T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2025/642 Esas
KARAR NO:2025/633 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2022/759 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİH:14/02/2025 (Ara Karar Tarihi)
DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:17/04/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalıların hukuka aykırı ve zarar verici eylemler gerçekleştirdiğini, davalıların şirkete milyonlarca liralık zarar verdiğini, Mahkememizce alınan raporlarda tespit edildiğini, Mahkemece bir ihtiyati tedbir kararı verilmemesi, bu eylemleri Av. ...’ün Malatya’nın bir köyünde yaşayan ve yöneticilikle ilgili hiçbir fikri olmayan dayısının davalılarca yönetim kurulu başkanlığına atanması ve bu şekilde düşük bedelli satışlarla açıktan alınan paraların paylaşılması gibi usulsüzlüklere neden olduğunu, davanın Aralık 2022’de açıldığını, dava açıldığı tarihte, şirket’e ait Kemerburgaz’daki taşınmazların henüz elden çıkartılmamış olduğu halde banka hesabında 8.946.811,66 TL bulunduğunu, bu nedenlerden dolayı; ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne ve ... Şirketine kayyım atanmasına, kabul görmemesi halinde Mahkemece uygun görülecek ve davalıların şirketi ve müvekkillerini zarara uğratmasını engelleyecek başkaca bir ihtiyati tedbir kararı verilmesine, müvekkillerinin şahıs olması, Şirket’in aktif ticari faaliyetinin olmaması ve davalıların sorumluluğuna yönelik delillerin kuvveti dikkate alınarak ihtiyati tedbire teminatsız hükmedilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 14/02/2025 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2022/759 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; "HMK'nın 389/1. maddesinde "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." düzenleme getirilmiştir.HMK'nın 390/3 maddesinde ise " Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. " şeklinde düzenleme yapılmıştır.Davacı tarafça dava konusu şirkete kayyım atanmasına, aksi halde mahkemece uygun görülecek ve davalıların şirketi ve müvekkillerini zarara uğratmasını engelleyecek başkaca bir ihtiyati tedbir kararı verilmesine, verilecek ihtiyati tedbirin teminatsız hükmedilmesine karar verilmesi talep edilmiş ise de; dava konusu şirket yöneticisi olan davalılar hakkında açılan tazminat talebine ilişkin açılan davada davacı taraflarca HMK 390/3 gereği davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etme koşulu oluşmadığından ve dava konusu şirkette organ boşluğunun söz konusu olmaması nedeniyle davalı şirkete kayyım atanmasını gerektirir haklı bir neden bulunmaması nedeniyle davacıların dava konusu şirkete kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir taleplerinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir."gerekçesi ile, ''Davacılar vekilinin ihtiyati tedbir taleplerinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin, esas sermayesinin yarısına sahip oldukları ... A.Ş. (“Şirket”) nezdinde davalıların işlem ve eylemleri doğrultusunda oluşan zararların tazmini amacıyla 07.12.2022 tarihinde İstanbul 20. Asliye Mahkemesi nezdinde 2022/759 E. sayılı davayı ikame ettiğini, görülen dava açıldıktan sonra sebep olunan zararların tazmini içinse 01.09.2023 tarihinde İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2023/567 E. sayılı halihazırda birleşen davayı açmak zorunda kaldığını; davalıların zarar verici eylemlerinin, asıl davanın açılmasından sonra da devam ettiğini ve devam etmekte olduğunu,Dava süreci boyunca tüm bilirkişi incelemelerinin, münhasıran davalıların kontrolünde olan, kimse tarafından denetlenmeden düzenlenen belgeler üzerinden yapılmakta olduğunu; davalıların herhangi bir kısıtlama altında olmadıkça, şirket defterlerini diledikleri gibi tutacak ve görülen dava sürmekte iken şirket malvarlığıyla ilgili başkaca tasarruflarda bulunarak asıl ve birleşen davaları sonsuz döngüye sokmaya, Şirket’in tasarrufa konu edilebilecek malvarlıkları tükene kadar devam edeceklerini, Mahkemeden bu durumun önüne geçilmesi için defalarca ihtiyati tedbir başvurusunda bulunulmuş olmasına rağmen tedbir taleplerinin reddedildiğini; birleşen davanın dilekçesiyle birlikte talep edilen ihtiyati tedbirin, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.09.2023 tarihli kararıyla reddedildiğini, bu redde karşı yaptıkları istinaf başvurusu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2023/1925 E. 2023/1661 K. sayılı kararıyla reddedildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, ret kararında, iddiaların esası bakımından ve tedbir kararı verilmemesi halinde dava sonucunda arzulanan hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağına dair yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığını belirttiğini, Bugün itibariyle İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde yürütülen incelemede tanzim edilen bilirkişi raporlarının, davalıların Şirket’i ve dolayısıyla Müvekkillerini zarara uğratma mekanizmalarının ifşa olması ve bilançolarda bankalarda gösterilen Şirket’e ait nakdin buharlaştırıldığının bir kez daha meydana çıkmasıyla birlikte, yaklaşık ispat seviyesinin çok daha ötesine geçildiğini; İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin önceki kararında yer verdiği ret sebeplerinin tamamen ortadan kalktığını,davanın esası bakımından yaklaşık ispat koşulu gerçekleştiğini, bilirkişi raporu ile davanın en az yaklaşık olarak ispatlandığını, Devam eden yargılamada tanzim edilen 17.01.2024 tarihli Bilirkişi Raporu ve 20.09.2024 tarihli Bilirkişi Ek Raporunda Davalıların Şirket’e zarar verdiğinin tespit edildiğini; halihazırda dosyanın munzam zarar ve faiz ile bazı zarar kalemleri yeniden incelenmek üzere ikinci kez ek rapor tanzimi için Bilirkişi Heyetinde olduğunu not düşmek suretiyle ve fazlaya dair talep ve itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla Bilirkişi Heyetinin bu aşamadaki tespitine göre davalılar tarafından halihazırda Şirket’e ait gayrimenkuller, makine ve teçhizatlar, demirbaşlar, araçlar ve sair tasarruflar yoluyla toplamda en az 56.425.098,77-TL zarar verildiğini; gerçekte zarar bu tutardan çok daha yüksek olup, gayrimenkul satışlarından doğan zararların eksik hesaplanması ile bilhassa munzam zarar ve faiz hesaplamalarıyla birlikte ek rapor tanzimi ile bu tutarın katbekat üstünde bir zarar hesaplamasının söz konusu olacağını, bilirkişi kök ve ek raporu, takdiri bir delil olmakla birlikte görülen davanın yaklaşık olarak ispat edildiğini ortaya koymakta olduğunu,Davalıların sorumluluklarını gerektiren ve aynı zamanda suç teşkil eden hususlarla ilgili yapılan suç duyurusu sonrası başlatılan soruşturmanın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının hızlı ve özensiz incelemesi sonrasında verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararıyla kapandığını, bu karara karşı yapılan itirazın da İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 2024/986 D. İş dosyasında yine alelacele verilen 01.02.2024 tarihli kararıyla reddedildiğini, bu karara karşı yapılan kanun yararına bozma başvurularının müspet neticelendiğini ve Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2024/3588 E. 2024/12516 K. sayılı kararıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğinin kararının bozulduğunu, bu karar üzerine soruşturma dosyasının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçları Bürosu nezdinde 2025/25078 Soruşturma numarasıyla tekrar açıldığını, davada bilirkişi raporunda yapılan değerlendirmede de zamanaşımı bakımından ceza soruşturmasına atıf yapıldığını; davalılar aleyhinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının aceleci bir şekilde verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından bozulmuş olmasının da, yaklaşık ispat koşulunun sağlanmasına katkı sağlayan başka bir unsur olduğunu,Davalıların Kemerburgaz’daki taşınmazlara ilişkin usulsüzlüğü ve şirketi zarara uğratma yönteminin gün yüzüne çıktığını, şirkete ait Kemerburgaz’da bulunan ... ve ... parsel numaralı iki taşınmaz usulsüz bir şekilde dava dışı ...’a devredildiğini; işbu satışın muvazaalı olduğunu, davalıların, satış bedelinin büyük kısmını kayıt dışı bırakarak Şirket’e girmesini engellediklerini ve uhdelerine geçirdiklerini tüm beyanlarında vurguladıklarını, taşınmazların alıcısı ve halihazırda kayden maliki olarak görünen ...’ın tarafı olduğu İstanbul 49. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/586 E. sayılı dosyası incelendiğinde, huzurdaki davanın aydınlatılması bakımından da son derece önemli bir mekanizmanın adeta deşifre olduğunu; taşınmazları Şirket’ten devralan ...’ın, taşınmazların satın alınması için davalıların ve aynı zamanda Şirket’in avukatlığını yapan Av. ..., dava dışı ..., ... ve ... ile bir adi ortaklık kurduğunun haricen tespit edildiğini; İstanbul 49. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/586 E. sayılı dosyasının celbi üzerine dosyadaki belgeler incelediğinde birleşen davanın konusu olan Kemerburgaz’daki ... ve ... parsellere ilişkin alıcı ... ve Av. ... ile dava dışı taraflar arasında 30.12.2022 tarihli bir İş Ortaklığı Protokolü (“Protokol”) akdedildiğinin görüldüğünü, Protokolün 4. maddesi uyarınca protokol taraflarının “protokol konusu taşınmazların alınması için” toplam 2.840.000 Amerikan Doları tutarındaki meblağı ...’a ödediği görüldüğünü, ilgili ödemenin Protokol’e uygun olarak gerçekleştirildiği anılan dosyaya sunulan beyanlarla da sübuta erdiğini, “İşbu protokolün 4. Maddesi uyarınca protokolün imza edildiği aşamada protokol konusu taşınmazların alınması için ... tarafından 660.000 USD, ... 660.000 USD, ... 660.000 USD, ... 660.000 USD ... ise 200.000 USD meblağı işbu protokol kapsamındaki iş için ...’a ödemişlerdir.” (Bkz. İstanbul 49. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2024/586 E. Sayılı Dosyasına Sunulan Dava Dilekçesi) “Davacı ... adi ortaklığa yapmış olduğu 660.000 USD tutarındaki katılımını cebri icra yoluyla geri tahsil etmiştir. (…) Taraflar arasındaki iş ortaklığına ilişkin protokolde görüleceği üzere; ... 660.000.-USD, ... 660.000.-USD, ... 660.000.-USD, ... 660.000.-USD, ... tarafından 200.000.-USD tutarında katılımlar sağlanmıştır.” (Bkz. İstanbul 49. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2024/586 E. Sayılı Dosyasına Sunulan Cevap Dilekçesi)Keza adi ortaklığın ortaklarından ... tarafından ...’a hitaben keşide edilen 1 Şubat 2024 tarihli ihtarnamede de ilgili ödemelerin ...’a yapıldığının belirtildiğini, “Müvekkil ..., ..., ...,... ile aranızda imzalanan 30.12.2022 Tarihli İş Ortaklığı Protokolünün tarafıdır. İşbu protokol halen adınıza kayıtlı bulunan İstanbul İli Eyüpsultan İlçesi ... Mahallesi ... Mevkii, ada, ... parselde bulunan taşınmazın alımı için yapılacak ödemeler, satımı ve hisse dağılımı ile ilgili hükümler içermektedir. Bu protokolün 4. Maddesi uyarınca müvekkil imza tarihinde tarafınıza 660.000 USD (AltıYüzAtmışBinAmerikan Doları) ödeme yapmıştır.” [EK-3: 01.02.2024 tarihli İhtarname] dolayısıyla ... ile aralarında Davalılar ile Şirket’in vekilliğini yapan Av. ...’ün de bulunduğu ortaklarının, yalnızca ...’daki iki taşınmazın Şirket’ten satın alınması için bir ortaklık kurduğu ve bu amaçla ...’a, taşınmazları Şirket’ten satın alan kişiye, 2.840.000 Amerikan Doları ödeme yaptıklarının sübut bulduğunu; Şirket’in kasasına ise yalnızca 30.000.000 TL girdiğini, bu tutarın Şirket’in kasasına girdiğinin dahi şüpheli olduğunu, Şirket’e yalnızca göstermelik bir ödeme yapıldığını, bu ödemenin dahi Davalılar tarafından Şirket kayıtlarına usulüne uygun şekilde geçirilmediğini; davalılar, üstüne üstlük bu satıştan Şirket’in kar elde ettiğine dair bir izlenim yaratmaya çalıştığını, ancak bunun doğru olmadığı 2022 mali yılına ilişkin olağan genel kurul kararlarının iptali taleplerini inceleyen İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından tespit edildiğini, Üstelik Protokol’ün 3. maddesinde, taşınmazların tekrar satışı halinde m2 birim değerinin 450 USD olacağının kararlaştırıldığını; yani alıcı ...’ın ve Davalılar ile Şirket vekili Av. ...’ün de aralarında bulunduğu Protokol taraflarının ...’daki taşınmazların tekrar satışı halinde değerini en az 4.127.278,5 ABD Doları olarak belirlediğinin açıkça görülmekte olduğunu; buna rağmen, Şirket’in kasasına (eğer gerçekten girdiyse) sadece 30.000.000 TL girdiğini, davalıların Av. ...’ü paravan olarak kullanarak elden çıkartmaya çalıştığı taşınmazların gerçek değerinin 30.000.000 TL’nin çok üzerinde olduğu ve gerek Protokol taraflarının gerekse dava dışı pay sahiplerinin bunun bilincinde olduğunun ortaya çıktığını, davalıların görülen davada da vekilliğini yapmış olan, aynı zamanda Şirket’in de vekilliğini üstlenen Av. ...’ün merkezde olduğu bir düzen kurulduğunu, bu düzende Davalılar sözde gayrimenkul yatırımcılığı üzerinden Şirket’e ait malvarlığını tasfiye ederek elde edilen paraları haksız şekilde uhdelerine geçirdiğini; bunu yaparken, şirket yönetim kurulu başkanlığına AV. ...’ün dayısı ....’ü de davalıların getirdiğini, davalıların, ...’daki bu iki taşınmazı 2.840.000 Amerikan Doları karşılığında devredip, Şirket’e yalnızca 30.000.000 TL’sini kaydetmiş ve bu işlemi yapmak için Av. ...’ün dayısı ...’ü yönetim kurulu başkanlığına getirdiğini; bu hususlar dikkate alındığında, davalıların tamamının bu zarar verici eylemlerin içerisinde olduğunun açıkça görülmekte olduğunu, dava tarihinde bir ihtiyati tedbir kararı verilerek davalıların yönetim yetkisi kısıtlanmış olsaydı, bu usulsüzlüğün gerçekleşmeyeceğini; tüm bunlara rağmen, ortaya çıkan somut vakıalara ve delillere rağmen, davanın esası bakımından yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı değerlendirmesini anlamanın ve kabul etmenin mümkün olmadığını,Davalıların şirket nakdiyle ilgili yakın tarihteki tasarruflarının da yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiğini tereddütsüz göstermekte olduğunu, Şirket aleyhinde İstanbul ... İcra Dairesi nezdinde başlatılan ... numaralı icra takibinde, Şirket’in bankalarda bulunan hak ve alacaklarına haciz konmasına karar verildiğini, bu maksatla Türkiye’de faaliyet gösteren tüm bankalara haciz ihbarnamesi gönderildiğini, bankalardan gelen cevaplar, Davalıların bankalarda bulunan ve ....’da bulunan taşınmazları devir karşılığında Şirket’e giren parayı da tekrar buharlaştırdığını ispat etmekte olduğunu; Şirket’in 07.10.2024 tarihinde gerçekleşen 2023 yılına ilişkin Olağan Genel Kurul Toplantısı öncesinde, 03.10.2024 tarihinde paylaşılan bilançonun 102-Bankalar hesabında 5.678.809,61 TL [EK-4: Mamsan Bilançosu] bulunmakta olmasına rağmen, 2024 sonu itibariyle Şirket’in bankalarda 95.494,36 TL’si kaldığını; Şirket’te ne bir yatırım aracı, ne de bir döviz, ne bir kıymetli evrak ya da maden bırakıldığını, Şirket, dava sürerken dahi sıfıra doğru ilerletilmekte olduğunu; tedbir taleplerinin gerekçesinin bu olduğunu; yaklaşık ispat koşulu sağlanmadığı değerlendirmesinin ise tamamen yanlış olduğunu; yaklaşığın çok daha ötesinde bir delil seviyesi görmezden gelinmekte, bu durumun Müvekkillerin mülkiyet hakkını zedelemekte olduğunu,tedbire karar verilmemesi halinde dava sonucunda elde edilmesi arzulanan yararın elde edilemeyeceğini, hatta yargılamanın sonsuz bir döngüye gireceğini, davalıların, Şirket malvarlığını peyderpey tasarrufa konu etmekte, tasarrufa konu olmayan varlıklar kaderine terk edilmekte olduğunu; davalıların, haksız bir şekilde ellerinde tuttukları pay oranı avantajıyla, Şirket’i şahsi mallarıymış gibi tasarrufa konu etmekte olduklarını; her bir olağan genel kurulda Müvekkilleri için dava açılmasını gerektirecek yeni bir zararın öğrenilmekte olduğunu, yargılama sonuna kadar Şirket’e yönetim veya denetim kayyımı atanması halinde, en azından devam eden süreçte Şirket’in daha fazla zarara uğratılmayacağı, dolayısıyla görülen davalar ile birleştirilecek yeni davalar açılmayacağından emin olunacağını, bunun yanı sıra, görülen davada bilirkişi incelemesine konu olan tüm bilgi ve belgelerin, Davalıların tasarrufu altında kalmamış olacağını, şirket’in yaklaşık 10 yıldır gayrifaal olduğu hesaba katıldığında, kayyım tayininin Şirket’e ve Davalılara da hiçbir zararı olmayacağını, Hal böyleyken, yönetim ya da denetim kayyımı ya da Davalıların Şirket’i yönetim yetkisini kısıtlayacak ya da Müvekkillerinin haklarını muhafaza edecek, uğranılan zararın artmasını engelleyecek başkaca bir karar verilmesinin elzem olduğunu; dava dosyasını inceleyip,Müvekkillerinin dava sonucunda elde edeceği haktan tedbir olmaksızın mahrum kalmayacağı değerlendirmesini anlamanın ve kabul etmenin mümkün olmadığını,Tedbire karar verilebilmesi için şirketin organsız kalması gerekmediğini, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararında,Şirket’in organsız kalmaması başka bir gerekçe olarak belirtilmişse de, görülen davada tedbir kararı verilebilmesi için Şirket’in organsız kalmasına gerek olmadığını ( İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, 2020/1816 E. 2020/1547 K., 24.12.2020, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/17539 E. 2014/19870 K., 28.05.2014, İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, 2019/1749 E. 2019/1255 K., 25.09.2019) İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdindeki dava, Aralık 2022’de açılmış olup, halihazırda ikinci ek rapor tanzimi için bilirkişi incelemesinde olduğunu; bu dava tarihinden sonra, yaklaşık 9 ay sonra, davalıların yeni eylemleri nedeniyle birleşen dava açıldığını; tedbire karar verilmemekte ısrar edilirse, daha da fazla dava açılmaya ve bu davalar asıl davayla birleşmeye devam edileceğini; davalılar tarafından şirket malvarlığı ile kişisel malvarlıkları arasında bir ayrım gözetilmediğini,Müvekkillerinin davanın esası bakımından haklılığının bilirkişi kök ve ek raporuyla ispat olunmuş olmakla birlikte, görülen dava açıldıktan sonra, Av. ... üzerinden kurulan mal kaçırma ve açıktan para alma çarkının da ortaya çıktığını; ayrıca Şirket aleyhine başlatılan icra takibinde Şirket banka hesaplarının tamamen boşaltıldığının tespitiyle birlikte, Davalıların usulsüzlüklerinin ayyuka çıktığını; tüm bu gelişmeler ışığında, yaklaşık ispat olmadığını savunmak kabul edilebilir olmadığını, bunun yanı sıra huzurdaki davada organ boşluğu olmasa da, denetim ve onay kayyımı tayin edilebileceği İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi tarafından teyit edildiğini; dolayısıyla tedbire karar verilmesi için tüm koşulların oluştuğunu; Şirket’in gayrifaal olduğu da dikkate alındığında, tedbire verilecek kararın taraflar için bir zarara sebebiyet vermeyeceğinin de izahtan vareste olduğunu,İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen sebepler ile re’sen değerlendirilecek sebeplerle, İlk Derece Mahkemesi ara kararının kaldırılması, şirkete yönetim ya da denetim kayyımı atanmasına, taleplerinin kabul görmemesi halinde müvekkillerinin haklarının korunması için elverişli görülecek başkaca bir tedbire karar verilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin Davalılara yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep; yönetici sorumluluğu nedeniyle tazminat istemiyle açılan birleşen davada; dava dışı şirkete tedbiren yönetim ya da denetim kayyımı atanması, bunun kabul görmemesi halinde davacıların haklarının korunmasını sağlayacak başkaca bir tebdire karar verilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece taleplerin reddine karar verilmiş, karara karşı birleşen davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.6100 Sayılı HMK'nın 389. maddesinde, ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, 1. fıkrasında;"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." hükmü düzenlenmiştir. Buna göre şartların mevcut olması durumunda ancak uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. 6100 Sayılı HMK'nın 390/3. maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Somut olayda asıl ve birleşen davalarda birleşen davacılar vekilinin, asıl ve birleşen davalarda ileri sürdükleri yönündeki iddialarının esası bakımından, mevcut delil durumuna göre bu aşamada yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluşmadığı, dosyanın ek rapor aşamasında olduğu, eldeki davanın yönetici azli veya fesih davası olmadığı da nazara alındığında, davanın mahiyeti gereği tedbir kararı verilmemesi halinde, dava sonucunda elde edilmesi umulan hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağına, diğer ifade ile şirketin davalılarca sorumluluk gerektirir şekilde zarara uğratıldığı iddiasının ispatı halinde zararın davalılardan tahsili imkanının zorlaşacağına veya imkansız hale geleceğine dair yaklaşık ispat koşulunun da sağlanmadığı, mahkemece tedbir istemlerinin reddedilmesinde usul, yasa ve kamu düzenine aykırılık bulunmadığı anlaşılmış olup, asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilinin, tedbir isteminin reddine yönelik kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf edenler tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 17/04/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.