekletici mesele yapılan dosyada verilen davanın reddine ilişkin hüküm onanmıştır. Dosya içeriği belgelere göre; davacı tarafından geminin denize, yüke ve yola elverişli olmadığına, yine donatan ve gemi adamlarının kusurlarının bulunduğuna, bu hususlarda bekletici mesele yapılan dosyada alınan son rapordaki çoğunluk görünüşünün dikkate alınması gerektiğine dair istinaf sebebi; bu uyuşmazlıklar hakkında bekletici mesele yapılan dosyada teknik bilirkişilerden oluşan birden fazla heyetten rapor alınmış olduğu ve geminin ulusal ve uluslararası normlara göre yüke, denize ve yola elverişli olduğu, gemi adamlarının yangın konusunda eğitilmiş oldukarı, gerekli tatbikatların yapılmış olduğu, yangının denizde meydana gelebilecek en tehlikeli olay kabul edilmesi gerektiği, gemi adamlarının yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi karşısında, can korkusu ve panik gibi insani sebeplerle yangına müdahalede yetersiz kalmalarının, geminin başlangıçta yola elverişli olmadığını kabule yeterli olmayacağı, davalı donatanın bu nedenle yangın nedeniyle meydana gelen zararlardan bir bütün halinde sorumlu olmadığı hususlarının Yargıtay denetiminden geçen mahkeme ilamı ile tespit edilmiş olduğu anlaşıldığından yerinde görülmemiştir. Davalı kara taşımacısı hakkında açılan davanın reddine dair verilen karara karşı ise davacı tarafından somut bir istinaf sebebi ileri sürülmemekle birlikte, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere, somut olayda yükün hasarlanmasına denizde meydana gelen yangın olayının neden olduğu ve hasarın meydana gelişinde kara taşıyıcısının kusurunun bulunduğunun davacı tarafından iddia ve ispat olunamadığı anlaşılmakla, ... Konvansiyonu'nun 2/1 fıkrası da nazara alınarak bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmesinde de usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamıştır. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 23/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.