T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1437 Esas
KARAR NO: 2024/1933 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2024/347 Esas - 2024/442
TARİH: 07/06/2024
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
KARAR TARİHİ: 05/12/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket, dava konusu genel kurul kararını azınlık pay sahibi müvekkili şirketin müktesep haklarını ihlal etmek suretiyle, gerekli karar nisabına uymadan ve TTK 452. Maddesine aykırılık oluşturmak suretiyle gerçekleştirdiği, söz konusu genel kurul kararı yukarıda detaylıca açıklandığı üzere oy birliği le alınması gereken bir karar olmasına rağmen müvekkili şirketin olumsuz oyu ve muhalefet şerhine rağmen oy çokluğu ile alındığından gerekli karar nisabından yoksun olup irade beyanı oluşmadığını, dolayısıyla genel kurul kararı, hukuki işlemin doğabilmesi için öngörülen kurucu unsurlardan yoksun olduğundan “yokluk” ile sakat olduğunu, müvekkil şirket, pay sahibi olarak müktesep haklarını ihlal eden bu genel kurul kararının yoklukla malul olduğunun tespit edilmesini, müvekkil şirketin genel kurul kararının yokluğunun tespitine ilişkin işbu talebin Mahkemece kabul görmemesi ve uygun bulunmaması halinde ise, feri talep olarak müvekkili şirket işbu genel kurul kararının müktesep haklarını ihlal etttiği ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca da TTK madde 452’ye aykırılık oluşturduğu sebebiyle iptalini talep ettiğini, mahkemece göz önünde bulundurulacak olan sair hususlarla, müvekkili şirketin haklı davasının kabulünü talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 07/06/2024 tarih ve 2024/347 Esas - 2024/442 sayılı kararında; "Dava olağanüstü genel kurul kararın yokluğu ve tespitine ilişkindir. TTK 445. maddesinde; "(1) 446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler," hükmünün düzenlendiği açıktır. Buna göre dava şirket merkezinin bulunduğu Asliye Ticaret Mahkemesinde açılacaktır. Kaldı ki 6100 sayılı HMK m.14 hükmüne göre ortağın bu sıfatla özel hukuk tüzel kişisi aleyhine açmış olduğu davalarda da tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olacağı düzenlenmiştir. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden alınan kayıtlarda ve dava dilekçesindeki kayıtlarda dahi dava tarihi itibariyle davalı şirketin sicil adresinin "... Mah. ... Sok. No: ... Kat ... Kadıköy/İSTANBUL" olduğu kayden açıktır. İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yargı çevresini düzenleyen, önceki yıllarda yayınlanan, dönemin HSYK Genel Kurulunun 19/03/2014 tarih ve 129 kararına göre Kadıköy ilçesinin İstanbul Anadolu Ticaret Mahkemelerinin yargı çevresi içinde kaldığı açıktır. Bu itibarla davalı şirketin yani borçlu şirketin muamele merkezi Kadıköy olmakla, borçlunun muamele merkezi nedeniyle İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemeleri nezdinde görülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacı vekili dahi 04/06/2024 tarihli dilekçe ile dosyanın İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesi yönünde talepte bulunmuştur. Yukarıda açıklandığı üzere davalı şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi nezdinde dava açılması gerekli olup bu husus 6100 sayılı HMK m.114/f.1 bend (ç) hükmü uyarınca dava şartı niteliğindedir. Bu nedenle diğer usuli itirazlardan önce bu hususun dikkate alınması gerektir. Dava şartlarının mevcut olup olmadığının, davanın her aşamasında kendiliğinden mahkemece araştırılması, HMK m.115 hükmü uyarınca yasal olarak zorunlu olup mevcut dava şartı noksanlığı durumunda ise HMK m.115/f.2 hükmü uyarınca ise davanın usulden reddi gerekir. Bu arada Mahkememizin halihazırdaki başkanı tarafından 2021 yılında yapılan talep üzerine toplanan İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunca yapılan başvuru sonucunda Yargıtay 6.HD oluşturmuş olduğu 2021/4808E.2021/1790K.sayılı ilamında; "İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu kararında belirtildiği üzere konkordato talebi üzerine kesin yetki kuralları gereğince talebin ileri sürüldüğü mahkemenin yetkisizlik nedeniyle davayı usulden reddetmesi halinde, dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi bakımından HMK’nın 24 ve 26'ncı maddelerindeki ilkeler de gözetilerek, HMK’nın 20'inci maddesindeki yasal düzenleme açısından çekişmesiz yargı işleri bakımından aksine bir hüküm öngörülmediği gibi konkordato talebinin hukuk niteliği de gözönünde bulundurulduğunda, kesin yetki kuralı nedeniyle davanın usulden reddi kararıyla birlikte dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye talep halinde gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir." Bu nedenle İstanbul BAM 17.HD'nin aksi yöndeki uygulaması benimsenmemiş, Mahkememizin önceki uygulamasına aynen devam olunmuştur. Yapılan açıklamalar karşısında Mahkememizin, HMK m.114/f.1-bent (ç) ve HMK m.115/f.2 hükmü uyarınca kesin yetkili olmaması karşısında, davanın dava şartı yokluğundan ve usulden reddine, talep halinde, dava dosyanın kesin yetkili İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, karara karşı kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde; süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleştirilmiş ise kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesine, başka mahkemede davaya devam edilmesi söz konusu olmadığında dava hakkında açılmamış sayılma kararı verilerek davacının yargılama giderlerine mahkum edileceğinin taraf vekillerine ihtarına, HMK 331/2 maddesi uyarınca davaya başka bir mahkemede devam olunacağından yargılama giderlerine bu aşamada hükmedilmemesine karar vermek gerekmiştir. "gerekçesi ile, '' Mahkememizin, HMK m.114/f.1-bent (ç) ve HMK m.115/f.2 hükmü uyarınca kesin yetkili olmaması karşısında, davanın dava şartı yokluğundan ve usulden reddine, talep halinde, dava dosyanın kesin yetkili İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, karara karşı kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde; süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleştirilmiş ise kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesine, başka mahkemede davaya devam edilmesi söz konusu olmadığında dava hakkında açılmamış sayılma kararı verilerek davacının yargılama giderlerine mahkum edileceğinin taraf vekillerine ihtarına, HMK 331/2 maddesi uyarınca davaya başka bir mahkemede devam olunacağından yargılama giderlerine bu aşamada hükmedilmemesine, kararın tebliğinden itibaren on günlük süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda ve oy birliği ile karar verildi. '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının, genel kurul kararının iptali istemiyle huzurdaki davayı ikame ettiğini, ardından mahkemece yetkisizlik kararı verildiğini, işbu davadan taraflarınca davacının dava dilekçesi yerine yerel mahkemenin kararı ile muttali olunduğunu, müvekkilinin tarafı olduğu bir davada davacının isnatlarından haberdar olmaksızın, söz konusu isnatlarına cevapları dinlenmeksizin hakkında mahkeme kararı verildiğini, medenî yargılama hukukunun hiçbir ilkesi ile bağdaşmadığını, Anayasada yer alan hukuk devletinin temel ilkeleri ile de bağdaşmadığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda açıkça düzenlenen hukuki dinlenilme hakkı; tarafların yargılama hakkında açıklama ve ispat hakkını ihtiva ettiğini, Kökleri Roma Hukukuna uzanan hukuki güvenlik ilkesinin ise; hukuk kurallarının belirli, istikrarlı ve öngörülebilir olmasını zorunlu kılar (ÇAPTUĞ, Mehpare; "Hukuki Güvenlik İlkesinin Kavramsal Gelişimi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Y:2021, S:17, s.141) Yerel mahkemece dava dilekçesinin taraflarına tebliğ olunmaksızın öncelikle haklarında açılan bir davadan haberdar olma hakları olduğunu, ardından davaya cevaplarının dinlenmeksizin açıklama ve ispat haklarının engellenmek suretiyle hukuki dinlenilme haklarının yok sayıldığını, Nihayet Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda belirlenen usul kesitlerine de aykırı şekilde karar verilerek hukuki güvenlik ilkesinin ihlal edildiğini,"HMK'nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olan kesin yetki konusunda HMK'nın 138. maddesi uyarınca dosya üzerinden karar verilebileceğini, ancak bunun için dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerektiğini, dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden yetkisizlik kararı verilmesinin HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına aykırı olduğunu,"( Yargıtay 19. HD., 2014/17105 E., 2015/3504 K. ) ön inceleme duruşması yapılmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gerektiğini, medenî usul hukukuna hakim olan "teksif ilkesi" görmezden gelindiğini, medenî yargılamada dava malzemesinin, belirli usul kesitlerinde mahkeme önüne getirileceğini ve öngörülen usul kesitlerinin tamamlanmasından sonra mahkemece ele alınacağını, bu durumun, "teksif ilkesi" olarak ifade edileceğini, (TANRIVER, Süha; Medeni Usul Hukuku, 3.B, C.1, Ankara 2020, s.362) teksif ilkesinin önemli işlevlerinden birin,n düzen olduğunu, böylece hangi usul işleminin hangi aşamada yapılacağının belirlenmiş olacağını, ve yargılama düzeninin sağlanacağını, (KÜÇÜK, Alper Tunga; Vakıaların Toplanması Açısından Teksif İlkesi, İstanbul 2021, s.9) huzurdaki davada kesin yetki kuralına aykırılık nedeniyle; değil cevap sürelerini beklenmesi, dava dilekçesi tebliğ dahi olunmaksızın yetkisizlik kararı verildiğini, kesin yetki ve dava şartı olduğunu, dava şartları ve ilk itirazların, ön incelemede sonucuna bağlandığını, ön inceleme ise, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılacağını, buna göre yetkisizlik kararı verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliğini, cevap süresinin beklenmesinin zorunlu olduğunu, yargılama taraf beyanlarını gerektirdiğini, tarafların birisinin davadan dahi haberi yokken kendisine yetki konusunda karar tebliği HMK açısından kabul edilebilir olmadığını, "Mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verilebileceğini öngören aynı Kanun’un 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmadığını, bu hüküm, hakime, belirtilen hususlar hakkında gerekmiyorsa ön inceleme duruşması yapmaksızın karar verebilme yetkisi tanıdığını, ön inceleme duruşması yapmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için de davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gerektiğini, Hukuk Muhakemeleri Kanun’un 137/1. maddesinde, ön incelemenin dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılacağının açıkça öngörüldüğünü, 6100 sayılı HMK’nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olan görev konusunda aynı Kanun’un 138. maddesi uyarınca dosya üzerinden karar verilebilir ise de, ancak bunun için dava dilekçesinin davalılara tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerektiğini, dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik kararı verilmesinin HMK’nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık oluşturduğunu, (Yargıtay 13. H.D., 2017/7690 E. , 2017/11212 K.) medenî yargılama hukukunca kabul edilen ilkelerin hiçbiri bir diğerinden evla olmadığını, usul ekonomisi uğruna hukuki dinlenilme hakkının bertaraf edilemeyeceğini, Medenî Yargılama Hukukuna hakim olan ilkelerin gerek Kanun ve gerekse doktrin tarafından ortaya konduğunu, söz konusu ilkelerin her biri ayrı bir işleve sahipken tamamının ortak hedefinin gerek Anayasa ve gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile kabul edilen adil yargılanmanın sağlanması olduğunu, bu ilkelerden biri olan yargılamanın makul süre içerisinde tamamlanmasını hedefleyen usul ekonomisi uğruna, yalnız -yargılama hızlı sonuçlansın denilerek- adeta usul hükümlerinin tamamının görmezden gelinemeyeceğini, yargılamanın belirli kesitler halinde yapılmasını öngören teksif ilkesinin ve taraflara savunma, ispat hakkını sunan hukuki dinlenilme hakkı da kamu düzenini sağlamak suretiyle adil yargılanma amacına hizmet ettiğini, usul ekonomisi uğruna kanun hükümlerinin gereği gibi uygulanmamasının, hukuk devletine olan güveni de sarsacağını, tüm bu sebeplerle, dava dilekçesinin davalı tarafa tebliğ edilmeden cevaplarının dinlenilmeksizin, tesis olunan yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, burada kararın isabetli olup olmamasından evvel olan; usulü emredici kurallara riayetin zorunlu olduğunu beyanla, istinaf başvurusunun kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini vekaleten talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı şirketin esas sözleşmenin 8. maddesinin değiştirilmesine ilişkin 16/05/2024 tarihli olağanüstü genel kurul kararının yokluğunun tespitine, Mahkemece bu talebin kabul görmemesi halinde iptaline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda TTK'nın 445. ve HMK'nın 14. maddelerinde düzenlenen kesin yetki kuralı gereğince iş bu yargılamada davalı şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi kesin yetkili olduğundan bahisle Mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmeden ve ön inceleme aşaması tamamlanmadan yetkisilik kararı verilmesinin hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiği gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Yargıtay HGK'nın 11.04.2019 tarih ve 2017/15-2141 Esas 2019/442 Karar sayılı ilamında "...Dava şartları ve ilk itirazların karara bağlanması için, tarafların açıklamaları yeterli ise hâkim, dosya üzerinden karar verebilir. Verilen karar (görevsizlik veya yetkisizlik kararı gibi) davayı (o mahkemede) sona erdirici nitelikte ise, hâkim tarafları ön inceleme duruşmasına davet etmeden (dosya üzerinden) gerekli kararı verebilir. Bu hâlde ön inceleme duruşması yapılmasına, tarafların ön inceleme duruşmasına davet edilmesine ve tahkikat aşamasına geçilmesine gerek kalmaz ...6100 sayılı HMK’nın 30. maddesi uyarınca hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olup, dava şartlarına ilişkin bir sorunun yargılamanın başında çözülmeyip sonrasında dava şartı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ekonomisi ilkesi ile de bağdaşmayacaktır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, mahkemece dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi, 6100 sayılı HMK’nın 115/1. ve 138. maddeleri ve usul ekonomisi uyarınca mümkündür." denilmiştir. Mahkemenin yetkisine ilişkin kesin yetki kuralı, HMK 114/1-ç maddesine göre dava şartıdır. HMK'nın 115. maddesine göre Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Yasada açıkça dava şartlarının her aşamada mahkemece kendiliğinden araştırılacağı düzenlendiğinden henüz taraflara tebliğ yapılmadan tensip aşamasında dahi mahkemenin kesin yetki kuralı bulunması ve yetkisiz olması halinde usulden red kararı verilebileceğinden Mahkemece verilen kararda herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-c maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.