T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1847 Esas
KARAR NO: 2024/1938 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU10. ASLİYE TİCARET
MAHKEMESİ
NUMARASI: 2024/666 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİH: 18/09/2024 (Ara Karar Tarihi)
DAVA: Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin)
KARAR TARİHİ: 05/12/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... şirketindeki gizli ortaklıktan kaynaklanan hisselerinin Davalı ... AŞ ortaklık pay defterine %45 oranında, Mahkemece aksi yönde bir değerlendirme durumunda ise en az %21,09 oranında kaydı (tescili) ile gerekli ilanların yaptırılmasına; ... AŞ ve ...’nın pay defterinden Sayın Mahkemece takdir edilecek orandaki pay sahipliğinin silinerek davacı adına pay defterine kaydedilmesine; Davalı ...’nın ortaklığı uğratmış olduğu zararların fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla tazminine ve ...’dan alınarak davalı hissedarı olduğu ... firmasına ödenmesine, tazminata zarar tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine; davacının ortaklığa kaydı (tescili) mümkün görülmediği takdirde ise, gizli ortaklık, adi ortaklık niteliğinde olduğundan adi ortaklığın müvekkil ortaklık payının %45 olduğu değerlendirilerek bu oran üzerinden, Mahkemece resmi sermaye artışları dikkate alınacak olduğunda en az %21,09 oranı üzerinden feshi ve tasfiyesine, davacının ayrılma payının kendisine ödenmesi ile davacının uğradığı zararın avans faiziyle birlikte tazminine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla, işlemiş kar payı alacakları, TBK ve TTK’dan doğan sair tazminat alacaklarının davacıya ödenmesine, davalı ... AŞ hisseleri üzerinde devri engellemek amacıyla tedbir konulmasına,Davalı ... AŞ’nin zarara uğratılmaması adına şirkete kayyım atanmasına,Davalı ... AŞ’nin fikri haklarının devrini engellemek amacıyla tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 18/09/2024 tarih ve 2024/666 Esas sayılı kararında; "Bilindiği üzere ihtiyati tedbir kararı verilebilmesinin en önemli şartı bir ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmıştır.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389/1. maddesinde "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından" söz etmektedir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi halinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hale gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir. Hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir. Kural olarak bir davada tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmaların ispatı için tahkikat yapılması ve delillerin toplanması gerekir. Hakim tüm delilleri inceleyip değerlendikten ve tam bir karara ulaştıktan sonra nihai kararını verir. Bu husus asıl davanın kabulü için geçerli olup, bu nedenle tam ispat aranır. İhtiyati tedbirlerde ise tam değil yaklaşık ispat yeterli olacağı 6100 Sayılı HMK'nın 390/3. maddesinde düzenlenmiştir.Değişik ifade ile ihtiyati tedbire karar verebilmek için iddia olunan vakıanın subutu yönünde gerçeğe yakın bir ispatın olması yeterlidir.Salt iddia ile ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği de izahtan varestedir. Davacının dilekçedeki anlatımlarından resmi kayıtlarda davalı şirketlerde bir hissesi olmadığı, gizli ortak olduğunu bir kısım nedenlerle resmi kayıtlarda ortak olarak gözükmediğini, ancak diğer ortağın davalı ... şirketindeki kendisine ait payını yapılmış bir sermaye arttırımı da olmaksızın %45 ten %9 a indirmek istediğini ve yaşanan anlaşmazlıklar nedeni ile şirkete kayyım atanmasını ve belirttiği hususlarda tedbir konulmasını talep ettiği görülmektedir. 6102 sayılı TTK’da sermaye şirketlerinde yönetime dışarıdan müdahaleye, yani şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır.Sermaye şirketlerinde kayyım atanması ile ilgili olarak, kanunda bulunan tek madde, azınlık pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya mahkeme marifeti ile çağrısını düzenleyen TTK m. 412 hükmüdür. Madde “… Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararda kayyımın görevlerini ve toplantı için gerekeli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir.” şeklinde düzenlenmiştir. Ancak buradaki kayyımlık bir yönetim kayyımlığı değildir.Kanun koyucu anonim şirketlerde yönetim kayyımı atanabileceğini TK m.530/2’de sadece organ yokluğu haline hasrettiği halde, limited şirkette hem organ yokluğu hem de haklı nedenlerle açılan fesih davasında, taraflardan birisinin istemi üzerine gerekli önlemleri alma, bu arada yönetim kayyımı atayabilme yetkisini mahkemeye vermiş görülmektedir (TTK m. 636/4). Anonim şirketlerde ise kayyım tayini, şirket organlarındaki yoksunluk sonucu ortaya çıkan yönetim boşluğunun başka yollardan giderilememesi şartına bağlıdır.Yöneticilerin kötü yönetiminin yaptırımı ise, hem anonim hem de limited şirkette onlar aleyhine hukuki sorumluluk davası açmak olabilir.İst BAM 12.HD. 2020/1491 E, 2020/1370 K. Sayılı ilamında"....Anonim Şirketler TTK'nun 365. Maddesi uyarınca yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunurlar. Şirkette organ boşluğu bulunduğu iddiası yoktur.6100 sayılı TTK da anonim şirketlerde yönetim kurulunun yönetim yetkisinin mahkemelerce kaldırılacağına veya sınırlandırılacağına ilişkin yasal düzenleme yoktur. Yönetim Kurulunun görevden alınması, seçilmesi TTK'nun 408(2)-b gereği şirketin genel kuruluna tanınmış bir yetkidir. Yönetim Kayyımı atanması istemi aynı zamanda YK nun yönetim yetkisinin kaldırılması anlamına geldiğinden yasal olmadığından bu yolda ki talep dinlenemez."( Bkz. İst BAM 12. HD. 2020/210E, 2020/237 K., İst BAM 12. HD. 2019/1276 E, 2019/937 K., İst BAM 13. HD.2019/690 Esas , 2019/628 K., İst BAM 12. HD. : 2020/1344 E, 2020/1195 K. Sayılı ilamları) İstanbul BAM 13. HD. 2019/2491 E, 2019/1827 K. Sayılı ilamında "...Davacı vekili istinaf nedeni olarak davalı şirketin yöneticisi ve en büyük paydaşının şirkete ait ana faaliyet konusunun (oluşturan akaryakıt istasyonunun (istasyonun sahibi olan diğer aile şirketi olan ... Holding A.Ş. tarafından satılması üzerine) kalmadığını, davalı şirket yöneticisinin şirket taşınmazlarını birer birer satarak şirketin içini boşalttığını, Davalı şirket yöneticisinin ... Holding A.Ş. aleyhine açılan ortaklıktan çıkma yönündeki diğer bir davada (Bakırköy 4 ATM 2017/1041 E) şirket ortak ve yöneticisinin şirket malvarlıklarını düşük bedellerle sattığının bilirkişi raporuyla belirlendiğini, eldeki davada istasyonun üçüncü şahsa (şirket) satıldığını, aynı gün üçüncü şahsın yetkilisinden başka bir taşınmaz satın alındığını ve bunun davalı şirket yöneticisi ve ortağının üzerine yapıldığını, davalı şirket yöneticisinin diğer aile şirketini zarara uğratmışken dava konusu bu aile şirketini de zarara uğratmak için çalışacağını, önlem alınmazsa şirketin mal varlıklarının tüketileceğini, tedbir kararı verilmezse ortaklıktan çıkma ve şirket payının güncel değerinin ödenmesi talebinin dava sonunda anlam ifade etmeyebileceğini, talebin yargılamayı gerektirmediğini, 13 yıldır kar payı almadıklarını öne sürmüştür. Açılan iş bu davada iddialar yapılacak yargılama sonucu ortaya çıkacağından ve tedbir talebinin reddedildiği tarih itibariyle HMK' nın 390/3 maddesi kapsamında davacıların yaklaşık ispatını gösteren yeterli delil de dosyada bulunmadığından, ilk derece mahkemesinin tedbir talebinin reddine ilişkin takdirinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesine göre esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. " belirtmiştir. Yukarıda ifade edildiği üzere anonim şirketlerde esas olan şirketin kendi seçtiği yöneticiler tarafından yönetilmesidir. Şirkette bir organ boşluğu olmadığı müddetçe şirkete kayyım atanması mümkün değildir. Kaldı ki davacının şirkette resmi kayıtlarda bir hissesinin olmadığı nazara alındığında hissedar olup olmadığı, bu davayı açma bakımından yeterli oranda payı olup olmadığı dahi yapılacak yargılama neticesinde belirlenecektir. Ortaklar arasındaki iç çekişmeler kayyım tayini nedeni değildir. Keza davacı yanca her ne kadar şirketin tüm hisseleri üzerine ve şirketin sahip olduğu fikri haklar üzerine tedbir konulması talep edilmiş ise de yaklaşık ispatı sağlayacak bir delil sunulmadığı, davacı iddialarının ancak ileride yaptırılacak bilirkişi incelemesinden sonra değerlendirilebileceği, bu aşamada yaklaşık ispatın gerçekleşmediği anlaşılmakla tedbir taleplerinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, '' Davacının İhtiyati tedbir talebinin REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;.İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/666 E. Sayılı dosyasında; dava dilekçesinde yer alan ihtiyati tedbir talebimize ilişkin ilk derece mahkemesi tarafından; "İfade edildiği üzere anonim şirketlerde esas olan şirketin kendi seçtiği yöneticileri tarafından yönetilmesidir. Şirkette bir organ boşluğu olmadığı müddetçe şirkete kayyım atanması mümkün değildir. Kaldı ki davacının şirkette resmi kayıtlarda bir hissesinin olmadığı nazara alındığında hissedar olup olmadığı, bu davayı açma bakımından yeterli oranda payı olup olmadığı dahi yapılacak yargılama neticesinde belirlenecektir. Ortaklar arasındaki iç çekişmeler kayyım tayini nedeni değildir. Keza davacı yanca her ne kadar şirketin tüm hisseleri üzerine ve şirketin sahip olduğu fikri haklar üzerine tedbir konulması talep edilmiş ise de yaklaşık ispatı sağlayacak delil sunmadığı, davacı iddialarının ancak ileride yaptırılacak bilirkişi incelemesinden sonra değerlendirilebileceği, bu aşamada yaklaşık ispatın gerçekleşmediği anlaşılmakla tedbir taleplerinin reddine" şeklinde karar verildiğini, Yukarıdaki karar gerekçesi incelendiğinde tedbir taleplerine ilişkin red kararının; dava dilekçemiz ve dosyaya sunmuş olduğumuz belgeler esaslı bir şekilde incelenmeksizin ve herhangi bir şekilde göz önünde bulundurulmadan verildiğini, bu nedenle işbu hukuka aykırı karara ilişkin istinaf kanun yoluna başvurma gereğinin hasıl olduğunu, Tedbir talepleri bakımından, hmk 389. maddesinde yer alan şartların gerçekleştiğini, HMK 389. Maddesinde"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." hükmüne yer verildiğini, İlgili düzenleme ile şirket hisselerinin devrine ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için, bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinin aranmakta olduğunu; tüm bu şartların da fili durumda söz konusu olduğunu, Müvekkili ile Davalı ... arasında, Davalı ... AŞ üzerinde gizli ortaklık sözleşmesi mevcut olduğunu; ...’dan Müvekkiline gönderilen e-postalar ile bu e-postaların ekinde yer alan Excel tabloları gizli ortaklığın ... tarafından da kabul edildiğini ve bu konunun ihtilafsız olduğunu ortaya koymakta olduğunu, (Bkz. Dava Dilekçesi Ek-10.1, 10.2, 12.1 ve 12.2). Müvekkilinin, şirketin kurulduğu yıldan Davalı ...’ya 2013 yılında devrine kadar ...’nin yanında %50 oranında gizli ortak olarak faaliyet gösterdiğini; 10 yıl boyunca ... idari konularda; Müvekkilinin ise teknik ve üretim konularında yetkili olarak şirketi işlettiklerini, Gizli ortaklık sözleşmesinin nitelik itibariyle bir adi ortaklık olduğunu ve herhangi bir şekil şartına tabi olmadığını; davalı ... ve Şirket mali işler müdürü tarafından gönderilen e-postalar ve tablolar gibi pek çok yazılı delillerin mevcut olduğunu; bu belgelerin tarafların tam bir ortaklık yapısı içerisinde hareket ettiğini, bilgilendirmeler ve raporlamalar yapmak suretiyle de bu durumu tevsik ettiklerini, Elektronik postaların da şirket ticari defter ve kayıtlarından olan ve HMK m.199 hükmüne göre kabul edilen BELGE niteliğinde olduğunu; yapılan yazışmaların dahi şirket uzantılı mail adresleri ile yapıldığının belgelendirildiğini; ...'nı, hem şahsen ve hem de davalı şirketin diğer ortağı ... bakımından da bu belgeler ortaklık yapısının kabul edildiğini ve müvekkilin ortak olduğunu ortaya koymakta olduğunu, Tüm bu hususlar çerçevesinde; ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde, gerçekte müvekkile ait olan hisselerin devrinin engellenmesi amacı ile yargılama sürecinde davalılar tarafından hisselerin üçüncü kişilere devredilmesi mümkün olacağından, Müvekkilin sahip olduğu hisseleri geri alması imkansız hale gelecek ve müvekkilinin geri dönülemez bir zarara uğrayacağını, Aynı şekilde şirket faaliyetleri kapsamında, Müvekkilin hissedarı olduğu şirketin sahip olduğu fikri mülkiyet haklarının da üçüncü kişilere devredilmesi halinde, Müvekkili, hisselerinin tescilini sağlasa dahi artık söz konusu fikri haklarının devredilmiş olması sebebi ile ticari faaliyetlerine devam edemeyecek hale geleceğini; bu durumun; bu iki hususta ivedilikle tedbir kararı verilmesinin zaruriyetini ortaya koymakta olduğunu, Bu çerçevede; ilk derece mahkemesi tarafından verilmiş olan 18.09.2024 tarihli ihtiyati tedbir talebimizin reddi kararının kaldırılarak ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek, Yukarıda arz ve izah edilen sebepler ile dairemizce resen gözetilecek nedenler çerçevesinde, İstinaf başvurularının KABULÜNE, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18.09.2024 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının kaldırılmasına, Davalı ... AŞ hisseleri üzerinde devri engellemek amacıyla tedbir konulmasına, Davalı ... AŞ’nin zarara uğratılmaması adına şirkete kayyım atanmasına, Davalı ... AŞ’nin fikri haklarının devrini engellemek amacıyla tedbir konulmasına, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin Davalı taraflara yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep; davacının davalı ... A.Ş.'nin gizli ortağı olduğunun tespiti ile ortaklık pay defterine %45 oranında, Mahkemece aksi yönde bir değerlendirme durumunda ise en az %21,09 oranında kaydına, davalılar ... AŞ ve ...’nın pay defterinden Mahkemece takdir edilecek orandaki pay sahipliğinin silinerek davacı adına pay defterine kaydedilmesine; davalı ...’nın ortaklığı uğratmış olduğu zararların ...’dan tahsili ile davalı hissedarı olduğu ... firmasına ödenmesine, davacının ortaklığa kaydı mümkün görülmediği takdirde ise, gizli ortaklık, adi ortaklık niteliğinde olduğundan adi ortaklığın davacı ortaklık payının %45 olduğu değerlendirilerek bu oran üzerinden, Mahkemece resmi sermaye artışları dikkate alınacak olduğunda en az %21,09 oranı üzerinden feshi ve tasfiyesi, ayrılma akçesi ile davacının uğradığı zararın, işlemiş kar payı alacakları, TBK ve TTK’dan doğan sair tazminat alacaklarının davacıya ödenmesine karar verilmesi talepli davada; davalı ... A.Ş. hisseleri ve fikri hakları üzerine devri engellemek amacıyla tedbir konulmasına ve davalı şirkete kayyım atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiş, Mahkemece 18/09/2024 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir kararının reddine karar verilmiş ve davacı vekili tarafından verilen karara karşı istinaf başvurusunda bulunulmuştur. HMK'nın 389. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Aynı yasanın 390/3 maddesi,'' Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir. Buna göre, tedbir talep edenin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. 6102 sayılı TTK'nun 365. maddesinde, anonim şirketlerin yönetim kurulu tarafından yönetilip ve temsil olunacağı düzenlenmiş, YK üyelerinin seçimi, süreleri, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları TTK 408 maddesi uyarınca genel kurulun, devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. TTK da anonim şirketlerde yönetim kurulunun yönetim yetkisinin mahkemelerce kaldırılacağına veya sınırlandırılacağına ilişkin yasal düzenlemenin bulunmadığı gibi anonim şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. TMK'nin 427/4. maddesine göre bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka bir yoldan sağlanamamış ise vesayet makamınca yönetim kayyımı atanması gerekmektedir. Anılan düzenlemeye göre yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da TTK'nin sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur. (Yarg. 11. H.D 08/03/2018 2016/7714 E-2018/1804 K) Aslolan şirketlerin genel kurulları uyarınca seçilmiş yöneticileri tarafından yönetilmeleri olduğu, tedbiren kayyım atanması istenen davalı anonim şirketin yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine engel bir durum ve şirkette organ boşluğu bulunmadığı gibi, yönetiminin başka yoldan sağlanamaması ve genel kurulun toplanamaması gibi bir durum da söz konusu olmadığından davalı şirkete kayyım atanmasını gerektirecek haklı bir sebep bulunmadığı, HMK'nun 389/1 ve 390/3 maddesinde aranan koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla; Mahkemece davalı şirkete kayyım atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik verilen karar dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Terditli olarak açılan iş bu davada davacı vekilinin taleplerinden ilki davalı ... A.Ş.'de gizli ortak olduğunun tespiti ile hissesinin pay defterine kaydedilmesi, bunun mümkün olmaması halinde şirketin feshi ve tasfiyesi ile mali hakların tahsili olup, bu iddialarına ilişkin dava dilekçesi ekinde mail yazışmaları ve tablolar sunmuştur. Söz konusu mail yazışmaları ve tablolar bu aşamada ihtiyati tedbir verilebilmesi için haklılığını yaklaşık olarak ispat eder nitelikte olmayıp, Mahkemece şirketin hisselerinin ve fikri haklarının devrinin engellenmesine ilişkin tedbir talebinin reddine karar verilmesi de isabetli olup, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak; ilk derece mahkemesi ara karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.