T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2024/820 Esas
KARAR NO:2024/1658 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:20/03/2024
NUMARASI:2020/407 Esas - 2024/296 Karar
DAVA:Ticari Şirket (Fesih İstemli)
KARAR TARİHİ:24/10/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin 18.09.2017 tarihli genel kurul kararı ile limited ortaklık iken nevi değiştirerek anonim ortaklığa döndüğünü, toplam sermayenin 5.000.000,00 TL olan davalı şirketin iki hissedarının bulunduğunu, müvekkilinin, şirketin % 26’lık azınlık hissesine sahip olduğunu, diğer hissedar ...’in ise şirketin % 74 çoğunluk hissesine sahip olduğunu, şirketin 2017 yılınan veri telekomünikasyon ve bilişim teknolojilerine ilişkin olarak başta olmak üzere 24 ülkede farklı projelerde yer aldığını ve yüksek kazançlar sağladığını, ancak şirketin geçmiş dönem ve özellikle 2019 yılı finansal tabloları dikkate alındığında somut kazançlar ile uyuşmayan kayıtların ve giderleri olduğunu, müvekkili bu kayıtların doğruluğunu sorgulamaya başladığı tarihten itibaren ise, şirketin çoğunluk hissedarının ve imza yetkilisi eşinin şahsi hesaplarına şirketin aktiflerinden bir anda, bir gün ara ile olağan dışı ve çok yüksek miktarda para gönderimi yapılarak şirketin içinin boşaltılmaya çalışıldığını, 16.09.2020 tarihinde şirket hesabından 100.000,00 euro, 200.000,00 USD ve 9.000 Gram altının ...’in şahsi hesabına, yine aynı tarihte şirket hesabından 580.000,00 Euro’nun ...’in eşi olan ...’in hesabına, 17.09.2020 tarihinde şirket hesabından 796.000,00 USD’nin ...’in şahsi hesabına gönderildiğini, söz konusu işbu tutarların müvekkili tarafından tespit edilenler olduğunu, bu nedenle davalı şirketin çalıştığı tüm bankalara müzekkere yazılarak tüm hesap hareketlerinin incelenmesini talep ettiklerini, bahse konu para aktarımları haricinde şirket adına muhtelif kamu ve özel bankalardan 2020 yılında çekilen toplam 17 milyon kredinin akıbetinin ise bilinmediğini, tüm bu kötü gidişatın yanında şirketin mali tablolarında da bir takım usulsüzlükler yapıldığının kuvvetle muhtemel olduğunu, şirkete hangi mal ve hizmeti sağladığı belli olmayan dava dışı .... Şti. ünvanlı firmanın şirkete sürekli fatura düzenlediğini, 2018 yılı sonuna kadar dava dışı şirkete toplam 15.240.945,00 TL ödendiğini, bu denle yüklü meblağda hizmetin gerçekte alınmadığını, istihdam edilen personellerin de maaşlarının bir kısmının elden ödendiğini, bu konuda ... incelemeleri yapılması ve şirkete idari para cezası uygulanmasına rağmen herhangi bir düzeltme yapılmadığını, tüm bu nedenlerden dolayı TMK 427/4 maddesi uyarınca yönetim kayyumu atanmasını, bunun mümkün olmaması halinde şirket hesaplarına teminatsız şekilde ihtiyati tedbir konulmasını, şirket ortaklarının birbirine güvenleri kalmadığından şirketin haklı 20/03/2024 nedenlerle feshine, bunun olmaması halinde müvekkilinin hisselerinin gerçek değeri ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına, yargılama giderlerinin de karşı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı taleplerinin yasa, usul ve içtihatlara aykırı olduğunu, şirket ortağı ... ve ...’in müvekkili şirkete ait paranın tamının iade ettiğini, iade edilen tutara ilişkin dekont örneklerinin ekte sunulduğunu, davacının müvekkili şirkete ait aracı, aralarında akrabalık ilişkisi de olan eski çalışanlarından ...’a 372.722,00 TL bedelle devrettiğini tespit edildiğini, satış bedelinin akıbeti hakkında müvekkili şirketin herhangi bir bilgisinin bulunmadığını, davacının bu bedel tutarında müvekkili şirkete borçlu olduğunu, bu hususa ilişkin olarak davacıya ihtarname keşide edildiğini, araç bedeli dışında davacının müvekkili şirkete 11.000,00 USD ve 6.000,00 euro olmak üzere yaklaşık 150.000,00 Tl borçlu olduğunu, davacıya yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı dönemde tahsis edilen araçların, davacının yönetim kurulu üyeliği sona erdiği tarih olan 15.10.2020 tarihinde itibaren iade etmesi gerekirken, araçların henüz iade edilmediğini, bu hususa ilişkin olarak ihtarname keşide edildiğini, müvekkili şirkete kayyum atandıktan sonra aralarında davacının akrabalarının da bulunduğu şirket çalışanlarının altısının toplu olarak istifa ettiğini, davacının eşi olan ...’ın 17.11.2020 tarihinde müvekkili şirket ile aynı iştigal konusunda faaliyet gösteren ... A.Ş. adında bir şirket kurduğunun görüldüğünü, davacının kamu ve özel bankalardan 2020 yılında şirket adına çekilen toplam 17 milyon tutarlı kredinin akıbetini bilmediği iddiasının kabul edilemez olduğunu, kredinin bir kısmı ile vadesi gelen borçların ödendiğini, bir kısmı ile de yatırım yapıldığını, davacının 2018 yılı sonuna kadar .... Şti.ye toplam 15.240.945,00 TL ödemeye karşın hizmet alınmadığı yönündeki iddiasının gerçeği yansıtmadığını, ödemelere ilişkin olarak sunulan çekler incelendiğinde davacının imzasının görüleceğini, şirket çalışanlara elden maaş ödendiğine ilişkin iddianın asılsız olduğunu, sonuç olarak davacının iddialarının feshi haklı gösterek nitelikte ağırlığının bulunmadığını beyan ederek, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 20/03/2024 tarih 2020/407 Esas - 2024/296 Karar sayılı kararında; "Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde; Dava, anonim şirketin haklı sebeple feshi ve tasfiyesi, tasfiye payının ödenmesi, olmadığı takdirde TTK 531 hükmü gereği payının ödenerek davacının haklı sebeple şirketten çıkmasına ilişkindir. Şirketin ortaklık yapısının 100 hissenin dağılımının, davacının %26,5, diğer ortağın ise % 73,5 olduğu görülmüştür. TTK 636/3 nolu bendinde haklı sebeplerin varlığında her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, mahkemece istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği ifade edilmektedir. Mahkeme sebepleri haklı bulsa da fesih kararı vermek zorunda değildir. Şirketin feshini haklı kılan sebeplerin varlığına rağmen, yaşatılmasına, ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağına kanaat getiren mahkeme, şirketi feshetmek yerine, fesih talebinde bulunan pay sahiplerinin paylarının gerçek değerinin ödenmesine ve kendilerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir bir diğer çözüme karar verebilir. Dosya kapsamında toplanan delillerden davalı şirketin ekonomik faaliyetine devam ettiği, firmalarla anlaşmalarının olduğu, şirketin devamı ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağı kanaatine varılmış olmakla davacı tarafın şirketin feshine ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiştir. TTK'nun 531. maddesine göre; "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir." Davacının davalı şirketin ortağı olduğu, davalı şirketin tespit edildiği üzere dava açılmasından sonra aşırı borçlanma yoluna giderek şirket değerinin düşürüldüğü, davalı şirketin fatura keserek borçlandırıldığı, taraflar arasında iyiniyet ve güven duygusunun zedelendiği, taraflar arasında çeşitli davaların devam ettiği tüm bu hususların davacı açısından davanın açılmasına haklı sebep sayılacağı, bununla birlikte davacı ile davalı şirket diğer ortağı arasında anlaşmazlık olduğu, bu durumun ortaklar arasında geçimsizlik bulunduğuna delalet ettiği, ayrıca taraflar arasında görülen birden çok derdest ve karara çıkmış davalarının bulunduğu, bu durumun da ortaklar arasında geçimsizliğe delil teşkil ettiği, ortaklar arasında olması gereken güven duygusunun kalmadığı, ortakların birlikte bu şirketi işletip yürütmelerinin fiilen ve hukuken mümkün olmadığı, tüm bu sebeplerle davanın açılmasında haklı sebeplerin oluştuğunun kabulü gerektiği kanaatine varılmıştır. TTK'nun 531. maddesine göre haklı sebeplerin varlığı halinde mahkemenin davalı şirketin feshine karar verebileceği gibi davacının ortaklıktan çıkma veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. Şirketin fesih ve tasfiyesi, dosya kapsamına göre; davalının bu talebi kabul etmemesi ve ortaklıktan çıkarılmaya karar verilmesini talep etmesi, yine alınan bilirkişi raporlarına göre çıkmaya karar verilmesi ve çıkma payı ödenmesinin daha adil bir çözüm olarak değerlendirilmesi nedeni ile kabul edilmemiş, çıkma ve çıkma payı ödenmesi talebi kabul edilmiştir. Çıkma paylarının hesabına ilişkin olarak sunulan bilirkişi heyeti raporunda ...ın yaptığı hesaplamada şirketin mali tabloları, yaptığı iş ve yaptığı iş kapasitesi dikkate alındığında marka değeri daha uygun olup bu hesaplama hükümde dikkate alınmıştır. Son bilirkişi raporunda da bahsedildiği gibi davadan sonra şirketin değerini düşüren yüksek miktarda borçlanmaların olduğu, daha önceki faaliyet dönemlerinde bu tür borçlanmaların olmadığı görülmekle karar tarihine en yakın hesabın değil de şirketin değerinin borçlanmalarla 4 kat düşürüldüğü dikkate alınarak 31.12.2022 tarihteki ortalama değer üzerinden davacının %26,5 payı dikkate alınarak 29.817.239,80 TL üzerinden davacının çıkma payı olabileceği kanaatine varılmıştır. Şirketin fesih ve tasfiyesi davası, çıkma ve çıkma payı ödenmesi davası ile terditli olarak açıldığından; bu yönden, davalı yararına yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiş, davacının çıkma payına ilişkin dava dilekçesinde faiz talebi olmadığından ve çıkma kararı yenilik doğurucu bir hak olduğundan bu yöndeki talebin reddine karar verilerek kısmen kabul kısmen reddi olarak değerlendirilerek, alacağın feri niteliğindeki faiz alacağı bakımından red yapıldığından davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş olup tüm yargılama giderlerinden davalı sorumlu tutulmuştur. Davacı vekilinin bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde talebine istinaden ''...12/02/2024 tarihli dilekçe ile çıkma payı olarak 37.527.036,60TL olarak talebi olduğu görülmekle 37.527.036,60 TL üzerinden eksik harcı yatırmak üzere bir daha ki celseye kadar süre verilmesine, yatırmadığı takdirde dosyanın işlemden kaldırılacağının ihtarına, (ihtar edildi) '' şeklinde ara karar kurulmuş olup davacı taraf 19.03.2024 tarihli talepli dilekçesinde çıkma payı bedelini 29.817.239,80 TL olarak azaltmış olup bu talep üzerinden eksik harcı yatırmış olduğu görülmekle davalı vekilinin işlemden kaldırma talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı vekili ihtiyati tedbir kararının kaldırılması veya değiştirilmesi yönündeki talepte bulunmuş ise 21.02.2024 tarihli gerekçeli ara kararda şartların devam ettiği görülmekle bu talebin reddine ve tedbirin devamına karar vermek gerekmiştir., Yukarıda açıklanan sebeplerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile,''Davacının davasının KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ İLE; Davalı şirketim feshi talebinin reddine, Davacı ortağın çıkma talebi için haklı neden bulunduğundan davalı şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesine, 29.817.239,80 TL çıkma payının davalı şirketten tahsili ile davacıya ödenmesine, ihtiyati tedbir kararının kaldırılması veya değiştirilmesi yönündeki talebin reddine, tedbirin devamına, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme’nin 20.03.2024 tarihli kararı ile “Dava-nın kısmen kabulü, kısmen reddi ile, davalı şirketin feshi talebinin reddine, davacı ortağın çıkma talebi için haklı neden bulunduğundan davalı şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesine, 29.817.239,80 TL çıkma payının da-valı şirketten tahsili ile davalıya ödenmesine, ihtiyati tedbir kararının kaldı-rılması veya değiştirilmesi yönündeki talebin reddine, tedbirin devamına” karar verildiğini,Yerel Mahkeme’nin bahse konu kararının yasa, usul ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, yapılacak istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini,Hükme esas teşkil eden bilirkişi raporunun çelişkili olduğunu,23.01.2024 tarihli bilirkişi raporunda; Hukukçu Mali Müşavir ve Bağımsız Denetçi ...’in yaptığı değerlendirmede; Davalı şirketin sahip olduğu “ ” markasının 1.822.562,41 TL değerinde olduğu, davalı şirketin 30.09.2023 tarihli ara bilançosundaki mali veriler ışığın-da öz varlığının 9.391.000,00 TL olarak hesaplandığı, marka değeri olan 1.822.562,41 TL’nin eklenmesiyle çıkma payına esas olacak şirket değerinin 11.213.562,41 TL olacağını, davacının şirketteki hissesinin %26,5 olduğu göz önüne alındığında, davacının raporun tanzim tarihine en yakın tarihteki mali verilerine göre çıkma payının 2.971.594,03 TL olması gerektiğini,Bağımsız Denetçi Mali Müşavir ...’ın yaptığı ve hükme esas teşkil eden değerlendirmede ise; Hisse devir bedelinin tespitinde kullanılan ... çarpanı uygulamasına göre hesaplama yapılması gerektiğini,Bu hesaplama yöntemiyle, şirketin varsayımsal olarak %10, %15 ve %20 büyüdüğünün kabulü halinde, bu oranlara göre yapılan hesaplamaların ortalamaları ve şirketin marka değeri olan 1.822.562,41TL’nin bu hesaba eklenmesi formülüyle yapılan hesaplamaya göre, davacının çıkma payının 1-31.12.2022 itibarıyla;29.817.239,80 TL, 2-30.06.2023 itibarıyla9.074.697,27 TL,3-30.09.2023 itibarıyla;8.211.024,54 TL olduğu” kanaatine varıldığını,Aynı heyette görev almış mali bilirkişiler tarafından, iki farklı hesaplama yapılmasına, bilirkişilerce yapılan hesaplama neticesinde tespit edilen çıkma payı tutarları arasındaki fahiş farka rağmen bu çelişki giderilmeden hüküm kurulmasının yasa ve usule aykırı olduğunu, kararın öncelikle bu sebeple kaldırılması gerektiğini, Bilirkişi ...’ın hesaplama yöntemine dayanak teşkil eden formülü hatalı uyguladığını,...’ın çıkma payı hesaplamasında kullandığı ve hükme esas teşkil eden yöntem, bilimsel verilerden uzak, varsayımsal temellere dayalı, yasa, usul ve Yargıtay tarafından belirlenmiş ölçütlere aykırı olduğunu, bu hususa ilişkin ayrıntılı açıklamaya dilekçelerinde ayrıca yer vereceklerini, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere; yapılan bu hesaplama yönetiminin bir an için hükme esas teşkil edecek nitelikte olduğu varsayılsa bile; yapılan hesaplamanın vahim hatalarla dolu olduğunu, Hükme esas teşkil eden raporda hesaplama yöntemi;Devir bedeli = (Çarpan x EBITDA) - (Finansal Borçlar – Nakit Varlıklar) (Finansal Borçlar – Nakit Varlıklar) = Net Finansal Borç olarak tanımlanmış, bu itibarla; Devir bedeli = (Çarpan x EBITDA) – Net Finansal Borçolarak belirtildiğini,Raporda yer alan tablolardan anlaşılacağı üzere; Firma Değeri’nden Net Finansal Borç çıkartılmalıyken, bu tutar hatalı şekilde firma değerine eklendiğini,Tabloda yer aldığı üzere; %10 büyüme pro-jeksiyonunda devir bedeli yukarıda belirtilen formüle uygun şekilde;52.368.431,14 – 35.052.034,20 = 17.316.396,94 TLolarak hesaplanmalıyken, raporda bu değer hatalı şekilde; 52.368.431,14 + 35.052.034,20 = 87.420.465,34 TL. olarak hesaplandığını,Rapordaki bu vahim toplama-çıkarma hatası neticesinde; Beher Hisse Değeri1.325.000 Adet Hisse Değeri 31.12.2022 tarihi itibariyle 22,5029.817.239,8030.06.2023 tarihi itibariyle 6,859.074.697,27 30.09.2023 tarihi itibariyle 6,20 8.211.024,54 olarak hatalı şekilde tespit edildiğini,Raporda yapılan bu vahim hatanın düzeltilmesi ve formüle uygun şekilde hesaplama yapılması durumunda dahi, 31.12.2022 tarihi itibarıyla beher hisse değerinin, 22,50 TL değil 8,48 TL olacağını, dolayısıyla davacıya ait 1.325.000 adet hisse değerinin de, 29.817.239,80 TL yerine 11.239.661,94 TL olarak tespit edileceğinin ortada olduğunu, raporda yapılan bahse konu bu toplama-çıkartma hatası davacının çıkma payının neredeyse üç kat fazla hesaplanmasına sebep olduğunu,Dilekçeleri ekinde yer alan, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Bilirkişilik Daire Başkanlığı Bilirkişi Sicili’ne kayıtlı bilirkişiler-den; Bağımsız Denetçi, Mali Müşavir, Marmara Üniversitesi Finansal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan 23.03.2024 tarihli Uzman Görüşü’nde, hükme esas teşkil eden bilirkişi raporundaki vahim hataların ayrıntılı şekilde açıklandığını, Buna göre; “İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/407 E. sayılı dosyası Bilirkişi raporu Uluslararası Değerleme Standartları gereği asgari içeriklere sahip olmayıp, dayanaksız varsayımlar ve hesap hataları üzerinde kurgulandığını, Yerleşik yargı kararları uyarınca şirketin değerlemesinin karar tarihine en yakın tarihli işleyen teşebbüs değeri uyarınca yapılması gerektiğini,Davacının 31.12.2023 tarihi itibariyle hisse değeri/çıkma payının 5.931.830,16 TL olduğunu, sonuç ve kanaatlerine varılmıştır.”Bilirkişi ...’ın kullandığı hesaplama yönteminin yasa ve usule aykırı olduğunu,Rapordaki tek hatanın, formüldeki toplama-çıkarma hatası olmadığını, bunun yanında; Dönemsellik ilkesine uyulmadan altı, dokuz ve 12 aylık dönemlerin karşılaştırılması suretiyle hesaplama yapılmasının rapordaki en temel çelişki olduğunu,Sermaye maliyeti, 5 ve 10 yıllık devlet tahvili faiz oranlarının %28,47 - %26,35 olmasından hareketle, risksiz oran olarak kabul edildiğini ve yaklaşık %1,5 risk primi ile %30 olarak dikkate alındığını, Birçok akademik çalışmada kolaylıkla görüleceği üzere; sermaye maliyeti hesaplanmasının bilimsel yöntemleri bulunmakta olduğunu, ancak raporda sermaye maliyeti olarak kabul edilen %30 oranına muğlak bir ifade kullanarak ulaşıldığının açık olduğunu,Raporda; şirket büyüme oranının %10, %15 ve %20 olarak üç farklı oran öngörüldüğünü, bu 3 farklı oranın hangi gerekçeyle öngörüldüğünü, hangi değerleme standartlarına göre bu oranların alınması gerektiği açıklanmadığı gibi, dayanaksız ve varsayıma dayalı bir inceleme sonucu hesaplamaya dahil edildiğinin ortada olduğunu,Raporda her bir tabloda büyüme öngörüsü değiştikçe farklı ebitda çarpanları alındığını, yine raporun tamamında olduğu gibi doğrudan şirket değerine etki eden çarpanın sektör ortalamasına göre mi alındığını yoksa başka bir veri tabanından mı elde edildiği hususunun belirsiz olduğunu, bilirkişinin yaptım oldu mantığıyla bilimsellikten uzak denetime elverişli olmayan bir hesaplama neticesinde rapor hazırladığının açık olduğunu,Bilirkişinin şirket değerlemesi konusunda akademisyen ya da uzman olmadan akademik yorumlarda bulunarak dünyaca kabul görmüş bir yöntem olan indirgenmiş nakit akım yöntemini yok sayarak tek başına sadece .. çarpanı yöntemine bağlı kalmasının ve dayanağı olmayan büyüme oranlarının, ... çarpanları, sermaye maliyeti oranı kullanarak hatalı bir hesaplama yaptığının da izahtan vareste olduğunu,Davacının, davalı şirketten çıkartılması halinde kendisine ödenmesi gereken çıkma payının tespiti görevi bilirkişilere tevdi edildiğini, 23.01.2024 tarihli raporda 31.12.2022 tarihi itibarıyla şirket değeri tespit edildiğini ve bu tutar üzerinden mahkemece hüküm tesis edildiğini,Yerleşik yargı kararları uyarınca şirketin değerlemesinin "işleyen teşebbüs değeri uyarınca" yapılması gerektiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2021/549 Esas 2021/819 Karar sayılı huzurdaki uyuşmazlığa emsal nitelikteki kararında;" …Payların gerçek değerine uyan ayrılma akçesinin hesaplanabilmesi için ortaklığın gerçek değerinin hesaplanması gerektiğini, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ifadesinin anlamı ve gerçek değerin nasıl hesaplanacağını ve belirleneceğini TTK'da açıklanmadığını,Gerçek değerine uyan ibaresinin yorumu öğreti ve yargı kararlarına bırakıldığını, payların gerçek değerine uyan ayrılma akçesinin hesaplanabilmesi için ortaklığın gerçek değerinin hesaplanması yani ortaklığın yaşayan şirket değerinin hesaplanmasını, işletme finansmanı alanındaki ifadesiyle işleyen teşebbüs değerinin tespit edilmesi gerektiğini, gerçek değer tasfiye değerinden farklı olduğunu, ortak ayrılmasına karşın ortaklık devam ettiğinden ortaklığın tasfiye bilançosuna göre tespit edilen tasfiye değerinin yaşayan şirket değerinden az olduğunu, çıkma ve çıkarılma durumunda yaşayan şirket değerinin hesaplanması gerektiğini, (... Yrd.doç.dr. ...) bu sebeple davalı şirketin gelecekteki kazanç potansiyelininde davacının ortaklıktan çıkma payına yansıtılması gerektiğini, davalı şirketin mal varlığı değerinin iştirakleri dahil 736.128.789,59 TL olduğunu, davacının payına düşen mal varlığı değerinin ise 92.376.801,80TL olduğu hüküm vermeye elverişli denetime açık 05.11.2019 tarihli bilirkişi ek raporuyla anlaşıldığından…"şeklindeki ilk derece kararını onayarak “işleyen teşebbüs değeri uyarınca” hesaplama yapılması gerektiğini, sonuç itibariyle hisse devir bedeli belirlenirken karar tarihine en yakın tarihli “işleyen teşebbüs değeri uyarınca” hesaplama yapılması gerektiğini, bu nedenle bilirkişi raporunda belirlenmiş ve Yerel Mahkemece hüküm tesis edilmiş 31.12.2022 tarihli değerin şirketin gerçek “işleyen teşebbüs değeri” olmasının söz konusu olmadığını,..., davacının çıkma payına ilişkin yaptığı hesaplamada, şirket özkaynak değerini tespit ederken ... çarpanını göz önüne almayarak, şirketin sermayesini temsil eden beheri 1 TL bedelli 5.000 adet hissenin özkaynak değerinin 4,31 TL olduğunu tespit etmesine rağmen; 23.01.2024 tarihli hükme esas teşkil eden raporda bu yöntemden vazgeçtiğini, bunun yerine ... çarpanı uygulaması yoluyla şirket değerini tespit etmeyi tercih ettiğini, bilirkişi heyetine sonradan dahil olan mali bilirkişi ...’in ilk raporda kendisinin de tercih ettiği yöntemle tespit ettiği şirket özkaynak değerine göre yapılan hesaplamaya 23.01.2024 tarihli raporda bu defa muhalefet ettiğini,...’ın çıkma payının hesaplanmasına ilişkin bu iki rapordaki çelişkisini istinaf Mahkemesinin de dikkatine ayrıca sunduklarını,...’ın çıkma payına ilişkin yaptığı bilimsel verilerden uzak, varsayımsal temellere dayalı, yasa, usul ve Yargıtay tarafından belirlenmiş ölçütlere aykırı hesaplama, aynı heyette mali bilirkişi olarak görev yapan... tarafından tercih edilmediğini, çıkma payına ilişkin bu bilirkişinin yaptığı hesaplamada müvekkili şirketin 30.09.2023 tarihli ara bilanço şeklindeki mali tablolarındaki özvarlık değeri göz önüne alınarak hesaplama yapılması yoluna gidildiğini, Dosyada sunulu, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Bilirkişilik Daire Başkanlığı Bilirkişi Sicili’ne kayıtlı bilirkişilerden;Yeminli Mali Müşavirler ... ve ... ile... ve Marka Değerleme Uzmanı ... tarafından hazırlanan 05.02.2024 tarihli Uzman Görüşü’nde “Dosya içerisinde mevcut bulunan Bilirkişi Raporları ve Ek Raporların tarafımızca tetkiki neticesinde; Mali bilirkişinin (...’ın) ilk raporunda şirketin hisse değeri 4,31 TL olarak hesaplanmışken, ek raporda hisse değeri 22,50 TL, 6,85 TL ve 6,20 TL olarak hesaplandığını,Diğer mali bilirkişi olan ...’ın ilk bilirkişi raporunda ve ek raporda hesaplama ve çıkma payı tutarında, iki raporda farklılıklar olduğu ve farklı hisse değeri rakamları bulduğu görülmektedir. Dolayısı ile Sayın bilirkişinin raporlarında bulunan hisse bedeli değerlerinin farklı tutarlar olması nedeni ile bilirkişi heyetimiz tarafından Sayın mali bilirkişinin yapmış olduğu hisse değerlendirmesi ve yöntemleri gerçekçi ve anlaşılır bulunmadığını, Sayın bilirkişi ek raporunda çıkma payını: Bu ortalama değerler esas alınarak, toplam 5.000.000 adet hisseden, davacı tarafın %26,5 hisse oranıyla sahip olduğu 1.325.000 adet hissenin değeri aşağıdaki gibi tespit edildiğini,31 Aralık 2022 tarihi itibariyle 22,50 29.817.239,80 30.06.2023 tarihi itibariyle 6,85 9.074.697,27 30.09.2023 tarihi itibariyle 6,208.211.024,54 Heyet olarak mali bilirkişi...’in hesaplamasına katıldıklarını ve şirket için çıkma payının hesaplanmasında esas aldıkları yöntemin de özvarlık yöntemi olduğunu belirtiriz.” şeklinde olduğunu,Dosyada sunulu 05.02.2024 tarihli Uzman Görüşü’nde de açıkça ortaya konulduğu üzere; 23.01.2024 tarihli raporda mali bilirkişi ... tarafından yapılan hesaplama, gerçekçi ve anlaşılır olmadığını, davacının çıkma payının hesaplanmasında uygulanması gerekli yöntem mali bilirkişi...’in tercih ettiği yöntem olması gerektiğini,Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Bilirkişilik Daire Başkanlığı Bilirkişi Sicili’ne kayıtlı bilirkişiler Yeminli Mali Müşavir ... ile Yeminli Mali Müşavir ...’dan alınan 12.02.2024 tarihli Yeminli Mali Müşavirlik Özel Amaçlı Tasdik Raporun’da ise ...’ın yaptığı hesaplama yöntemine ilişkin olarak; “Davalı ..., kamera yangın, güvenlik gibi zayıf akım kablo çekim ve bağlantıları işlerini yapmaktadır. Bunlarla ilgili projelere taşeron olarak hizmet vermektedir. ... bir yatırım ve üretim şirketi değildir. Yukarıdaki konularda hizmet veren bir hizmet işletmesidir. Hizmet işletmeleri de basit şekilde kurulurlar, malvarlığı genellikle nakit ve çekler-den, alacaklarından, stoklarından, basit alet, cihazlar ile taşıt araçlarından oluşur. Gayrimenkul, fabrika, makine ve tesisler gibi kıymetli yatırımları yoktur. Faaliyet için asıl gerekli olan insan bilgisi, gücü ve emeğidir. Dolayısıyla bu tip şirketleri değerlemek zor değildir.Olayda ...’un değerinin tespiti için stoklarının, cihazlarının, demirbaşlarının ve ta-şıt araçlarının rayiç değerlerinin saptanmasından sonra, buna nakit, banka mevduatı, alacaklar gibi varlık kalemleri ilave edilmeli, bulunan rakamdan borçları çıkarılmalıdır. Çıkan rakama varsa marka ve gayrimaddi varlıkları ilave edildiğinde, şirketin kıymeti ortaya çıkacaktır. Şirketin güncel kıymeti belli olduğunda, ortakların hisse oranlarına isabet eden tutar hesaplanabilecektir. Bu yöntem, Türk Ticaret Kanunu’nun 376. Maddesine göre yapılan hesaplamalarda, borca batıklığın tespitinde, konkordato davalarında, ayrılma payının ve şirket değerinin hesabını gerektiren davalarda aynen uygulanmaktadır. Yöntem denetime açık, anlaşılır genel kabul görmüş, bilinen ve Mahkemeler tarafından benimsenen bir uygulamadır. Hal böyle olmasına rağmen 23.01.2024 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; ... çarpanı diye bir uygulamadan bahsederek;31.12.2022 tarihi itibarıyla şirketin ortalama değerinin 112. 517.886,04 TL, 30.09.2023 tarihi itibarıyla şirketin ortalama değerinin 30.984.998,27 TL olarak tespit edilmiş ve buna göre çıkma payı hesaplanmıştır. Birtakım varsayımlara dayalı bilimsel yönü bulunmayan, kontrol imkânı olmayan ve muha-sebe kuralları ile bağdaşmayan bu hesaplama şeklinden hareket ederek şirketin durumunun kötüye gittiği hisse değerinin küçültüldüğü, davacının şirketin içini boşaltıldığı iddiasının incelenmesi gerektiği şeklindeki doğru ile hiçbir alakası olmayan ifadelerin kullanılmasının kabulü mümkün değildir.” şeklinde olduğunu,Hükme esas teşkil eden bilirkişi raporunda müvekkili şirketin marka değerine ilişkin yapılan değerlendirmenin de hatalı olduğunu,Raporda müvekkili şirkete ait markanın kıymet takdiri hesaplamasında maliyet yaklaşımı yönteminin kullanılması gerektiğinin belirtildiğini, sonrasında şirket tarafından raporlanan son yıla ait mali tablosundaki veriler ışığında ve birleşik karma marka değerleme yöntemiyle yapılan hesaplama neticesinde, müvekkili şirketin marka değerinin 1.822.562,41TL olarak tespit edildiğini,Marka değerinin hesaplamasında birden fazla yöntem kullanılmakta olduğunu, kullanılacak yöntemin tespitinde marka sahibi firmanın etkinliğinin de değerlendirilmesi önem arz ettiğini, Müvekkili şirketin, 2009 yılında kurulan bir bilişim şirketidir. Kurulduğu günden bu yana sektörde kablolama, ses ve network projeleri üzerinde çalıştığını,Müvekkil şirketin, markasını Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... tecil numarası ile 35,37 ve 38 marka tescil sınıflarında 29.02.2012 tarihinde tescil ettirdiğini, açıklamadan da anlaşılacağı üzere müvekkil şirketin, hizmet verdiği müşterilerinin tercih ettiği markalara ait ürünlerin kablolama, ses ve network uygulayıcısı olduğunu, yani müvekkili şirketin kendisine ait herhangi bir ürünü olmadığını, sadece uygulayıcı olarak hizmet verdiğini, müvekkili şirkete ait ... markasının kıymetinin takdir edildiği raporda yapılan değerlendirmede, bu hususun göz ardı edildiğini, müvekkili şirketin sektörde bilinen firmalara ait ürünlerin sadece uygulayıcısı olduğu göz önüne alındığında; tescilli ... markasının şirketin cirosuna herhangi bir katkısı olmadığının izahtan vareste olduğunu, müvekkili şirketin cirosu uygulayıcısı olduğu markalara ait ürünlerden kaynaklanmakta olduğunu, bu sebeple raporda müvekkili şirketin cirosu göz önüne alınarak yapılan karma değerleme yönteminin kabulünün mümkün olmadığını, Dolayısıyla; müvekkili şirketin tescilli markasının aslında herhangi bir değeri olmadığının ortada olduğunu,05.02.2024 tarihli Uzman Görüşü’nde bu husus;“Somut olayda şirket adına tescilli marka kapsamında yer alan hizmetlerde faaliyet olmaması nedenleri ile söz konusu markanın şirketin cirosuna katkısının olmadığı tespit edildiğini,Sonuç olarak... A.Ş adına Türk Patent nezdinde tescil edilmiş olan ... tescil nolu ... markasının tescil kapsamında yer alan hizmetler açısından herhangi bir değerinin mevcut olmadığı kanaatimiz oluşmuştur.” şeklinde isabetle tespit edildiğini,Belirttikleri hususlar bakımından yasa ve usule aykırı Yerel Mahkeme Kararı’nın kaldırılması gerektiğini, ...’ın çıkma payının belirlenmesine yönelik vahim hatalar içeren hesaplama yöntemiyle, müvekkili şirkete ait ... markasının değerinin tespitine yönelik değerlendirmenin kabul edilemez olduğunu, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Bilirkişilik Daire Başkanlığı Bilirkişi Sicili’ne kayıtlı bilirkişilerden oluşan heyetçe hazırlanan dosyada sunulu Uzman Görüşü’nde de yer aldığı üzere; “Davalı şirketin sahibi olduğu markanın değerinin mev-cut olmadığı, davalı şirketin en son raporlanan 30.06.2023 tarihli ara bilan-çosundaki mali veriler ışığında öz varlığının 10.374.020,93. TL olarak hesap-landığı, davacının şirketteki hissesinin %26 olduğunun anlaşıldığı, buna gö-re davacının işbu raporun tanzimine en yakın tarihteki mali verilerine göre çıkma payının 2.697.245,43 TL ile” sınırlı olduğunu, Davacının Çıkma Payını talep etmesi için haklı sebebi olmadığını, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Haklı Sebeplerle Fesih Başlıklı 531. Maddesinin açık olduğunu, “Haklı sebeplerinin var olduğunu, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.”Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere; azınlığın açacağı fesih davasında ancak “haklı sebebin” veya “haklı sebeplerin” bulunması durumunda mahkeme tarafından feshe karar verilebileceğini, dolayısıyla anonim ortaklığı bu maddede düzenlenmiş olan özel fesih nedeni “haklı sebep” olduğunu, şirketin feshi ya da tasfiyesine karar verilebilmesi için ön koşul haklı sebebin varlığı olduğunu, anonim ortaklığın, çoğunluk prensibinin geçerli olduğu bir sermaye şirketi olduğunu, bu itibarla pay sahiplerinin kendi aralarında söz konusu olabilecek fikir ayrılıkları, ihtilaflar ya da kişisel sebepler feshe dayanak teşkil eden bir haklı sebep olamayacağını,Anonim ortaklıklar bakımından “haklı sebep” olarak nitelendirilebilecek vakaların objektif olması ve pay sahibi kimliğinden bağımsız olması gerektiğini, davacının pay sahibi ancak şirketin devamı beklenemez bir hal aldığı durumda, haklı sebeplerin mevcut olduğunu ileri sürebileceğini, haklı sebebin gerçekleştiği hususunun kabulünde dahi davacının dışında kalan diğer menfaat sahiplerinin (şirket, diğer pay sahipleri, ça-lışanlar vb) haklarının da dikkate alınması gerektiğini, dolayısıyla haklı sebep ve bunun devamında fesih ancak bu kimselerin menfaatlerine zarar vermemek koşuluyla ve son çare (ultima ratio) olarak değerlendirilmesi gerektiğini, Müvekkil şirketin feshi için içtihatlar uyarınca belirlenen haklı sebep ölçütlerinden hiçbirinin mevcut olmadığını,Şirketin çoğunluk pay sahibi tarafından kötü yönetilmesi sebebiyle mali sıkıntı içinde bulunmasını, Mali açıdan hiçbir geçerli sebep bulunmamasına rağ-men kâr payı dağıtılmamasını,Azınlık pay sahibi haklarının sistematik bir şekilde ve sürekli olarak kısıtlanmasını,Genel Kurulun sürekli olarak toplantıya davet edilmemesini,Şirket amacıyla bağdaşmayan faaliyetlerde bulunulmasını,Şirket organlarının çalışılamayacak şekilde bloke edilmesini, durumlarından hiçbirinin somut uyuşmazlıkta mevcut olmadığını,Bahsettikleri sürecin göz önüne alındığında, davacı adına haklı bir sebebin varlığından bahsetmenin mümkün olmadığını, davacının aksine kendi kusurlu davranışlarıyla, haklı sebep yaratma çabasında olduğunu, Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2018/626 E., 2019/559 K., 17.04.2019 tarihli kararında;“Anonim şirketlerde, ortağın doğrudan doğruya haklı sebepler ileri sürerek ortaklıktan çıkmayı talep hakkının bulunmadığı, anonim şirketlerde TTK’nın 531. maddesi uyarınca haklı sebeplerin bulunması halinde şirket ortağının, şirketin fesih ve tasfiyesini talep hakkının mevcut olduğu, bu sebeple öncelikle fesih ve tasfiye için haklı sebeplerin mevcudi-yeti kanıtlandıktan sonra mahkemenin fesih ve tasfiye yerine çıkmaya hükmedebileceği, TTK’nın 531. maddesi irdelendiğinde haklı sebeplerin ne olduğu tek tek belirtilmediğinden mahkemece bilirkişi incelemesi yapıldığı ve elden edilen tüm deliller neticesinde davacı tarafın şirketin fesih ve tasfiye-sini gerektirecek haklı bir sebebin varlığını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.” Dosyada sunulu daha önceki dilekçelerinde de belirttikleri üzere; müvekkili şirkete tedbiren kayyım atandıktan sonra, aralarında davacının akrabalarının da bulunduğu müvekkil şirket çalışanlarından altısı toplu olarak istifa ettiklerini, müvekkili şirketten toplu olarak ayrılan bu çalışanlar, işi bırakmadan önce müvekkili şirketçe kendilerine tahsis edilen elektronik posta adreslerini kullanarak, şirketin bilgisi ve onayı olmaksızın, müvekkili şirketin isim ve ünvanı ile bazı müşteri-lere, daha huzurdaki dava açılmadan evvel şirket adına teklif gönderdiklerini, müvekkili şirket tarafından yapılan araştırma sonucunda, bahse konu işlerin davacının görünürde eşi tarfından kurulan ... (…) A.Ş. isimli şirkete aktardıklarının tespit edildiğini, yazışma örneklerin dosyada mübrez olduğunu, müvekkili şirketin bu çalışanların kullanımına tahsis ettiği bilgisayar ve cep telefonları incelendiğinde, müvekkili şirkete ait ticari sır niteliğindeki bilgi ve belgenin kopyalandığını, silindiğini, ihale sürecinde olan ya da devam eden projelere ilişkin verilerin kurtarılamayacak şekilde yok edildiğinin tespit edildiğini, bu hususa ilişkin olarak Beykoz 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2022/601 E. sayılı dosyasıyla yapılan yargılama neticesinde, bu çalışanlardan ..., ..., ..., ..., ...'ın bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme, var olan verileri başka bir yere gönderme suçundan cezalandırılmalarına karar verildiğini, davacının eşi olan ...’ın 17.11.2020 tarihinde müvekkili şirket ile aynı iştigal konusunda faaliyet gösteren ... (…) A.Ş. adında yeni bir şirket kurduğunu, ...’ın şirketin iştigal konusunda herhangi bir tecrübesi bulunmadığını, son 15 yıldır bu konuyla ilgili herhangi bir faaliyette bulunmadığını, bu sebeple yukarıda bahsedilen altı eski çalışan,... ve ... (…) A.Ş. şirketi aleyhine İstanbul Anadolu 2.Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/901 E. sayılı dosyası ile haksız rekabete ilişkin dava ikame edildiğini, bahse konu davanın hala derdest olduğunu, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuyla aralarında davacının da yer aldığı davalıların eylemlerinin haksız rekabete konu olduğunun kabulü halinde, müvekkili şirketin kâr kaybının 285.368,21 TL olduğu isabetle tespit edildiğini, ayrıca müvekkili şirkete denetim ve onay kayyımı atandığını öğrenen banka, tedarikçi ve müşteriler, müvekkili şirketle çalışırken daha önce uygulamadıkları usulleri tercih etmeye başladığını, müşteriler çalışmaya çekindikleri için yüksek tutarlı teminat mektubu talep ettiğini, bankaların çoğu müvekkili şirket ile çalışmayı sonlandırdığını, müvekkili şirketin kredi ve teminat mektubu taleplerin muhataplarca geri çevrildiğini, Hali hazırda özel bankaların hiçbiri müvekkili şirketle çalışmadığını, müvekkili şirketi şu an tek bir kamu bankası ile çalıştığını, bu bankanın ise müvekkili şirket limitlerini olması gerekenden çok daha düşük olarak belirlediğini, müvekkil şirketin bu sebeple uğradığı iş ve kazanç kaybının milyon dolarlara ulaştığını, müvekkili şirket karşılaştığı tüm bu olumsuzluklara rağmen sadece çalışmaya odaklandığını ve ayakta kalmayı bu tarihe kadar başardığını, ancak tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi koşulları ve pandeminin sebep olduğu ekonomik gerilemenin, bankalar ve müşterilerle yaşanan yukarıdaki süreç göz önüne alındığında, yerel mahkemece atanmış denetim ve onay kayyımının görev süresinin uzaması müvekkili şirketin ticari varlığının sonlandıracak ve iflasına neden olacağını,Davacının, dava açılmadan önceki ve dava açıldıktan sonraki süreçteki eylemleri, müvekkili şirketin menfaatinden ziyade kendi menfaatine yönelik olduğuun, davacının davanın başından beri tek amacı hisselerini fahiş tutarla diğer ortağa devretmek ve istediği şartlarda şirketten ayrıldığını, ancak devam eden süreçte, davacının eşi adına kurduğu ... (…) A.Ş. isimli şirket ile ticari faaliyetine devam etmeye başladığını, çıkma payını alıp müvekkili şirketteki ortaklıktan ayrılma isteğini her geçen gün azalttığını, bu durum neticesinde davacı, denetim ve onay kayyımı gözetimindeki müvekkili şirketi iflas ettirmek için her türlü yolu denemeye başladığını,Yukarıda bahsedilen tüm süreç göz önüne alındığında; anonim ortaklığın bir sermaye şirketi olduğunun unutulmaması gerektiğini, fesih davasının amacı azınlığın haklı menfaatlerinin korunması olmakla birlikte, bir anonim ortaklıkta menfaati korunan tek topluluğun azınlık olmadığını, azınlık dışında çoğunluk pay sahiplerinin, şirketin ve çalışanların dahi menfaatlerinin korunması gerektiğinin gözden kaçırılmaması gerektiğini,Dolayısıyla menfaatler dengesinin korunması önem arz ettiğini, dava konusu olayda menfaat dengesi davacı lehine ancak şirket, çalışanlar ve diğer pay sahibi aleyhine ciddi şekilde bozulduğunu, müvekkili şirketin, iflasına kadar uzanacak ağır koşullarla boğuşmak zorunda kaldığını, öncelikle dosyada sunulu 23.03.2024 ve 05.02.2024 tarihli Uzman Görüşleri ile 12.02.2024 tarihli Yeminli Mali Müşavirlik Özel Amaçlı Tasdik Raporun’da belirtilen yönteme göre hesaplanan çıkma payı tutarının, mahkeme aksi kanaatte ise 23.01.2023 tarihli bilirkişi raporunda mali bilirkişi... tarafından hesaplanan çıkma payı tutarının Mahkemeniz dosyasına teminat olarak depo edilmesi suretiyle 05.10.2020 tarihinde Yerel Mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep ettiklerini,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Temi-nat Karşılığı Tedbirin Değiştirilmesi veya Kaldırılması” başlıklı 395. maddesi:“Aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen veya hakkında bu tedbir kararı uygulanan kişi mahkemece kabul edilecek teminatı gösterirse mahkeme duruma göre tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına karar verebilir” hükmünün havi olduğunu, Bu doğrultuda yukarıda bahsettikleri süreç, dosyadan tanzim edilen kayyum raporları, HMK’nın 395/1 hükmü ve bilirkişi raporu ve dosyada sunulu uzman görüşlerinde hesaplanan çıkma payı göz önüne alındığında, Mahkemece belirlenecek teminat karşılığında, müvekkili şirkete atanan denetim ve onay kayyumu tedbirinin kaldırılmasına, Yasa, usul ve içtihatlara aykırı Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, Türk Ticaret Kanunu'nun 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı sebeplerle feshi, aksi halde pay sahibi davacının gerçek pay değerinin ödenerek şirket paydaşlığından çıkarılması taleplerine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne, Davalı şirketim feshi talebinin reddine, Davacı ortağın çıkma talebi için haklı neden bulunduğundan davalı şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesine, 29.817.239,80 TL çıkma payının davalı şirketten tahsili ile davacıya ödenmesine, ihtiyati tedbir kararının kaldırılması veya değiştirilmesi yönündeki talebin reddine, tedbirin devamına, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı taraf dava dilekçesi ile; “Davalı şirkette %26 oranında azınlık hissesine sahip olduğunu, diğer hissedar ...’in ise şirketin %74 çoğunluk hissesine sahip olduğunu, ...’in şirket yönetim kurulu başkanı, kendisinin ise yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak çalıştığını, Şirket Ana Sözleşmesine istinaden Yönetim Kurulu üyelerinin münferiden sınırsız imza yetkilisi olduğunu, son Yönetim Kurulu seçiminin 18.10.2017 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında yapıldığını, sayılan kişilerin 3 yıllığına üye olarak seçildiklerini, Yönetim Kurulu üyelerinin yanında Şirketin Esas Sözleşmesi uyarınca çoğunluk hissesine sahip ...’in eşi ...'in aksi karar alınıncaya kadar münferiden sınırsız imza yetkilisi olduğunu ve bu yetkisinin halen devam ettiğini, faal olan şirketin 2019 yılı finans tabloları incelendiğinde somut kazançlar ile uyuşmayan kayıtlar ve giderler olduğunu, diğer hissedar ... ve imza yetkilisi eşi ...’in şirket hesaplarından şahsi hesaplarına bir gün arayla olağan dışı ve yüksek tutarlı para transferleri gerçekleştirdiklerini, ayrıca 2020 yılında devlet bankalarından şirket adına çekilen toplam 17.000.000 TL’nin akıbetinin bilinmediğini, .... Şti. unvanlı şirkete belirli aralıklarla kesilen faturalarla şirket karının düşürüldüğünü, şirket nezdinde istihdam edilen personelin maaşlarının bir kısmının elden ödenmekte olduğunu, sayılan sebeplerle davalı şirketin ticari hayatına devam etmesinin mümkün olamayacağını, bu sebeple dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir mahiyetinde şirket yönetimine kayyum atanmasına, dava sonunda ortaklığın feshine, bunun mümkün olmaması halinde hisselerin gerçek değerinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir.6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Haklı Sebeplerle Fesih Başlıklı 531. maddesinde; "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir." Düzenlemesini içermektedir. TTK'nın 531. maddesinde haklı sebeple fesih sebepleri düzenlenmemiş ve bu konuda takdir hakkı somut olayın özelliği nazara alınarak Mahkemelere bırakılmıştır. Buna göre mahkemeler dayanılan vakıaların gerçekliğini, haklı sebep teşkil edip etmeyeceğini, şirketin feshinin son çare olup olmadığını, dava açan pay sahibinin gerçek pay değerinin ödenmesi suretiyle paydaşlıktan çıkarılmasının daha adil bir sonuç yaratıp yaratmayacağını ve somut olaya göre şirketin ayakta tutulması daha hakkaniyetli ve adil bir sonuç doğuracak ise alternatif bir çözüm yolunun bulunup bulunmadığını değerlendirerek karar verecektir.Davalı ... A.Ş.'nin 2 ortaklı şirket olup davacı yanın, % 26,5 pay sahibi olduğu, dava dışı ortak ...'in ise %73,5 hissesiye sahip olduğu , davalı şirketin 18.10.2017 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında davacının ve dava dışı ortağın 3 yıllığına yönetim üyesi olarak seçildikleri, davacının münferit yetkili yönetim kurulu başkan yardımcısı, dava dışı ortağın ise münferit yetkili yönetim kurulu başkanı olduğu, davacının münferit yetkili yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevinin 28/09/2020 dava tarihinden sonra 15/10/2020 tarihine kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.Somut olayda davacı tarafça, münferit yetkili yönetim kurulu başkanı olan dava dışı ortak tarafından şirketin içinin boşaltıldığı, şirketin kötü yönetildiği iddiası ile eldeki davanın ikame edildiği, dava dilekçesinde delil olarak şirketin tüm defter ve kayıtları, banka kayıtları, bilirkişi İncelemesi ve tanık deliline dayanıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece verilen hüküm gerekçesinde; davalı şirketin tespit edildiği üzere dava açılmasından sonra aşırı borçlanma yoluna giderek şirket değerinin düşürüldüğü, davalı şirketin fatura keserek borçlandırıldığı, taraflar arasında iyiniyet ve güven duygusunun zedelendiği, taraflar arasında çeşitli davaların devam ettiği tüm bu hususların davacı açısından davanın açılmasına haklı sebep sayılacağı, bununla birlikte davacı ile davalı şirket diğer ortağı arasında anlaşmazlık olduğu, bu durumun ortaklar arasında geçimsizlik bulunduğuna delalet ettiği gerekçesi ile; Davacı ortağın çıkma talebi için haklı neden bulunduğundan davalı şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesine, çıkma payının davalı şirketten tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş ise de; her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceği, davacı tarafça delil listesinde taraflar arasında görülmekte olan veya karara çıktığı belirtilen dava dosyalarına delil olarak dayanılmadığı, yargılama aşamasında bildirilen dava dosyalarının uyap sisteminden getirtilen kayıtları incelendiğinde, davalı tarafça dava tarihinden sonra yapılan şikayet üzerine açılan ceza davası ve dava tarihinden sonra açılan hukuk davaları olduğu, dava tarihinden öncesine ilişkin davalar olmadıklarının anlaşıldığı, bunun gibi dava tarihinden sonra gerçekleşen vakıalar tahkikatın konusunu teşkil etmeyeceklerinden hükme esas alınamayacaklardır. Davacı tarafından bilgi alma ve inceleme haklarının engellendiğini gösterir herhangi bir delil sunulmadığı, genel kurullarda bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılmasının talep edildiğini ve bu hakkın kullandırılmaması nedeniyle TTK'nun 437/5 maddesine dayalı dava açıldığını gösterir delil bulunmadığı anlaşılmıştır. Fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir. Somut olaya döndüğümüzde, davacı tarafça eldeki davanın, dava dışı pay sahibi ortak tarafından şirketin içinin boşaltıldığı, şirketin kötü yönetildiği iddiası ile ikame edilmiş olup mahkemece aldırılan mali bilirkişi raporunda; Davalı şirketin yüklü miktarda parayı diğer ortağın hesabına aktardığı, aynı şekilde davalı şirketin .... Şti.'den “Proje Yönetimi, Danışmanlık, Servis Hizmeti” aldığı, ancak alınan bu hizmetin gerekliliği ve maliyetinin makul olduğu hususlarında önemli belirsizliklerin bulunduğu, diğer yandan düzenli kar eden ve pandemi şartlarından etkilenmeyen davalı şirketin son 6 aylık dönemde esas faaliyetini zararla kapattığına ilişkin tespitler, davacı ortağın münferit yetkili yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak görev yaptığı dönemi ilişkin olduğu ve davacının yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini 28/09/2020 dava tarihinden sonra 15/10/2020 tarihine kadar devam ettirdiği, TTK.nın 370,371,374,375 madde hükümleri kapsamında münferit yetkili olan davacının görev ve yetkilerinin gereğini yerine getirmesinin fiilen engellendiğini somut olarak iddia ve ispat etmediği gibi, şirketin zarara uğraması halinde şirket yöneticisinin sorumluluğuna gidilebileceği açık olup bu konuda dava açıldığına ilişkin iddia ve delil olmadığı, ayrıca mahkemece alınan bilirkişi raporlarındaki tesbitlere göre davalı şirketin borca batık olmadığı anlaşılmıştır. Davacının ortaklık payının ödenmesi ile şirketten çıkmasına karar verilebilmesi için de haklı sebeplerin mevcut olması gerektiği, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının somut delillerle kanıtlanması gerekir. Davacının davalı anonim şirketin fesih ve tasfiyesi için ileri sürdüğü iddialar ve olaylar davacının şirket yönetim kurulu üyesi ve münferit yetkili yönetim kurulu başkan yardımcısı görevlerini yerine getirdiği döneme ait bulunmaktadır. Dolayısıyla, davalı anonim şirketin feshi için dava konusu iddiaların ileri sürülmesinin iyiniyet kurallarına aykırı olduğu ve yöneticinin sorumluluğuna ilişkin iddialar tek başına şirketin feshi için haklı sebep teşkil etmeyeceği gözetilerek mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yukarıdaki gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde görülmemiştir.(Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2022/2860 Esas - 2023/7036 Karar sayılı kararı ile aynı dairenin 2017/3460 Esas - 2019/2407 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.)Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından İDM. kararının HMK. 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce yeniden hüküm kurularak davanın reddine, dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; A-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret mahkemesi'nin 20/03/2024 tarih ve 2020/407 Esas - 2024/296 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 1-Davanın REDDİNE,2-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği ilk derece mahkemesince 05/10/2020 tarihli ara karar ile verilen denetim ve onay kayyımı atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararının KALDIRILMASINA, 3-İhtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ilişkin kararın infazı için İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına,
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 4-Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL karar harcının davacı tarafından yatırılan toplam 510.554,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 510.126,8 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,6-Davalı tarafından sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve taktir olunan 906.172,40TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Artan gider avansı varsa talep halinde ve karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN: 9-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,10-Davalı tarafından yatırılan 509.203,91-TL istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine, 11-Davalı tarafından sarf edilen 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 298,00 TL dosyanın istinafa gidiş / dönüş gideri toplamı 1.467,40-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 12-Bakiye gider avansı varsa talep halinde ve karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, 13-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 24/10/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.