T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1964 Esas
KARAR NO: 2025/1960 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2023/405 Esas - 2023/752 Karar
TARİH: 09/11/2023
DAVA: Tespit
KARAR TARİHİ: 20/11/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkili ile davalı arasında 01/09/2020 tarihinde Kafe ve Büfe hizmetleri Sözleşmesinin imzalandığını, sözleşmeye konu iskele alanının büyük kısmının kullanımının 29 yıllığına müvekkili şirkete bırakıldığını, İstanbul Valiliği Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü Avrupa Yakası Milli Emlak Başkanlığı tarafından müvekkili şirkete gönderilen yazıda; konu alanın iskele olarak kullanılmak üzere müvekkili şirkete bırakıldığı, fakat amaç dışı kullanımın tespit edildiği, bu durumun önlenmesi, aksi halde idari yaptırımların uygulanacağının bildirildiğini, bu nedenle müvekkili şirket tarafından davalıya ihtarname tebliğ edilerek, sözleşmenin feshedildiği, dava konusu alanın boşaltılmasının talep edildiğini beyanla taraflar arasında imza edilen Kafe ve Büfe Hizmetleri Sözleşmesinin 23/06/2023 tarihi itibariyle feshedildiğinin tespitine, sözleşmenin feshi kapsamında davalı şirketin sözleşmeye konu alanı kullanmasının hiçbir hukuki dayanağı kalmadığından, sözleşmeye konu alanın davalı tarafından haksız kullanımının sona erdirilmesine, alanın boş ve hasarsız olarak müvekkili şirkete teslimine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın görevli mahkemede açılmadığını, görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemeleri olduğunu, söz konusu uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklandığını, sözleşmenin feshi ve alanın tahliyesine nedeniyle davacının malik olmadığı beyan edildiği halde bu taleplerde bulunmasının hukuken mümkün olmadığından husumet itirazında bulunduklarını, esasa ilişkin olarak da; yapılan fesih işleminin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkilinin kafe ve büfe hizmetlerine uygun hizmet verdiğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi'nin 09/11/2023 tarih 2023/405 Esas 2023/752 Karar sayılı kararında;"..Dava; Davacı şirket ile davalı şirket arasında imzalanmış olan kafe ve büfe hizmetleri sözleşmesinin 23.06.2023 tarihinde feshedilip edilmediği hususunun tespiti ile davalının söz konusu iskeleyi haksız olarak kullanıp kullanmadığı, kullanıyor ise bunun sonlandırılması hususuna ilişkindir. Davacı vekiline; arabulucuya gidebilecekleri bunun için talep etmeleri halinde mahkememizce üç ayı geçmemek üzere bir mehil verilebileceği, taraflar arasındaki ihtilafın neteliğinin arabuluculuğa uygun olduğu, arabuluculuğun yargı yolu dışında alternatif bir çözüm yolu olduğu ve bu çözüm yolunda kararın üçüncü bir kişi tarafından değil bizzati taraflarca anlaşılmak suretiyle verildiği, yani kazan kazan ilkesine göre hareket edildiği, bu süreçte ifşa edilmemesi gereken ticari sırların saklı tutulabildiği, süreç olarak daha kısa ve masraf olarak da yargılamaya göre çok daha cüzi giderler ile muhatap olabilecekleri, ülkemizde yasa ile bu hususun getirilmiş olduğu, diğer medeni ülkelerde de bu hususun bir yol olarak tercih edildiği bir kısım ülkelerde zorunlu olduğu, ülkemizde ise ihtiyari olduğu ve arabulucuların en az beş yıllık meslek tecrübesi ne sahip hukuk fakültelerinden mezun arabulucuk eğitimi almış, Adalet Bakanlığının Arabulucuk siciline kayıt olmuş ve arabulucuk yüksek kurulu tarafından belirlenmiş olan tarife hükümlerine göre ücrete hak kazanan kişilerden seçilebileceği, bu husus dikkate alınarak gitmek istedikleri takdirde mahkemece verilen sürelerin hak düşürücü süre ve zaman aşımının da dikkate alınmayacağı ve arabulucukta sunulan kabul edilen sarf edilen sözlerin mahkemede delil olarak kullanılamayacağı dayanılsa bile mahkemece hükme esas alınamayacağı ve anlaşmaları halinde icra edilebilirlik şerhi olan metnin ilam hükmünde sayılacağı hatırlatılmış, davacı vekili arabulucuya gitmek istemediğini bildirmiştir. 6325 Sayılı Kanunun 18/A-(2) maddesi uyarınca arabuluculuğa başvurulup arabuluculuk faaliyeti neticesinde anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış suretini mahkemeye sunulması dava şartıdır. Keza aynı yasa maddesinin son cümlesi uyarınca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. Davanın türü de dikkate alınarak davacının dava öncesinde zorunlu arabuluculuk müessesesine başvurduğuna dair herhangi bir delile tesadüf edilmemiştir. Bu hususta dosyaya sunulan herhangi bir evrak bulunmadığı gibi deliller kısmında da zorunlu arabuluculuğa gidildiğine ve belge sunulacağına dair bir beyan da söz konusu değildir. Bu sebeple amir yasa hükmü kapsamında başka bir işlem veya ihtara gerek olmaksızın davanın usulden reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir..."gerekçesi ile, ''Davanın dava şartlarından olan arabuluculuk başvurusu yerine getirilmediğinden arabuluculuk dava şartı yokluğu sebebiyle davanın USULDEN REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece gerekçeli kararda davanın arabuluculuğa tabi olup olmadığı tartışılmadığı gibi dava konusunun hangi mevzuat ve gerekçe ile arabuluculuğa tabi olduğu yönünde bir gerekçeye de yer verilmediğini, bu nedenle dahi kararın kaldırılması gerektiğini, davanın dava şartı arabuluculuk yoluna başvuru yapılmadığı için mi, yoksa ihtiyari arabuluculuk yoluna başvuru yapılmadığı için mi reddedildiğinin anlaşılamadığını,müvekkili şirketin arabuluculuğa başvurmadığı ve bu belgelerin sunulmadığından bahisle de red kararı verilmişse de, dava konusunun neden ve hangi mevzuat kapsamında arabuluculuğa tabi olduğuna dair en temel meseleye dair hiçbir gerekçeye yer verilmediğini, mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini;Yargıtay 16. Hukuk Dairesi’nin 2016/461 E., 2019/6917 K. sayılı ve 04.11.2019 tarihli kararının da bu doğrultuda olduğunu, ilgili davanın konusu tespit niteliğinde olup dava şartı kapsamında arabuluculuk yoluna tabi olmadığını, mahkemenin gerekçesinde de, ihtiyari arabuluculuğun nasıl gerçekleşeceğinden ve -davanın konusuyla ilgisi bulunmayan- arabulucu olabilmek için gerekli şartlardan bahsedildiğini, mahkemece verilen kararın kendi içinde çelişkili olduğunu, ihtiyari arabuluculuktan söz edilmesine rağmen, arabuluculuk yoluna başvurulmamasının gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmesinin kabul edilemeyeceğini, mahkemenin, ihtiyari arabuluculuk yoluna başvuru yapılmaması nedeniyle davayı reddedemeyeceğini, davayı dava şartı kapsamında arabuluculuk yolu tüketilmediğinden bahisle de reddedemeyeceğini, zira davanın konusunun bu kapsamda olmadığını, karardan, hangi gerekçe ile davanın reddedildiğinin dahi anlaşılamadığını;Huzurdaki işbu dava, taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiğinin tespiti ve dava konusu alanın boşaltılmasına ilişkin olup bu davanın, dava şartı arabuluculuk yoluna tabi olmadığını, bir davanın zorunlu arabuluculuk yoluna tabi olabilmesi için dava konusunun ‘bir miktar para' olması gerektiğini ancak huzurdaki davanın konusunun herhangi bir alacak talebine ilişkin olmayıp sözleşmenin belirli bir tarihte feshedildiğinin tespitine yönelik olduğunu, bu bağlamda kanunun lafzının son derece açık olduğunu, dolayısıyla Yerel Mahkemece dava konusunun arabuluculuğa tabi olduğundan bahisle usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davanın konusu itibariyle dava şartı arabuluculuk yoluna tabi olmadığının içtihatlar kapsamında da sabit olduğunu;İşbu davada arabuluculuğun yalnızca ihtiyari olarak başvurulabilecek bir yol olduğunu, ihtiyari bir yola tarafların başvurma zorunluluğu bulunmadığını, bu yola başvurulmaması durumunda davanın usulden reddi gibi bir sonuçla karşılaşılmasının da söz konusu olmadığını, ihtiyari arabuluculuk ‘yargı yolu dışında alternatif bir çözüm yöntemi’ olup bu nedenle başvurulmamasının davanın reddi sonucunu doğurmasının mümkün olmadığını beyanla İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/405 E., 2023/752 K. sayılı ve 09.11.2023 tarihli kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taraflar arasında imzalanan Kafe ve Büfe Hizmetleri Sözleşmesi'nin feshedilmiş olduğunun tespiti, davalının haksız işgaline son verilmesi ve sözleşme konusu yerin davacıya teslimi taleplerine ilişkindir. Mahkemece, davanın zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemiş olması sebebi ile usulden reddine karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesine göre TTK'nın 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Somut olayda, dava konusu taleplerden hiçbiri, açıklanan yasal düzenleme kapsamında zorunlu arabuluculuğa tabi değildir. Mahkemece verilen kararın gerekçesinde, ihtiyari arabuluculuktan bahsedilmiş, davanın hangi yasal düzenleme kapsamında arabuluculuğa tabi olduğu açıklanmamış, Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 maddesinde yer alan düzenlemenin ihtiyari arabuluculuk için getirildiği gibi bir kanaat belirtilmesine rağmen, devamında zorunlu arabuluculuğa başvurulmadığından bahsedilerek hükümde davanın arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemesi nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bu hali ile verilen kararın hem gerekçesiz hem de kendi içerisinde çelişkili olması sebebiyle HMK'nın 297. maddesine uygun ve Dairemizce denetlenebilecek nitelikte olmadığından kaldırılması gerekir ise de, davanın zorunlu arabuluculuğa tabi ve ihtiyari arabuluculuğa başvurulmasının da dava şartı olmaması sebebiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk derece mahkemesi kararının 353/a-4 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/11/2023 tarih, 2023/405 Esas ve 2023/752 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 20/11/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.